4.BÖLÜM(MAHZEN)

3672 Words
"Her zaman gerçekler acıtırdı, en azından biz öyle bilirdik beni hiç bir zaman bir gerçek acıtmadı aksine ben gerçeklerin acıttığını değil acıların gerçek olmasından kaynaklı bizi üzdüğünü düşünenlerden yanaydım." ... Merih önde ben arkasında ve benim hemen arkamda Troya kurulunda görevli olan adını bile bilmediğim iki adam ve onlarla beraber Egemen ve Olcay vardı. Adımlarımı Merih'e uydurmaya çalışırken bir anda durdu. Merih'in ani duraksamasıyla yüzümü onun göğsüne çarptım. Hızla Merih'ten ayrılırken göz göze geldik.  Yüzünde hiç bir ifade yoktu bu yüzden yüzüne bakınca ne hissettiğini ne düşündüğünü anlamak çok zordu. Bakışlarımı Merih'ten çekip yere sabitlerken Merih soğuk sesiyle çoktan konuşmaya başlamıştı. "Buradan sonrası bende."demişti. Merih'in sesiyle Troya kurulundan gelen iki adam hızla yanımızdan ayrıldı. Geriye sadece ben Egemen Merih ve Olcay kalmıştık. "Egemen Olcay sizde geri dönün bundan sonrasını ben hallederim."dediğinde Egemen ve Olcay bana doğru döndü. "Korkma hiç bir şey olmayacak."diye teselli ettiler daha sonra geriye doğru dönüp gözden kayboldular. Geriye sadece ben ve Merih kalmıştık şimdi. Merih hiç bir şey söylemeden yürümeye devam ederken bende sessiz kalıp onu takip ettim. Büyük ve geniş bir duvarın önüne geldiğimizde bakışlarımı Merih'e çevirdim.  Yan tarafta duran kırmızı bir düğmeye bastı. Ben ne yaptığına bakarken önümüzde ki duvar yukarı doğru kayıp içinde araba dolu olan gizli otopark açıldı. Ben şaşkın bir şekilde az önce olanları anlamaya çalışırken Merih çoktan içeri geçmişti. Hemen arkasından bende içeri geçtigimde her parçası siyah olan bir arabanın önüne geldik. Sade siyah ve mattı. "İncelemen bittiyse bin istersen."diye söylendi. Sesi o kadar kaba çıkmıştı ki kaşlarımı hafif bir şekilde çatarak ona baktım. Bu kadar kaba ve sert olması ona olan öfkemi ikiye katlamaktan başka hiç bir işe yaramıyordu. Vakit kaybetmeden sürücü koltuğunun yanında ki yolcu koltuğuna yerleşirken hızla arabayı çalıştırıp bizi buradan uzaklaştırdı.  Ben bakışlarımı yan tarafımda duran pencereden dışarıya sabitlerken tekrar Merih'in sesini duydum. "Kemerini tak."diye emir verici bir tonda konuştuğunda dayanamayarak konuşmaya başladım. "Bu kadar kaba olmak zorunda mısın?"diye sordum. Sesim ilk defa ona karşı bu kadar yüksek çıkmıştı. Merih kaşlarını çatarken vakit kaybetmeden soruma cevap vereceğini düşünmüştüm. "Kemerini tak."diye tekrarladı bir kez daha. Sorduğum soru umurunda bile olmamıştı. Merih'i duymamazlıktan gelerek bakışlarımı tekrar pencereye doğru çevirdim. Herkese emir verip yönlendirebirdi, ama kimsenin ona uyma gibi bir zorunluluğu yoktu en azından ben öyle düşünüyordum. Merih çok geçmeden arabayı çalıştırıp otoparktan uzaklaşırken kısa bir süre önce bana baktı daha sonra hiç beklemediğim ani bir frenle arabayı durdurdu. Yaptığı ani fren başımı sert bir şekilde cama çarpmama neden olduğunda acı ile yüzümü buruşturdum.  Elimle alnımı tutarken bakışlarımı öfkeyle Merih'e çevirdim. "Ne yaptığını sanıyorsun?"diye sordum. Merih cevap vermeden ani bir hareketle kemerimi bağlamıştı. "Bir daha kine kemerini takar daha dikkatli olursun sende."dediğinde tekrar arabayı çalıştırdı. Öfkeden her ne kadar sinirlensem de belli etmedim. Ve bakışlarımı sinir bozucu olan Merih'ten çekip yola doğru çevirdim. Etrafta tek tük insanlar vardı ve yolda sadece sayılı araba vardı bu her ne kadar gözümden kaçmamış olsa da bu soruyu Egemen ve Olcaya sormam gerektiğini aklımın bir ucuna not ettim.  Dakikalar sonra büyük bir binanın önünde duraksadığımız da arabadan inmek için harekete geçmeye hazırlanırken Merih'in sesiyle duraksadım. "Az sonra sana buraya nasıl geldiğin hakkında bir çok soru soracaklar, sen sadece sana sorulan sorulara cevap ver daha fazlasını söylemene gerek yok."diye açıkladığında başımı olumlu anlamda sallayıp arabadan indim. Merih'te arabadan indiğinde vakit kaybetmeden içeri geçtik. İçerisi tuhaf giyinimli insanlarla doluydu. Ben onlara garip bir şekilde bakarken onlarda aynı şekilde bana bakıyorlardı.  Kendi kıyafetlerimi incelediğimde üzerimde beyaz bir ceket altta ise siyah dar pantolonum vardı. Giyimimde tuhaf hiç bir şey olmadığını fark ettiğimde Merih'le göz göze geldim. Benim ne yaptığıma tuhaf bir şekilde bakıyordu. Gözleri ile hangi odaya geçmem gerektiğini gösterdiğinde gereği olmadıkça hiç konuşmadığını fark ettim.  Sessizdi gerekmedikçe konuşmuyor sorularıma cevap vermiyordu.  Buda onu umursamaz ve fazlasıyla ukala bir kişiliği olduğunu ispat ediyordu. Merih'in gösterdiği odanın kapısını açarken arkamda onunda varlığını hissedebiliyordum. En yüksek mertebede oturan 4 adam vardı. Onların bir altında da 2 bayan oturuyordu. Burası bizim mahkememize benziyordu ama biraz daha farklıydı. Merih yanımdan ayrılarak en yüksek mertebede oturan 4 adamın yanında oturdu.  Sonuçta o da bir Troya kurulunun üyesiydi. Belkide Egemen ve Olcay'ın Merih'e liderimiz diye hitap etmelerinin sebebi de buydu. Düşüncelerimden ayrılarak bana gösterilen sandalyeye oturdum. "Adınız ne?"diye sordu en önde oturan kır saçlı adam.  "A-"devamını getiremeden sözümü kalın ve soğuk bir ses kesti. "Asmara."diye araya giren Merih'in sesiyle garip ve biraz da şaşkın bir şekilde ona doğru döndüm. Asmara da nereden çıkmıştı? Merih neden gerçek adımı söylememiş Asmara diye hitap etmişti? Bunları düşünmeyi bırakıp Merih'in sözlerini doğruladım.  "Asmara."diye mırıldandım yalan söylemeye mecbur bırakılarak.  "Buraya nasıl geldiniz?"diye sordu kır saçlı adamın yanında oturan orta yaşlı adam. "Bilmiyorum."diye kısa bir cevap verdim. Buraya nasıl geldim bilmiyordum ama benimde öğrenmek istediğim bir gerçekti. "Neden o gece dışarısının tehlikeli olduğunu bilmenize rağmen dışarı çıktınız?"diye sordu bir başkası. Tam cevap vereceğim sırada Merih tekrar araya girdi. "Haberi yoktu, yarasının hızlı bir şekilde iyileşebilmesi için ilaç tedavisi altındaydı."diye yalan söylemişti. Bunu neden söylemişti ki? Neden beni buradan kurtarmak için yalan söylediğini hissediyordum? Ben hala şaşkın bir şekilde Merih'e bakarken göz göze geldik. Gözlerinde en ufak bir duygu belirtisine rastlamadım.  Aksine aklında bir şeyler vardı ve bunu da bu yüzden yapıyordu. Bana soru sormayı bırakıp aralarında konuşmaya başladıklarında ne konuştuklarını az çok duyabiliyordum.  Kır saçlı adam diğerlerine doğru dönerek"Nasıl bir ceza vermeliyiz?"diye sormuştu. Merih hariç diğeri aralarında tartışırlarken cevap sırası Merihteydi. "Buraya nasıl geldiğini bile bilmiyor, ben ceza verilmesinden yana değilim."diye cevap verirken şaşkınlıktan gözlerimi büyüttüm. Buradan çıkar çıkmaz Merih'e bana neden yardım ettiğini sormalıydım. Çünkü bana olan bu kabalığından sonra söyledikleri oldukça garip geliyordu. MERIH SALKAN Troya üyeleri aralarında nasıl bir ceza vermeleri gerektiğini düşünürken bakışlarım Afraya doğru kaydı. Küçük bir kız çocuğu gibi başını öne eğmiş bir şeyler düşünüyordu. Onun hakkında söylediklerim onu çok şaşırtmıştı bunu aramızda ki mesafeye rağmen fark edebilmiştim. Karar anı geldiğinde tüm dikkatimi Troya üyelerine verdim.  "Karar verilmiştir, adının Asmara olduğunu söyleyip buraya nasıl geldiğini dahi bilmediğini iddia eden genç kızı Mahzende 48 saat saat cezaya çarptırılması düşünülmüştür."dediğinde hafif bir şekilde kaşlarımı çattım. Başına bir şey gelmemesi için her şey yapacağıma dair kendime bir söz vermiştim.  Orada tek başına kalamazdı Mahzen sandığı gibi boş bir odadan ibaret değildi, oldukça soğuk ve açık bir alandı ve ayrıca ona zarar verecek bir çok görünmez hayvan vardı. Onlarla baş edecek kadar güçsüz ve tecrübesizdi. Buna izin veremezdim onu buraya getirerek hayatını zaten tehlikeye atmıştım şimdide benim yüzümden böyle bir ceza almasına izin veremezdim.  Herkes cezayı onaylarken ayağa kalktım. "Verdiğiniz karara saygı duyuyorum fakat bir konuda  itirazım var."diye itiraf ettiğimde herkes bakışlarını bana doğru çevirdi. "Nasıl bir itiraz?"diye sordu aralarından biri. "Söylediğiniz gibi mahzene iki gün kapatılacak fakat o çok tecrübesiz bu şehir ile ilgili hiç bir şey bilmiyor bende onunla beraber mahzene kapatılmak istiyorum."diye iddia ettiğimde başta yabancı kız olmak üzere odada ki herkes garip bir şekilde bana baktı. "Emin misiniz? Orasının tehlikeli olmasına rağmen gerçekten de kalmayı istiyor musunuz?"diye sordular. Evet anlamında başımı salladım. İtiraz etmeden kabul ettiler.  Herkes ayağa kalkarken bana hala şaşkın bir ifadeyle bakan yabancı kıza doğru döndüm. Yüzünde ki şaşkın ifade her halinden belli oluyordu. Odada ki herkes birer birer çıkarken sadece ben ve o kalmıştık.   AFRA SOYKAN Tüm bu olanlara hala bir anlam veremiyordum. Mahzenin nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum ama konuşulanlara bakılırsa oldukça tehlikeliydi. Merih neden benim için hayatını tehlikeye atıyordu ki? O kimdi? Ve bana neden yardımcı oluyordu? Tüm bu soruların cevabını bugün öğrenmeliydim.  Merih'le yan yana yürürken dayanamayıp konuşmaya başladım. "Bunu neden yaptın?"diye sordum düz bir ifadeyle. Cevap vermedi cevap vermediği gibi söylediklerimi duymamazlıktan geldi. "Sana soruyorum! Neden yaptın bunu?"diye tekrarladım sorumu. Merih'in umursamaz tavrı beni inceden deli ederken kolundan tuttum. Merih önce bana daha sonra tuttuğum koluna baktı. Ben elimi Merih'in kolundan çekerken tepkisiz bir ifadeyle bana baktı.  "Çok soru soruyorsun."diye mırıldandı. Daha sonra hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam etti. Mahzene ulaşana kadar ikimizde konuşmadık. Mahzenin önüne vardığımızda iki görevli kapıyı açtı. Kapının açmasıyla soğuk bir dalga içeri akın etti. Ben soğuktan titremeye başlarken Merih sanki hiç etkilenmemişti.  İçeri adım attığımız sırada etrafın karanlık olması ürkmeme sebep oldu. Küçüklükten beri karanlığı sevmezdim. Ben dikkatli bir şekilde ilerlemeye çalışırken Merih'i artık göremiyordum. "Burada mısın?" Ses gelmedi, ben iyice korkmaya başlarken elime değen sıcak bir tenle hızla uzaklaştım.  "Benim."diye fısıldadı bir ses. Bu ses artık çok tanıdıktı. Merih'in sesi az da olsa beni sakinleştirdiğinde korkuyla yutkundum. "Seni göremiyorum çok karanlık."diye fısıldadım. "İleride aydınlık bir oda olacak, oraya kadar sabretmek zorundasın."diye cevap verdiğinde sesi hemen çok yakınımdan gelmişti. Elimi önce sağıma uzattım fakat boşluk olduğunu anladığımda bu sefer sol tarafıma uzattım. Elim Merih'in koluna çarptığında küçük bir çocuk gibi sıkı bir şekilde koluna yapıştım. Merih'in bu tavrıma karşı nasıl bir tepki verdiğini göremesem de ne beni itmiş ne de farklı bir tepki vermişti.  Dakikalar sonra ışığın yansımasıyla etraf aydınlandı Merih'in kolundan ayrıldım. Burası çok soğuk ve farklıydı. Tehlikeli olduğunu söylemişlerdi fakat henüz tehlike yaratacak hiç bir şeyle karşılaşmamıştık. Nihayet aydınlık olan odaya vardığımızda içeri girdik. Odanın içi bomboştu oturacak hiç bir yer yoktu. Sade düz bir demin ve dört duvardı. Bu yüzden odanın bir köşesine eğilip oturdum. Aynı şekilde benim biraz daha uzağımda Merih'te oturduğunda bakışlarımı ona çevirdim. Sanki burayı çok iyi biliyordu. Yoksa ileride aydınlık bir oda olduğunu nereden bilebilirdi ki? "Neden bana yardım ediyorsun?" "Bir sebebi yok."diye kısa bir cevap verdi. "Hiç tanımadığın biri için hayatını tehlikeye atıyorsun ve bir sebebi yok öyle mi?"diye sordum.  "Her şeyin bir sebebi mi olmalı?"diye sorduğunda geri cevap vermedim. Haklıydı her şeyin bir sebebi olmak zorunda değildi. "Peki bugün sorgulanırken adımın neden Afra olduğunu söylememe izin vermeyip Asmara diye hitap ettin?" En azından bu sorumun bir cevabı olmalıydı. "Her şeyi bu kadar merak etmek zorunda mısın?"diye karşı çıktı sert sesiyle.  "Sende bu kadar sert ve kaba olmak zorunda mısın?"diye sordum öfkeli çıkan sesimle. "Eğer bana soru sormayı bırakıp konuşmazsan kaba davranmak zorunda kalmayacağım."diye söylendi. Ardından öfkeyle ayağa kalkarken etrafı kolaçan ettiğini gördüm. Etrafta ki sesi hafif bir uğultu bozmuştu. Karışık bir uğultu sesiydi bu. Ne olduğu asla tahmin edilemeyecek kadar karışık. Merih bana doğru dönerken bende ayağa kalktım. "Burada kal."diye mırıldandığında korkuyla yüzüne baktım. "Gidecek misin?"diye sordum sesimde ki tedirginliğe hakim olamadan. "Geleceğim."diye kısa bir yanıt verdi. Dışarı çıkmak için hazırlanırken bende hemen arkasından gittim. Merih arkasında olduğumu anlamış olacak ki bana doğru döndü. "Burada kalman daha güvenli."diye açıkladı bir kez daha. "Asıl burada yalnız başıma kalmak çok tehlikeli."diye ısrar ettiğimde bıkkınlıkla bir nefes verip onunla dışarı çıkmama izin verdi. Ben hemen Merih'in bitişiğinde yürürken etrafı dolduran bu ses birazda ürkmeme sebep oluyordu.  Eğer Merih burada olmasaydı işte o zaman ne yapardım bilmiyordum. Sonuçta o bu şehrin bir insanıydı ve benden daha çok tecrübeliydi. Hemen yanımda hissettiğim başka bir tenle Merih'e yapıştım. Merih bana tuhaf bir şekilde bakarken ayak uçlarıma basarak Merih'in boyuna yetişmeye çalıştım.  Her ne kadar ona yetişmeye çalışsam da sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla"Yanımda bir şey var."diye fısıldadığım da korkuyla gözlerimi bir kaç kez çırptım. Merih bakışlarını benden çekerken başını olumlu anlamda sağladı. Daha sonra ellerimde hissettiğim teniyle irkildim. Sıkı bir şekilde elimi tutmuştu. "İşaret verdiğim zaman koşmaya başlayacağız tamam mı?"diye sordu fısıltı gibi çıkan sesiyle. Korkudan dilim tutulmuş olacak ki sadece başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim.  Merih'in verdiği işaretle hızla koşmaya başladık. Biz koştukça yanımda ki ten bana daha da çok yaklaşıyormuş gibi hissediyordum. Merih'in tuttuğu ellerini daha iyi kavrayarak hiç bırakmayacakmış gibi sıkı bir şekilde tuttum. Merih bakışlarını bana çevirdiğinde korkmuş olduğumu her halimden anlamış olduğunu düşündüm. Şimdi ne olacak diye düşünürken Merih'in hiç beklemediğim bir anda beni sağ tarafa doğru çekmesiyle duraksadık.  Ben gözlerimi korkudan sıkı bir şekilde kapatırken Merih'in sesini duydum. "Gözlerini açabilirsin." Sesiyle beraber gözlerimi araladığımda etraf daha güvenli gözüküyordu çünkü ne bir uğultu sesi ne de başka bir ten hissediyordum yanımda. "Yanımda hissettiğim neydi?"diye sordum hala korku dolu çıkan sesimle. "Görünmez bir kaç yaratık."diye cevap verdiğinde şaşkın bir ifadeyle ona baktım.  "Nasıl yani ben az önce bir kaç yaratıkla yan yana mıydım?"diye sordum şok olmuş bir yüz ifadesiyle. Cevap vermeden başıyla onayladı söylediklerimi. Ben hiç bir şey görememiştim sanırım görünmez olmuşlardı, peki Merih nasıl görmüştü?  "Görünmez olan her şeyi görüyor musun?"diye sorduğumda derin bir nefes aldı. Sanırım bu evet anlamına geliyordu. Ben hem şaşkın hemde hala korku dolu gözlerle Merih'e baktığımda bakışlarını kaçırdı. Nerede olduğumuza baktığımda iki binanın arasında kalan boşlukta olduğumuzu gördüm. Yorulduğumu hissettiğimde yere oturdum.  Sanırım hayatımda yaşamayı tahmin bile edemeyeceğim şeyler yaşıyordum. Tüm bunlar bir rüyaydı sanki, görünmez yaratıklar tuhaf giyinimli insanlar bunların hepsini hala idrak edememiştim. MERIH SALKAN Yabancı kız yorulmuş olacak ki dayanamayıp yere oturdu. Bende etrafı son bir kez daha incelemeye başladığımda güvenli olduğunu fark edip Afranın biraz daha uzağına oturdum. Bakışlarım Afraya kaydığında uykulu gözlerle gözlerini kırpıştırdığını gördüm.  Gözlerini açık tutmaya çalışıyordu bunu aramızda ki mesafeye rağmen fark edebiliyordum. "Uyu."diye fısıldadım. Sesimle beraber bakışlarını bana doğru çevirdi. "Sen?"diye sordu uykulu bir tonla. "Etrafın güvenli olduğundan emin olmam gerekiyor."diye açıkladığımda başıyla onayladı daha sonra giydiği beyaz renginde ki ceketine biraz daha sığınarak gözlerini kapattı. Bakışlarımı Afradan çekerek dışarıya odakladım.  Cebimi karıştırdığımda sigara paketimi çıkardım. Daha sonra diğer cebimden kibrit kutusunu çıkardığımda vakit kaybetmeden sigaramın ucunu yaktım. Yabancı kızın sigara kokusundan rahatsız olacağını düşünerek ayağa kalktım. Ve ondan biraz uzaklaştım.  Gözümü bir saniye bile ondan ayırmadan sigaramı içmeye devam ettim.  Onu buradan göndermem gerekiyordu buraya ait değildi ve burada kalmaya devam ettiği sürece başı beladan kurtulmayacaktı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu en kısa zamanda Troya üyeleriyle konuşmam gerekiyordu. Kurallara aykırı olsa bile bu şehirden kurtulmasını sağlayacaktım.  Sigaram biterken yere atıp ayakkabımla üzerine bastım. Adımlarımı yabancı kızın olduğu araya yönlendirirken yüzünü acıyla buruşturup bir şeyler mırıldandığını gördüm. Dediklerini duymak için yanına yaklaştığımda göz yaşlarını fark ettim. Uykusunda ağlıyordu, büyük ihtimalle kabus görüyordu. "Baba."diye fısıldadığında sesinde ki burukluk beni rahatsız etmişti. Onu daha iyi duymak için yaklaştığımda"Sizi çok özledim."diye söylendiğini duydum. O an içimden kendime bir kez daha küfür savurduğum da öfkeyle ayağa kalktım.  Her şey onu buraya getirdiğim için olmuştu. Benim yüzünden anne ve babasından ayrılmıştı ve bu durum daha da vicdan azabı çekmeme sebep oluyordu. Yabancı kızın ağlayış sesleri arttığında yanına oturdum.  Sadece iki gün içerisinde onu ne hale getirdiğime baktım. Kısa bir süre içinde onu nasıl yıprattığıma... AFRA SOYKAN Gözlerimi açtığımda etrafımı inceledim. Hemen yan tarafımda uyuyan Merih'e şaşkın bir şekilde baktım. Hemen yanımda başını duvara yaslayarak uyuyordu. Saçları dağınıktı. Ten rengi ne çok açık ne de çok koyuydu tam ortasıydı. Uzun kirpikleri kıvrımlıydı. Her kızı etkileyebilecek bir karizması vardı fakat dışarıya olan kaba ve sert tavrı kızları kendine çekmekten çok itiyordu en azından bana göre öyleydi.  Bakışlarımı Merih'ten çekip etrafa çevirdiğimde sessiz ve hala karanlık olduğunu gördüm. Saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum sabah mı olmuştu yoksa hala gece yarısı mıydı? Hafifçe ayağa kalktığımda Merih'i uyandırmak istemedim.  Aradan çıkıp etrafı daha iyi incelemeye başladığımda yerde sürünen bir çok hayvanın olduğunu fark ettim. Bu görüntüye korkudan dilim tutulurken hızla uyuyan Merih'in yanına koştum. "Uyaan."diye dürttüm onu. Çok şükür uykusu derin değildi ilk sallantıyla gözlerini açmıştı.  "Dışarıda yerde sürünen adını bilmediğim bir çok hayvan var."diye korku dolu bir şekilde konuşurken umursamaz bir tavırla bana baktığını fark ettim. "Neden hiç bir şey yapmıyorsun?" Merih karşıya baktığında ifadesiz bir şekilde bakışlarını bana doğru çevirdi. "Onlar zararsız hayvanlar hiç bir şey yapmazlar sen onlara bir zarar vermediğin sürece."diye mırıldandığında gözlerini kapattı.  Bu umursamazlığı karşısında kaşlarımı çatarken köşeye geçip ayaklarımı kendime çektim. Ben korkuyla her saniye de bir etrafı gözetirken Merih'in bu kadar rahat olması beni rahatsız etmişti. Bir süre bıkkınlıkla nefes verirken Merih gözlerini aralayarak bana baktı.  Daha sonra derin bir nefes alarak başını geriye yaslayıp tekrar gözlerini kapattı. Saniyeler sonra tekrar bıkkınlıkla nefes verdiğimde Merih gözlerini açarak kaşlarını çattı. "Şunu yapmayı kesip uyuyacak mısın?"diye sordu sesinde ki sert tınıyla. "Dışarıda yerde sürünen bir çok hayvan var, ve benim uyumam gerektiğini söylüyorsun bunu yapmamı bekleme benden."diye mırıldandığım da bu sefer bıkkınlıkla nefes veren Merih olmuştu. Aniden ayağa kalkarak yanıma geldi daha sonra kolumdan tutarak beni bu aradan çıkardı. "Ne yapıyorsun?"diye sorduğumda duraksayıp bana baktı. "Madem yerde ki zararsız hayvanlardan korkuyorsun o zaman korkunu yen."dediğinde şaşkın bir ifadeyle bana baktı. "İstemiyorum."diyerek Merih'ten kolumu kurtarmaya çalıştığımda başaramadım çünkü öyle sıkı tutmuştu ki hareket etmeme bile izin vermiyordu. Yerde ki sürüngen hayvanları görmemle ani bir refleksle Merih'in arkasına saklandım. "Tamam korkmuyorum artık lütfen bırak beni." "Çok belli oluyor korkmadığın."diye mırıldanırken Merih hayvanlara doğru eğildi onunla beraber bende eğilmek zorunda kaldım. Korkuyla Merih'in ne yaptığını izlerken dayanamayarak korkudan gözlerimi kapatmıştım.  Bir anlığına elimde hissettiğim teniyle derin bir nefes aldım. "Korkma hiç bir şey olmayacak, gözlerini aç."diye söylendiğinde gözlerimi araladım. Merih elimi yerde ki hayvanlara doğru yöneltirken korkudan küçük dilimi yuttuğumu düşündüm. Elim Merih'in sayesinde yerde sürünen hayvanlardan birine değerken şaşkın bir ifadeyle Merih'e baktım.  Dokunduğum şey yumuşak bir yapıya sahipti. Adını dahi bilmediğim bu hayvan ona dokunduğum an hızla kaçtı. "Senin ondan korktuğun kadar o da senden korkuyor."diye mırıldanan Merih'e bakarken ilk defa tebessüm ettim. Merih'te beli belirsiz gülümsemişti ya da ben öyle sanmıştım. Fakat bu kısa an saniyeler sonra sona ererken vakit kaybetmeden ayağa kalktı.  Etrafa göz gezdirirken karşı tarafta ki ağaçların üzerine doğru baktığını gördüm. Daha sonra bana doğru dönerek konuşmaya başlamıştı. "Ağaca tırmanabilir misin?" "Ne?" Boş bir ifadeyle Merih'e bakarken ciddi olmadığını düşündüm. Ağaca ne için çıkacaktım ki? Fakat Merih kararlı oluşuna devam ederken şaka yapmadığını anladım. "Ne yapacağım?"diye sorduğumda hızlı bir şekilde yanıt verdi. "Sana göstereceğim meyveleri koparacaksın, ama sadece sana söylemiş olduğum meyveleri kopar tamam mı?"diye sordu. "Neden?"diye sordum hemen arkasından. "Çünkü diğerleri zehirli."diye itiraf ettiğinde karşı tarafta ki ağaçlara doğru baktım.  "Bunu neden ben yapıyorum? Hem ya yanlış olanı koparırsam? Ayrıca düşme ihtimalim de çok yüksek çünkü ben hiç ağaca tırmanmadım daha önce."diyerek art arda konuşmaya devam ederken Merih kaşlarını çattı. "Bak,"diye başladı söze sinirlerine hakim olmaya çalışarak."Bu ağaçların dalları oldukça hassas ben çıkarsam hemen kırılabilir ama sen çıkarsan bir sorun olacağını düşünmüyorum yanlış bir meyve koparma ihtimalinde yok çünkü ben seni zaten yönlendireceğim ayrıca düşme ihtimaline karşı her zaman hazır olacağım olur da düşersen ölmezsin merak etme."diye açıkladığında ilk defa bana karşı bu kadar uzun bir cümle kurmuş olduğunu fark ettim.  Çünkü gerekmedikçe konuşmadığı gibi konuştuğunda da kısa cevaplar veriyor ya da geçiştirmeye çalışıyordu. "Çıkacak mısın?"diye sorduğunda başımı olumlu anlamda salladım. Hem bende sabahtan beri hiç bir şey yememiştim benim içinde iyi olacaktı. Karşı da ki ağaçlara doğru ilerlerken kısa sürede ağaçların hemen yanındaydık.  Sağ ayağımı ağacın gövdesine koyarken ellerimle sıkıca ağacı sardım. Sol ayağımı da bir dal parçasına uzatırken tüm gücümle kendimi iterek birinci etabı tamamlayarak çok yüksek olmasa da ağacın üstündeydim. Şimdilik bir sorun yoktu yavaş ve dikkatli bir şekilde ağaca tırmanmaya devam ederken nihayetinde en yükseğe ulaşmıştım. Ben içten içe kendimi tebrik ederken bakışlarımı aşağı da olan Merih'e çevirdim. İfadesiz bir şekilde beni izliyordu. "Hangisini koparacağım?"diye sordum sesimi duyurmaya çalışarak. "Mavi benekli olan hiç bir meyveye dokunma."diye açıkladı. Bakışlarımı mavi benekli olan meyvelere çevirdiğimde onlardan uzaklaştım. "Kırmızı renginde yeşil yapraklı meyveleri koparabilirsin."diye açıkladığında vakit kaybetmeden dediğini yapıp kırmızı renginde yeşil yapraklı meyveleri toplayarak cebime sıkıştırdım. "Sarı ve yuvarlak olanları da kopar."diye eklediğinde elimi en üst tepede ki sarı renginde yuvarlak şeklinde olan meyveye doğru uzattım. Ondan da bir kaç tane kopardığım da artık aşağı inmek için hazırdım. Kendimi bir an da komşumun bahçesine gizlice girmiş ve meyve kaçıran küçük bir kız çocuğu gibi hissetmiştim.  Bu duygu ister istemez yüzümde bir tebessüme neden olurken gülümsemem uzun sürmemiş Merih'in sesiyle bakışlarımı ona doğru çevirmiştim. "Bu kadar yeter, artık inebilirsin."diye seslendi. Ayağımı hemen alt tarafta bulunan dala sabitlediğimde tüm ağırlığımı o dala verdim. Daldan çıkan kırılma sesini duymamla sol ayağımı hemen altında ki dala sabitledim.  Ve bu seferde tüm ağırlığımı o dala verdim. Bu şekilde aşağı inmeye devam ederken son dala da ayağımı koyduğumda dal kırılmış ani refleksimle hemen yan tarafta ki dala tutunmuştum. Ayaklarım boşlukta salladığında düşmeme çok az kaldığını düşündüm. "Ellerim kayıyor düşeceğim."diye korkuyla konuşurken Merih'in cevap vermesi çok uzun sürmedi. "Kendini bırak ben seni tutacağım."diye seslendiğinde korkuyla ona baktım. Ellerim yavaş yavaş kaydığında Merih'e güvenmekten başka çarem olmadığını düşünerek ellerimi daldan ayırarak kendimi aşağı doğru bıraktım.  Ben yere çakılacağımı düşünerek gözlerimi kapattığımda son anda belime dolanan güçlü kollarla yere düşmekten saniyelerle kurtuldum. Gözlerimi açtığımda Merih'in kahverengi gözleriyle karşılaştım. Gözlerine ilk kez bu kadar yakından bakıyordum. İfadesiz bir şekilde bana bakıyordu. O da bu denli yakınlığı tahmin etmemişti ki ifadesiz yüzünün arkasında ki şaşkınlığı hissedebiliyordum. Ellerimi Merih'in boynundan çekmeye yeltendiğimde o da belimi sıkıca kavrayan kollarını serbest bıraktı. Merih aramızda ki mesafeyi açarken boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "Buradan bir an önce ayrılmalıyız."diye açıkladığında neden olduğunu sormadım. Çünkü bu sefer de altından başka bir şey çıkacaktı. Hemen yan tarafımda yürüyen Merih'e bakarak aramızda ki sessizliği ben bozdum. "Burayı nasıl bu kadar iyi biliyorsun?"diye sordum. İlk bir kaç saniye sustu aklına başka bir şey gelmişti ve onu düşünüyordu. "Ben bu şehrin bir insanıyım, ayrıca bu kurulunda bir üyesiyim mahzeni bu kadar iyi bilmem sence de çok normal değil mi?"diye sorduğunda haklı olabileceğini düşündüm. O bu şehrin bir parçasıydı.  Ben ise yabancısı! Dakikalar sonra Merih'in yönlendirdiği başka bir odaya giriş yaparken az önce kopardığım meyveleri cebimden çıkarıp yere koydum.     "Anne ve baban-"diye konuşmaya başlayan Merih'in sesiyle bakışlarımı ona doğru çevirdim. "Onları çok mu özledin?"diye sorduğunda acıyla yutkundum. O nereden biliyordu? Anne ve babamı çok özlediğimi nereden bilebilirdi ki? Benden bir cevap bekleyen Merih'e doğru döndüm. "Sen nereden biliyorsun?"diye sordum gözlerimin dolmasına engel olamadan. Merih kısa bir süre sustu. "Uyurken onları sayıklıyordun."diye itiraf ettiğinde yere eğdiğim başımı anında ona doğru çevirdim. Anne ve babamın ölümünden beri her gece onları görürdüm rüyalarımda. Bazen şiddetli krizler geçirdiğim bile olurdu. Demek uyurken de onları özlediğimi sayıklamıştım. "Özledim."diye mırıldandım sorusuna.  Ve sağ gözümden akan göz yaşımı ellerimin tersiyle ittim. Hassas olduğunum tek konu buydu. Bu yüzden anne ve babamın söz konusu açılınca kendimi hiç tutamazdım. Bakışlarımı Merih'e çevirdiğimde başını yere eğdiğini gördüm. Yüzüme bakmıyordu aksine bakışlarını benden kaçırıyor gibi bile hissetmiştim. Saatin kaç olduğunu bilmeden saatlerce sessizce oturduk. Daha sonra hemen karşıdan gelen gölgeyle anında ayağa kalktık. "Duyunca çok şaşırdım iki yıldır zaten bu mahzendesin sanırım çok özledin burada kalmayı."diye konuşmaya başlayan uzun boylu esmer ten renginde ki bu adamın açıklamasıyla şok olmuş bir şekilde bakışlarını ona doğru çevirdim.  İki yıldır bu mahzende mi kalmıştı? İyi de hangi sebeple? Ben hala şaşkınlığımı üzerimden atamamış bir şekilde Merih'e bakarken kaşlarının çattığını gördüm.  Belki de Merih'in burayı bu kadar iyi tanımasının sebebi de buydu. Bunu öğrenmeliydim. Fakat bundan önce hemen karşımızda ki bu adamın kim olduğunu öğrenmeliydim. Her kimse Merih'in sevmediği biri olduğu kesindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD