3.BÖLÜM(TROYA KURULU)

2327 Words
  ''Ölü bir kirpi oluyordum bazen, dikenleri yıldızlar ve yalnızlıkla kıvrılan."   ... Dün gece pencereden dışarıyı izlerken uyuyakalmıştım. Öyle ki bunu sabah tutulan boynumla çok iyi anlamıştım. Bu sabah hayatımdaki en farklı sabahlardan biriydi benim için. İlk kez gözlerimi kendi evimde, odamda değil başka bir ev başka bir şehirde açıyordum. Bunun içimde yarattığı tuhaflıkla dikkatlice olduğum yerden kalktım. Dışarıda hafif bir rüzgar vardı hava düne göre oldukça iyi görünüyordu. Oysa bu sabah gözlerimi yine yağmurlu bir sabaha açacağımı düşünüyordum dün kü fırtınayı hatırlayınca. Zaten açık olan kapıdan bana seslenen Olcay'ın sesini duydum. "Hadi gel kahvaltıya"diye söylenerek sahte bir şekilde kaşlarını çattı. Bu görüntü bana daha çok Merih'i anımsatmıştı. "Egemen diyor ki hemen iyileşmek istiyorsa bir an önce kahvaltısını yapıp vereceği ilacı içmeli." Olcay'ın bu hali yüzümde bir gülümsemeye neden olduğunda başımı tamam anlamında salladım ve Olcay'ın da yönlendirmesiyle beraber mutfağa geçtik. Oldukça geniş ve aydınlık mutfağa attığımız ilk adımda dikkatimi özenle dizayn edilmiş eşyalar çekti. Başta renkleri olmak üzere her bir parçası bu işten anlayan biri tarafından özel olarak seçilmişti. Mutfak dolapları olmak üzere, geniş avize ve hatta perdeler.. Geniş mutfağa göre orta büyüklükte ki masa da Egemenden başka kimse yoktu.  Ben mutfağı incelerken bana ayrılmış olan sandalyeye yavaş ve dikkatli bir şekilde oturdum. "Bu mutfak olağanüstü."diye mırıldandım sessiz bir şekilde. Egemen bunu duymuş olacak ki gülümseyerek konuşmaya başladı. "Liderimiz sağ olsun her şeyi o ayarlardı. "dediğinde bakışlarımı Egemen'e sabitledim. Liderimiz demişti tüm bu dekorasyon Merih'e mi aitti? Ben şaşkın bir şekilde Egemen'e bakarken Olcay da araya girdi. "Kardeşim diye demem kendisi gördüğüm en iyi iç mimarlarından biri."derken alayla gülüyordu. Merih ve iç mimarlık ha? Kulağa çok saçma geliyordu.  Konuşmaya başlayacağım sırada kapıdan Merih'in bize doğru geldiğini görmemle konuşmak vazgeçip önüme döndüm. Merih'inde bizimle kahvaltı yapacağını düşüneceğim sırada benim düşüncemin aksine masadan bir zeytin alıp ağzında attı daha sonra umursamaz ve ifadesiz bir şekilde yanımızdan ayrıldı.  "Nereye gidiyor bu sabah sabah?"diye sordu Olcay Egemen'e doğru dönerek. Egemen cevabını biliyor olmalı ki Olcay'ın sorusuna hızla cevap verdi. "Mehrayla konuşacak."diye yanıt verdiğinde aklıma dünkü alımlı kız geldi. Merih'le nasıl bir ilişkileri vardı bilmiyorum ama kızın bana olan bakışları hiç sıcak değildi en azından dün bunu yeterince belli etmişti.  "Umarım onu ikna eder."diye konuşmaya devam eden Egemen'e çevirdim bakışlarımı. Tam olarak neyden bahsettiklerini anlamasam da benimle ilgili bir konu olduğunu sezmiştim. Fazla kurcalamadan kahvaltımı yapmaya devam ederken Egemen çekmecelerden birinden bir kutu hap çıkarıp bana doğru uzattı. "Bu tekrar ateşinin çıkmaması için."diye açıkladı. Egemenin sağlık konusunda ki bilgisi çok genişti çünkü buraya ilk geldiğimde de o beni tedavi etmişti.  "Sağlık falan mı okuyorsun?"diye sordum dayanamayara. Kendimi bir an çok tuhaf bir soru sormuşum gibi hissettim. "Ona benzer bir şey. Bunun için çalışıyorum."diye yanıt verdiğinde ne demek istediğini anlamasam da pek kurcalamadım.  "Sen Afra kendi şehrinde hangi bölümü okuyordun?"diye soran Olcay'a çevirdim bakışlarımı.  "Okulu bıraktım ben. Üniversiteyi okumadım."diye mırıldandığım da ikisi de aynı anda bakışlarını bana çevirdiler.  "Neden? Maddi sıkıntılar mı yaşıyordun?"diye soran Egemen'in sesi oldukça yalın bir halde çıkmıştı. "Yok hayır okumayı istemedim."diye mırıldandım. Halbuki liseyi son sınıfa kadar okumuş üniversite sınavından çok yüksek bir puan almıştım. Fakat annemle babamın ölümü üzerine üniversiteye gitmedim, gitmek istemedim. Olcay ve Egemen ses tonumdan da anlamış olacaklardı ki konuyu uzatmayıp değiştirdiler.  "Peki çalışıyor muydun?"diye soran Olcay'a başımı olumlu anlamda salladım. MERİH SALKAN Evin arkasında ki gizli otoparka girip kendi arabama doğru yöneldim. Mehrayla konuşmam gerekiyordu Troya kurulunun haberi olmadan yabancı kızı evine yollamalıydım. Bu imkansız gibi görünse de her yolu deneyecektim, o çok tecrübesizdi ve bu şehir insanları hayvanları ile baş edecek kadar güçlü bir yapısı yoktu. Bunu o gün inat edip dışarı çıktığında mahvar ile karşılaşıp küçük bir kız çocuğu gibi korkudan gözlerini sımsıkı yummuş bir vaziyette birinin onu kurtarmasını beklerken fark etmiştim.  Daha önce nasıl bir hayatı olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu, öğrenmek gibi bir niyetimin de olduğunu da sanmıyorum. Fakat gecenin o saatinde mezarlıkta tek başına oldığuna bakılırsa yakın birini kaybetmişti. Annesi , babası ya da sevgilisi her neyse. O kişi kimse onu çok yıpratmış ve bedenini bir çocuk misali zayıflatmıştı. Solgundu yalnız gibi gözüküyordu tıpkı benim gibi. Egemen ve Olcay olmasaydı şu an hayatta olabilir miydim? Hala hayatıma devam edebilir miydim bilmiyordum tek bildiğim bir çok kez hata yaptığımdı. Hatanın en büyüğünü o gün babamın anneme yaptığı işkenceyle yapmıştım. Hata demek yanlış olurdu, olması gerekeni yapmıştım. Birden gözlerim kapanıp o ana gittiğinde direksiyonu daha iyi kavradım. 6 YIL ÖNCE Bugün yeni yılı kutlayacaktık, okuldan çıkıp hızlı adımlarla eve yürüdüm on sekiz yaşına basacaktım annem ve babam bana artık bir çocuk muamelesi göstermeyeceklerdi en azından ben öyle düşünüyordum. Eve hızlı adımlarla vardığım sırada annemin muhteşem bir akşam yemeği kurduğunu kapıyı açar açmaz beni karşılayan o enfes kokularla anlamıştım.  "Merih oğlum üzerini değiştirip ellerini yıka, az sonra babanda gelir."dediğinde sabırsızlıkla odama çıkıp üzerimi değiştirdim daha sonra ellerimi yıkayıp beni aşağıda bekleyen annemin yanına gittim. Sofra gerçekten harika görünüyordu.  "Anne, babam ne zaman gelir?"diye sorduğumda annemde sesimde ki sabırsızlığı anlamıştı.  "Birazdan gelir oğlum."diye yanıt verdiğinde tebessüm etti. Daha sonra annemle salona geçerek büyük ve geniş kanepelerin birinde oturduk. Babam gelene kadar film izleme kararı almıştık. Annem filmi başlatırken başımı dizlerine koydum ve tüm dikkatimi başlattığı filme verdim. Her ne kadar genç bir adam olsam da annemin yanında 10 yaşında ki çocuk gibi oluyordum. Saatler dakikalar geçerken uykumun geldiğini yavaş yavaş kapanmaya başlayan gözlerimden anladım.  Saate baktığımda 10:00 olduğunu gördüm. Gece yarısına 2 saat vardı ve babam hala ortalıkta yoktu. Bakışlarımı anneme çevirdiğimde tedirgin olduğunu gördüm bir şeylerden korkuyordu sanki. Kanepeden doğrularak anneme baktım. Tuhaf bakıyordu korku ve endişeli dolu. "Anne-"devamını getiremeden kapı büyük bir gürültü ile açıldı. Ben korku dolu gözlerle kapıyı açanın kim olduğunu bakarken annem çoktan ayaklanmıştı.  Kapıda ki babamdı. Bize yaklaştığı her adımda annem bir adım geriledi, korkuyordum çünkü babamın bakışlarında ki o öfkeyi bunca uzaklığa rağmen fark edebiliyordum. Babam hızla annemin yanına giderken ben korku dolu gözlerle sadece onları izliyordum. "Nasıl yaparsın bana bunu?"diye bağırdı birden babam. Annem ağlıyordu sanki babamın neyi kast ettiğini anlamıştı. "Ben bir şey yapmadım."diye mırıldandı annem göz yaşlarını silerken. "Gördüm her şeyi! O adamı öpüyordun!"dediğinde şaşkın bir ifadeyle anneme baktım. Yere çömelmiş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Yanına gitmek istedim ona sarılmak istedim ama cesaret edemedim.  "Bu ihanetin bedelini ödeyeceksin"diye bağırdığında cebinden bir bıçak çıkardı. Gözlerim hem korku hem şaşkın bir ifadeyle büyümüştü. Yutkundum. Annemin önüne geçmek istedim ama tüm bedenimi bir sarmaşık gibi saran o korku buna izin vermedi. Gözlerimi sıkı sıkı kapattığımda bu ana şahit olmak istemedim. Babamın anneme o bıçağı sapladığı anı görmek istemedim. Gözlerimi sıkı bir şekilde kapattım.  Fakat annemin "Yapma"diyerek acı dolu bir çığlık attığında gözlerimi araladım. Annem kanlar içinde yerde yatıyordu. Artık bende kendimi tutamamış küçük bir çocuk gibi ağlıyordum. İlk adımı atacağım sırada babamla göz göze geldim. Elinde ki bıçağı yere attı ve o da annem gibi yere çömeldi.  Tutamadım kendimi hiç bir şey düşünmeden üzerinde annemin kanı olan o bıçağı elime aldım ve babamın tam kalbine sapladım.  Bir yanda annem bir yanda babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Donakalmış bir şekilde elimde ikisininde kanları birbirine bulaşan bıçakla kalakalmıştım. Bıçağı yere fırlatıp ikisininde cansız bedenlerini izledim.  İşte o gün ne annem ne de babam bana çocuk muamelesi yapamayacaktı, çünkü artık ne bana zorla yemek yedirmeye çalışan bir annem ne de beni futbol sahasına top oynamaya götürecek bir babam vardı.   Arkadan çalan kornanın sesiyle kendime geldim. Ve tüm dikkatimi yola verdim. Tüm bunları yeniden hatırlamak içim de babama olan nefretimi daha da arttırdı. Şimdi bunları düşünmenin sırası değildi. Yarım saat sonra Sandarların evininin önüne vardığımda öfkeyle yüzümü buruşturdum. O adamı görmeye tahammül edemiyordum bu şehre yerleştiğimden beri benimle uğraşmayı bırakmamıştı. Mehra sandarın kardeşiydi ve kardeşi Mehra bu şehre yerleştiğim den beri bana takıntılıydı.  Sandar'a karşı bir kin beslemeyecek kadar umursamıyordum onu, Mehra da aynı şekilde benim için bir anlam ifade etmiyordu. Fakat Mehraya yıllar sonra ilk kez işim düşmüştü. Arabadan ağır adımlarla inerken Sandar'la karşılaştım. "Vaayy Salkan hangi rüzgar attı seni buraya?"diye sorduğunda yüzünde ki sahte gülümseye karşılık bende aynı ifadeyle tebessüm ettim.  "Seni özledim Kocaoğlu."dediğimde yüzünde ki sahte gülümseyiş daha da genişledi.  "O zaman bir kahve içmeye ne dersin?"diye sorduğunda öfkeyle kaşlarımı çattım. Ve önümde alayla gülümseyen Sandar'ı kenara itip merdivenlerden çıkmaya başladım. Zaten tüm bu yaşananlar bir nevi Sandar sayesinde olmuştu. O gün beni o mezarlığa çağırmamış olsaydı tüm bunları yaşamak zorunda kalmayacaktım. Son basamağı da çıkıp büyük ve kahverenginde olan kapıyı tıklattım. Kapıyı tahmin ettiğim gibi Mehra açmıştı. "Bende seni bekliyordum."dediğinde eliyle içeri girmemi işaret etti. Aklında yine bir şey tasarlıyordu diye düşünmeden edemedim, çünkü bakışlarıyla bunu fazlasıyla belli ediyordu. "Ne içersin?"diye sorduğunda ifadesiz bir tavırla ona baktım. "Sadece konuşup gitmek istiyorum."dediğimde başıyla onaylayıp tam karşımda ki deri koltuklardan birine oturdu. "Troya kuruluna bu durumdan bahsetmeyeceksin. En azından kızı evine gönderene kadar susacaksın."diye açıkladığımda sesim biraz yüksek çıkmıştı.  "Bunun imkansız olduğunu sende biliyorsun, ben söylemesem bile illa ki kulağına gidecektir hem bu kızı buradan çıkarman imkansız unuttun mu ? Buraya hangi sebeple gelirse gelsin bir kere girdi mi çıkamaz bu kurallara aykırı bir kere."dediğinde kaşlarımı çattım. Tüm bunları bende biliyordum. "Burada çıkabilmesi için iki seçeneği var, ya ölüm ya da bugüne kadar ne olduğu bile bilinmeyen o orman."dediğinde sinirle ayağa kalktım.  "Ben bununla ilgileneceğim sende o güne kadar çeneni kapalı tutacaksın." diye sert bir şekilde uyardığımda tebessüm etti. Bu kadar yüzsüz ve çekilmez olması öfkemin daha da artmasına sebep oluyordu. "Bunu neden yapayım?"diye sordu. Sadece sert ve öfkeli bir şekilde yüzünü inceledim. "Mesela beraber bir akşam yemeği?"diye öneride bulundu. Tüm sınırlarını aştığını düşündüğüm sırada ellerimi yumruk haline getirip karşımda alayla gülümseyen Mehraya zarar vermemek için kendimi tuttum. Daha sonra babam gibi öfkeyle hareket edip bir kadına zarar verecek kadar gözü dönmüş bir adam olmadığımı düşündüm. Derin bir nefes alıp benden bir cevap bekleyen Mehraya doğru döndüm. "Kaybedecek bir saniyem bile yok benim."diye gerekli cevabı verdiğimde hızlı adımlarla evi terk edip park halinde ki arabama doğru yöneldim. Arabada ki yerimi alır almaz hızla arabayı çalıştırmış bu evden uzaklaşmıştım. Kafamı dağıtmaya ihtiyacım vardı. Şu an bana yapmam gerekenin ne olduğunu en sağlıklı şekilde söyleyecek tek kişinin yanında sürdüm arabayı. Ruban Ağabeyin yanına. Direksiyonu sağa kırıp ruban abinin mekanına doğru rol aldım. Yarım saat geçmeden ruban abinin mekanındaydım. "Oo hoş geldin evlat."deyip baba edasıyla sarıldı bana. Bende aynı şekilde karşılık verirken solda ki köşeyi işaret etti. Bu işareti çok iyi biliyordum "Sen bekle bende hemen geliyorum." mesajıydı. Bu şehire yerleştiğim den beri hep aynı işareti yapar beni yönlendirmeyi başarırdı. Çok geçmeden işaret ettiği masaya yerleşip bekledim. Çok geçmeden ruban ağabey de karşımda ki sandalyeye oturmuş konuşmaya başlamıştı. "Bir sorun mu var evlat?"diye sorduğunda başımı olumlu anlamda salladım.  "İki gün önce Sandar, beni dışarıda bir mezarlığa çağırdı, ne istediğini öğrenmek için gittim."diyerek konuşmaya başladığımda tüm dikkatini bana vermişti. "Tanımadığım bir kızı Sandar sanıp vurdum! Ve o panikten ne yapacağımı bilmeden onu bu şehre getirdim."diye açıklamaya devam ettim. "Şimdi onu bir an önce evine göndermeliyim, yoksa her an Troya kurulu tarafından cezaya mahkum edilebilir." Ruban ağabey bir kaç saniye durdu bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Bu durumda ne yapmayı düşünüyorsun?"diye sordu. "Bilmiyorum sadece tüm bu olanların sorumlusu benim, o kızı da ne olursa olsun evine yollamaya çalışacağım yapamazsam da-"deyip duraksadım. "Yapamazsan? Bu şehirden çıkmak için bir çözüm yolu bulamazsan?"diye sordu ruban abi.  "Bulacağım, bulmak zorundayım."diye yanıt verdim. "Bugüne dek hiç hata yapmam dediğin sen bile hata yaptın demek evlat. Bilmeden yapılmış ve geri dönüşü olmayan bir hata. Biliyorum ki yaptığın bu hatayı telafi edeceksin. O kızı buradan göndermeyi başaracaksın. Başaramasan da onu canın pahasına koruyacaksın. Seni senden daha iyi tanıyorum evlat." Ruban ağabeye başımı evet anlamında sallarken ayağa kalktım. "Var mı eksik eleman? Yerine geçebilirim."diye mırıldandığım da o da ayağa kalktı.  "Hadi hadi git, lazım olursa ararım."dediğinde vedalaşıp park halinde ki arabama bindim ve evin yolunu tuttum. Ruban abi ile konuşmak iyi gelmişti. Bu şehre yerleştiğim den beri Olcay ve egemenden sonra bana en çok destek çıkan kişi oydu. Her sorunumda yanımda olandı. Eve yaklaştığım sırada yavaşladım. Arabayı gizli otoparka bırakıp arabadan indim. Hızlı adımlarla eve yönelirken Egemen ve Olcay'ın sesini duydum.  Adımlarımı daha da hızlandırıp neler döndüğüne baktım. Troya kurulunda görevli olan iki adam Afrayı götürmek istiyordu. AFRA SOYKAN Ben egemen ve Olcay içeride sohbet etmeye devam ederken kapının çalmasıyla egemen ayağa kalkıp kapıyı açtı. Bir süre ses gelmeyince Olcayda ayağa kalkıp kapıya doğru yöneldi. Bende dayanamayarak Olcay'ın arkasından gittiğimde tuhaf giyinimli iki adamın Egemenle konuştuklarını gördüm. Merakıma dayanamadan konuştuklarını dinlemeye çalıştım. "Egemen sorun çıkarmadan kızı buraya çağır."diye emir verir bir tonda konuşmuştu uzun boylu adam. Benden bahsediyorlardı, yoksa bu bahsettikleri Troya kurulu muydu? İyide bu kadar çabuk nasıl haberleri olmuştu ki? Hem korku hem şaşkın gözlerle onları izlerken kısa boylu adam beni görüp kolumdan çekiştirmeye başladı.  Ben bu adamın kollarından kurtulmaya çalışırken Egemen ve Olcay diğer adamla uğraşıyorlardı. Kendimi tutamamış gözlerimin dolduğunu hissettiğimde beni çekiştiren kolların üzerinde kalın ve güçlü bir el hissettim.  Bu elin sahibine bakıp Merih olduğunu gördüğümde şaşkın bir ifadeyle ona baktım. Merih bir kez bile bana bakmamış öfke dolu gözlerle hemen önümde duran kısa boylu adama onu öldürecekmiş gibi bakıyordu. "Çek elini!"diye öfkeyle konuşan Merih'in sesinde emir verir bir ton vardı. Kısa boylu adam Merih'in emriyle ellerini üzerimden çekerken bir adım geriledim.  "Troya kurulunun emri."diye açıklayan uzun boylu adamın araya girmesiyle bakışlarımızı ona çevirdik.  "Unutma, bende o kurulun bir üyesiyim."diye soğuk ve boğuk çıkan sesiyle konuşan Merih'e çevirdim bakışlarımı. Nasıl oluyordu bu? Merih'in Troya kurulunun bir üyesi olması, bundan hiç haberim yoktu.  Uzun boylu olan ve beni az önce kolumdan çektiren adam cebinden çıkardığı belgeyi Merih'e doğru uzattı. Ve çatık olan kaşları daha da gerildi. Merih eline aldığı belgeyi kısa bir süre inceleyip konuşmaya devam etti. "Peki madem Troya kurulu çağırıyor, bende geliyorum."dediğinde şaşkın bir ifadeyle bir kez daha ona baktım. Bugün daha ne kadar şaşıracaktım? Merih neden bu kadar yardımcı olmaya çalışıyordu bana? Bundan önce ilk düşünmem gereken Troya kurulunun bana verecek olan cezasıydı.  Bugün belli olacaktı bu hayatta ki kaderim! Ya buradan kurtulup eski yalnız ve kimsesiz yaşamıma dönecek ya da bu bilmediğim şehirde sonsuza kadar yaşamımı sürdürecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD