Güncelleme

636 Words
Güncelleme Eylül’ün Hikâyesi Ne zaman karar vermiştim? Sahi, hangi ara her şey bu kadar kökten değişti? Bazen hayalini kurduğum bu sessizliğin içinde durup kendime bakıyorum. İnsan, yıllarca kurduğu hayali yaşarken bile ona inanmakta zorlanabiliyormuş. Ben Eylül. 35 yaşındayım, iki evladım var. Otuzuma bastığım gün, dışarıdan bakınca ani, ama ruhumda yıllardır ağır ağır olgunlaşan o kararı verdim: On iki yıllık esaretime son verdim. Bitirmek için, kendimi yeniden var etmek için çok çabaladım. Hayatımın her döneminde olduğu gibi yine savaştım; ama bu sefer bu savaş bana, yaralarıma iyi geldi. Beş yıldır 15 yaşındaki kızım ve 8 yaşındaki oğlumla, evet bazen zorlanarak ama hep huzurla yaşıyoruz. Meğer mutluluk, üzerine pazarlık yapılan bir lüks değilmiş; sadece bir tercihimmiş. Beş Yıl Önce O Kırılma Anı... Karşısına geçip, "Ben artık boşanmak istiyorum," dediğimde yüzündeki o kibirli şaşkınlığı dün gibi hatırlıyorum. "Ne boşanması? Rahat mı battı sana?" diye çıkışmıştı. İçimden bir dağ devrildi o an. "Evet," dedim dik bir sesle, "Rahat battı. Artık biraz rahatsız olmak, kendi huzursuzluğumda kendimi bulmak istiyorum." Anlamıyordu. Hiç anlamamıştı ki... Önüne hazırladığım protokolü koydum. Malın, mülkün, tapuların canı cehennemeydi. "Bak Yusuf, malın mülkün, evin, araban... Ne varsa senin olsun. Çocukları istediğin zaman görürsün, buna asla engel olmam. Ama artık paylaşmadığımız bu çatının altında bir gün bile kalmayacağım." Hâlâ bağırıyordu, "Kafana göre sözleşme yazmışsın, boşanmıyorum!" diyordu. O an içimdeki Eylül’ün son kozunu masaya sürdüm. Bakışlarımı gözlerine diktim: "Ya bu kağıdı şimdi imzalarsın ya da seni o çok sevdiğin parandan vururum. Çekişmeli açarım davayı; nafaka, tazminat ne varsa donuna kadar alırım. Yıllarca sürse de vazgeçmem. Anladın mı?" Renginin nasıl kireç gibi olduğunu izledim. Onu tanıyordum; maddiyat onun zayıf noktasıydı. Ya özgürlüğümü bana bedavaya verecekti ya da bedelini cebiyle ödeyecekti. İmzayı attı. En yakın arkadaşım hâlâ bana kızıyor. "Neden her şeyi ona bıraktın? Hakkındı senin," diyor. Bilmiyor ki, o eşyalarda, o evde çekilen her ahın izi vardı. İstemiyordum. Sadece temiz bir sayfa, sadece çocuklarımın sesinin yankılandığı sakin bir hayat istedim. Şimdi hem çalışıp hem çocuklara bakarken bedenim bitkin düşüyor, doğru. Ama zihnim o kadar berrak ki... Beden yorgunluğu, o ruhu çürüten zihin yorgunluğunun yanında bir hiçmiş. Hiç Unutamadığım O gözlük aldığım gün aynı tazeliği ile duruyor. Hani insanın boğazını düğümleyen cinsten. Kızımın gözleri bozuktu, tahtayı göremiyordu. Beşinci optikçiye gidişimdi o gün. En ucuz bin sekiz yüz liraydı camlar. Ben bin iki yüz liraya bir yer buldum. Yusuf'u aradım, durumu anlattım. O fiyata itiraz edeceğini bildiğim için bin lira dedim. Üzerini kendim tamamlayacaktım. "Bin lira çok para, biraz daha düşsün," dedi telefonda. Fiyattan memnun değildi. Utancımdan yerin dibine girdim. Gözlükçü bana baktı, ben telefonda sanki yabancı bir adamla pazarlık eder gibi kendi kocamla pazarlık ettim. "Tamam ben abiye derim düşer azıcık daha." derken adam olmaz diye itirazlı bakış attı. Telefonu kapattım. Gözlükçüye dönüp, "Abi karttan dokuz yüz çekelim, üstünü ben nakit vereyim." dediğimdeki o ezikliği asla unutamıyorum. Kendi öz evladının sağlığı için üç kuruşun hesabını yapan o adamın gölgesinden kurtulmak, benim kendime en büyük borcumdu. Zihnimdeki anı bulutunu savurup arkadaşıma dönüp gülümsedim. "Bitti artık. Yeni güncellemede kimseye eyvallahım yok." Otuz yaşımda kendimi yeniden kurdum. Artık başkasının beni sevmesi için taklalar atmayacaktım. Önce ben kendimi seveceğim. Bazen yalnız kaldığımda, "Neden beni kimse koruyup kollamadı?" diye içlenmiyorum değil. Evin tek kızı olmama rağmen bir kez sevildiğimi hissetmedim. Ne yapıldıysa yüzüme vuruldu, 'aldık ya, yaptık ya' diyerek... Annem bile yanımda durmadı. "Kocan çok hesapçı, ben sizin evde yemek yemem," diyerek doğumlarımda bile gelmedi. Beni evlenmeye teşvik eden de oydu, sonra "Neden ayrılmadın?" diye suçlayan da... Ailem kötü değildi belki ama bana hiç "buradayız" hissiyatı da vermediler hani. Bu yüzden kimseden yardım istemedim. Ne abilerimden ne kardeşimden. Şimdi çocuklarıma bağırmadığımı fark ediyorum. Çünkü beni darlayan, beni her kuruşun hesabıyla ezen, ruhumu sömüren o gölge artık üzerimizde değil. Maddiyat benim için hiçbir zaman amaç olmadı. Kazandığımı evlatlarıma harcamak, akşam başımı yastığa kimseye hesap vermeden koymak... Mutluluk meğer tam olarak buymuş. Yoruluyorum evet, ama ilk defa nefes alıyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD