Şart

1856 Words
Korkuyla vücudum titrerken karşımda gördüğüm adam Rêzan Şahmaran’ın akrabası olmalıydı. Belki babası, belki dedesi. Ne yapacağımı bilmeksizin karşısında öylece dururken eteğimi avuçlarım arasında topladım. “H-Hoşgeldiniz.” dediğimde çatık kaşları bir an olsun düzelmek bilmemişti. Başını aşağı yukarı sallayıp beni baştan aşağı süzerken ne kadar sefalet içinde olduğumu düşünüyor olmalıydı. “Sen kimsin kızım?” dediğinde dudaklarım titredi. Ne demeliydim? Ben gelininiz Rojbin diyemezdim ya da ayaklarına kapanıp ben evlenmek istemiyorum diye ağlayamazdım. Bu evliliğe ihtiyacım vardı. Benim ihtiyacım olmasa bile, annemin ve kız kardeşimin ihtiyacı vardı. “Ben Rojbin Aydoğdu efendim.” ismimi duyduğunda çatılan kaşları bir anda düzelmişti. Buraya geldiğinden beri hiç bir şekilde kıvrılmayan ince düz dudakları aniden kıvrılmıştı. “Gelin kızım sensin demek.” dediğinde başımı ağırca salladım. “Buyurun eve geçelim isterseniz, ayakta durmayın.” dediğimde başını usulca sallamıştı. Binlerce adam evimizin etrafında elleri önünde bağlamış bir şekilde dururken yüzümü eğerek yürümeye başladım. Tek duyduğum şey yanımdaki yaşlı adamın hırıltılı nefes sesleriydi. “Baban evde yok mudur kızım?” “Hayır efendim.” dediğimde bir kaç saniye sessizce oturdu. “O densiz ne zaman evinde olur ki? Ne zaman görsem sürtüyor.” öfkeli sesiyle babam hakkında konuşurken utançla başımı eğdim. Dökük ahşap kapıyı ittirip lastik terliklerimi çıkarttığımda Şîyar bey ayakkabılarını çıkarmak için hamle yaptı. “Hiç önemli değil, böylede girebilirsiniz.” dedim. “Emin misin Rojbin kızım?” emin olmak istercesine yüzüme baktığında başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. Ayakkabılarını çıkartmadan eve girdiğinde bastonundan destek alıyordu. Dökük evin betonlarında göz gezindirip salona buyur etmemle koltuklardan birine oturmuştu. Gül koşarak yanıma geldiğinde onu annemin yanına yollamıştım. Şîyar bey ne için gelmişti hiç bir fikrim yoktu. “Ne içersiniz efendim?” dediğimde eliyle oturmamı işaret etti. “Oturasın bûkê, ben o it babanla konuşacaktım amma karşıma sen çıktın.” “Ne hakkında konuşacaksınız efendim?” “Bana baba diyebilirsin bûkê artık senin baban sayılırım. Düğün hakkında konuşacaktım, o baban olacak it başlık parası ister.” ellerimi yumruk yaparak karşımdaki adama bakmaya devam ettim. Kendimi kurbanlık koyun gibi hissetmem normal miydi? “Efendim sizinle bir şey konuşmak isterim fakat bundan babamın haberi olmasın.” derken kendimi kastığım için tüm kemiklerim sızlıyordu. “Ne hakkında konuşacaksın kızım?” dediğinde alt dudağımı kemirmeye çoktan başlamıştım. Bunu söylemem ne kadar doğruydu bilmiyorum fakat annem ve kız kardeşim için yardım istemek zorundaydım. Ben bu sefaletten kurtulup kraliyet gibi bir yerde yaşarken, onların burada yaşaması benim içimin sızlamasına sebep olurdu. Bu yüzden yardım istemek zorundaydım. “Babam oğlunuzla evlenmemi istedi fakat ben bir şartla evlenirim.” “Koskocaman Şahmaran aşiretinin ağasına şart mı koşarsın sen?” dedi tekrar kaşlarını çatarak. Bastonunu eline alıp ayağa kalktığında hızla ayaklarına kapandım. Bu benim için her ne kadar gurur ezici olsa bile yapmak zorundaydım. “Ağam…” dedim acizce. “Lütfen beni dinleyin amacım şart koşmak değildi. Sizden sadece yardım istiyorum lütfen beni anlayın.” dediğimde göz yaşlarım çoktan akmaya başlamıştı. “Ne istersin benden söyle hele?” dediğinde yüzüne baktım. Yüzümü gördüğünde çatık kaşları düzelmişti. “Ağam… Tek isteğim anam ve bacımın sefil bir hayat yaşamaması.” “Seni almamız karşılığında ananla, bacına güzel bir hayat sürdürmemizi mi istiyorsun?” “Şîyar ağam.” dedim bir kez daha fısıldar halde. “Babama isterseniz üç kuruş bile vermeyin. Anam hasta böbrek yetmezliği var tedavisi çok yüklü miktarda, kız kardeşim daha yedi yaşında ve daha okula başlamadı. Dolabımızda yiyecek bir tane yemek yok ağam ne olursunuz.” dediğimde Şîyar ağa hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bana doğru eğilerek nazik hareketlerle kolumu kavrayıp beni ayaklarının altından kaldırdı. Bastonundan destek alarak koltuğa oturduğunda yanına oturmam için eliyle işaret yaptı. Titreyen bedenimle yanına oturduğumda çatılan kaşlarını düzeltmişti. “Bûkê.” dedi elimi tutarak. “Ne olursa olsun, ne hâlde olursan ol hiç bir erkeğin ayaklarına kapanma.” başımı utançla aşağı eğdiğimde elimin üzerine bir kaç kez hafifçe vurdu. “Ben…” dedim ancak halimi anlatacak doğru düzgün bir kelime bulamadım. Susmayı tercih ederek utançla başımı kaldırdım. “Annenin tedavisini karşılayacağım, kız kardeşinin okumasına yardımcı olacağım bûkê.” dediğinde kalbime düşen heyecanla ellerini tutup öptüm. “Allah razı olsun.” dedim gözlerimden yaşlar dökülürken. “Allah sizin ne dileğiniz varsa kabul eylesin ağam.” mutluluktan akan göz yaşlarımla Şîyar ağaya bakmaya devam ediyordum. “Tek dileğim oğlumla evlenmendir bûkê. O evlenmeyi istemez ancak benim sözümün üzerine söz söyleyemez. Ben buraya düğün ve kına için konuşmaya gelmiştim. Bu akşam hazır olasın isteme için geleceğiz.” diyerek bastonundan destek alıp ayağa kalktı. İsteme kelimesini duyduğumda yüreğime düşen köz parçasıyla yandım. Hiç bir şey belli etmeden ayağa kalkıp Şîyar ağayı uğurlarken elimi ağzıma kapatıp ahşap kapının arkasında yere çöktüm. Gözlerimden akan yaşların çoğu mutluluktan kaynaklıyken, diğer sebebi üzüntüden kaynaklıydı. Ben nasıl evlenecektim? Ben gerdek gecesi ne yapacaktım? Evlendiğim adam kaç yaşındaydı? Zihnimi dolduran sorularla daha çok ağlamaya başladım. Kaç yaşında olduğunu bilmediğim, nasıl bir karaktere sahip olduğunu bile bilmediğim bir adamla evlenecek ömür boyu yaşayacaktım. Nasıl bir konağa gelin gideceğimi bile bilmiyordum. Ben evliliğe hazır değildim, ben evlenecek yaşta bile değildim. Benden nasıl karılık yapmamı bekleyecekti o adam? On altı yaşındaki bir kız çocuğundan nasıl karılık bekleyecekti? Bana zorla dokunursa ben ne yapardım? Gerçi gerdeğe girdiğimiz anda bana dokunmak zorunda kalacaktı çünkü o gece kanlı çarşaf isteyeceklerdi benden. Başımı ellerimin arasına alıp ağlarken bir yandansa sağa sola sallanıyordum. Hıçkırıklarımı kimse duymasın diye dudaklarımı birbirine bastırmış içli içli ağlıyordum. Ben daha ana kuzusuydum, bazı geceler anam ile beraber yatar yanıma da bacım Gül’ü alırdım. Bir kaç gün sonra ise yabancı bir konakta, yabancı insanlarla beraber yaşayacak bir adamın koynunda uyuyacaktım. Sevmediğim bir adamın yatağında nasıl uyurdum ben? Şimdi gitsem Şîyar ağaya evlenmeyi istemediğimi söylesem ortalık birbirine girerdi. Şîyar ağa anamın tedavisini üstlenmez, bacımın eğitimine yardımcı olmazdı. Bunlar yetmezmiş gibi birde babam gelir meydan dayağı atardı. Dizlerimi kendime çekip alnımı diz kapaklarıma yasladım. Aslında ağlamamın sebebi evlilik değildi, ailem olmasına rağmen kimsesizliğime idi. Belki başımda güzel bir baba olsaydı ya da daha sağlıklı ve güçlü bir ana olsaydı ben bu hallere düşmezdim. Yumruk yaptığım elimi göğsümün üzerine koyarak dedemin yokluğunu daha çok hissettim. Şimdi dedelerim, anneannem ve babaannem yaşıyor olsaydı hayatta böyle bir şeye izin vermezlerdi. Beni babamın gazabından korurlardı, kollarını açarlar beni kanatlarının altında koruyor olurlardı. Koluma dokunan küçük parmaklarla irkilip başımı kaldırdım. Kız kardeşim Gül endişeli bakışlarıyla bana bakıyor bir yandansa bana güç vermek ister gibi kolumu tutuyordu. Bana biraz daha yaklaşıp akan göz yaşlarımı ufak parmaklarıyla sildi. “Ağlama abla.” diyerek kollarını bana sardı. “Sen ağlarsan ben çok üzülürüm abla.” “Ben üzüntüden ağlamıyorum ki ablam.” dedim saçlarını okşarken. “Niye ağlıyorsun o zaman abla?” boncuk gözlerini irileştirip bana merakla baktı. “Mutluluktan ağlıyorum ablam. Annemiz iyileşecek, sen okuyacaksın ondan dolayı çok mutluyum. Hem enişten çok iyi biriymiş biliyor musun?” Ben bile eniştenin nasıl biri olduğunu bilmiyorum ablam ama sırf senin mutluluğun için sana yalan söylüyorum. Bana kırılma canım kız kardeşim. “Gerçekten mi abla? Babam gibi değilmiş değil mi? Sana vurmaz değil mi abla? Seni kaynar suyla bile yakmaz değil mi?” Söyledikleri canımı öyle bir yaktı ki, onun yaşadığı anları zihninden silmek istedim. Bir gece annem ile babam hiddetle kavga ederken onları ayırmak için araya girmiştim. Babam elinde tuttuğu çaydanlıkla, “Yakacam lan sizi!” diye bağırarak, çaydanlığın içindeki kaynar suyu ikimizin üzerine fırlatmıştı. Annem yanmasın diye çelimsiz bedenimi annemin üzerine siper etmiştim. Çaydanlığın içindeki kaynar su sırtıma gelmişti ve babam o gece beni o halde çekip gitmişti. Annem beni doktora götürememişti çünkü babam bir saat sonrasında tekrar eve gelip, yanıklarım geçmeden güzel bir meydan dayağı atmıştı. Annem gece boyunca elinde bir kremle yanıklarıma elinden geldiğince pansuman yapmıştı ancak izleri hâlâ taşıyordum. Ertesi sabah babam uyandığında hiç birimiz korkudan tek bir kelime bile edememiştik fakat o, bize yaşattığı cehennem geceyi hatırlamamıştı. O gece annemle kavga etmeden önce çok fazla içtiğini ve uyuşturucu kullandığını çok sonradan öğrenmiştik. Kız kardeşim Gül ise tüm gece başımda nöbet tutmuş, her saniye yanıklarıma bakarak içli içli ağlamıştı. Derin iç çekerek Gül’ün ufak ellerini tutup öptüm. “Enişten hiç öyle şeyler yapar mı ablam? O çok iyi biriymiş, çarşıdaki kızlardan duydum. Hiç kimseyi kırıp, üzmezmiş üstelik şiddet bağımlısı bile değilmiş.” Gül’ün buğulu gözleri cam gibi parladı. Sevinçle bana sarıldığında ufak bedenini kucağıma çekip ona sarıldım. İçim yana yana kız kardeşime sıkıca sarıldım. İçimden ettiğim dualar, Rêzan ağanın düşünemeyeceğim kadar merhametli çıkmasıydı. O kadar çok korkuyordum ki Rêzan ağanın kötü kalpli biri çıkmasından, tüm bedenim kaskatı kesiliyordu her düşündüğümden. “Hadi kalk bakalım! Hazırlanacağız akşam beni istemeye geliyorlar. Şimdi seninle bir anlaşma yapalım, annemiz uyurken bu evi güzelce temizleyelim sonra da en güzel elbiselerimizi giyelim olur mu?” “Olur!” dedi heyecanla kalkarak. Bende ayağa kalkarak temizlik için banyoya girdim. • Elime aldığım süpürgeyle bahçeyi temizliyordum, Gül elinde tuttuğu hortumla yerleri ıslatıyordu. Saçlarımı örttüğüm yazmayı düzenleyip tekrar işimin başına döndüğümde Gül hainlik yaparak hortumdaki buz gibi suyu bana tuttu. “Kız!” dedim hafif sinirli bir şekilde ancak onun kıkırtılarını duyduğumda gülümsemeden edemedim. “Ablam söz veriyorum sonra su savaşı yapacağız ama önceliğimiz temizlik ve misafirler.” “Tamam abla ya!” diyerek hortumu benim süpürdüğüm yerlere tuttu. Bahçe tamamen temizlendiğinde ıslak ellerimi üzerimdeki şalvarla kuruyarak hortumdan akan suyu kapattım. Evleri tertemiz yapmıştım tabi bu sırada annem uyanmış yemekler yapıyordu. Yan komşu hatice teyzeden biraz erzak alıp onlarla idare etmeye çalışıyordu. Hatice teyze her ne kadar huysuz olsa bile bize asla kıyamazdı. Bizim yaşadıklarımızı bildiğinden dolayı bize merhamet eder kendine yaptığı yemeği bize de paylaşırdı. Islanan lastik ayakkabılarımı kenara koyarak içeri girdim. Dolabımdan aldığım havluyla banyoya girdiğimde Gül'de peşimden geliyordu. Ilık suyu şofbenle ayarlayıp önce onu yıkadım ardından kendim yıkanmaya başladım. Saçlarımı ve vücudumu su ile durulayıp çıktıktan sonra hemen odama geçtim. Geçen yaz aldığım kırmızı çiçekli elbiseyi çıkardım. Temiz iç çamaşırlarımı giydikten sonra çiçekli elbisemi giyerek ıslak saçlarımı tarayıp kendi halinde kuruması için bıraktım. Babam aniden odama daldığında irkilerek geriye doğru gittim. Yüzünde her zamanki gibi memnun sırıtış yer edinirken onu baştan aşağı süzdüm. İlk defa adam akıllı giyinmişti ve şuan insan gibi görünüyordu. “Aferin kız hazırlanmışsın.” dediğinde tip tip ona bakıyordum. “Birazdan gelecekler o saçlarını da kurula hemen.” kapıyı çarpıp çıktığında masanın üzerinde duran dudak nemlendiricisini dudağıma sürdüm. Bu dudak kremini aldığımda babamdan yediğim dayağı hatırladığımda elimin tersiyle dudağımdaki rengi sildim. Bu renk yüzünden bana orospu denilmişti. Halbuki rengi soluk nar rengiydi. Kapı çaldığında hızla oturduğum yerden kalktım. Korkudan dolayı dönen başımla olduğum yerde sendeleyip masaya tutundum. Sakin olmalıydım. Korkulacak hiç bir şey yoktu. Nemli saçlarımı hızlıca örerek dışarı çıktım. Çalan kapıyı açtığımda karşımda Şîyar ağayı gördüm. Aman Allahım kaç kişiydi bunlar? Hızla Şîyar ağanın elini öpüp alnıma koyduktan sonra arkasından orta yaşlarda bir kadın girdi. Elini öpmek için uzattığımda elini çekerek içeri girdi. Güler yüzlü bir kadın ortaya girip sıcak kanlı bir şekilde bana sarıldı. “Gelinimiz pek güzelmiş!” diyerek yanağımı öptüğünde bana olan davranışından dolayı irkildim. “Hoş geldiniz.” diyerek cılız sesimle konuştum. Genç kadının arkasından bir sürü erkek girdiğinde hepsine sırayla baktıktan sonra “Hoş geldiniz.” deyip başımı eğmiştim. Hangisi Rêzan Şahmaran’dı? Hangisi benim kocam olacak adamdı? Kucağıma bırakılan çiçeklerle başımı kaldırdığımda genç bir çocuk duruyordu. Benim kocam olacak adam bu muydu? Şaşkınca ona bakarken, “Ağabeyim işi olduğu için gelemedi yenge, bu çiçekleri ağabeylerle toplanıp aldık.” dediğinde hüzünle başımı eğdim. Gelmemişti. Kim olduğunu bilmemek beni iyice huzursuz ediyordu. Ne zaman görebilecektim o adamı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD