Ağrıyan bedenimle gözlerimi aralamak zorunda kaldım. Çatlamış penceremin camlarından içeri güneşin ışıkları vururken, gözlerimin acımasıyla gözlerimi kırpıştırdım. Dün gece kapının önünde ağlayarak sızdığımı fark ettiğimde yavaşça yattığım yerden kalktım.
Ağrıyan bedenimi her şeye rağmen güçlü tutmaya çalışarak ayağa kalktım. Ben bugün evlenecektik fakat kimlikte on altı yaşında olduğum görünüyordu. Beni nasıl evlendireceklerdi? Odamın kapısını açarak boş koridorda yürüdüm, babamın salonda keyifle eski televizyonu izlediğini gördüm.
Annem ise mutfaktaydı. Uyuşuk adımlarımla annemin yanına gittiğimde bana döndü, gözündeki morluğu gördüğümde kaşlarımı çattım. Gözüne ne olduğunu sormak saçma olacaktı çünkü kimin yaptığını gayet iyi biliyordum. Annem morarmış gözünü ve patlamış dudağını umursamadan bana gülümsedi, sessizce gülümsemeyi tercih etti çünkü annemin artık konuşma isteği kalmamıştı. Haklıydı. Bu zamana kadar yaşadığı şeyleri artık kaldıramıyordu fakat ona rağmen annem hâlâ genç kalmayı başarmıştı. Onun hikayesi de pek iyi değildi. biliyorum.
Annem otuz yaşlarında çok güzel ve genç bir kadındı, babama sevdalandığında henüz on yaşlarındaymış ve tam on üç yaşında babama kaçmış. Evet, bir çocuğun bir çocuğa sevdalanıp kaçmasının hiç bir güzel yanı yoktu.
Annemin tek hatası çocukluk aşkına çocuk yaşında kaçması ve on dört yaşında beni doğurmasıydı. Beni doğururken henüz küçük yaşta olduğu için çok zorlanmış ve riskli kanamalar geçirip ölümden dönmüş.
Henüz çocuk yaştayken birde beni büyütmeye çalışmış. Hani derler ya kızlar annelerinin kaderini yaşarmış diye, sanırım şu anda sanırım annemin kaderini yaşıyorum. Her ne kadar istekli bir evlilik olmasa bile ben annemin kaderini yaşamaktayım.
Her ne kadar zalim bir adamla evlense bile ben annemi çok seviyorum, onun için elimden gelen her şeyi yaparım. Zalim bir adamla evlenmek her ne kadar onun suçu olsa bile -tabi annem küçük yaşta olduğu için geleceği bilemezdi- ben annemden yana her zaman razı bir evlat oldum. Babam onu ne zaman komaya soksa ben annemi o zalim adamın ellerinden kurtarır tek tek yaralarına pansuman yapardım çünkü evlatlar bunun için vardır.
''Gözün çok acıyor mu?'' dedim başımı omzumun üstüne eğerek. Annem tekrar bana gülümsedi.
“Acımıyor fıstığım merak etme.” Dudakları her ne kadar kıvrılmış olsa bile gözlerindeki acıyı görüyordum. Her ne kadar bana şu anda gülümsüyor olsa dahi gözlerinin feri sönmüştü biliyorum. “Bugün alışveriş yapacakmışsınız.” Dedi tatsızca. Parmaklarımla oynayıp annemi onayladım.
“Evet anne.”
“Seni vermek istemiyorum kızım, seni onlara göndermek istemiyorum. Sonunun ne olacağını biliyorum. Kaderin bana benzeyecek.” Yutkunarak annemin telaşlı gözlerine baktım. Babamdan olan korkusu yüzünden fısıldıyordu.
“Hayır anne, kaderim sana benzemeyecek. Evlendiğimde her şey daha güzel olacak buna inanıyorum, üstelik sizin hayatınızı da bu zalim adamın elinden kurtaracağım.”
“Kurtaramazsın.” Dedi annem buğulanmış gözleriyle bana bakarken. Bedenimi kendine çekip sıkıca sarıldı ardından boynuma öpücükler bıraktı. “Kurtar kendini kızım yalvarırım. Babandan ve o aileden kurtar kendini.”
Dudaklarım titremeye başladı annemin bu dediklerinin imkansız olduğunu biliyordum. Annemin bedenine sıkıca sarılıp boynuna sayısız öpücükler bıraktım. Annemsiz ben bir hiçtim eğer annem bu yaşıma kadar beni büyütmek için uğraştıysa bu saatten sonra ben onu koruyacaktım.
“Ben kendimi değil seni koruyacağım anne. Sen beni bu zamana kadar zaten korudun, şimdi sıra bende.” Annem daha hiddetli ağlamaya başlarken, tahta kapının tokmağı arka arkaya vuruldu.
Annem benden ayrılıp akan göz yaşlarını silerken bense tahta kapıyı araladım. Karşımda gördüğüm görümcem ve suratsız kayınvalidem ile şaşırırken, babam bir anda yanıma gelivermişti.
“Hoş geldiniz hanımağam.” Babam bir yalaka gibi Hejvîn hanımın dibine düştü. Hejvîn hanım memnuniyetsizce sadece başını sallamakla yetinmişti.
“Gelini almaya geldik, düğün alışverişine gideceğiz.” Görümcem heyecanla konuşurken anneme baktım. Evde onu bir canavarla baş başa bırakmak istemiyordum.
“Müsaadeniz varsa annemde gelebilir mi?” Hejvîn hanım dudaklarını aralayıp konuşacağı sırada, kızı onun konuşmasını engelledi.
“Tabi gelebilir.” Görümcem sıcacık gülümsemesiyle içimizi ısıtırken annemde aynı gülümsemeyle karşılık verdi.
“Öyleyse ben hazırlanayım, küçük kızımı da hazırlayıp geleyeyim müsaadenizle.” Annem hızlıca yanımızdan ayrılırken babamın surat ifadesi tamamen fiyaskoydu.
“Hejvîn hanım müsaadenizle bende üstümü değiştirmek isterim, buyurun siz ayakta kalmayın.”
“İstemez!” Hejvîn hanım suratsızca bana baktı. “Arabamın koltukları daha rahat.”
“Anne ne yapıyorsun?”
“Sus Heja!” Hejvîn hanım sinirle, adını henüz az önce öğrendiğim görümceme baktı. Heja boyalı kaşlarını çatarak Hejvîn hanıma resmen meydan okumak istercesine baktı.
“Ben içeride beklerim Rojbin.” Diyerek bana ağırca dönüp ayakkabılarını çıkarttı ve salona doğru yürümeye başladı.
Yavaş adımlar atıyor ve yıkık dökül evimizi inceliyordu. Tavanlarda ve duvarlarda oluşan rutubetler eve kötü koku yaysa bile sürekli camları açar evi havalandırırdık.
“Eviniz küçük olsa bile güzel.” Dedi Rojbin bana bakarak. Bu dediğine hiç bir şekilde inanmadım çünkü onların konakları bu harabe evden daha güzeldir. Saray gibi bir evden çıkıp yıkık dökük bir eve girerek buranın bize güzel olduğunu söyleyip bizi kandırmak istiyordu.
“Öyle ahım şahım bir ev değil.” Dedim kısık sesimle. “Eminim sizin yaşadığınız konak bu evin yanında saray görünür.” Heja hafifçe tebessüm etti.
“Aksine benim gözümde her zaman küçük evler daha güzel ve sevimlidir. Buranın sadece bir ustanın elinden geçmesi gerekiyor.” Başımı hafifçe salladım.
“Ben üzerimi değiştirip geleceğim.” Diyerek yanından ayrılıp odama girdim. İstemeyerekte olsa dolabımın kapağını açıp güzel bir kıyafet aramaya başladım ancak bir kaç parça kıyafetten fazlası yoktu. Bu kıyafetleri babamdan gizlice almıştım ve babam öğrendiğinde ise tam bir felaketi yaşamıştım.
Siyaj kot pantolonum ve siyah tişörtümü giyerek üzerimdeki dünden kalan elbiseyi katlayıp köşeye koydum. Odamdan çıktığımda annemin ve kız kardeşiminde çoktan hazır olduğunu gören Heja hızla ayağa kalktı.
“Sende hazırlandıysan artık geç kalmayalım, akşama kadar yetiştirmemiz gerekiyor.” Diyerek hızlı adımlarla önden gitmeye başladığında babam memnuniyetsizce bize bakıyor ancak Heja yanımızda olduğu için bir şey diyemiyordu.
Hep beraber evden çıkıp siyah lüks araca bindiğimizde karşımda Hejvîn hanımın oturması beni daha fazla geriyordu. Gözlerine sürdüğü yeşil boya dikkatimi çektiğinde fark etmeden yüzüne dikkatlice bakmaya başladım.
“Ne bakarsın öyle bûke?” Diye sorduğundaysa hızla başımı aşağı eğdim.
“Hiç.. Hiç, sadece gözlerinizdeki boya dikkatimi çekti.” Diyiverdim.
Gideceğimiz mağazalar boyunca araçta sessizlik devam ederken, sonunda araç durmuştu. Başımı kaldırdığımda şık bir gelinlik dükkanının önüne geldiğimizi gördüm. Mankenlerin üzerinde fazlasıyla şık gelinlikler ve kına için elbiseler mevcuttu.
Otomatik kapı yavaşça açılırken Hejvîn hanım bizden önce davranarak aşağı indi ve biz yokmuşçasına yürümeye başladı. Onun peşinden ilerlemeye devam ederken sonunda gelinlik dükkanının içine girmiştik.
“Hoş geldiniz Hejvîn hanım.” Bu mağazada çalışan bir genç kız bizi gülümseyerek karşıladığında Hejvîn hanım başını aşağı yukarı salladı.
“Hoş buldum,” diyerek başını yavaşça bana çevirdi. “Gelin kızımız için şık bir gelinlik isteriz.” Çalışan kadın başını aşağı yukarı sallayarak çelimsiz bedenimi süzdü.
“Hemen modelleri getiriyorum efendim.” Genç kadın yanımızdan ayrıldığında parmaklarımın etlerini soyarken buldum kendimi. Tedirgirnliğim yüzüme yansımış olacak ki, Heja omzuma dokunup dikkatimi çekti.
“Merak etme, kararsız kalırsan beraber seçeriz.”
“Teşekkür ederim.” Fısıltımı duydu mu bilmiyorum çünkü çok kısık bir sesle söylemiştim. Söylediğim gibi de hemen başımı başka bir yöne çevirmiştim.
Önüme dizilen modellere dudaklarım aralanmış bir şekilde baktım. Bu modeller çok şık ve parlaktı. Evet, gelinlikler çok güzel ve çok şıklardı fakat ben dikkat çekmeyi istemiyordum.
“Bu modeller yeni çıkan koleksiyonımıza ait efendim.”
Bana ithafen konuşan kadına nutkum tutulmuş bir şekilde baktım. Yeni çıkan koleksiyon mu? Yeni çıkan gelinlik koleksiyonlarını bana getirmişlerdi öyle mi?
Bir kaç adımda gelinlik modellerine yaklaştım, gelinliklere parmağımın ucuyla dokunup incelemeye başladığımda aslında tek amacım sade bir gelinlik bulabilmekti ancak bu gelinliklerin arasında imkansızdı.
“Ne oldu beğenmedin mi yoksa?” Heja beni merakla izliyordu.
“Çok şık değiller mi?” Dememle ise gülmeye başladı.
“Şahmaranlar aşiretine ilk gelin sen olacaksın! Tabii ki şık gelinlik giymek en doğal hakkın.” Alt dudağımı ısırdım.
“Bilmiyorum.” Diyerek dudağımı büzdüm. “Ben bunları taşıyamam.” Cılız bedenime göz attım
“Taşırsın!” Dedi Heja heyecanla. “Olmayan yerleri hemen yaptırırız.” Demesiyle yutkundum. Sonra ise gelinliklere bu sefer o bakmaya karar verdi.
Tuttuğu taşlı gelinliğe heyecanla baktı. “Bunu deneyeceksin!” Diyerek hızla genç kadına döndü. “Bunu denemek istiyoruz.”
“Tabi hemen yardımcı olayım.” Genç kadın askıdaki gelinliği alarak ilerlediğinde peşinden ilerlemeye başladım. Girdiğimiz kabinde utançla üzerimi çıkarırken yarım atletimi çıkarıp kenara koydum.
Yanımdaki genç kadın tuhaf bakışlarıyla bedenimi izlerken, “Sen kaç yaşındasın?” Diye sorduğunda yutkundum. Neden sormuştu böyle bir şeyi?
“Niye soruyorsunuz bunu?”
“Sadece bedeniniz çok küçük, sanki olgunlaşamamışsınız henüz.” Demesiyle sanki kırk yerimden bıçak darbesi yedim. Olgunlaşmak… Ben olgunlaşamamıştım ki zaten. Ben hâlâ çocuğum ama buradaki kimse bunun farkında değil, annem dışında.
“Minyonum.” Dedim bu zamana kadar yapmadığım bir şeyi yaparak. Olgun olmaya çalışmak. Kendim olmayı bırakarak olgun bir kadın gibi davranmaya çalıştım fakat ne kadarını yapabildim bilmiyorum. Genç kadın ise sadece başını salladı.
“Olabilir. Sanırım zayıflıktan kaynaklı bazı vücut hatlarınız oturmamış.”
“Evet öyle, evlilikten sonra illa kilo alırım.” Diyerek bir yalan söyledim.
Genç kadının yardımıyla gelinliği giyip aynadan kendime baktım. Oldukça büyük bir kabarığı olan, her yerinde taşları olan prenses model bir gelinlik giymiştim. Gelinliğin içinden tamamen olgun bir kadın görünsem bile birazdan giyecek olan kıyafetlerim aslında her şeyi yalanlıyordu.
Gelinliğimin eteklerini sıkı sıkıya tutarak kabinden ağırca çıktığımda Heja ve annem hızla ayağa kalktı. Kız kardeşim bana koşup bakmaya başladığında kıkırdadım.
“Abla çok güzel olmuşsun!” Hayranlıkla bana baktı. “Prenses gibi olmuşsun! Ne olur bunu al abla.” Küçük cimcime bana heyecanla bakarken, üzerimdeki gelinliği beğenmedim desem yalan olurdu.
“Rojbin! Çok yakışmış bu sana. Sende beğendiysen hemen alıp saç ve makyajı aradan çıkaralım.” Başımı aşağı yukarı sallayıp onay verdim.
“Olur.”
“Sen şimdi gelinliği çıkar, kuaförde giyersin.” Başımı sallayarak girdiğim kabine geri döndüm.
Bu akşam bana kefen olacak gelinliği çıkarmaya çalışırken bir yandan da gizlice ağlamakla ilgileniyordum. Pantolonumu üzerime geçirirken bile ara sıra duraksayıp sessizce kabinde ağlayışlarımı sürdürmeye çalışıyordum. Bu gece benim düğünüm yoktu, bu gece benim ölüm günüm olacaktı. Ben bu gün kahkahalar atmayacak, sessiz haykırışlar atacağım. Çünkü bugün bir kız çocuğunun hayalleri vahşice ellerinden kayıp gidecek.