Bir çarşaf meselesi

1966 Words
Sadece abajurların yandığı yatak odasında çarşafı boynuma kadar çekmiş rahatsızlıkla yatıyorum. Rêzan ağa divanda telefonla uğraşırken hissettiğim yabancılık yüzünden ağlayacak raddeye gelmiştim. Burası bana yabancıydı. Bu ev, bu oda, buradaki insanlar. Herşey yabancıydı. Anneme ve kız kardeşime hissettiğim özlem yüzünden burukça gülümsedim. Şimdi evde olsaydım kız kardeşim Gül ile birbirimize sarılmış, ona masallar okuyor olurdum. Gözlerimden süzülen yaşlar yastığa bulaşıyordu fakat sessizce ağlamak dışında yapabileceğim bir şey yoktu. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum fakat kapı tıklandığında kalbim hızla çarptı. Rezan ağa umursamazca divanda yatmaya devam ederken kapı bu sefer şiddetle açıldı. Korkuyla yattığım yerden doğrulurken ışıklar yandığında gördüğüm suret Hejvîn hanıma aitti. “Ne yaparsın ana?!” Rêzan ağa hızla yerinden kalktığında Hejvîn hanım bize doğru adımladı. “Çarşaf nerededir?!” “Çarşaf marşaf yok!” Dedi Rêzan ağa kaşlarını çatarak. “Ne demek çarşaf yok?!” Hejvîn hanım hiddetle bağırırken ürkekçe ona baktım. Gece karası gözleri benimle buluştuğunda kaşlarını çattı. “Ana çık git odamdan sabrımı bozma benim!” Rêzan ağa, Hejvîn hanıma ters cevap verdi. Yaşadığım korkudan dolayı dilim lâl olmuştu. Bir şey diyemiyor sadece susmakla yetiniyordum. “Orospu!” Hejvîn hanım hızla bana atıldığında saçlarıma yapıştı. “Kalk!” Korkuyla çığlık atarken Rêzan ağa aramıza girip müdahale etmeye çalıştı ancak Hejvîn hanım saçlarımı o kadar baskın tutuyordu ki, Rêzan ağanın bizi ayırması imkansızdı. “Hejvîn hanım yapmayın!” Derken canımın acısıyla bir yandan inliyordum. “Rêzan çekil! Bu orospuyu babasının evine göndereceğim, kimin koynuna girdiyse onun kapısına koysun babası!” İşittiğim hakaretler canımı daha çok yakarken, Hejvîn hanımın bileğini ittirmeye çalıştım. “Ana!” Rêzan ağa öfkeyle bağırdığında Hejvîn hanım şaşkınlıkla oğluna baktı. “Karımı bırak!” Hejvîn hanım öfkeyle saçımdan ittirdiğinde sendeledim. “Ana ne yapisen?!” Konaktaki herkes başımıza toplandığında Rêzan ağa bileğimden kavrayıp hızla beni arkasına çekti. “Ne oluyor Hejvîn hanım? Bu ne gürültüdür?!” Şîyar ağa kaşlarını çatarak uyku sersemiyle bize baktı. “Baba, anamı götür odasına.” Rêzan sakin bir şekilde konuştuğunda Hejvîn hanım öfkeyle kaşlarını çattı. “Ben siye demişem! Köylü kızı getirmeyin demişem! Alın size çıktı orospi, çarşaf marşaf yoktur!” İşittiğim hakaretlere seyirci kalıp ev halkının gözünün önünde düştüğüm durum karşısında utançla başımı eğdim. Hejvîn hanım namusumu iki paralık etmiş, konağın erkeklerinin önünde benim iki bacak aramı konuşmuştu. “Ana yeter artık!” Rêzan ağa hiddetle öne atıldığında bileğini tuttum. Omzunun üzerinden bana baktığında buğulanmış gözlerimle karşılaştı. “Hejvîn hanım! Artık kendiğize gelesiğiz! Bu ne biçim konuşma tarzıdır! Derhal odana geç Hejvîn hanım!” Şîyar ağa hiddetle bağırdığında, kara gözlü cadı kadın bana bakıyordu. Bir kez olsun gözlerini üzerimden çekmezken Rêzan’ın arkasına daha çok saklandım. “Ana yaptığın hoş değil bilesin.” “Sen susasın Ferzan!” Hejvîn hanım öfke saçan gözlerle oğluna baktı. “En büyük olarak gelin getireydin, bu hallara zaten düşmezdik.” “Ana! Burada ne ağabeyimin suçu vardır ne de o kızın, şunu anla artık! On altı yaşındaki bir kız çocuğundan çarşaf istemek nedir?!” “Ana gerçekten seni tanıyamıyorum artık.” “Ana daha fazla rezillik çıkarma gözünü seveyim.” Kayınbiraderlerim tek tek konuşurken Heja annesi gibi kara gözlerini bana dikmişti. Bana öfkeyle bakmaya devam ederken, ben henüz ne suç işlediğimi bile bilmiyordum. “Bana öyle bakma.” Diye fısıldadım Heja’ya karşı. “Neyle bakmayacam?! Hepimizi kandirisen, birde bakma mı disen?!” “Zorundaydım!” Diye hiddetle bağırdım. “Zorundaydım anlıyor musunuz beni?! İsteyerek evlenmedim, ben bu hayatı isteyerek seçmedim! Neden hiç biriniz beni anlamıyor? Sanki tüm olanlar benim suçummuş gibi davranıyorsunuz?! Biriniz de elimden tutup, ‘Neden evlendin?’ diye sormuyor! Ben çok mu memnunum sizce evlenmekten?! Ordan bakılınca mutlu bir Rojbin mi görüyorsunuz ha?! Herkes sizin gibi lüks bir hayat yaşamıyor!” Giderek hırçınlaşırken kendimi dizginlemek için derin nefesler alıp verdim. Artık git gide kendime hakim olamıyorum ve patlamaya hazır bomba gibi hissediyorum. Gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle silerken Hejvîn hanımın suratıma indirdiği tokatla yere düştüm. Neden bunu hak etmiştim? Doğruları söylediğim için neden tokat yemiştim ki? Oysaki sadece biraz anlayış isterken, yediğim tokat canımı yakmıştı. Onlara yaşadığım hayatı anlatmak istedim belki derdime şifa olurlar diye ancak onu bile çok görmüşlerdi. “Yeter lan artık!” Rêzan ağa hiddetle gürledi. “Bu kızı bu eve aldıysanız nasıl davranacağınızı da bileceksiniz! Bir daha kimse karıma el sürmeyecek, özellikle sen ana!” Herkes sadece bizi izlerken Şîyar ağa kollarımdan tutarak beni ayağa kaldırdı. Elim hâlâ sol yanağımı tutarken Rêzan bileğimden tutarak benimle beraber odaya girdi. Yataktaki çarşafı toplayıp öfkeyle kapının önüne attı. “Çarşaf istedin buyur ana! Asla istediğin çarşafı alamayacaksın.” Kapı hiddetle kapandığında utançla başımı kaldırdım. “Ben namussuz değilim.” Derken sarsıla sarsıla ağlıyordum. “Şş küçük gelin, ağlamak yakışıyor mu sana?” Çenemi kavrayıp yüzüme detayla baktı. “Yüzündeki morluklar neyin nesi?” Hejvîn hanıma benzeyen karalıklar yüzümde geziniyordu. Çenemi çekmeye çalıştığımda buna izin vermedi. “Bu morluklar ne?!” Bu sefer bağırdığında irkilerek geri kaçmaya çalıştım. “Bir şey değil.” Dedim korkuyla. “Kim yaptı? Baban mı?” Sorusuna cevap vermeyip geri çekildim. Yatağa oturup önüme bakarken, odanın içinde öfkeyle gezinmeye başladı. Masanın üzerinde duran her şeyi yere fırlattığında korkuyla yerime sindim. “Ulan sikeceğim ya! O baban denilen puşt yaptı değil mi?! Korkudan söyleyemiyorsun.” “Bir şey yapmayacaksın değil mi?!” Dedim korkuyla yerimden kalkarak. “Bir daha sana elini sürerse yeminim olsun baban demem onun kemiklerini kırarım!” Çenesini öfkeyle sıktığında hızla önüme döndüm. Tekrar yanıma gelip oturduğunda yüzüne baktım. Pürüzsüz cildi, kara gözleri, şekilli kaşları ve dağınık siyah saçlarıyla önümde kusursuzca oturduğunda hızla önüme döndüm. Sınıftaki kızlar bir kaç kez Şahmaranlar oğullarını konuşurken duymuştum. Bütün kızlar bir anda konuyla ilgilenip ağızlarının suyu akarcasına Şahmaranlardan bahsetmişlerdi. Benim hiç bir zaman dikkatimi çekmemişlerdi çünkü tek dikkatim derslerden ibaretti. Hayalimde bir evlilik yoktu aksine kariyer hedefleri vardı. Şimdiyse düştüğüm durum farklıydı tabi. “Anam adına özür dilerim.” Dedi kara gözleriyle. Ne yapacağını bilmiyormuş gibi bana dümdüz baktı. “Ben namussuz değilim.” Dedim utanarak. “Ben şimdi ailenin yüzüne nasıl bakacağım?” Diye fısıldadım. “Niye bakamayasın? Sen utanacak hiç bir şey yapmadın, utanması gereken varsa anamdır.” Sessizce omuz silktim. Bedenime sardığı kollarla gözlerimi irileştirdim, beni bedenine fazla temas ettirmeden sadece sarıldı. “Ben her zaman arkandayım küçük gelin, ben varken kimse seni ezemez. Hadi şimdi yat dinlen.” Bedenimi serbest bırakıp ışıkları kapattı. Divana serdiği çarşafın üzerine yattığında bende sakincd yatağa girdim. Yastığımı düzeltip başımı koyduğumda önce Rêzan’ın uyumasını bekledim. Zira o uyumadan ben asla uyuyamazdım. Rêzan ağa içli bir şekilde nefes verip elini alnına koydu. Gözlerini kapatmadan tavanı seyrederken elini kaldırıp parmağındaki alyansa baktı. Alyansı çıkarıp koyduğunda hüzünle kirpiklerimi kırpıştırdım. Elimdeki alyansı çıkarıp yastığımın altına koydum. “Yarın okula gidebilirsin.” Dedi sakinlikle. “Her şeyim evde kaldı.” “Yarın erken saatte evinde ne var ne yoksa getirttiririm.” “Devamsızlığım çok oldu ama.” “Sildiririz sıkıntı etme.” Demesiyle dudaklarım kıvrıldı. Gerçekten yapabilir miydi böyle bir şeyi? “Kaçıncı sınıfsın?” “Lise ikiye gidiyorum.” Uzaktan uzağa öylece sohbet ediyorduk. “Ne olmak istiyorsun?” “Doktor.” Dediğimde gülümsediğini gördüm. Başını kaldırıp bana baktı. “Umarım olursun küçük gelin.” Hüzünle gülümsedim. Daha fazla bir şey konuşmak istemediğim için sessiz kalmayı tercih ettim. Gözlerim siyah renklerle dekore edilmiş odada tur atarken, camdan dışarıya baktım. Gözlerim tekrar Rêzan ağayla buluştuğunda çoktan gözlerini kapatmış olduğunu gördüm. Derin soluklar alıp veriyor ve pozisyonunu hiç bir şekilde bozmuyordu. Sıkıntıyla yattığım yerden doğrulup oturur pozisyonda başımı yatak başlığına dayadım. Bugün nasıl bitecekti? Acaba annem ve kız kardeşim şu anda ne yapıyordur? Kara kara annem ve kız kardeşim Gül’ü düşünürken, ellerimi yumruk yaptım. Dizlerimi kendime çekip başımı diz kapaklarıma yaslamıştım. Yanağımda hafif bir ağrı hissediyordum. Bugünü hiç yaşamamış olmayı dilerdim çünkü bu gün gerçekten çok rezalet bir gündü. Göz kapaklarım usulca kapanmaya başladı eğer böyle uyursam sabah her yerim tutulmuş bir şekilde uyanacaktım. Yatağa düzenli bir şekilde yatarak göz kapaklarımı kapattım. Annem olmadan uyumak, yabancı bir yerde olmak her ne kadar rahatsız edici olsa bile bu duruma alışmak zorundaydım. • Israrla çalan kapı yüzünden gözlerimi araladım, normalde bu saatlerde çoktan uyanmam ve okula gitmem gerekiyordu ancak dünkü yorgunluğumu hâlâ üzerimden atamamıştım. Yattığım yatakta doğrulup divana baktığımda Rêzan’ında benden bir farkı olmadığını gördüm. Duvarda duran saat ise öğlen ikiyi göstermekteydi. Nasıl bu kadar fazla uyurduk?! Hızla ayağa kalkıp çalınan kapıyı açtığımda karşımda suratsız bir şekilde duran Heja’yı gördüm. Gözlerini benden kaçırdığında bende sessizce onun konuşmasını bekliyordum. “Annem uyandırmamı istedi.” Dediğindeyse sadece başımı salladım. “Ağabeyim şirkete gidecek, onu uyandırmalısın.” Diyerek önümden çekip gitti. Sıkıntıyla nefes verip Rêzan ağanın yanına doğru ilerledim. Onu nasıl uyandıracağım konusunda bir fikrim yoktu, peki uyandırırsam kızar mıydı? Bilmiyorum. Yine de şansımı denemek istediğim için kolunu dürtükledim. “Şirkete gitmen gerekiyor, uyanmalısın.” Diyerek bir kaç kez daha dürtükledim. “Sikeceğim!” Kısık sesle küfür edip kısılan gözlerini bana çevirdi. Beni karşısında gördüğündeyse bir şey demeyip divanın üzerinde oturur hâle geldi. “Özür dilerim, sadece uyandırmamı söylediler.” “Tamam sorun değil.” Dediğinde rahat bir nefes alarak dolaba yöneldim. Dolabın kapaklarını açtığımda bir çok kadın kıyafeti gördüm. Siyah pantolon ve siyah tişört alarak banyoya ilerledim. Üzerimdeki pijamalardan kurtulup yerine dolaptan aldığım kıyafetleri geçirmiştim. Bir kaç gündür duş almadığım için kendimi pek temiz hissetmesemde bu gece duş almam gerekiyordu. Ha birde unutmadan okul işlerimi halletmemiz lazımdı. Yüzümdeki ağır makyajı temizleyicilerle temizledikten sonra suyla duruladım. Elimi yüzümü kurulayıp dağınık dalgalı saçlarımı at kuyruğu yaparak banyodan dışarı çıktım. Rêzan ağa odada yoktu, yerdeki kirli kıyafetleri onun çoktan çıktığını gösteriyordu. Odadan dışarı çıkıp merdivenlerden aşağı indiğimde Rêzan ağa ceketini giyiyordu. Başını kaldırıp bana baktığında ürkekçe gözlerimi ondan çektim. Ne garip ama. Kocam olan adam ile bir yabancı gibiydik. Ceketini giyip hiç bir şey demeden çıkıp gittiğinde arkasından şaşkınlıkla bakakaldım. Neden hiç bir şey dememişti? Ona karşı bir şey yapmamıştım. Biliyorum, gerçek bir karı koca değildik ve ondan yaşça küçüktüm ama yinede bana böyle davranması hoş değildi. Belki bir günaydınlaşabilirdik. Yinede o sessizce çıkıp gitmeyi tercih etti. Midemden gelen sesler acıktığımın işaretiydi, evet çok acıkmıştım ama dün yaşanılanlar yüzünden ortalıkta gezmek istemiyordum. Odama gitmeyi düşündüm ancak karnım o kadar açtı ki, açlıktan midem bulanıyordu. Uzun koridorda ilerleyip odalara tek tek baktım. Sonunda mutfağı bulduğumda içeride dört kadın çalışanla gülümsedim. “Merhaba.” Dedim fısıldar hâlde ancak bir tane kadın dışında hiç biri dönüp bakmadı bile. “Günaydın Rojbin hanımım.” “Ben acıktım.” Neden bilmiyorum ama sesim çok kısık çıkıyordu. Belki de Hejvîn hanıma hissettiğim korkudan olmalıydı. Her an bir yerden çıkacak diye ödüm kopuyordu. “Ben size hemen bir şeyler hazırlayayım hanımım, siz oturun.” “Teşekkür ederim.” Diyerek sandalyelerden birine oturmak için atıldım ancak duyduğum sesle arkamı dönmek zorunda kaldım. “Hiç bir şey hazırlamayın, o bugün aç kalacak!” Hejvîn hanım ellerini arkada bağlamış, siyah kalem çekilmiş gözleriyle bir bana birde çalışana bakarken yutkundum. Gece karası gözlerinde merhamet duygusunu göremedim. “Ama…” konuşmamı engelleyecek hamlesi kolumdan sertçe çekip beni yere düşürmesiydi. Yere düşmem onun hoşuna gitmiş gibi kahkaha attığında saçlarımdan tutarak beni yerde sürümeye başladığında korkuyla çığlık attım. “Evimize hoş gelmişsen küçük yılan.” Diyerek bağırdığında korkuyla çığlık atıyordum. Nereye götürüyordu bu kadın beni? Bana daha ne yapacaktı?! Yetmemiş miydi bacak aramı sorgulamak? Yetmemiş miydi kendi evlatlarının ve kocasının önünde benim orospu olduğumu ilan etmek? Neden bana böyle davranıyordu? Benim suçum neydi? Ben annem ve kız kardeşim için, babamın zoruyla onun oğluyla evlenmiştim zaten. Bile isteyerek evlenmemiştim ama o, sanki isteyerek onun oğluyla evlenmişim gibi davranıyordu. Neden bu kadar nefret doluydu bana karşı? İki günde yaşadıklarım bana ağır gelirken, artık gözlerimden yaş gelmiyordu çünkü zaten günlerdir ağlamaktayım. Babamın beni bir parayla sattığını duyduğum günden beri gözlerim duraksamıyor. Şimdiyse artık ağlayamıyorum. Hayat bana o kadar zalim davrandı ki, ağlayacak gözyaşlarım kalmamıştı. Gözlerim kurumuştu. Hejvîn hanım beni öylece saçlarımdan tutup sürüklerken, saç tellerim tek tek kopuyordu. Buz gibi karanlık bir yere savrulup üzerime kapı kapandı. Gitmeden önce söyledikleriyle ise yutkunamadım. “İnşallah ölüm döşüre seni.” Sır vermek ister gibi kapının arkasından fısıldadı ve beni bu buz gibi karanlık odaya atıp gitti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD