Gözlerim karanlığa git gide alışmıştı. Ellerim duvarı tek tek gezinip ışıkları bulmak istedi ancak ışıklar yanmıyordu. Görünüşe göre burası boş bir odaydı, belkide gereksiz eşyaları buraya koyuyorlardı. Yere çöküp oturduğumda buz gibi zemin tenimin ısısını düşürdü. Sırtımı duvara yaslayıp başımı geriye yasladım, çok acıkmıştım ve bu yüzden karnıma ağrılar girmişti. Bu soğuk zindan gibi odada kalırken sesimi çıkartmadım çünkü ne dersem diyeyim, sesimle evi inletsem bile o gudubet kadın beni buradan asla çıkarmayacaktı. Bu yüzden sessizce akşam olmasını bekledim. Başımı geriye atarak kurumuş dudaklarımı ıslattım ve derin bir soluk alarak sessizce mırıldanmaya başladım. “Te ez kal kirim emir nema Dil bu behra derd û xema Wek kulîlka nava kelema Ez çilmisîm çima nâye.” Dudakları

