Günler birbirini takip ederken Mirza ile Erva’nın arasında kurulan o ince bağ yavaş yavaş güçlenmeye başladı. Artık karşılaşmaları tesadüf gibi görünse de ikisi de içten içe bunun sadece şans olmadığını biliyordu. Sanki yolları farkında olmadan birbirine yöneliyordu.
Mirza için Erva’yı görmek artık günün en güzel anıydı. Onunla birkaç dakika konuşmak bile kalbinde uzun süre kalan bir sıcaklık bırakıyordu. Bazen basit şeylerden konuşuyorlardı; sevdiği kitaplardan, çocukluk anılarından, hayallerinden… Ama Mirza için bu konuşmaların her biri çok değerliydi. Çünkü her kelime Erva’yı biraz daha tanımasını sağlıyordu.
Bir gün hafif serin bir akşamüstüydü. Gökyüzü yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Sokak lambaları birer birer yanarken Mirza ile Erva yine yan yana yürüyordu. Bu kez aralarındaki sessizlik garip değildi. Tam tersine, huzurluydu.
Mirza bazen Erva’ya bakıyor ama bakışlarını hemen kaçırıyordu. Çünkü ona biraz fazla baktığını hissediyordu. Ama Erva bunu fark etmişti.
Bir süre sonra Erva hafifçe gülerek sordu:
“Mirza… bana bir şey söylemek istiyorsun gibi bakıyorsun.”
Mirza bir an utandı. Hafifçe gülümsedi ama gözlerinde samimi bir ciddiyet vardı.
“Belki de doğru düşünüyorsun.”
Erva merakla başını biraz yana eğdi.
“Peki neden söylemiyorsun?”
Mirza birkaç saniye sustu. O an kalbindeki duyguların ağırlığını hissediyordu. Ama bu ağırlık korkutucu değil, güzel bir şeydi.
Sonunda yavaşça konuştu:
“Çünkü bazen bazı şeyleri söylemek… onları daha gerçek yapar.”
Erva onun gözlerinin içine baktı. Bu bakışın içinde samimiyet vardı. Ve belki de Mirza’nın düşündüğünden daha fazlasını anlamıştı.
“Belki de gerçek olmaları kötü değildir,” dedi Erva yumuşak bir sesle.
Mirza’nın kalbi bir an hızlandı.
O an etraflarında yürüyen insanlar, arabaların sesleri, rüzgârın hafif uğultusu… hepsi arka planda kaybolmuş gibiydi.
Mirza cesaretini topladı.
“Erva… seni tanıdığım günden beri hayatımda garip bir şey oluyor.”
Erva dikkatle dinliyordu.
“Ne oluyor?”
Mirza hafifçe gülümsedi.
“En sıradan günler bile güzel oluyor.”
Erva’nın gözlerinde yumuşak bir parıltı belirdi. Birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra beklenmedik bir şey yaptı.
Elini yavaşça Mirza’nın eline yaklaştırdı.
Parmakları hafifçe birbirine değdi.
Mirza’nın kalbi o an sanki göğsünden çıkacak gibiydi. Ama geri çekilmedi. Tam tersine o anın gerçek olduğunu hissetmek istedi.
Erva yavaşça konuştu:
“Mirza… ben de sana bir şey söylemek istiyorum.”
Mirza ona baktı. İçinde hem merak hem umut vardı.
Erva hafifçe gülümsedi.
“Seninle konuştuğum günlerde… ben de daha mutlu oluyorum.”
Mirza’nın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. O an kalbinin içindeki bütün şüpheler kaybolmuş gibiydi.
Gökyüzü tamamen kararmıştı. Sokak lambalarının ışığı yerde uzun gölgeler oluşturuyordu.
Ama Mirza için o an dünyanın en aydınlık anlarından biriydi.
Çünkü artık sadece o Erva’ya yaklaşmıyordu.
Erva da ona doğru bir adım atmıştı.
Ve bazen iki insanın hikâyesi… tam da böyle başlardı. Sessiz, küçük ama kalbi derinden değiştiren bir adımla.
Mirza ile Erva’nın günleri artık huzurla geçmeye başlamıştı. Birbirlerini tanıdıkça aralarındaki bağ daha da derinleşiyordu. Mirza artık Erva’nın yanında kendini tamamlanmış hissediyordu. Onun gülüşü Mirza’nın en karanlık günlerini bile aydınlatabilecek kadar güçlüydü.
Ama Mirza’nın geçmişi tamamen sakin değildi.
Bazı insanlar Mirza’dan hoşlanmıyordu. Onun güçlü duruşunu, cesaretini ve çevresindeki saygıyı kıskanan kişiler vardı. Mirza genelde bu düşmanlıkları önemsemezdi. Çünkü onların karanlığına bulaşmak istemiyordu.
Fakat bir gün… bu düşmanlık Erva’ya kadar uzandı.
Akşam üzeriydi. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Erva evine doğru yürürken sokağın köşesinde duran siyah bir araba dikkatini çekti. İçinden iki adam indi. Yüzleri sertti, gözleri soğuktu.
Erva ilk başta bir şey anlamadı.
Ama adamlar hızla ona doğru yaklaşınca kalbi hızlanmaya başladı.
“Mirza’nın yakınlarından birisin değil mi?” diye sordu adamlardan biri sert bir sesle.
Erva geri çekildi. İçinde büyüyen korkuyu bastırmaya çalıştı.
“Ne istiyorsunuz?” diye sordu.
Adamların yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.
“Mirza’ya bir mesaj göndereceğiz.”
Erva bir şey söyleyemeden adamlar onu arabaya doğru zorla götürdüler. Sokak o an garip bir şekilde sessizdi. Araba hızla uzaklaştı.
—
O sırada Mirza bir kafede oturuyordu. Erva’dan gelen bir mesajı bekliyordu. Ama telefonuna gelen mesaj bambaşkaydı.
Bilinmeyen bir numara.
Mirza mesajı açtı.
“Erva bizimle. Eğer onu tekrar görmek istiyorsan… gece yarısı eski fabrikanın oraya gel.”
Mirza’nın gözleri karardı.
Kalbi bir anda sert bir şekilde atmaya başladı. Ellerini yumruk yaptı. İçindeki öfke ve korku birbirine karışmıştı.
Erva’nın zarar görebileceği düşüncesi bile Mirza’nın içini yakıyordu.
Mirza yavaşça ayağa kalktı.
Artık bu sadece bir tehdit değildi.
Bu, sevdiği insanı koruma meselesiydi.
Mirza kendi kendine fısıldadı:
“Erva’ya dokunmaya cüret eden… bunun bedelini öder.”
Gece yaklaşırken Mirza eski fabrikanın yolunu tuttu. Gökyüzü karanlıktı. Rüzgâr metal kapıları hafifçe sallıyordu.
Fabrikanın içinde birkaç gölge hareket ediyordu.
Ve o gölgelerin arasında… bir sandalyeye bağlı Erva vardı.
Mirza kapıdan içeri adım attı.
Gözleri karanlığa alışırken tek bir şey düşünüyordu:
Ne olursa olsun…
Erva’yı oradan çıkaracaktı.
Ve o gece… Mirza’nın hayatındaki en tehlikeli gece olacaktı.Gece tamamen çökmüştü. Eski fabrikanın etrafını rüzgârın uğultusu sarıyordu. Paslanmış demir kapılar hafifçe sallanıyor, içeriden gelen metal sesleri karanlığı daha da ağırlaştırıyordu.
Mirza kapının önünde birkaç saniye durdu. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken kalbi sert ve hızlı atıyordu. Ama korku değildi bu… kararlılıktı.
Yavaşça içeri adım attı.
Fabrikanın içinde birkaç adam bekliyordu. Loş ışıkların altında yüzleri sert görünüyordu. Ama Mirza’nın dikkati sadece bir noktaya odaklanmıştı.
Ortada, bir sandalyeye bağlı olan Erva’ya.
Erva’nın elleri bağlıydı ama gözleri Mirza’yı görünce bir anda umutla doldu.
“Mirza…” diye fısıldadı.
Mirza’nın içi bir an sıkıştı ama yüzünde sakin bir ifade vardı. Gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“İyisin… değil mi?”
Erva başını hafifçe salladı.
Tam o anda adamlardan biri öne çıktı. Uzun boylu, sert bakışlı biriydi. Mirza’yı baştan aşağı süzdü.
“Demek geldin,” dedi alaycı bir sesle.
Mirza ona baktı.
“Erva’yı bırak.”
Adam gülümsedi.
“Bu kadar kolay olacağını mı sandın?”
Mirza birkaç adım daha yaklaştı. Sesinde sert bir kararlılık vardı.
“Bu senin son şansın.”
Adamın arkasındaki diğer kişiler hafifçe güldü.
Ama Mirza’nın gözlerinde öyle bir ciddiyet vardı ki gülüşleri kısa sürdü.
Adam tekrar konuştu:
“Senin en büyük zayıflığını bulduk Mirza. Artık yalnız değilsin… kaybedecek bir şeyin var.”
Mirza’nın bakışları karardı.
“Yanılıyorsun.”
Adam kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Mirza yavaşça cevap verdi:
“Benim zayıflığım değil… sebebim o.”
Bu sözler fabrikanın içinde yankılandı.
Adam sinirli bir şekilde elini kaldırdı.
“Yeter! Onu yakalayın.”
Bir anda üç adam Mirza’ya doğru hareket etti.
Ama Mirza hazırdı.
İlk adam yaklaşır yaklaşmaz Mirza hızlı bir hamleyle onu yere serdi. Diğeri ona saldırdı ama Mirza geri çekilip onu da dengesiz bıraktı. Fabrikanın içinde sert adımlar, metal çarpışmaları ve kısa mücadele sesleri yankılanıyordu.
Erva bağlı olduğu sandalyede nefesini tutmuş izliyordu.
Kalbi korkuyla çarpıyordu ama Mirza’ya güveniyordu.
Birkaç dakika sonra yerde üç adam yatıyordu.
Geriye sadece lider kalmıştı.
Adam cebinden bir bıçak çıkardı ve Erva’nın yanına gitti.
Bıçağı onun omzuna yaklaştırdı.
“Bir adım daha atarsan…” dedi tehditkâr bir sesle.
Mirza durdu.
Gözleri Erva’ya kilitlendi.
Erva korkmuştu ama Mirza’ya bakarak yavaşça başını salladı. Sanki ona “korkma” demek istiyordu.
Mirza derin bir nefes aldı.
Sonra beklenmedik bir şey oldu.
Erva aniden sandalyesini yana doğru itti. Adam bir an dengesini kaybetti.
Mirza o anı kaçırmadı.
Bir hamlede adamın elindeki bıçağı düşürdü ve onu yere savurdu.
Fabrika bir anda sessizleşti.
Mirza hemen Erva’nın yanına gitti. Ellerini çözdü.
Erva özgür kalır kalmaz Mirza’ya sarıldı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Mirza da onu sıkıca tuttu.
Bir süre hiçbir şey söylemediler.
Sonra Erva yavaşça konuştu:
“Geleceğini biliyordum.”
Mirza hafifçe gülümsedi.
“Gelmemek gibi bir ihtimal yoktu.”
Erva başını Mirza’nın omzuna yasladı.
O karanlık fabrikanın ortasında, tehlikenin yeni geçtiği o anda… ikisi de tek bir şey hissediyordu:
Birbirlerini kaybetme korkusu onların bağını daha da güçlü yapmıştı.
Ve Mirza artık çok iyi biliyordu.
Ne olursa olsun…
Erva’yı korumak için her şeyle savaşabilirdi.
Fabrikanın içindeki kavga sona ermiş gibiydi. Yerde yatan adamlar inliyordu. Mirza Erva’nın ellerini çözdüğünde ikisinin de kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Erva Mirza’ya sarılmıştı ve Mirza onu sıkıca tutuyordu. Sanki bir an bıraksa tekrar kaybedecekmiş gibi.
Ama o an… fabrikanın arkasından gelen bir ses duyuldu.
Yavaş… soğuk… alaycı bir alkış sesi.
Mirza’nın yüzü bir anda sertleşti.
İkisi de o tarafa döndü.
Karanlığın içinden biri yürüyerek ortaya çıktı. Uzun bir palto giymişti. Yüzünde kendinden emin bir gülümseme vardı.
Adam sakin bir sesle konuştu:
“Etkileyici… gerçekten etkileyici Mirza.”
Mirza’nın gözleri daraldı.
“Demek bu senin işin…”
Adam başını hafifçe eğdi.
“Ben sadece oyunun yönetmeniyim.”
Erva Mirza’nın kolunu tuttu. Mirza onun titrediğini hissedebiliyordu.
Mirza sert bir sesle sordu:
“Ne istiyorsun?”
Adam yavaşça etrafına baktı.
“Senin gibi birinin bu kadar kolay kazanacağını mı sandın?”
Mirza bir adım ileri çıktı.
“Bu bitti.”
Adam gülümsedi.
“Hayır Mirza… şimdi başlıyor.”
Tam o anda fabrikanın üst katından silah sesine benzeyen bir metal patlaması oldu. Tavanın bir kısmı gürültüyle çöktü. Toz ve metal parçaları etrafa saçıldı.
Erva korkuyla Mirza’ya sarıldı.
Mirza onu hemen arkasına aldı.
O kargaşanın içinde adam geri geri yürüyordu.
“Bugün onu kurtardın,” dedi soğuk bir sesle. “Ama her zaman yanında olamayacaksın.”
Mirza ona doğru yürümek istedi ama yerdeki çöken metal parçaları yolu kapatmıştı.
Adam karanlığın içine doğru kaybolmadan önce son kez konuştu:
“Erva artık bu oyunun bir parçası… ve bu oyun uzun sürecek.”
Sonra tamamen kayboldu.
Fabrika tekrar sessizleşti.
Mirza hemen Erva’ya döndü.
“İyi misin?”
Erva başını salladı ama gözlerinde korku vardı.
“Mirza… bu bitmeyecek mi?”
Mirza birkaç saniye cevap vermedi.
İlk kez yüzünde gerçek bir endişe vardı.
Çünkü az önce gördüğü kişi… Mirza’nın geçmişindeki en tehlikeli düşmanlardan biriydi.
Ve o adam kolay kolay pes etmezdi.
Mirza yavaşça konuştu:
“Bitireceğim.”
Erva ona baktı.
Mirza’nın sesi sakin ama kararlıydı.
“Ne pahasına olursa olsun.”
Ama o gece ikisi de biliyordu ki…
Bu sadece bir kurtarma hikâyesi değildi artık.
Bu… uzun ve tehlikeli bir savaşın başlangıcıydı.
Ve Mirza ile Erva’nın birbirlerine gerçekten kavuşması… düşündüklerinden çok daha zor olacaktı.