Sude'nin Anlatımından
Dersler başlayalı 3 hafta olmuş; Hülya ve Selda ile okula gidip geliyordum. Tabi ki Uğur ve Ali Fırat bizi hiç yalnız bırakmıyorlardı.
Kutay'la ders programlarımımız uyuşmadığı için okula pek birlikte gidememiştik ama nerede ise hergün kampüs içinde hep birlikte vakit geçiriyorduk.
O kavga olayının unutulması için 3 haftadır geceleri dışarıya çıkmıyorduk. Nerede ise tüm günü kampüs içinde geçiriyorduk. Zaten havalar bir hayli soğumuştu. Şuan Antalya'da olsam denize girerdim ama burada üzerimize ceket falan almadan özellikle akşamları dışarı çıkamıyorduk. Gündüz sıcaklığı ile akşam sıcaklığı arasında birden bire büyüyen farklar oluyordu. Mesela gündüz 20 derece olan hava güneş batar batmaz hızla düşüyor hatta gecenin ilerleyen saatlerinde eksi dereceleri görebiliyordu. Allah'tan çok üşüyen biri değildim.
Bugün dersimiz 12.00 gibi bitiyordu. Cuma günleri öğleden sonra derslerimiz yoktu. Buna çok sevinmiştim; çünkü eve gidecek olursam eğer cuma günü evimde olabilirdim.
Şuanda amfi de ortalara doğru 5 arkadaş yan yana oturmuş; son dersimiz olan mimarlık tarihi dersinde Serkan hocayı dinliyorduk. Profesör olduğu için mi bilmem ama 1. sınıf olan 2 sınıfı amfide toplayıp tek seferde ders anlatıyordu 3 haftadır. Bu şekilde diğer sınıfla ortak derslerimiz oluyordu haftada 3 kez. 120 öğrenci demekti bu! Çok fazla kalabalık olan amfide her türden öğrenci vardı.
Geldiğim günden beri üç tanesi kendi sınıfımdan olmakla birlikte tam 15 kişi benimle arkadaş olmak istediğini söylemişti. Kibar bir dille geri çevirmiştim ama özellikle Kutay ve Uğur her seferinde deliye dönmüştü. Neden benim hayatımla ilgili bir durum için, özellikle de kendi başımın çaresine bakabiliyorken onlara ne oluyor da kendilerinde hayatıma karışmaya hak buluyorlardı? Uyarılarım sonucunda Uğur özellikle çok karışmamaya çalışmış ama Kutay işlerime karışıp beni hala sinir ediyordu.
Bu süreçte ondan evet, Kutay'dan hoşlanıyordum. Bu üç hafta da bundan emin olmuştum ama bu benim hayatıma her istediği zaman müdahale edebileceği, herşeyime burnunu sokacağı anlamına gelmiyordu.
Dersi bitiren hocayla birlikte dışarı çıkmaya hazırlanırken yan tarafımda oturan Ali Fırat ayağa kalkarken ofladı:
" Bir gram aklım vardı onu da Serkan hoca aldı yeminlen! Ben bu dersten hiç anlamıyorum yaa! Bana sınavda kopya verirsin de mi fıstığım?" dedi bana.
" Saçmalama Fırat. Burası lise mi? Burada yakalanırsan sonunda çok büyük cezalar var. Aklından bile geçirme. Sınav öncesi 1 hafta birlikte çalışırız olur biter. O kadar da zor bir ders değil ki." dedi Hülya kendinden emin çalışkan öğrenci edasıyla.
" Sen saçma salak konuşacağına şimdiden ders çalışmaya başlasana oğlum. Kızlardan kopya istemek de nereden çıktı? Hakikaten sen burayı isteyerek mi kazandın merak ediyorum?" dedi Uğur merak etmese de sorduğu soruyla.
" Emin ol benim tercihim değildi!.." dedi bıkkın bir şekilde.
" Uğraşmayın benim kıvırcığımla. Sizin derdiniz ne Allah aşkına? Hadi çıkalım. Yurda gitmem lazım arkadaşlar. Zeynep gelecek abisiyle. Kazım abiler yeni iş almışlar. Bu akşam sözleşme imzalanacakmış. Şu merkezdeki 5. yıldızlı otel var ya işte onların 2. otelinin inşaatını almışlar. Akşam yemeğine davetlilermiş. Israrla sende gel değişiklik olur diyordu; bende kıramadım. Oraya gideceğiz. Zaten pazar gelirim Kazım abilerde olacağım. Yurttan izin almam ve üzerimi değiştirmem lazım. Hadi gidelim. " dedim.
Fakülteden çıkmış biraz ilerlemiştik yurda doğru. Arkamızdan gelen Kutay'ın seslenmesi ile durduk:
" Arkadaşlar, bekleyin." dedi ona döndük.
Yanımıza geldiğinde hemen solumda bitti. Bana sıcacık gülümsemesi benim de gülümsememe sebep oldu. Onu görünce yüzüm gerçekten gülüyordu.
Yolu yarılamışken Zeynep'in bize doğru geldiğini gördüm. Yanında Kazım abiye benzeyen en az 25 yaşında olduğunu tahmin ettiğim genç bir adam vardı. Sanırım, bu Kürşat abisiydi. Siyah yeni kesildiği belli olan saçlar, siyaha yakın gözler, uzun boyuyla yakışıklı ve Kazım abinin 20 yaş genç hali gibi duruyordu genç adam. Kazım abiden daha güler yüzlüydü. Yanımıza yetişince:
" Merhaba arkadaşlar. Sude, seni gördüğüm iyi oldu. Abim biraz erken gelmiş. Kürşat abim, bu da dilimizden düşmeyen Sude." dedi Zeynep imalı bir şekilde gülümserken.
" Merhaba tanıştığıma memnun oldum. Biz de yurda gidiyorduk. Gidip izin alıp hazırlanmam lazım yanlız. " dedim tereddütle.
" Sorun değil Sudeciğim. Biz seni bekleriz yurdun önünde. İşin bitince gelirsin gideriz. Olur mu?" dedi Kürşat abi.
" Tamam Kürşat abi." dedim.
" Ne abisi güzelim? Bu Zeynep'e ne bakıyorsun sen. Kürşat desen yeter. Sizden çokta büyük değilim. Resmiyet sevmem ben." dedi Kürşat gülümserken.
" Resmiyet iyidir bence. Hele de yeni tanışmışsan. " dedi Kutay ağzının içinden sinirle söylenirken.
" Birşey mi dedin yakışıklı? " dedi Kürşat Kutay'a.
" Onun konuşma tarzı budur. Sorun etmeyin o hep öyle sessiz sessiz konuşur. İdare edin!" dedi Ali Fırat ortamı yumuşatmak için.
" Bu da bizim grubun gevşeğidir. Olur olmadık her yerde konuşur. Sustuğunu gören olmamıştır. " dedi Selda Kürşat'a bir değişik bakarken.
Ben bu bakışı biliyordum. Az çok tanıdığım Selda, beğendiği erkeklere böyle bakıyordu. İçimden bir ses; "Bu ikisini birbirine aşık et!" dedi ama ben "Sus sen!" dedim o hiç susmayan iç sesime.
Kürşat, dişlerini göstererek gülerken Selda'yı da göz hapsine almıştı sanki. Benim birşey yapmama gerek kalmayacaktı sanırım. İşte buna gerçekten sevinmiştim.
" Asıl bu bizim grubun ninjası! Sen biliyor musun taekwondo da siyah kuşağı var bu Zeyna'ın! Benim gibi uzak dursan can sağlığın için iyi olur Kürşat. " dedi Ali Fırat Selda'dan tırsıp koluma yapışmışken.
Kutay'da onun ellerini kollarımdan uzaklaştırmaya çalışırken çok komik bir görüntü ortaya çıkmıştı. Bende ikisine birden gülüp Kutay'ı uzaklaştırmaya çalışıyordum.
" Yaaa! Cidden mi? Bayılırım dövüş sanatlarına. Bende karete ile ilgilenmiştim 4-5 yıl. Biraz hamladım ama istersen bizim arkadaşın spor salonu var orada bana da bir kaç teknik gösterirsen sevinirim. " dedi Kürşat.
Kur mu yaptı o Selda'ya? Selda sinyali almış gibi Kürşat'ın yanına kadar geldi. Bu konuda konuşmaya başlamışlardı ki Zeynep göz kırptı;
" Bunlardan olur mu?" der gibi sırıtarak.
" Ohaa! Ateş bacayı sardı mı şimdi? Kürşat'a şimdiden acıdım ya! Bu kız istediği olmadığında kesin onu hastahanelik eder. Yazık çocuğa fıstığım. Uyarsana! Akrabaymış yazık olmasın!" dedi Ali Fırat dedikoducu mahalle teyzeleri gibi.
" Akraba değil canım, Kazım abimin kardeşi. " dedim yurdun önüne gelmişken.
Kutay, Ali Fırat'tan kurtardığı koluma girip:
" Uğur söyledi. Kazım abinlere gidiyor muşsun? Ben seni şimdiden çok özledim biliyor musun? Kendine çok dikkat et lütfen. Birşey olursa beni ara. Olmasa da ara mesaj at tamam mı güzelim?" dedi o her zamanki düşünceli ve romantik halleri ile.
" Tamam canım. Kazım abi arayıp davet edince gitmem lazımdı. Seviyorum ailesini. Beni özle o zaman. " dedim kısık bir sesle kulağına eğilerek.
" Çabuk gel, pazar günü erken saatte gel. Seninle birşey konuşacağım. Tamam mı canım?" dedi tüm sevecenliği ile gülümserken.
" Tamam canım." dedim ona gülümserken.
" Ben yukarı çıkıyorum arkadaşlar; malum beni bekliyorlar. Hazırlanmam lazım. Pazar günü görüşürüz artık. " dedim kapıdan girmeden el sallayıp.
Benimle birlikte Hülya gelmişti sadece. Selda aşağıda kalıp Kürşat ve Zeynep'le sohbete tutuşmuş:
" Siz çıkın, ben birazdan geliyorum. " dedi.
Yukarı çıkıp hızlıca duş alıp üzerime, davet gibi yerlerde giymek için aldığım tek renk açık mavi elbisemi giydim. Saçlarımı dalga dalga yaparak maşaladım. Sade ama şık bir makyaj yapıp iki gün bana lazım olacak giysilerimi de sırt çantama koyup aşağıya yurt idaresine gittim. İzin yazdırıp dışarı çıktım.
Kapıdan çıkarken gördüğüm manzara beni gülümsetti. Kürşat ve Selda, yurdun önündeki banklara oturmuş sohbet ediyordu ve ikisinin gözleri birbirine kilitlenmiş gibiydi. Zeynep ise karşıdaki banka oturmuş telefonu ile oynuyordu. Beni görünce ayağa kalktı. Onu görünce Kürşat'ta beni farkedip ayağa kalktı. Selda'nın elini tutup yavaş yavaş bırakmak istemiyormuş gibi salladı.
" Tanıştığımıza çok memnun oldum. Yarın seni yurt girişinden alırım sabah 9 gibi. Spor salonuna geçeriz. Konuşup bir program ayarlarız. Telefonunu Sude'den alırım. Tamam mı Selda?" dedi tok ama karizmatik sesiyle.
Selda'nın ağzı kulaklarındaydı. Yüz ifadesi herşeyi ele veriyordu. Biz Zeynep'le göz göze gelip gülümsedik. Bizce bir aşk başlıyordu.
" Tamam anlaştık, Kürşat. Bende seni tanıdığım için çok memnun oldum." dedi gözleri ışık saçarken.
Selda yurda girmek için yanımdan geçecekken tutup kulağına eğildim:
" İstersen senin hakkındaki düşüncelerini öğrenebilirim?" dedim imalı imalı.
" İsterim." dedi kulağıma fısıldayıp gülerek içeri giderken.
Deli kız ya! Hayatta onun kadar net olabilsem daha ne isterdim ki? Her konu da gayet netti. Hiç kıvırmıyor; biri alınır biri kırılır demiyor, sevip sevmediği şeyleri direkt söylüyor, istediğini veya istemediğini anında belli ediyordu. Seviyordum kısacası ben bu asi Zeynayı.
Kürşat ve Zeynep'le, Kürşat'ın arabasına bindik. Eve gidene kadar bol bol sohbet ettik. Kürşat hakkında bir kaç şey öğrendim. Tüm aile evdelermiş. Diğer abisi Turan ve eşi Hande'de gelmiş yemeğe gitmek için. Gerçekten ciddi bir iş yemeği olacağa benziyordu. Herkes eşleri ile katılıyorsa benim ne işim vardı orada diye düşünmedim değil.
" Kürşat, herkes eşleri ile katılacaksa ben neden sizinle yemeğe gidiyorum?" dedim samimiyetle.
Ben arkada, Zeynep önde Kürşat'ın yanında oturuyordu arabada. Zeynep bana döndü sorumla birlikte. Kürşat'ta dikiz aynasından bakıp:
" Ben bekarım ya benim yanıma da birini koymuşlar. Şaka bir yana, senin ortamlara girmenin iyi olacağını söylüyor Kazım abim. Buraya daha çabuk alışırmışsın. Hem sen ailedensin artık. Bu yüzden biz nereye sen oraya güzelim. " dedi gülerken.
Cevabı beni tatmin etmişti. Demek beni aileden görüyorlar ve önemli şeylerine dahil ediyorlardı. Gözlerim doldu birden.
" Teşekkür ederim beni de aileden saydığınız için." dedim tüm içtenliğimle.
" Tabi ki ailedensin canım. Bundan sonra Zeynep ya da Elif neyse bizim için sende öylesin. Kız kardeşimizsin. Belki sonra baldız olursun ha?" dedi dikiz aynasından göz kırparken.
Önce anlamadım; ama anlayınca kahkaha atmaya başladım. Demek ki Selda'dan etkilenmişti. Bu çok iyiydi.
" Neden olmasın. Benden iyi baldız mı bulacaksın?" dedim hala gülerken.
" Abi alemsin ha! 5 dakikada hangi ara etkilendin kızdan?" dedi Zeynep gülerken.
" Sen anlamazsın kızım. Kız bildiğin yürüyen fırtına. Güzel, alımlı, zeki, sportif, minyon; off daha ne olsun. Hem cesur kız. Ben beğendim. Sude, canım telefonunu versene. Yarın lazım olacak. Spor salonuna yazılacağız ikimizde." dedi gülümserken.
" Tamam ama bende gelirim spor salonuna. Çok boşladım buraya geldiğimden beri. O zaman veririm telefonunu seni etkileyen kızın." dedim sırıtarak.
" Tamam anlaştık. Hep birlikte gidiyoruz spor salonuna. " dedi evin önüne gelmişken.
Burada Turan abi ve Hande ablayla tanıştık. Hande abla sınıf öğretmeniymiş. Çok güzel, bakımlı, alımlı, tam bir hanımefendiydi. Turan abi de çok iyi birine benziyordu. Her an Hande ablanın gözünün içine bakıyordu aşk ile. Bu kadar sevilmek güzel birşey olmalıydı sanırım. Bir de oğulları vardı. 3-4 yaşlarında. Tufan çok tatlı bir çocuktu. Beni de sevmişti.
Evdekilerle hasret giderip yemek saati yaklaşınca Turan abi Hande ablayla aynı araca bindi. Arif amca ve Fatma teyze de onlarla aynı araca bindi. Kazım abi ve Asiye abla öne Kürşat ve bende arkaya oturacak şekilde diğer araca bindik.
İki çiftin de çocuklarına kızlar bakacaktı. O yüzden kızlar çocuklarla evde kalmışlardı. Çocuklarında hiç şikayeti yoktu bence; çok seviyorlardı sanırım burada olmayı.
15-20 dakikalık araba yolculuğundan sonra büyük iki katlı bir evin önüne geldik. Araçlar durunca yemek yenecek evin burası olduğunu anladım. Kazım abiler indiğinde Turan abiler öndeki araçta olduğu için çoktan inmiş kapıya gelmişlerdi. Onlar girerken biz de araçtan inip kapıya gelmiştik. Kapının önünde dört tane adam bekliyordu. Sanırım evi koruyorlardı. Demek ki önemli bir aileydi. Kürşat'ın yanından yürürken kapının iç tarafındaki adamı gördüm.
Lacivert bir takım elbise içine açık mavi gömlek giymiş, en az 25 yaşında gözüken, 1.80'den daha uzun, bakımlı dalgalı siyah saçları, siyaha yakın delici gözleri, yüzüne yakışan kirli sakalı, yüzüne ayrı bir hava katan kemerli burnu, saçları ve gözleri ile tezat olan beyaz teni, dolgun ve pembemsi dudakları ve kaslı vücudu ile tam bir yunan heykeli gibi dimdik dururuyordu. Değişik bir aurası vardı. Gözlerimi ondan çekemediğim için bir an duraksadım. Kürşat'ın sesi ile kendime gelip o beni görmeden Kürşat'a döndüm:
" Hadi Sude, gelsene güzelim. Neden geride kaldın ki?" deyip arkasını döndü. Elimden tutup avlunun ortasına doğru ilerlememizi sağladı.
Kendimi toparlayıp yeni tanıştığım insanlarla sahte bir gülümseme ile selamlaştık. Kafamı çevirip ona döndüğüm de gözünü bile kırpmadan bana baktığını gördüm. Öyle derin bakıyordu ki gözlerinden her duygu geçiyordu. Bu beni rahatsız etti. Özellikle öfkeden deliye dönmüş bir insan bakışı vardı o sessiz sakin görüntüsünün altında. Neden sinirliydi ki?
"Bana ne, neye sinirlendiyse sinirlendi." diye içimden geçirirken Kürşat'ın beni belimden tutup ilerletmesi ile Kazım abilerin yanına doğru geldim.
Hep birlikte üst katta ki büyük bir salona geçtik. Oda o kadar büyük olmasına rağmen ben pahalıyım diye bağıran el yapımı olduğu belli olan mobilyalar, 12 kişilik, belki de daha büyük olduğu belli olan şatafatlı bir yemek masası ve saldalyeleri, dışarıdan bir konağa benzeyen evi içeriden etnik çizgilerine rağmen modernize etmişti.
Yaşanmışlık hissi veren odada ki bir çok eşya çok ilginç bir şekilde gereğinden fazla temiz, nizami ve simetrikti. Cam göbeği mavisi ve altın sarısının sırıtmadığı avangart koltuklara oturduk hep birlikte. Üçlü koltukta yan tarafımda oturan Kürşat'ın kulağına eğilip:
" Bu adam kim?" dedim gözlerimle keskin bakışlı adamı gösterek.
" O Emirhan Gökçe. Abimlerin imzalayacağı sözleşmenin diğer tarafı. Türkiye'nin bir çok yerinde var olan 5. Yıldızlı Blue Sky Otellerini yöneten kişi. Bu ailenin tek erkek çocuğu. Babası da ağa olduğu için sülalenin başına babasının yerine bu adam geçti. Diğer amca çocukları falan bu durumdan rahatsız olsa da birşey yapamıyorlar. Gelmeden biraz araştırma yaptım. Malum bilgisayar benim işim. Adamın kadınlarla arası çok fazla iyi. Bence bu işte bir bit yeniği var. Bu arada gözümden kaçmadı. Geldiğimizden beri gözü sende. Sakın yüz vereyim deme Sude. Adam bir gün görüştüğü kadınla ertesi gün görüşmüyormuş. Uzak dur baldız. " deyip sırıttı birde bana.
Onca söylediği beni korkutsa da baldız demesine gülümsemeden edemedim. Aynı anda gözüm ona kayınca kaşlarını çatmış; dişlerini sıkan bir adam görmek beklediğim birşeydi.
Bir an korkup yutkundum. Çok karanlık bir adama benziyordu uzak durmam gereken ama o karanlık aynı zamanda beni kendine çekiyordu. Anlam veremediğim bir duygu geçti içimden. Nasıl desem; sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibi bir kıpırtı aynı zamanda bana çok yabancıymış gibi bir soğuk hava dalgası gibi birşeydi. İçim ürperdi aynı zamanda. Bana hiç güven vermiyordu. Gözlerimi kaçırıp Kazım abilere baktım. Belli ki bu gece bu tehlikeli bakışlar üzerimde olacaktı.