Yazarın Anlatımından
Emirhan; lacivert bir takım elbise, içine açık mavi peder yaka bir gömlek giymiş, kol düğmelerininden birini takmaya çalışırken odasından çıktı. Etraftaki fazlaca kadın sesi canını sıkmıştı. Sabah sabah bu kadınların derdi neydi ki bu kadar çok konuşuyordu? Hoşnutsuz bir şekilde merdivenlerden aşağı indi.
Emirhan, kadınları 2. sınıf insan olarak gören bir karaktere sahipti. Kendisi de bir kadını sadece ihtiyaçları için kullanırdı zaten. Kardeşleri ve annesi etrafında pervane oluyordu ama yine de onu pek memnun edebildikleri söylenemezdi. Yine de değer verdiği kadınlar annesi ve kız kardeşleri idi.
Kız kardeşlerinden en büyüğü ablası Figen'di. 35 yaşındaki sessiz sakin, çoğu şey hakkında hiç bir fikri olmayan ama nerede ise kardeşlerinin tamamına annesinden daha çok bakmış, kardeşlerine annelik yapmış şimdi de üç çocuğuna annelik eden kadın kocası Ahmet yüzünden baba evine sık gelemiyordu.
Zehra, 32 yaşında olup 23 yaşında bir evlilik yapmış fakat çocuğu olmayınca kısır denip üzerine başka bir kadın getirilince eve, dayanamamış boşanıp baba evine geri dönmüştü. Yaptığı bu sorunlu evlilik ve kısır olarak damgalanması onun sessizleşmesine sebep olmuştu. 5 yıldır baba evinde olup kendini fazlalık gibi hissettiği için hiç birşey söylenmese de her işe önce o koşuyor o yapıyordu. Emirhan, boşanma yüzünden her ne kadar Zehra'yı suçluyor olsa da 5 yıl önce ablasının üzerine kadın getiren adamın çocuğu yine olmayınca orada burada kısır diye ablasının adını çıkaran adamı kimin yaptığını anlamayacağı şekilde hastahanelik etmiş. İşinden gücünden etmiş; karısının terkettiği adam köyüne dönmek zorunda kalmıştı. Zehra'ya eskisinden daha ılımlı davransa da hala boşanıp baba evine geldiği ve ailesinin adını orada burada kötüye çıkardığı için içten içe öfkeliydi hala. Bu yüzden çok konuşmazlardı.
Onun küçüğü olan Nehir ablası ise Emirhan'ın en düşkün olduğu kardeşi idi. Nehir; 30 yaşında, nabza göre şerbet vermeyi bilen, birini nasıl sakinleştireceğini, nasıl yöneticeğini iyi bilen fettan bir kadındı. 4 yıl önce amcası oğlu olan Caner'le evlenmiş. Bir tane oğlu olmuştu.
Emine ise, 22 yaşında, Emirhan'ın küçüğü olup inatlaşarak üniversiteye giden ilk kadındı aileden. En asi kardeş olduğu için Emirhan'la en çok sorun yaşayanda oydu. Buna rağmen babasının sevdiği kız, fen edebiyat fakültesi 3. sınıf olup edebiyat öğretmeni olacaktı. Gizli kapaklı işleri olan kardeşti ve bu yüzden Emirhan ona asla güvenmezdi.
Evin en küçüğü ise Songül'dü. 17 yaşında lise son sınıf öğrencisi olan kız, açık sözlülüğü patavatsızlık boyutuna taşıyan, en son söylenecek sözü en başta söyleyen bir gençti. Oda Emine ablasının izinden gidip üniversite okumak için kursa gidiyor ders çalışıyordu. Emirhan'ın küçük olduğu için en çok tolerans tanıdığı kardeşiydi ama yine de Songül en çok Emirhan abisinden korkuyordu.
Emirhan bu 5 kardeş ve annesi dışındaki hiç bir kadına onlara verdiği değeri vermedi. Lisede konuşup aşık olduğunu düşündüğü kızın bile başka biri ile mecburiyetten konuşması bile onu terketmesine sebebi olmuştu. Ondan sonrada hiç bir kadınla gönül ilişkisine girmedi. Hayatına girmiş kadınlar genelde onun cinsel ihtiyaçlarını giderdiği kadınlar olmuştu.
Emirhan'ın cinsel ihtiyaçlarını giderdiği kadınlar ise genel olarak tek gecelik kadınlardı ve yatağına aynı kadını 2. kez alan bir adam da değildi. Zaten o kadınların çoğu da korkudan 2. kez karşısına çıkamıyordu. Kadın, onun için yatakta da ihtiyaç gideren bir varlık olduğu için yatağından geçen kadınlar onun aşırıya kaçan fantezileri ve sert kullanması yüzünden diğer gün yürüyemeyecek hale geliyorlardı.
Nerede ise 3 hafta önce otellerinin önünden geçen ismini dahi öğrenemediği bir kız yüzünden iyiden iyiye agresif, çekilmez bir adama dönüşmüştü. Bu yüzden sağ kolu olan her işini gördürdüğü Fatih'i bile hırpalamıştı.
" Bir kızı nasıl bulamazsın?" diye bağırdı.
" Ağam, girmediğimiz delik kalmadı ama kızı bulamadık. Üniversitenin önüne adam yerleştirdim. Öğrenci ise mutlaka oradan geçecektir. " dedi Fatih korka korka.
" Lan ben sana adam mı dik dedim kapıya!? Kızı sen gördün, ne demeye başka birini dikiyorsun? Gerekirse 24 saat o kapıda sen bekleyeceksin, başka biri değil! Siktir git şimdi!" dedi sinirden kabaran boyun damarları patlayacak gibi olmuşken.
Fatih, karşısında korkudan titrerken:
" Tamam ağam. Hemen gidiyorum." dedip ışık hızıyla kapıdan çıkıp ortadan kayboldu.
Emirhan; defalarca rüyalarına bile giren, kokusunu unutmaya başladığı kızı, bunca adamın bulamamasına o kadar sinirlenmişti ki öfkesini alabilmek için avludaki tahta saldalyelerden birine tekme attı. Saldelye öyle bir duvara çarptı ki; sandalyenin bir bacağı hemen orada kırıldı.
" Ne oldu oğlum? Neye kızdın? Otur hele bir sana su getireyim." dedi mutfaktan çıkıp nefes nefese Emirhan'ın yanında biten annesi.
" İşime burnunu sokma ana! Neye sinirlendiysem sinirlendim! Sana ne? İşine bak sen! Ben otele gidiyorum. Akşama misafirlerimiz var. 8 kişi gelecek. Ona göre bolca hazırlık yapın. Sofrayı zamanında ve eksiksiz hazırlayın yeter!" deyip annesini azarlamışken dönüp bir kez kadına bakmadan dimdik yürüyerek kapıdan çıktı.
Şoför, kapıdan çıkan Emirhan'ı görüp koşarak kapısını açtı. Şoföre bakmadan arabaya binen Emirhan:
" Otele!" dedi.
Talimatı alan şoför aracı çalıştırıp otele doğru yola çıktı.
Küçük dağları ben yarattım havasında olan Emirhan, 26 yaşında, 1.85 cm boyunda, dalgalı siyah saçları, siyaha yakın koyu kahverengi gözleri, kirli sakalı, kemerli bir burnu, beyaz teni, dolgun dudakları, kaslı vücudu, zekası ve zenginliği ile bir çok genç kızın rüyalarını süsleyen genç bir adam; aynı zamanda da Gökçe aşiretinin ağası olan Mehmet beyin tek erkek çocuğu ve Gökçe sülalesinin Türkiye çapındaki oteller zincirinin başında olan en önemli şahsiyetti.
5 kız kardeşi olan Emirhan, tek erkek çocuğu olarak el üstünde tutulmuş, her istediği olmuş ya da oldurulmuş, kendisinden büyük olan ablalarına bile hükmeden, şımarık, acımasız, kontrol manyağı ve malasef ki megaloman bir kişilikti.
Emirhan, işletme fakültesini bile işlerin başına geçmek için formaliteden okumuş; kendini herkesten üstün gördüğü için doğru düzgün arkadaşı olmamış bir adamdı. Tek bildiği sağa sola emirler yağdırmak olan adam, emirleri zamanında yerine getirilmediği zamansa cezasını anında vermekten çekinmeyen acımasız bir adamdı.
Aklını başından alan, bir içim su olan kızı bulduğunda da ne yapması gerektiğini kestiremiyordu ama yine de her saniye yanında olsun istiyordu. Fatih'e söylemese de kontrol manyaklığı yüzünden en az 5 kez kendisi de üniversite civarlarından geçmiş ve her an kızı görecekmiş gibi etrafa bakınmıştı. Kızı bulamadıkça; o gün Erzurum'u gezmeye gelmiş ve sonrasında geldiği yere gitmiş, bir yabancı olma ihtimali canını sıkıyordu.
Bugün; Erzurum'da açmayı planladıkları beş yıldızlı 2. otelin inşaatı için yaptıkları görüşmeler dahilinde en iyi fiyatı aldıkları, işi verecekleri inşaat firmasının yetkilileri ile akşam yemeğinde buluşacaktı. Firma, Erzurum'da tanınan ve ikisi de inşaat mühendisi olan kardeşlere, Kazım ve Turan Polat'a, ait olan Polat İnşaattı.
Dışarıda yemek yemeyi sevmediği için her seferinde yaptığı gibi misafirlerini, aileleri ile birlikte konağa davet etmişti. Gerçi gelecek olan 2 kişi de kardeşti. Ailecek gelmelerini söylemişti Emirhan. Ne de olsa Polat ailesi tanınan bir aileydi. Ailecek tanışmak demek ileri de yapılacak işlerde de kolaylık sağlayacaktı. Emirhan, hayatının her alanında planlı programlı, bugünden geleceği planlayan bir adamdı.
Bugün cuma günü olduğu için haftasonu girmeden oteldeki bir kaç şeyi halletmesi gerekiyordu. 2. otelin evraklarını düzenleyip sözleşmenin hazırlanması derken zaman su gibi geçmiş saatin 5 olduğunu yeni farketmişti. Sözleşmede bitmişti zaten. Sözleşmeyi evrak çantasına koyup otel yönetim odasından çıktı. Misafirlerden önce eve gitmesi gerekiyordu.
Eve ulaştığında bütün hazırlıkları tek tek kontrol etmiş, sorun olanların düzeltilmesi gerekirse yeniden yapılmasını söylemişti. Kardeşleri; Zehra, Emine ve Songül'de herşeyin kusursuz olması için konağın hizmetlilerine yardımcı olmuştu. Biliyorlardı ki Emirhan en ufak kusuru bulur çıkarır, onları buna pişman ederdi.
Kapı çalınınca hizmetlilerinden Ayaz kapıya giderken dışarıdan gelen duran araba seslerinden misafirlerin geldiğini anlayan Emirhan'da babası Mehmet beyle birlikte kapıya doğru adımladı.
Kapı açıldığında ilk Kazım ve Turan'ın anne ve babaları, Arif bey ve Fatma hanım girdi içeriye. Mehmet Bey ve Emirhan; Arif Bey ve eşini içeri buyur ettiler. Onun ardından Turan ve eşi Hande girdi. Hemen ardından Kazım ve eşi Asiye içeri girerken, Kazım arkaya baktı. Anlaşılan daha gelenler var diye içinden geçiren Emirhan, Kazım'ın arkasından gelen genç çocuğu gördü.
"Sanırım bu bahsettikleri bilgisayar mühendisi olan kardeşleri Kürşat." diye geçirdi içinden. Tam geriye dönüp avluda evdekilerle selamlaşan misafirleriyle ilgilenecekken kapıdan en son giren ve güzelliği ile mekana ay gibi ışık saçan kızı gördü. Bu nasıl olabilirdi? Gökte ararken yerde bulmuştu resmen aradığı kızı. Yüzünde bir tebessüm peydah oldu birden.
Açık mavi, yarım kollu, U yaka, dizinin bir tık altında biten sade ve şık bir elbise giymiş; boynundaki el işi kolyenin küpeleri ile takım olduğu ve buradan alındığı çok belliyken dalga dalga beline dökülen sarı saçları ışıl ışıl parlıyor; zümrüt yeşili gözler değdiği her yeri yakıp yok edecek kadar güçlü bakıyordu.
Emirhan tek kelime edemeden donup kalırken Kürşat:
" Hadi Sude, gelsene güzelim. Neden geride kaldın ki?" deyip Sude'ye yönelip elinden tutup avlunun ortasına doğru götürdü.
Duydukları ile Emirhan'ın damarlarındaki kan birden çekildi. Nasıl yani? Haftalardır aradığı kız başkasının karısı mıydı?