Sude'nin Anlatımından
Üniversiteyi Erzurum'da okuyacağımı öğrenince Altan abi, ilk iş Kazım abiyi aramış. O da bana göz kulak olacağını söyleyip onunda geleceğini öğrenince çok sevinmişti. Daha önce hiç görmemiştim yeni tanışacaktık. Sanırım oda burada iş adamı ya da mühendistir Altan abim gibi.
Ben aşağı indiğim de Kazım abi olduğunu düşündüğüm kişi gelmişti bile. Annemlerle sohbet ediyordu. 40-45 yaşlarında, siyah saçlı, siyah gözleri olan, kirli sakallı ve yakışıklı bir adamdı. İş adamına pek benzemiyordu. Beni görünce gülümsedi.
" Kızımız da bu mu? Hoşgeldin memleketimize. Erzurum güzel yerdir. Tanıdıkça insanını da seversin." dedi tüm samimiyetiyle.
" Hoşbulduk. İnşallah öyle olur." dedim.
" Hadi, yol yorgunusunuzdur. Bize gidiyoruz. Babamlar sizi bekliyor. Benim hanım akşam için yemekleri hazır ediyor. Gelmenize öyle sevindik ki anlatamam Altan. O kadar uzun yıllardır görüşmüyoruz ki özlemişim be." dedi bir eli Altan abinin omzunda.
Altan abi de ona samimice sarılıp ayrılınca birlikte yürümeye başladılar.
" Yenge hanım gözün arkada kalmasın. Altan'ın kızı benim de kızımdır. Ayağına taş gözüne yaş değmez evvel Allah sonra ben olduktan sonra." dedi sevinçle konuşurken.
Sanırım, Altan abiyi gördüğüne çok sevinmişti. Çok mutluydu ve Altan abi bana sormadan beni bu adama emanet ettiğine göre ona çok güveniyordu.
" Kazım, benim üniversiteden can arkadaşımdır Sude. İkimiz de inşaat mühendisliği okuduk sınıf arkadaşıydık. Kendimden çok güvenirim ona. Uzun yıllar oldu yüz yüze görüşmeyeli. Annenle evlendiğimde davet etmiştim aslında onu düğüne ama işleri yüzünden gelememişti. Burada bir sorunun bir sıkıntın olur; ilk Kazım abine git, ilk onu ara canım. Biz yanına gelene kadar gözümüz arkada kalmamış olur. Kız kardeşleri var senin yaşlarında; onlarla iyi anlaşırsan arkadaşların olurlar. Senin bileceğin iş orası. Tamam mı Sude'm?" dedi bana baba edasıyla.
Onun beni babamdan çok düşünüyor olması; ben gelmeden bana zarar gelmesin, burada yabancılık çekmeyeyim diye herşeyi ayarlamış olması, her kararım da arkamda durması, destek olması, beni çok mutlu ediyordu. Benim öz olmasa da babam gibiydi. Gözlerim dolunca gidip Altan abiye sarıldım.
" Tamam, Altan abim benim. Seni çok seviyorum. İyi ki çıktın annemin karşısına. Babam bile yapmadı senin şu yaptıklarını. Çok teşekkür ederim. " dedim tüm kalbimle.
Başımı kaldırıp alnıma bir öpücük kondurup beni kendine çekti sardı. Annemi de çekip diğer kolunun altına aldı. İkimizin de saçlarını öpüp:
" Asıl iyi ki siz girdiniz benim hayatıma. Hayatım renklendi benim güzel kızlarım. Ben de sizi çok seviyorum. Unutma, ömrümün sonuna kadar hep senin yanında olacağım. Sen benim kızımsın zaten. Hadi gidelim. Kazım abini ve ailesini bekletmeyelim daha fazla." dedi bizi kollarının arasına almış Kazım abinin arabasına giderken. Annem ona minnetle bakıp daha fazla sokuldu göğsüne.
" Seni çok seviyorum Altan. " dedi kısık bir sesle.
Altan abi anneme dönüp gülümsedi. Saçlarından alnından öpüp:
" Ben seni daha çok seviyorum güzelim." dedi.
Onların aşkı bana aşk konusunda ilham veriyordu hep. İçimden geçirdim yine: "Altan abi gibi incitmeden, güzel seven biri çıkar mı ki karşıma?"
Araca binip 30 dakika sonra kesme taşlar ve ahşapla yapılmış ilginç ama güzel bir eve geldik.
Araçtan inince Kazım abi kapıyı çaldı ve başı kapalı otuzlarında genç bir kadın açtı kapıyı. Bizi görünce gülümseyip:
" Hoşgeldiniz, buyurun." deyip kenara çekildi geçmemiz için.
" Karım, Asiye." dedi Kazım abi. Hepimiz onu selamlayıp içeri geçtik.
Kapıdan girince geniş bir avlu karşıladı bizi. Evin iç kısmı da dışı gibi çok hoştu. Bu tarz otantik mekanları seviyordum.
60 yaşın üzerinde oldukları belli olan yaşlı bir kadın ve adam üst kattan aşağı bakıp bizi yukarı davet ettiler gülümseyerek.
Mutfak diye tahmin ettiğim bir yerden iki genç kız çıktı başlarında örtü ile. Örtüyü bize kapıyı açan kadın gibi takmamışlardı. Daha çok yemek yaparken içine birşey düşmesin diye hijyen amaçlı gibiydi. Saçları gözüküyordu etraftan. Bana doğru gelen iki genç kız bana gülümserken kendilerini tanıttılar:
" Hoşgeldiniz. Ben Zeynep. " dedi diğerinden yaş olarak büyük olan kız. En fazla 22-23 yaşlarında olduğunu tahmin ediyordum.
" Hoşgeldiniz cümleten. Benim adım da Elif." dedi en fazla 15-16 yaşlarındaki kız.
İkisine de samimi bir gülüşle: " Hoşbulduk. " dedim.
Samimiyetleri bulaşıcı gibi birşeydi.
Evdeki herkes çok güler yüzlü ve çok misafirperverdi. Bütün aile üyeleri çok içten ve samimi olunca somurtup oturamazdınız. Yeni insanlar tanımayı pek sevmesem de güler yüzlü ve samimiyet timsali olan bu aileyi çok sevmiştim.
Altan abi gidip Kazım abinin anne ve babasının elini öpünce annem ve ben de gidip öptük ellerini. Evde iki tane de çocuk vardı Kazım abinin çocukları olduğunu düşündüğüm. Tahmin ettiğim gibi Kazım abinin çocuklarıydı. Ona 'baba' diyorlardı. Gelip ikisi de annemlerinin elini öpmek istediler ama annemler izin vermedi. Annemler onları yanaklarından öpüp oturdular kendilerine gösteriler yere. Bende yanlarına oturdum.
" Bunlar benim çocuklar. Ayşe 12 yaşında, Mustafa 7 yaşında." dedi Kazım abi onları tanıtırken.
İkiside babalarının sözleri ile utançla başını öne eğmişti ama bunlar çok tatlı ve çok uslu çocuklardı. Onları çok sevmiştim ve gülümsedim ikisine de. Onlar da kaçamak bakışlar atıp bana gülümsedi. Sanırım onlarla iyi anlaşacaktık.
Bizi çok güzel misafir ettiler. Akşam yemeğinde o kadar çok şey vardı ki sofrada, çoğunu ilk defa yiyordum. Yoğun ısrarları üzerine en azından tadına baktım çoğunun. Bu da ilginç geldi bana biz yemeden yemiyorlar, yememiz için sürekli ısrar ediyorlardı. Biz yemekte kimseye ısrar etmezdik çünkü aç olan gelir yerdi.
Bol sohbetli bol ikramlı bir akşam oldu. Zeynep'te benim gibi üniversite okuyormuş. O 3. sınıfmış bu yıl Türkçe öğretmenliğinde. Birbirinize göz kulak olursunuz dediler. Ben biraz kızlarla evi gezdim. Avlu dedikleri yerde ve mutfakta sohbet ettik biraz. İkisi de iyi kızlardı. Elif'te lise 3. sınıfmış bu yıl.
Uyku vakti gelince annemlere bir oda hazırladılar; ben kızların odasında kaldım. Ne kadar dedimse de Elif yatağını bana verip yere kendine yatak yaptı. Yer yatağını da ilk defa görüyordum. Rahat mıdır acaba diye düşünmedim değil ama benim orada yatmama izin vermediler. Misafir ev sahibi varken yerde yatmazmış.
Sabah kalkıp yöresel bir kahvaltı yapıp iki araç birlikte yola koyulduk. Bizi merkezde tarihi yerlere götürdüler. Çifte Minareli Medrese çok güzeldi. Öyle bir el işçiliği vardı ki her bir karesinde hayran kalmamak mümkün değildi. Kızlarla ve annemlerle bol bol fotoğraf falan çekildik burada.
Biraz daha merkezde önemli yerleri gezdikten sonra öğlen bir restorantta bize adına cağ kebabı dedikleri bir kebap yedirdiler. Tutacak yeri tahta olan ilginç bir şişte yaprak dönere benzeyen bir et yemeği getirdiler cag kebabı diye. Hepimizin önüne iki şiş indirdiler.
Ben et severdim ama sebze yemekleri, çorba ve salatayı daha çok severdim. Bu ette çok güzel yapılmıştı; çok sadeydi ama çok güzel tadı vardı iki şişi yiyip yemek bu kadardı deyip çekilecektim hemen yan tarafımdan biri aniden tabağıma bir şiş daha indirdi. Bu haraket ani olunca yerimden sıçramıştım. Masada herkes bana gülmeye başlayınca:
" Tabakta kebap bittikçe yenisini korlar canım. Elinle yeter işareti yapmalısın ya da gelen kebapla garsona bu som diye söylemelisin. " dedi Kazım abi gülümserken.
" Ben yemek bu kadar sanmıştım. 1 tane daha yerim bundan sonra." dedim önceden belirteyim." dedim biraz mahcup.
Yemekten sonra biraz uzun bir yoldan sonra bir şelaleye geldik. Manavgat Şelale gibi değildi. Çok yüksekten akıyordu ve bu büyüleyiciydi. O kadar yüksekten akıyordu ki yere ulaştığı noktada kocaman bir dev kazanı oluşturmuştu. Tortum Şelalesi imiş kızlar öyle dedi. Adını duyunca aklıma geldi. Burası Avrupa'nın yüksekten akan 3. büyük şelalesiydi. TYT çalışmanın faydaları bunlar dedim içimden. Coğrafya bilgim sağolsun.
O kadar güzeldi ki şelale; alt taraflara karşılıklı merdivenle iniliyordu ve aşağılara indikçe üzerimize şelaleden su sıçrıyordu. Çok hoş bir gökkuşağı çıkmıştı şelalenin suları üzerine. Bu harika bir görüntüydü ve hayran kalmıştım çok yakınımda olan gökkuşağına. Bu karaleri Antalya'daki arkadaşlarıma gösterebilmek için bol bol kayıt ettim telefonuma.
Annemlerle ve kızlarla bir sürü fotoğraf çekindik. Hatta gökkuşağının da belli olduğu şelaleyi arkamda bırakan mutlu olduğum her halimden belli olan bir fotomu sosyal medyada üniversitemin de konumunu atarak " Yeni Başlıyoruz!.." diye paylaştım.
Akşama kadar yüzlerce beğeni ve yorum gelmişti bu fotoğrafıma. Herkes çok şaşkındı benim Erzurum'da okuyacak olmama. Neden Erzurum olduğunu mu soranlar, batıda yer mi yoktu diyenler, sen orada yapamazsın diyenler, hayırlı olsun diyenler... O kadar çok yorum vardı ki moralimi bozamazdım bir çoğunu da okumadım.
Akşam olduğunda deli gibi yorulduğumu eve gelip oturunca anladım. Kızlar kafa dengiydi iyi anlaşmıştık. Kazım abi ve ailesi hepsi çok içten çok iyi insanlardı sanırım bu memlekette kendimi yalnız hissetmeyecektim. Buna çok sevinmiştim.
Yine bir dünya yemek yapmışlardı ama çok gezdiğimiz için de çok acıkmıştım.
Yemek yedik ama yemeğin hemen ardından böreğe benzer bir tatlı getirdiler. Bir parça ısırınca bana çok tatlı geldi. Kırılmasınlar diye bitirmek zorunda kaldım ama içinde ceviz de varmış onun sayesinde bitirebildim. Taş kadayıf diyorlardı ama kadayıf yemiştim daha önce hiç kadayıfa benzemiyordu. Neden kadayıf dediklerini anlamamıştım.
Kazım abigil bizi 3 gün misafir ettiler ama bu kısa sürede bile hepsini çok sevmiştim. Kazım abinin çocukları Mustafa ve Ayşe ile 3 günde çok iyi anlaşmıştık. Onlarla oyunlar oynadım vakit buldukça. Biz vedalaşıp çıkarken 'Yine gel' dediler üzülerek.
Kızlarda: " Burası senin de evin artık hep gel." dediler. Asiye abla bizi çok güzel ağırladı bu sürede. Eli çok lezzetliydi. Yemeklerini sevmiştim. Hele Arif Amca ve Fatma Teyze beni öyle benimsemişlerdi ki:
" Sende bizim kızımızsın artık. Ne zaman gelmek istersen Kazım abini ara seni alsın gelsin." dediler evden ayrılırken.
Kazım abi bizi havaalanına götürdü. Annemler bugün gidiyordu. Onları çok özleyecektim. Şimdiden gözlerim dolmuştu annemin kollarının arasında ona sarılmış şekilde beklerken. Annem ve Altan abi ile sımsıkı sarılıp vedalaştık. Annem kendini ne kadar tutmaya çalışsa da ağlamıştı. Onu öyle görünce bende ağlamıştım.
" Sen merak etme yenge. Sude'yi okulda Zeynep dışarıda ben korur kollarız. Gözün arkada kalmasın. " dedi Kazım abi annemi ikna etmek için.
" Kardeşim çok sağ ol. Hakkını helal et şimdiden. Gözümüz arkada kalmayacak sen varken. Kızın gibi korur kollarsın biliyorum. " dedi birbirlerine sarılırken.
Annemler uçağa binmek için yanımızdan ayrıldıklarında annem hala arkasına bakıp bana el sallıyordu. Onlar gözden kaybolunca içimde tuttuğum hıçkırıkları salıverdim. Kazım abi kolunun altına çekip teselli etmeye çalıştı.
" Ağlama canım. En kısa sürede seni görmeye gelecekler merak etme. Artık onlarında burada bir evi var. Seninde bir evin var. Abilerin var; kız kardeşlerin, yengen, yeğenlerin, deden ve nenen de var. Hadi gidip önce bir yemek yiyelim. Sonra seni yurda bırakayım." dedi kolunun altından çıkarmadan.
Dışarıda bir akşam yemeği yedikten sonra beni de yurda bırakan, üstüne tembihleyen, kızların ve kendinin telefon numarasını veren Kazım abi istemeye istemeye evine gitmek için ayrıldı yurdun önünden.
Bugün perşembe idi ve pazartesi okulum başlıyordu. Bir kaç gün tek başına takılıp yurda alışmak istediğim için beni tek bırakmışlardı. Yurda girip odama çıktım. Bir yatak daha dolmuştu sanırım, yanımdaki yatağa çarşaf serilmişti.
Geçip yatağa uzandım; yatağıma değil. Hala benim olarak hissetmiyordum çünkü. Tavana gözlerimi diktim. Yalnızlığı iliklerime kadar hissediyordum şuan. Annem olmalıydı şuan yanımda hep olduğu gibi. Onun yokluğu yüreğimde bir ağırlık gibiydi. Sürekli ağlamak istiyordum. Gözlerimden firar etti gözyaşlarım. Her an daha da çoğalıyordu.
Kendimi çok savunmasız hissediyordum şuan. Ailemden uzakta doğru düzgün tanıdığımın olmadığı bana yabancı bir şehirde terkedilmiş bir kedi yavrusu gibi hissediyordum. Sağ tarafıma dönüp pencereden gök yüzüne bakarken cenin pozisyonunda dizlerimi ellerimle kendime çekip yattım. Uyumak iyi gelebilirdi belki bu yalnızlığa; terkedilmişlik hissine. Yeni hayatımın ilk gününe ağlayarak başlayacağım hiç aklıma gelmemişti.
Hoşgeldin yeni hayat. Bana gözyaşı olmayan mutlu yarınlar getirmişsindir umarım.