Sude'nin Anlatımından
Aynada gördüğüm kişi ben olamazdım.
Gözlerimin içi uykusuzluktan kanlanmış; göz altlarımda mor halkalar oluşmuştu. Çok stresli bir zaman geçiriyordum ve bu yüzden uyku tutmuyordu. Stres yaptığım hiç bir gece uyku girmezdi gözüme. Bu huyumdan nefret ediyordum.
Babam olacak adam kendine yeni bir sevgili yapmış; sevgilisi ile gittiği yurtdışı tatillerinden fırsat bulupta aklına geldiğimde de gelip halimi hatırımı soracağına bana hesap soruyordu. Babalık yapmayı her ay hesabıma yüklü bir para yatırarak vicdanını rahatlatmak sanıyordu. Sanki bana babalık yapmış gibi bir de demez mi:
" Ben senin babanım izin vermiyorum Erzurum'da okumana! Özel üniversiteye yazdıralım dedim sana beni dinlemiyorsun. Neden Antalya, İstanbul ya da Ankara değil de Erzurum kızım? Hep annenin işleri bunlar. O mu akıl veriyor sana yoksa kocası mı ha?"
Annem sanki benim kararlarıma karışır da bir de onu suçlu buluyor. Annemle ayrıldıklarında ben daha 10 yaşındaydım. Babam annemi hiç sevmedi; ona hiç değer vermedi. Bu yüzden annem de kendini hiç birşeye layık görmedi. Allah'tan karşısına 5 yıl önce Altan abi çıktı da kendini biraz toparladı. Altan abiyi bu yüzden seviyorum belki de anneme değer verdiği için. Hem beni de kendi kızı görüp hiç üzmedi. Altan abi beni her zaman her konuda destekledi şuan olduğu gibi:
"Nerede istersen orada oku. Bu senin kararın biz karışamayız." diyordu.
Bugün herşeyi arkamda bırakıp yarın Erzurum'a gidecektim annem ve Altan abiyle. Babam yanımda tabi ki yoktu her zaman olduğu gibi. Zaten tepkisini vermişti dün akşam; gelmeyeceğini biliyordum. Beni sinir etmişti dün gece. Onu dinlemeyeceğimi bilmesine rağmen hala bana bağırıp çağırmayı kendisinde hak görüyordu. Ben onu babalıktan azad edeli yıllar olmuştu. O da beni evlatlıktan azad etsin istiyordum artık.
Kalkıp aşağıya inmek için kapıya doğru yürüdüm; kapıyı açmışken arkama geri dönüp odama baktım. Her yerinde toparladığım eşyalarım, ağlayarak çok gece uykudan uyandığım yatağım, hepsini okuduğum kitaplarımı koyduğum kitaplığım herşeyi öyle çok benimsemiştim ki bu oda yıllarca benim sığınağım olmuştu nasıl bırakıp gidecektim bilmiyordum.
Kahvaltı için aşağıya indiğimde Altan abi ve annemin mutfakta masayı hazırladığını gördüm. Beni görünce ikisi de gülümsedi. Geçip yerime oturdum onlara gülümserken. Güzel bir kahvaltı yapıp bahçeye çıktım.
Bu evin en sevdiğim yeri, içeriyi göstermeyen yüksek duvarların örttüğü arka bahçeydi. Buradaki iki çam ağacının arasına kurduğumuz hamak benim en çok huzur bulduğum yer gibiydi. Ne zaman bir şeye üzülsem, kırılsam ya da sinirlensem buraya gelir uzanır gözlerimi kapatır derin derin nefes alırdım. Yine öyle yaptım geldim uzandım hamağıma.
Yeni bir hayata başlayacaktım ve bunun bilinmezliği beni her ne kadar heyecanlandırıyor olsa da aynı zamanda da korkutuyordu. Ben yeni insanlar, yeni yerler tanımayı pek sevmeyen bu yaşına kadar bir kaç tane arkadaşının dışında hiç arkadaşı olmayan bir kızdım. Bu güne kadar bir sevgilim bile olmamıştı. Bunda anne ve babamın başarısız evliliğinin payı çok büyüktü tabi ki. 9. sınıfta yan sınıftan bir çocuktan hoşlanmıştım. Aşk öyle birşeyse evet aşık olmuştum ama o benim farkıma bile varmadı.Tıp ki oda babam gibi her hafta bir kızın yanında biterek benim kalbimi kırdı. Aşkın iyi bir şey olmadığını kalbim kırılınca öğrenmiştim.
Şimdi bir üniversite dolusu insan, en az o kadarı da dışarıda iken bir de devlet yurdunda hiç tanımadığım huyunu suyunu bilmediğim kişiler ile aynı odada kalacak olmam beni korkutuyordu.
" Kızım, sana sesleniyorum ne zamandır. Beni duymuyorsun diye yanına geldim. Birşeyin mi var canım?" diyen annemin sesiyle kapattığım gözlerimi açtım.
Ayak ucumda dikilmiş bana bakıyordu merakla.
" Yok anneciğim. Dalmışım sadece. " dedim endişelenmemesi için.
" Ben bilmem mi seni? Neyi kafaya taktın yine?" derken yan taraftaki bahçe sandelyesine oturdu beni görecek şekilde.
" Yeni bir ortam, yeni insanlar, yeni bir hayat korkutuyor de mi?" diye sordu cevabını bildiği halde.
" Evet. Nasıl alışacağım bilmiyorum. Zor olacak gibi." dedim doğruyu itiraf ederken.
" Güzel kızım sen farkında değilsin ama sen güçlü bir kızsın. Bugüne kadar nelere alıştın ben biliyorum. Hatta benden bile güçlüsün sen. Seninle çok badireler atlattık ve sen hepsinde benden daha dirayetli davrandın. Eminim ki bu kez de biz olmadan kendi ayakların üzerinde durmayı başarırsın. Sana güveniyorum. Altan abinle ben senin hep destekçin olacağız. Bunu sakın unutma güzel kızım. " dedi tüm samimiyetiyle.
Hamaktan doğrulup atladım. Yanına vardığım da gözlerinin dolduğunu kendini zor tuttuğunu gördüm. Ben buna dayanamazdım. Hemen eğilip sarıldım boynuna. Ayağa kalkıp beni kollarının arasına aldı. Vücudunun verdiği tepkiler ağladığını işaret ediyordu.
" Anne lütfen ama! Sen böyle yaparsan ben nasıl seni bırakıp gideceğim?" dedim gözyaşlarım yanaklarımdan aşağıya akmaya başlamışken.
Benden ayrılıp gözyaşlarımı sildi elleri ile. Kendi gözyaşlarını da sildi hemen:
" Canım kızım bugüne kadar her zaman bir aradaydık. Bundan sonra her istediğimde seni göremeyecek olmak garip geliyor bana. En çok istediğim şey, ben yanında olmasam da mutlu olduğunu hayatına devam ettiğini görmek. Bunun için de üniversite çok iyi bir fırsat. Bu yüzden de senin adına çok mutluyum güzel kızım benim." dedi saçlarımdan öperken.
" Teşekkür ederim annem. Senin desteğini hep üzerimde hissettim. Sen bana hem anne hem baba oldun. İyi ki varsın. İyi ki benim annemsin. " dedim yanaklarından öperken.
Birlikte dışarıya çıkıp belki de orada bulamayacağım birçok şeyi aldık annemle. Son gün somurtmak istemiyordum. Annemle güle eğlene gezdik. Ne gördü ise aldı annem. Orası soğuk olur şunu da alalım bunu da alalım derken araba dolup taştı.
Kuaföre gidip baştan ayağa bakım yaptırdıktan sonra çıktık. Çıktığımızda akşam olmuştu. Altan abi de bize katılınca sahilde en sevdiğim balıkçıda yemek yedik. Burada balık yemeyi çok seviyordum. En çok yapmayı özleyeceğim şeylerin başında geliyordu. O yüzden en sevdiğim şeyleri bolca yedim. Nerede ise göbeğim çıkmıştı. Annem ve Altan abi bu halime gülmüştü.
Sahilde yürüyüp Altan abinin teklifi ile bir bara gittik. Ben alkollü içecekleri sevmiyordum alkol eşiğim çok düşük olduğu için ama arada takılırdık okuldan arkadaşlarla. Kendime alkolsüz kokteyl alıp bir süre barda takıldık. Geç olunca kalkıp evin yolunu tuttuk. Annemler de çok içmemişti zaten. Sabah 9 gibi uçağımız vardı. Uyuyup dinlenmem lazımdı ama ben biliyordum yine beni uyku tutmayacaktı.
Eve gelince odama geçip çok sevdiğim yatağıma uzandım. Çocukken odamın tavanına yapıştırdığım yıldızlar ve ay odanın karanlığında yine parlıyordu. Gecemi aydınlatan bana geleceğe dair umutlar aşılayan yegane şeydi onlar. Onların gideceğim yerde olmayacak olması bile şimdiden onları özleyeceğimi gösteriyordu.
...
Sabahı sabah etmiş yine çok az uyuyabilmiştim. Bu kez yeni bir hayatın heyecanı ve bana ne getirecek korkusu ile bir sağa bir sola dönmüş yarım yamalak uyuyabilmiştim. 6 gibi yataktan bedenimi kaldırıp banyoda işlerimi halledip aşağı inmiştim. Annemin de kalkıp kahvaltı hazırlığı yaptığını gördüm. Altan abi de sofrayı kuruyordu.
" Günaydın güzel ailem." dedim samimiyetle.
Bana dönen annem ve Altan Abi de şüpheli bir bakış atıp önce annem lafa girişti:
" Sude, günaydın kızım da sana pek gün aymamış. Uyuyamadın mı yine?" dedi endişe ile.
"Evet anne. Biliyorsun işte bu durumda uyuyamayacağımı." dedim bıkkınlıkla.
Benim birşeylere kafayı takınca uyuyamadığımı en iyi kendisi bilmesine rağmen illa ki teyit edecekti. Neyse kalbini kırmayacaktım. Uzun süre onu göremeyecektim en nihayetinde. Gidip elindeki bıçak ve domatese rağmen ona sarılıp yanağından öptüm. O da yüzünü anında düzeltip bana gülümsemiş sarılmadan yanağımı öpmüştü.
" Günaydın Sudeciğim. Kahvaltı hazırlanana kadar gözlerine çay maskesi uygulasan iyi olur güzelim. " dedi Altan abi.
Çok haklıydı. Aynada kendimi görünce göz altımdaki mor halkalar şişmiş gözler beni rahatsız etmiş ilk aklıma çay maskesi gelmişti. Gidip demlenen çaydan bir kaseye üç yemek kaşığı kadar dem döktüm. Gidip iki tane makyaj temizleme pamuğu getirip çaya batırdım. Biraz sıcak olduğu için pamuğu sıkıp hafif soğuyunca koltuğa geçip uzandım. Elimdeki pamukları gözlerimin üzerine koyup yaklaşık 5-10 dakika kadar bekledim. Gidip yüzümü yıkayıp aynaya baktığımda daha makul bir yüzle karşılaşıp gülümsedim.
Evde, belki de birlikte uzun bir süreye kadar yapamayacağımız kahvaltımızı sohbet ede ede yaptık. Bu kahvaltı o yüzden benim için çok kıymetli idi. Kahvaltıdan sonra hazır olan valizlerimi Altan abi araca yerleştirmişti. O kadar çok eşya vardı ki her halde 5 büyük valizle okumaya giden bir bendim. Kendileri için de bir valiz yapmışlardı. Gitmişken 3-4 gün orada kalacaklardı. Altan abi işlerini ona göre ayarlamıştı.
Odamdan çıkmadan son bir kez baktım. Benim sığınağım olan bu odada uzun bir süre kalamayacak olmanın hüznü ile:
" Tekrar geleceğim merak etmeyin." deyip hüzünle derin bir iç çekip kapıyı kapattım.
Araca binip havaalanına doğru yola çıktık. İçimde garip bir duygu vardı. Evden uzaklaştıkçada yoğunlaşan. Dönüp arkama evimize son bir kez daha baktım dolan gözlerimle. Kalbimi bir mengenedeymiş gibi sıkıştıran tuhaf bir duyguydu bu. Annem anlamış gibi bana sardı kollarını. Beni kendine çekip göğsüne yatırdı. Yanımda oturmak istemiş ve oda benim gibi aracın arka tarafına binmişti.
Annemin bu hareketi kendini serbest bırak der gibi birşeydi. Gözlerim istemsiz akmaya başladı. Kalp ağrım hafifleyene kadar ağladım sessiz sessiz. Annem hiç sesini çıkarmadı. Biliyordum oda ağlıyordu. Çünkü sessiz ağlama huyumu annemden almıştım.
Havaalanına gelince aracı otoparka park edip valizleri almıştık. Valizleri teslim ettikten sonra giriş kontrolleri için gişeye varmış. Kimlik ve bilet kontrolü sonrası uçağa geçmiştik. Ben pencere kenarında otururken annem yanımda Altan abi de onun yanında yerini almıştı. Uçağa binmek beni hep huzursuz ederdi bu yüzden annem ellerimi sıkıca tuttu. Gözlerimi kapatıp kalkışa geçen uçağın o sarsıcı anının bitmesini bekledim. Daha sonrasında uçak sabit hızda havada süzülürken pencereden o çok sevdiğim, doğup büyüdüğüm ve her köşesini ayrı sevdiğim Antalya'ya baktım kuş bakışı. Hüzün bulutları yine gözlerime yer etmişti ama bu kez ağlamadım.
Yeni bir hayata her fırsatta ağlayarak başlayamazdım. Uçak İstanbul'a inene kadar annemlerle biraz sohbet ettik. Daha çok anne nasihati dinledim desem yeridir. Oralar soğuk olur şöyle giyin böyle giyin. Kimseye güvenme falan filan. 'Tamam anne' dedim durdum inene kadar.
İstanbul'da uçaktan indik. Evet, direkt uçuş olmadığı için aktarma yapacaktık buradan. Malasef artık evime gitmek istesem önce başka ile aktarma yapmam gerekecekti. Bu da benim bu üniversite maceramın memlekete geliş gidiş kısmının can sıkıcı olacağını gösteriyordu. Allah'tan çok beklememiştik burada. Erzurum uçağına bindiğimiz de başladı yeni hayatım. Erzurum'a indiğimizde saat öğlen ikiye geliyordu.
Taksi bulup üniversiteye gitmemiz çok uzun sürmemişti Allah'tan. Öğrenci işlerine gidip evrak teslimi ve kayıt işlemlerini yaptırdım. Bir kaç ufak tefek şeyden sonra kayıt yaptırmak için benim fakülteme en yakın kampüs içinde olan KYK kız öğrenci yurduna gittik.
Annem ve Altan abi aşağıda beklerken ben kalacağım odaya gittim görevli bayanla. Oda 3 kişilikti. Bu beni rahatsız etse de annemlerle birlikte aldığımız kararla; buraya alışana kadar bir devlet yurdunda kalmam konusunda hem fikir olmuştuk. Oda da herkes, kendi işine bakar ve başkasının sınırlarını ihlal etmezse bir sorun olmazdı diye düşünüyordum.
Oda da; 3 tekli yatak,karşısında 3 birbirine bitişik ama bölmelerle birbirinden ayrılmış çalışma masası, hemen yan tarafında büro tipi bir buzdolap, 3 elbise dolabı, yatakların hemen yanı başında birer küçük komidin, bir tuvalet, bir de küçük banyo vardı. Oda biraz küçük olsa da uyumak için yeterli gözüküyordu.
Kalacağım oda 5 katlı öğrenci yurdunun 2. katındaydı. Bu katta büyük bir okuma salonu, genel bir lavabo, genel kullanıma açık yan yana yapılmış duşa kabinler ve çamaşır makinelerinin olduğu bir çamaşır yıkama odası vardı.
Ben yaşadığım yerin temiz ve kullanışlı olmasına bakan biriydim zaten. Lüks bir hayat yaşadım evet zorluk pek görmedim ama sadeliği seven bir yapım olmuştur hep. Eve çıkmaya karar verene kadar burası bana gayet temiz ve kullanışlı gelmişti.
Aşağı inip yurdu beğendiğimi söyledim ve yurda kayıt yaptırdık. Taksi ile getirdiğim valizlerimi yurt görevlisi yardımıyla kalacağım odaya getirip daha ferah olduğu için pencere kenarı yatağın üzerine koydum. Yatağa göre de en baştaki dolabın içine eşyalarımı gelişi güzel koyup valizleri şimdilik boş bulduğum yatağımın yanına dizdim. Aşağıdan verdikleri nevresimi yatağa geçirip yastık ve pikeyi de yatağa yerleştirdim. Annemle nevresim, yastık kılıfı ve pike yedeği alsam iyi olacaktı.
Gelmeden önce söylemişti bir arkadaşım; bu yurtlarda dolaplardaki kilit işini kendimiz hallediyormuşuz. Şaşırsam da gelirken Altan abi kocaman dükkanların kepenklerine taktıkları bir kilit ve kısa bir zincir almıştı. Hakikaten de dolabı bununla kapatmam gerekti. Dolabın açmak için tuttuğumuz iki kulpundan geçirdiğim zinciri bir araya getirip kilidi taktım. Bu gerçekten korkunç birşeydi. Ben her dolabı açıp kapattıkça bu kilidi takıp çıkarmak zorunda mıydım? Sıkıntılı bir nefes verip kendi çantamı alıp aşağıya indim.
Annemler 3-4 gün daha buradaydı. Okul açılmadığı için yurt boştu ve tek başına kalamazdım. Altan abinin bir arkadaşı gelecek bizi alacaktı.
Üniversiteyi Erzurum'da okuyacağımı öğrenince Altan abi ilk iş Kazım abiyi aramış. O da bana göz kulak olacağını söyleyip Altan Abininda geleceğini öğrenince çok sevinmişti. Daha önce hiç görmemiştim yeni tanışacaktık onunla. Sanırım oda burada iş adamı ya da mühendistir Altan abim gibi.
Ben aşağı indiğim de Kazım abi olduğunu düşündüğüm kişi gelmişti bile. Annemlerle sohbet ediyordu. 40-45 yaşlarında siyah saçlı, siyah gözleri olan, kirli sakallı yakışıklı bir adamdı. İş adamına pek benzemiyordu. Beni görünce gülümsedi.
" Kızımız da bu mu? Hoşgeldin memleketimize. Erzurum güzel yerdir. Tanıdıkça insanını da seversin." dedi tüm samimiyetiyle.
" Hoşbulduk. İnşallah öyle olur." dedim.