bc

PATRONİÇE (KOCAMDAN KALAN)

book_age18+
47
FOLLOW
1K
READ
mafia
drama
tragedy
kicking
mystery
office/work place
like
intro-logo
Blurb

6 aylik evli olan Feride korhan(24) ile kocası Orhan korhan(45) bir gece restoranlarinda yemek yedikten sonra gece 11 gibi evlerine dönerken trafik kazası gecirir. çift hastaneye kaldırılır ama Orhan Korhan hada ambulansa vefat etmiştir. feride Korhan ise hastanedeki kontrollerinin ardından 6 haftalık olduğunu öğrendiği bebeğini kaybetmiştir. kocasını toprağa verdiği gün daha kocasının ve varlığından bile haberdar olmadığı bebeğinin yaşını tutamadan kocasının vasiyetini ve kocasından ona kalan mirası avukatından öğrenir. öğrendikleri karşısında şaşkına dönen feride Korhan kocasiyla gecirdigi trafik kazasının sıradan bi trafik kazasını olmadığını düşünmeye başlar. kocasının işlerinin başına geçerek kimin kendilerine suikast düzenleyip kocanisi oldureni öğrenmeye çalışırken bir mafya lideriyle tanışır zaman geçtikçe mafya lideriyle birbirlerine aşık olurlar. fakat feride korkanın bilmediği sırlar vardır.

chap-preview
Free preview
1. Bölüm: Karanlığa Uyanış
Hastane odasının tavanındaki dairesel projektör lambası, Feride’nin gözlerini açtığı ilk andan itibaren görüş açısına giren tek detaydı. Kirpikleri birbirine yapışmış gibi ağırdı; şakaklarında ritmik, keskin bir zonklama vardı. Sol elinin üzerindeki soğuk baskıyı ve koluna giren plastik borunun hissini duyumsadı. Zihni henüz tam olarak uyanamamış, algıları sisli bir perdenin arkasında kalmıştı. Ancak bedenindeki en belirgin şey ne başındaki ağrı ne de şakaklarındaki sızıydı; alt karnında, kemiklerine kadar işleyen o tuhaf, boş ve sızlatan hafif ağrıydı. ​Sol tarafında bir hareketlilik sezdi. Mavi önlüklü bir hemşire, serum askısındaki bitmek üzere olan şişeyi yenisiyle değiştiriyordu. ​Feride, kurumuş dudaklarını güçlükle araladı. Sesi, sanki günlerdir konuşmamış gibi boğuk ve pürüzlü çıktı: "Ne oldu… Neden buradayım?" ​Hemşire elindeki serum borusunu sabitlerken yüzüne merhametli ama profesyonel bir ifade yerleştirdi. "Geçmiş olsun Feride Hanım. Dün gece eşinizle birlikte bir trafik kazası sonucunda hastanemize getirildiniz." ​"Trafik kazası mı?" Feride’nin zihnindeki sis perdesi bir anlığına aralandı. Şık bir restoran, masadaki mum ışığı, Orhan’ın direksiyondaki sakin duruşu, ardından aniden patlayan o yüksek ses, parlayan farlar ve karanlık… Hafızası kesik kesik karelerle zihnine hücum etti. "Orhan… Eşim nerede? O nasıl?" ​Hemşire bakışlarını bir an için serum şişesine kaydırdı. "Benim durumla ilgili detaylı bir bilgim yok Feride Hanım. Doktor Bey birazdan kontrole gelecek, size gerekli bilgiyi verecektir. Genel olarak vücudunuzdaki ezikler ve hafif doku zedelenmeleri dışında durumunuz iyi." ​Feride elini refleks olarak karnının üzerine koydu. Ağrı, içeriden dışarıya doğru yayılan derin bir çekilme hissi gibiydi. "Peki bu ağrı ne?" diye sordu, gözlerini hemşirenin yüzüne dikerek. "Neden karnım bu kadar çok ağrıyor?" ​Hemşire derin bir nefes aldı. Gözlerini kaçırmadan, tane tane konuştu: "Kazada bebeğinizi düşürmüşsünüz." ​"Ne?" Feride duyduğu kelimelerin anlamını kavrayamak ister gibi yatakta birden doğrulmaya çalıştı. Ancak hareket ettiği an karnındaki keskin sızı bütün bedenini sardı. Sesini kontrol edemeyerek, çığlığa benzeyen bir hıçkırık çıkardı: "Ne diyorsunuz siz? Ne bebeği?" ​Hemşire hızla öne atılıp Feride’nin omuzlarından tuttu. "Feride Hanım, lütfen kımıldamayın! Bedeninizi zorlamamanız lazım. Bu gece hastanemizde müşahade altında kalacaksınız." ​Feride ellerini karnına bastırdı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu. "Ben… Ben hamile olduğumu bilmiyordum…" ​Hemşire şefkatle gözlerini eğdi. "Henüz çok yeniymiş, daha altı haftalık kadarmış. Başınız sağ olsun." ​Feride olduğu yerde donakaldı. Altı haftalık bir can. Varlığından bile haberdar olmadığı, kalbinin altında taşıdığı ama koruyamadığı bir parça. Gözlerinden süzülen sıcak yaşlar yanaklarını yakarak yastığa aktı. İçindeki boşluk hissi bir anda yüz katına çıkmıştı. ​Hemşire, odadaki ağır havayı biraz olsun dağıtmak istercesine adımlarını kapıya doğru yöneltti. Tam kapı kolunu tutmuşken duraksadı ve arkasına dönüp konuştu: "Feride Hanım, kapıda bir beyefendi var. Çok endişeli görünüyordu. İçeri alalım mı?" ​Feride’nin kalbi o an duracak gibi oldu. Zihni ona felaketin ortasında küçücük bir umut kapısı araladı. Orhan! diye düşündü. Kapıdaki o olmalı. Geldi işte. ​"Tabii…" dedi sesi titreyerek. "Gelsin, hemen içeri alın." ​Kapı yavaşça açıldı. Ancak içeri giren kişi Orhan değildi. Uzun boyu, jilet gibi ütülü koyu lacivert takım elbisesi ve ciddi yüz ifadesiyle Orhan’ın yanından bir an olsun ayırmadığı en güvendiği avukat arkadaşı ve sağ kolu Selim’di. Selim’in elinde tuttuğu çantayı tutuş biçiminden ve gözlerindeki yorgunluktan olayın vahameti okunuyordu. ​"Geçmiş olsun Feride Hanım," dedi Selim, yatağın ayak ucuna doğru birkaç adım atarak. Sesi oldukça alçak ve gergindi. "Nasıl hissediyorsunuz?" ​Feride başını yastığa geri bıraktı. Umudunun kırılışı yüzüne yansımıştı. "Berbat…" dedi gözyaşlarını silmeye çalışırken. "Orhan nasıl Selim Bey? O nerede? Bana kimse bir şey söylemiyor." ​Selim bakışlarını yere indirdi, ardından tekrar Feride’ye baktı. "Bana da henüz net bir bilgi vermediler. Doktorların çıkmasını bekliyoruz, birazdan bilgi vereceklerini söylediler. Bana da haberi sabaha karşı verdiler, duyur duymaz hemen çıktım geldim." ​O sırada kapı tekrar açıldı. İçeriye orta yaşlı, uzman bir doktor ve arkasında beyaz önlüklü iki genç stajyer doktor girdi. Doktor elindeki dosyaya bakarak yatağa yaklaştı. ​"Geçmiş olsun Feride Hanım, nasılsınız?" dedi, mesafeli ama nazik bir tonla. Bir yandan da stajyerlerine işaret ederek Feride’nin nabzını ve göz bebeklerini kontrol ettirmeye başladı. ​Feride doktorun gözlerinin içine baktı. "Berbat hissediyorum. Karnım çok ağrıyor doktor bey..." ​Doktor başını salladı. "Ağır bir trafik kazası geçirmişsiniz. Bedeniniz büyük bir şok yaşadı ama birkaç güne kendinizi toparlarsınız, merak etmeyin." ​Feride doktorun lafını kesti. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. "Kocam… Kocam da benimle aynı araçtaydı. Orhan nasıl? O nerede?" ​Doktor elindeki muayene ışığını kapattı. Yüzündeki profesyonel ifade bir an için ağırlaştı. "Bu konuyu biraz daha toparlandığınızda, kendinizi daha güçlü hissettiğinizde konuşsak daha iyi olur." ​Bu cümle, odadaki havayı bir anda buz kestirdi. Feride dirseklerinin üzerinde doğrulmaya çalıştı. Karnındaki ağrıyı tamamen unutmuştu. "Doktor bey, lütfen! Ben kocamı görmek istiyorum. Nerede Orhan?" ​"Feride Hanım, lütfen kalkmayın ve sakin olun," dedi doktor, ellerini havaya kaldırarak. "Stres durumunuzu daha da kötüleştirecek." ​O an yatağın kenarında duran Selim, alçak bir sesle "Eyvah…" diye fısıldadı ve elini gayriihtiyari yüzüne götürdü. ​Selim’in bu tepkisi Feride’nin içindeki son şüphe kırıntısını da yok etti. Ses tonu kontrolsüz bir şekilde yükseldi, odanın duvarlarında yankılandı: "Doktor bey! Orhan iyi mi?! Bana doğruları söyleyin, Orhan nerede?!" ​Doktor derin bir nefes aldı. Yanındaki stajyer doktorlar gergin bir şekilde geriye çekildiler. Ocağın üzerine düşen bir ateş gibi ağır kelimeler doktorun ağzından döküldü: ​"Eşiniz…" dedi doktor ve bir süre duraksadı. "Hastahanemize getirildiğinde kalbi çoktan durmuştu. Yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtaramadık. Başınız sağ olsun." ​Oda bir anda zifiri bir sessizliğe büründü. Zaman durmuş gibiydi. Ne koridordan gelen sesler duyuluyordu ne de doktorun nefes alıp verişi. Feride’nin boğazından sadece yarım kalmış, belirsiz bir hece çıkabildi: "Ama…" ​Devamını getiremedi. Gözleri açık kalmıştı ama hiçbir şeyi görmüyordu. Zihninde sahneler birbirine karıştı: Orhan’ın gülüşü, dün gece restoranda elini tutuşu, arabaya binerken ona söylediği son sevgi sözcükleri… Hepsi bir anda yok olmuştu. Eşi ölmüştü. Hiç kucağına alamayacağı bebeği ölmüştü. Feride, dünyadaki en büyük yalnızlığın ortasına bırakılmıştı. ​Selim öne doğru bir adım attı. Eli hafifçe titreyerek Feride’nin omzuna dokundu. "Sakin olun Feride Hanım… Lütfen kendinizi bırakmayın," dedi ama kendi sesi de kırılgan çıkıyordu. ​Doktor, Feride’nin girdiği şok halini görünce Selim’e döndü. Yavaşça başıyla kapıyı işaret ederek, "Doktor bey, dışarıda konuşabilir miyiz?" dedi. ​Selim başıyla onayladı. Doktor ve arkasındaki iki stajyer doktor yavaş adımlarla kapıya doğru yöneldiler. Selim, Feride’ye son bir kez çaresiz gözlerle baktıktan sonra onların peşinden kapının önüne çıktı. Kapı kapandığında, Feride odanın ortasında, kaybettiği iki canın ağır ve soğuk gölgesiyle tamamen tek başına kaldı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

GİTME

read
2.2K
bc

KIRIK YAZGI

read
13.5K
bc

ÇAKTIRMADAN AŞK (Tamamlandı)

read
15.6K
bc

YASMİN - GERÇEK AİLEM

read
9.1K
bc

ELİF (Tamamlandı)

read
22.7K
bc

Leyal -Unutulan Eş (Türkçe)

read
19.4K
bc

41 Günlük AŞK Güncellemesi

read
53.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook