"Kalkın diyorum size, ne duruyorsunuz kızım?" dedi Esma Anne, ellerini dizlerine vurarak.
"Kızım, al şu çantayı masadan. Emir, aslanım, sil o gözlerini; baban seni kramponsuz bırakmaz. Ben burada kafa dinleyeceğim diyorum size, baban olacak o huysuzun gürültüsünden kaçtım geldim. Şimdi sizin gürültünüzü mü çekeyim?"
"Ay anne, olur mu hiç öyle şey? Sen misafirsin, beklesinler işte," dedim.
Aslında içimden bir ses "Git Meral, o elbiseyi giymek için bir şansın daha olabilir," diye bağırıyordu ama gelinlik gururum "beklesinler" dedirtiyordu.
Elif, babaannesinin boynuna sarılıp yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.
"Babaanne, n'olur ikna et gidelim, abim çok üzülür... Bak öğretmeni kızıyormuş ona," dedi fısıldayarak.
Ah benim güzel kızım, evdeki tüm dengeleri o minicik kalbiyle kurmaya çalışıyordu.
"Oğlum, bak çocuklara söz vermişsin. Al hanımını, yavrularını, gidin pizzanızı mı yiyorsunuz, pabuç mu alıyorsunuz ne yapıyorsanız yapın. Ben burada oh, uzatırım ayaklarımı, açarım televizyonumu, kafa dinlerim. Hadi bakayım, ikiletmeyin lafımı!"
Esma Anne, Elif’i kucağına çekip Levent’e döndü.
"Anne, sen de gel o zaman?" dedim, nezaketen ama bir yanım titreyerek. "Yalnız kalma burada şimdi."
"İstemem kızım, istemem! Ben buraya dinlenmeye geldim diyorum, siz beni kalabalığa sokmaya çalışıyorsunuz. Ben çayımı tazelerim, keyfime bakarım. Hadi, gidin hazırlanın çabuk!"
Levent, annesinin bu kesin tavrıyla bir nebze nefes alsa da hala huzursuzdu.
"E madem öyle istiyorsun ana..." dedi ve bana bir işaret çaktı.
"Meral, hadi çocukları hazırla o zaman."
Mutfaktaki kaosu Esma Anne’nin otoritesiyle dindirdikten sonra Elif’i odasına götürüp en sevdiği beyaz elbisesini ve hırkasını giydirdim.
"Hadi prenses, babanın yanına koş," diyerek onu gönderdim.
Emir zaten çoktan hazır kıta kapıdaydı.
Derin bir nefes alıp odamıza girdim.
Kapıyı kapattığımda Levent’i gardırobun önünde, gömleğinin düğmelerini iliklerken buldum.
Yatağın üzerinde hala ütülü ve kışkırtıcı bir şekilde duran siyah saten elbiseye ve kırmızı tabanlı ayakkabılara bakıyordu. Bakışlarında sabahki o vahşi arzuyla, annesinin evde olmasının verdiği gerginlik birbirine karışmıştı.
Girdiğimi görünce aynadan bana baktı.
Sesini alçaltarak, "Meral," dedi, sesi uyarır gibi ama bir o kadar da hırıltılıydı.
"Bak, annem içeride. Sakın... Sakın o yatağın üzerindekileri giyme. Kadın takıyor bunlara, şimdi dışarı pizza yemeye giderken o elbiseyle çıkarsan kalpten gider herhalde."
Yanına yaklaşıp ellerimi gömleğinin yakasına koydum.
"E ne yapayım Levent? Hazırladım o kadar, ütüledim... Bak bordo ojelerimi bile sürdüm," dedim, parmaklarımı göğsünde gezdirerek.
Levent ellerimi tutup hafifçe sıktı, gözlerini gözlerime dikti.
"Giyemezsin hatun. Annem varken o yırtmaçla, o askılarla kapıdan çıkmana izin vermem. 'Meral nereye gidiyor bu kıyafetle?' diye sorsa ne diyeceğiz?''
''Ben varım, desen.'' dedim dudaklarına bir buse kondurup.
''Yok git, düzgün bir şey giy.'' dedi parfümünü özenle sıkmaya başladı.
Gülümseyerek başımı yana eğdim.
"Korkuyor musun Levent? Annen 'Oğlumu yoldan çıkarıyor bu gelin' der diye mi korkuyorsun?"
Levent beni kendine çekip burnunu boynuma, o sabahki diş izlerinin hafiflediği ama hala orada olduğu noktaya gömdü.
Derin bir nefes çekip hırıldadı: "Korkmuyorum Meral.'' dedi ve çıktı.
Üzerimdeki kazak elbiseyi, bir hışımla soydum.
Hazırladığım elbiseyi, giyip saçlarıma hacimli dalgalar verdim, ayakkabılarımı giydim.
Temiz bir makyaj yapıp, tekrar dolabın karşısına geçtim.
Siyah uzun, kabanımı giyip önümü sıkıca bağladım.
Odadan çıkıp koridora doğru yürüdüğümde Levent çocuklarla kapı önünde son hazırlıkları yapıyordu.
Topuk seslerimi duyunca başını çevirdi; beni o uzun siyah kabanın içinde, saçlarım omuzlarımdan aşağı dalga dalga dökülürken görünce bir an duraksadı.
Gözleri kabanın boyuna ve kapalı yakasına baktı, derin bir nefes alıp rahatladığını hissettim.
Sanıyordu ki sözünü dinleyip altına "düzgün" bir şeyler giymiştim.
Salona, Esma Anne'nin yanına geçtim.
"Esma Anne, biz çıkıyoruz. Anahtarın birini sana bırakıyorum, ne olur ne olmaz, olur da kapı falan çalarsa bakarsın," dedim eğilip yanağından öperken.
Esma Anne beni şöyle bir süzdü.
O keskin gözlerinden hiçbir şey kaçmıyordu.
"Gidin bakalım, geç kalmayın. Maşallah, kabanın da pek yakışmış Meral, asil duruyorsun," dedi ama omuzlarıma dökülen hacimli saçlarıma ve sürdüğüm bordo ojelerin kabanın kolundan sızan rengine bakarken hafifçe gülümsedi.
"Hadi, kocanı daha fazla bekletme, gözü kapıda kaldı."
Evden çıktık, asansöre bindiğimizde Emir heyecanla babasına bir şeyler anlatıyor, Elif ise "Pizza pizza!" diye şarkı söylüyordu. Levent asansörün aynasından bana baktı.
Aramızdaki o sessiz elektrik, kabinin içini doldurmuştu.
"Sözümü dinlemene sevindim," dedi Levent fısıldayarak, çocukların duymayacağı bir tonda. "O kazak elbise üzerine çok yakışıyor, kabanla da çok kibar olmuşsun."
Hafifçe gülümsedim.
"Öyle mi dersin Levent? Onu giydiğime bu kadar eminsin yani?"
Levent kaşlarını çattı, bakışları bir an kabanımın önündeki düğmelere kaydı. "Meral... Sakın bana..."
Tam o sırada asansör zemin kata geldi ve kapılar açıldı.
Hiçbir şey demeden, kalçalarımı hafifçe sallayarak asansörden indim.
Kırmızı tabanlarımın her yere değişinde çıkardığı o davetkar ses, Levent’in arkamdan yutkunmasına sebep oluyordu.
Arabaya bindiğimizde çocuklar arkada çoktan yemek tartışmasına dalmıştı.
Levent şoför koltuğuna geçti, motoru çalıştırdı ama el frenini indirmeden önce bana doğru döndü.
Eli, dizimin üzerindeki kabanın kumaşına gitti.
"Bakacağım," dedi hırıltılı bir sesle. "Altında ne olduğunu şimdi öğreneceğim."
"Beni rahat bırak be adam, çocuklar bakıyor!" dedim gülerek eline hafifçe vururken.
Levent, sanki bir hazine sandığının kilidini çözmeye çalışan bir dedektif gibi kaşlarını çatmış, kabanımın kumaşına öyle bir bakıyordu ki, bakışlarıyla düğmeleri eritecekti.
"Meral, eğer o sateni giydiysen yandık," diye mırıldandı.
"Baba! Yeşil krampon mu alsam yoksa siyah mı? Siyah daha profesyonel duruyor ama yeşil olanlar uçuyormuş gibi hissettiriyor!" diye araya girdi Emir arkadan.
Levent dikiz aynasından oğluna bakıp sırıttı. "Oğlum, ayağındaki ayakkabı uçsa ne olur, sen koşamadıktan sonra? Al siyahı, adam gibi oyna."
"Aman baba ya, anneme soruyorum ben. Anne, sence?"
''Oğlum, baba dedin ya.'' dedi ve muzip bir gülüş attı.
"Benim tırnaklarıma baksana Emirciğim," dedim ellerimi havaya kaldırıp bordo ojelerimi göstererek. "Bence bordo krampon almalısın."
Levent bir kahkaha patlattı. "Bordo krampon mu? Çocuğu sahada döverler Meral, al oğlum annene sordun. Sen bakma annene aslanım, o bugün 'tehlikeli' kararlar alma modunda."
''Anne, bana alalım öyle renk elbise.'' diye seslendi arkadan benim prensesim.
''Bak siz anlamadınız, benim prensesim zevkli tabii.''
''Anne.'' diye cırladı arkadan Elif.
''Kız ne oldu?''
''Sana diyorum, bana alalım o renkten elbise.'' hepimiz gülmeye başladık, Elif hariç.
Elimi, Elif'e uzatıp ''Annecim tamam sen beni duymadın mı? Cevap verdim ben sana'' dedim.
''Gülmeyin bana.'' diye mırıldanıp kollarını bağladı.
Ayakkabı mağazasına vardığımızda Emir reyonların arasında fırtına gibi eserken, biz Levent'le arkasından yetişmeye çalışıyorduk. Elif elimi tutup, "Anne, babam niye sürekli senin kıyafetine dokunuyor? Bozulmamış ki," dedi saf bir merakla.
Levent hemen elini çekti, boğazını temizleyip reyonlardaki bir topu inceliyormuş gibi yaptı. "Şey... Kızım, kabanı rüzgar almasın diye... Annen hasta olmasın, değil mi?"
"Baba, rüzgar yok ki içerdeyiz!" dedi Elif kıkırdayarak abisinin yanına koştu.
Levent, beni kolumdan tuttuğu gibi reyonların arkasındaki o ıssız, karanlık köşeye doğru hafifçe itti. "Levent, ne yapıyorsun? Çocuklar görecek," diye fısıldadım ama nefesim şimdiden hızlanmıştı.
"Görmezler," dedi, beni buz gibi soğuk metal raflarla kendi sıcak gövdesi arasına sıkıştırırken.
"Tüm gün bu anı bekledim. Sabah o duşta yarım kalan şeyi, annem evdeyken senin bu cesaretin..." derken dudaklarıma dudaklarını bastırıp dili ile sert hamleler yapmaya başladı.
Elini kabanımın altından, yırtmacıma paralel olarak yukarı çıkarmaya başlamışken tuttum.
"Meral... Sen yanıyorsun," diye inledi, burnunu boynumun en hassas yerine, bordo ojeli parmaklarımla saçlarımı geriye ittiğim o açık bölgeye gömerek.