bc

NEXUS - Zamanın Kalbi (+16)

book_age16+
2
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
love-triangle
reincarnation/transmigration
family
HE
time-travel
system
fated
friends to lovers
kickass heroine
mafia
kicking
scary
bold
city
mythology
office/work place
high-tech world
another world
secrets
superpower
rebirth/reborn
dystopian
war
love at the first sight
surrender
addiction
actor
like
intro-logo
Blurb

Bilinçleriniz hiç sizden bağımsız yaşadı mı? Gözlerinizi kapattığınızda, hiç tanımadığınız birinin nefesini, yüreğinin atışını, derin korkusunu hissettiniz mi? 2025'te CERN'de patlayan bir anomali, işte tam da bunu yaptı. Dünyanın dört bir yanındaki yabancılar, kuantum düzeyinde birbirine dolandı. Nörobilimci Mert, Tokyo’lu ressam Kai’nin acısını avucunda taşıdı. Asker Marcus, CERN fizikçisi Elena’nın korkusunu zihninde duydu.

Bu bir lütuf değil, bir çağrıydı. Çünkü zenginlik, güç ve kontrol peşindeki üç zeki insan, bu çatlakta insanlığın kaderini yeniden yazma fırsatını gördü. Onları durdurmak için, bu ‘dolanık’ kahramanların, birbirlerine olan çekimden bir silah, aşktan bir kalkan yapması gerekecek. Zamanda üç ayrı yola savrularak, 1800’lerin dumanlı Londra’sında, 2800’lerin neon istasyonlarında ve paralel evrenin distopyasında, sadece geçmişi ve geleceği değil, birbirlerini de kurtarmak için savaşacaklar.

NEXUS, bilimin sınırlarında gezinen, kalbin en vahşi atışlarında yaşayan, nefes kesici bir gerilim ve tutkulu bir aşk romanı. Bu kitabı okuduğunuzda, telefonunuz çaldığında, kimin aradığını bir an için bilemeyeceksiniz.

chap-preview
Free preview
NEXUS - PROLOG
Boğaz’ın lacivert gecesi, yalıların altın ışıklarını yalayarak ilerliyor, İstanbul’un nefesini ıslak ve keskin bir rüzgara dönüştürüyordu. Yüksek bir binanın camlı siluetinde, tek bir pencere, geceye meydan okur gibi aydınlıktı. İçeride, Mert’in alnındaki prototip nöral arayüzün titanyum plakaları, beyninin derin dalgalarını yakalamak için giderek artan bir vahşilikle çalışıyordu. Amacı basitti: insan bilincinin dipsiz kuyularına inmek. Ancak Mert, o gece, dalgıç değil boğulan oldu. Birdenbire, kendisi olmaktan çıktı. Zihni, yabancı bir deneyimin şiddetli seline kapıldı. Gözlerinin önünde, hiç ayak basmadığı bir yeraltı labirenti belirdi; devasa mıknatıslar, mavi ışıklar saçarak uğulduyordu. Kulaklarında, tanımadığı bir kadının fısıltısı çınladı – İtalyanca mı? Rusça mı? – kelimeler, matem dolu bir ninni gibiydi. Sonra… soğuk. Acımasız bir metal soğukluğu. Şakağına dayanmış bir namlunun ölümcül öpüşü. Tetik parmağının gerilimi, kendi parmağında değil, daha yaşlı, nasırlı bir elde hissediliyordu. Kalp atışları, korkudan değil, kontrol manyağı bir hınçtan gürlüyordu. Ve bir isim, zehir gibi zihnine sızdı: Anton. Mert,boğulurcasına çırpındı, arayüzün çekip çıkarırken derisi yer yer çizildi. Masaya yığıldı, ciğerleri temiz hava için yanıyordu. Ama soluduğu havada bile yabancıydı artık; parfüm ve puro karışımı bir koku, Londra’nın sisli bir ofisinin kokusu burnunda tütüyordu. Sendeleyerek lavaboya gitti, musluğu sonuna kadar açtı, buz gibi suyu yüzüne, ensesine çarptı. Aynada kendi yansımasına baktı: gözlerinde kendi şaşkınlığının yanı sıra, onun – Anton’un – mavi, acımasız bakışlarını görüyordu. Bir gasp edilme, bir ihlaldi bu. Burnundan sızan ince bir kan çizgisi, çenesinden aşağı süzülüp beyaz önlüğüne düştü. Kırmızı bir nokta. Bir başlangıç noktası. “Bu anılar benim miydi?” diye mırıldandı, sesi parçalanmış bir fısıltıydı. “Kimsin siz?” Cevap, fiziksel değil, atomik düzeyde geldi. Avucunun tam ortası aniden, bir kor parçası değmişçesine yandı. İçgüdüsel bir çığlık boğazında düğümlendi. Elini salladı, soğuk suyun altına tuttu. Cildi kıpkırmızıydı, ama yanık izi yoktu. Sadece yoğun, derinden gelen bir ağrı ve… yankı. Başka yerlerden gelen ağrıların yankısı. CERN, İsviçre – Aynı Milisaniye Elena Volkov’un parmakları, klavye üzerinde dondu. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın rutin veri akışında, bir milisaniyelik bir “hiçlik” belirmişti. Kuantum alanında mikroskobik bir çatlak, bir solucan deliğinin minik, kararsız bir hıçkırığı. “Bu imkansız,” diye fısıldadı, ama ekran yalan söylemiyordu. Yanında duran kahve fincanında – yalıtımlı, sıradan bir seramik kap – hafif bir çıtırtı duyuldu. Elini kaldırdı, fincanı tuttu. Dibinde, incecik bir çatlak, ekrandaki enerji dağılım grafiğinin fraktal desenini kusursuzca tekrarlıyordu. Soğuk bir ter, omurgasından aşağı sızdı. Bu bir tesadüf değildi. Bu, bir izdi. Shibuya, Tokyo – Aynı Saniye Kai, tuvalinin önünde, yaratıcılığın dipsiz kuyusuna düşmüş bir haldeydi. Sonra… sanki kafasına çekiçle vurulmuş gibi... Bir dalga – görsel, işitsel, duygusal bir tsunami – onu yuttu. Bilinci bulanıklaştı, bedeni bir enstrüman, bir anten haline geldi. Gözleri dönmüş, trans halinde, boş bir kağıda, sonra diğerine, sonra bir başkasına... koyu siyah mürekkeple karaladı. Geometrik şekiller, birbirine dolanmış spiraller, kadim ve yabancı bir dilin harfleri. Saatler sonra, tükenmiş bir halde yere yığıldı. Uyandığında, etrafı kaplayan kaosta bir düzen gördü: Dağınık kağıt parçaları bir araya geldiğinde, eksik parçaları olan devasa, ürkütücü derecede anlamlı bir harita ortaya çıkıyordu. Komşusundan gelen keman sesi, tam o anda, çizdiği sembollerin ritmiyle kusursuz bir uyum içindeydi. Brooklyn, New York – O Gece Marcus, şakağındaki soğuk metalle konuşuyordu. Geçmişin hayaletleri o kadar gerçekti ki… Tetiğe giden parmağı titredi. Tam o anda, dünya – evren – bir anlığına nefesini tuttu. Tetiği çekti. Tık. Ateş almadı. Öfkeyle, silahı odanın diğer ucundaki tuğla duvara doğrultup ateşledi. Patlama kulağını sağır etti. Şaşkın, yere düşen boş kovana baktı. Elini uzattığında kovan, onu çağırdığını hissetmişcesine eline geri geldi. Pirinç kovan, avucunda aniden kor haline geldi, eti acıyla yaktı. Bir çığlık attı, elini açtı. Kovan normaldi. Ama avucundaki yanık izi, elle tutulur, acı veren bir gerçeklikti. İlk kez, içinde, kontrolü dışında, uyuyan bir şey uyanmıştı. Londra City, İngiltere – Anton’un Ofisi Anton, panoramik camdan aşağıdaki finans canavarına bakarken, dudaklarında ince bir gülümseme oynadı. Algoritmaları, o milisaniyelik küresel “titreme”den 47 milyon sterlin sıyırmıştı. Ama asıl kazanç ekranındaydı: özel istihbarat raporları. “Gözle görülür paranormal olaylar – Kategori A. Konular: Görü, telekinezi, anormal algı.” Parmaklarını şık masasının üzerinde hafifçe vurdu. Güç, her zaman parayla kontrol edilebilen bir şey olmuştu. Ama bu… bu yepyeni bir emtiaydı. Daha da iyisi, onun dokunulmazlık zırhını delebilecek bir silahtı. Kişisel asistanına, soğuk ve kesin bir tonda talimat verdi: “Bu olaylarla bağlantılı tüm bireyleri bulun. Geçmişleri, zaafları, finansal dertleri. Ve CERN’deki Dr. Volkov’un tüm araştırmalarını satın alın. Sessizce.” Şanghay, Çin – Jin’in Laboratuvarı Her şey beyaz, steril ve verimliydi. Jin, Nexus Beyin-bilgisayar arayüzünün kullanıcı raporlarını inceliyordu. Anomaliden sonraki 72 saatte, bazı kullanıcılar “istenmeyen etkiler” bildirmişti: komşularının düşüncelerini duymak, elektronik aletlere odaklanarak onları kısmen etkilemek. Mühendisler bir güvenlik açığından panikle bahsederken, Jin’in gözleri parladı. “Bir sıçrama,” diye fısıldadı kendi kendine. “Küçük, kontrolsüz, ama gerçek.” Kişisel günlüğüne not düştü: Deney grubu ‘Prometheus’ aktif. Konu seçimi: Duygusal labilitesi yüksek, sosyal bağları zayıf bireyler. Amaç: Açılımı, kontrollü bir evrime dönüştürmek. Malibu, ABD – Valeria’nın Villası Infinity havuzunun kenarında, gün batımını canlı yayınlayan Valeria, izleyicilerine büyüleyici bir gülümseme yolladı. “Ve şimdi, üçüncü gözümü açıyorum, bebeğim!” Anomaliden beri, bazen gerçekten de flaşlar görüyordu: bir izleyicisinin kayıp köpeğinin sokağı, bir başkasının iş görüşmesindeki kravatı. Küçük, kişisel şeyler. Ama o gece, Nexus kulaklığını (Jin’in “hediyesi”) takıp gözlerini kapattığında, görüntüler ona saldırıyordu. Parçacık dedektörünün içinde mavi bir şimşek çakıyor, bir adamı yere seriyordu. Adamın yüzü netleşti: Dr. Leo. Ardından, dağınık bir oda, ekranlarla çevrili, içinde yüzler… ve sonra büyük bir patlama, parçalanan, çok renkli zaman çizgileri. Valeria gözlerini açtı, benzi solmuş, ter içindeydi. Kameralara titreyen bir gülümsemeyle baktı. “Gördüm… bir laboratuvar… bir patlama… ve dünyaların sonu!” İzleyici sayısı fırlamıştı. Artık sadece bir influencer değil, bir kahindi.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

KARA ANKA

read
3.3K
bc

DENGE

read
7.4K
bc

Majestic Moon: Ay'ın Çocuklarının Yankısı

read
2.4K
bc

Kör Savaşçı

read
10.5K
bc

Geçmişte Kaybolmak

read
3.6K
bc

Mit'te Bir Gece

read
5.4K
bc

Renklerin İçinde

read
1.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook