''Ay çekiminin, bizim aşkımız için hazırladığı yaklaşık dört saatimiz var.''
ANILAR O ANI CANLANDIRMAK İÇİNDİR.
Cramond köyü, Forth körfezinin kıyısında günde iki kez gelgit serüveni
yaşayan bir yerdi.
Doğa olayının sebep olduğu bu beton geçidi yürüyerek adaya geçmek isteyenler, suyun çekilme
saatini öğrenip ona göre program yaparlar, ya da ...
Özellikle gençler, bilerek saatlere uymamayı tercih ederlerdi.
Adranalin patlaması için bu dört saati heyecanla yaşamak onlar için daha cazipti.
Babamın bizim için planladığı doğallık içeren sürprizleri, beni hiç yanıltmadı.
İzin gününde de birşeyler düşünmüş olmalı ki,
Sabah kahvaltısında fikrini açıkladı.
- Bugün Cramond adası'na gidelim, ne dersiniz?
Babamın hafif alaycı gülüşüyle bir bakışı vardırdı ki,
Cevap vermek için,
marmelat sürülmüş ekmeğimi yerken, hızlıca çiğneyerek yutkundum.
- Baba, oraya nasıl gideceğiz?
- Yürüyerek tabii ki,
- Yürüyerek mi, denizin üzerinden mi?
- Evet, Hazelcim.
Babam benimle konuşurken annemin neler söyleyeceğini de merak ediyordu.
- Bu senin ikinci deneyimin olacak.
- Ben ne zaman gitmiştim ki,
- İlk gidişini hatırlayamazsın, dört aylık bebektin.
Bu durum, annem de farklı bir his bıraktığı için olsa gerek,
biraz donuk cevap verdi.
- Oh tatlım, tam bir kabustu.
Nasıl unuturum.
Kısa bir nefes molasından sonra,
Bende pür dikkat annemi dinliyordum.
O gün çok ani karar verip gitmiştik.
Meraklanıp sordum.
- Bana da söyler misiniz?
Annem masayı toplarken, sanki konuyu dağıtmak istiyordu.
- Hazelcim, ''Patatesli çöreğini yiyecek misin?''
- Eğer gidersek yanıma alırım anne,
- İsabetli bir karar, aç kalmana dayanamam çünkü!
Diyerek, babama göndermeler yapıyordu.
Masayı silerken yeniden düşünmüş olmalı ki, elindeki bezi bırakmadan
oturup, o güne ait anısını anlatmaya karar verdi.
- Evet, ani bir karardı. Yağmur yağacağını düşünemedik.
''Anne sütü her an, hazır mama demekti ve adaya yürüyüp hemen geri gelecektik.''
Konuştuğumuz gibi olmadı.
Kolayca karnını doyururum bir problem olmaz diye düşündüm.
Gençlerin peşine takılıp onlarla beraber bizde yürüdük.
Ama giderken çok eğlenceliydi.
Burada annem derin bir nefes aldı.
- Adaya vardığımızda sen acıkmıştın.
Yağmur yağmaya başlayınca kapalı bir yerde seni hemen emzirmek istedim.
Ara ara bir iki tane terkedilmiş yapı vardı.
Baban ile beraber bir tanesine girmeye karar verdik.
- Tabi, biraz korktum. Yıkık dökük terkedilmiş bir yerdi.
Emzirip bir an önce çıkmayı istemiştim.
Babam da annem anlattıkça o günü tekrar yaşıyordu.
- Hayatım ben senin yanındaydım.
Annem devam etti.
- Sonra yağmurun sesi, adadaki diğer kişilerin bağırmasıyla karıştı.
Babamın yüzüne bakarak,
İkimizde telaşlanmışdık,
- Ne diyorlardı ki!
Annem sesini kalınlaştırarak,
-'' Sular yükseliyor hadi, çabuk olun. Sular yükseliyor''
Bunu duyunca daha da telaşlandım. Sen emerken uyumuştun. Aceleyle oradan çıktık.
Tepelerden bir inişimiz vardı ki, ayağımız kayıp düşebilirdik.
Sular geçidi biraz doldurmaya başlamıştı.
Hani kıyıda ayağını ıslatarak yürürsünya işte öyle,
Ama bu suyun zamanla çoğalmasını bilmek,
Of! Çok zordu.
- Anne sonra ne oldu?
Geçidi öyle hızlı yürüdük ki, suların üzerinde koşmaktan belime kadar ıslanmıştım.
Kıyıya varınca sana sarılıp ağladım.
Bu kelimeler çınladı durdu kulağımda
Ben gözlerimi açmış büyük bir dikkatle annemi dinliyordum.
Yedi yaşındaki bir çocuk için korku filmi sahnesi gibiydi.
Annemde boş bulunup anlattı herhalde, sonra
Babama şunu söyledi.
- Asıl unutamadığım şey neydi biliyor musun?
Hazel'in patiğini adada düşürmüş olmam.
- Evet tatlım, gençlerden biri üzülüp eldivenini vermişti. Onu geçirmiştik ayağına
Ayağının birinde patik diğerinde eldiven...
Biraz gülüşmeler ortamı yumuşatmıştı.
Hatta fotoğrafı da vardı.
- Onu kim çekmişti?
- Kıyıya döndüğümüzde, dikkatli birisi telefonuyla çekmiş. Bana da gönderdi.
İyiki çekmiş, o fotoğraf ogün yaşadıklarımızın en güzel kanıtıydı.
Hazelcim fotoğrafı merak ettiğini biliyorum.
- Evet, hemde çok merak ettim baba,
- Onu bulup sana vericem, tamam mı kızım.
''İyi ki o günü yaşadık, bak şimdi kızımıza anlatacağımız bir anımız oldu''
- Haklısın hayatım.
Diyerek babamın yanağına bir öpücük kondurdu.
Babamda, annemi telkin edici cevaplar verdi.
Bak canım, artık adada mahsur kalma diye bir şey yok,
Diyelim kaldın, sularda yükseldi.
Hemen sahil güvenliği arıyorsun. Adada kaldığını söyleyip bekliyorsun.
Dakikalar içinde gelip seni alıyorlar. Bu kadar basit,
Annem yine tedarikli olmanın peşini bırakmıyordu.
- Peki canım, bugün için gelgit saatlerini öğrendin mi?
- İçin rahatlasın diye söylüyorum.
Dün Liman İdaresinden aldım. Güvenilir, merak etme,
Babam, annemin yanından ayrıldığı esnada elini tutarak,
-Sevgilim, ada da kalmak her zaman ürkütücü olmaz.
Biliyorsun, okul yıllarıydı.
Seni, ada da tanımıştım.
- Nasıl unuturum.
O rüzgarda, üzerindeki kazağı bana verecek kadar cesurdun.
- Sonra da hastalanmıştım.
Bende gönüllü hemşiren olmuştum.
- Sonra da evlendik. İyi olmadı mı?
- Evet canım, iyi oldu. Ama?
Öksürüğünün geçmesi bayağı uzun sürmüştü.
- Ha, ha, ha!
Bu sohpet, gülüşmelerle devam etti ve ben onları keyifle seyrettim.
- Tatlım, bu arada,
- Hazırlanmak için ne kadar vaktimiz var.
- Bir saat,
- Sahile gitmek, buna dahil miydi. Unuttum?
-Hayır canım yalnızca hazırlanma, sahile gitmek için onbeş dakika yeterli,
Eskisi gibi bir delilik edip körfeze yürüyerek gitmiyoruz. Şimdi bir aracımız var.
- Geçiti geçme
Adada bir iki saat mola
ve dönüş,
Bu vakit bize bol bol yeterli
''Ay çekiminin, bizim aşkımız için hazırladığı yaklaşık dört saatimiz var. Ona göre hazırlanalım. ''
-Senin şu şiirsel konuşmaların varya,
O zaman seni daha çok seviyorum.
- Canım Ay ışığı harika oluyor. Battaniyelerimize sarılıp izleriz.
Şu an o manzarayı görmemiz olanaksız,
- Neden?
- Tatlım, Ay ışığını ancak yeni yılda seyredebiliriz
Bu ayın gelgit saatleri uygun değil,
Ama hava yine de serin olur. battaniyeleri alabiliriz.
- Onları rulo yapar, çantanın üzerine asabilirim.
- Hazel'in montunu da al. Unutma!
- Tamam canım, hazırlıyorum.
Tatlım. Evde bira var mıydı?
Dolapta iki bira olacak
Hazel içinde portakal suyunu alayım.
Tamamdır.
- Sevgilim, biranın yanına atıştırmalık ne yapsak?
- Onlar bende;
Küçük sandviçler, biraz meyve ve patates cipsi. Nasıl?
- Harika !
- Canım, sırt çantalarını minimal düzeyde yerleştirelim.
Çok yüklenirsek yürümek zor olur.
- Tamam tatlım.
Annem, Mutfak dolaplarında küçük kapları ararken, başka şeylere rastlar.
- Bakın ne buldum?
Annemin, gönderdiği kuruyemişler. Harika!
- Anne, onlar nereden geldi,
Duygusallaşır, gözleri dolu dolu olur.
Türkiye' den,
Anneannen İzmir'den göndermişti.
- Hani bana onlardan vermiştin.
- Peki, beğendin mi?
- Evet, çok tatlıydı.
- Tamam kızım, o çerezleri de alıyorum. Merak etme!
Yarım saat sonra kontroller yapılır; İki sırt çantasına
- İçecekler, sandviçler, cipsler ve birazda meyve
birer pakette ıslak mendil paylaştırıldı.
Çantalar hazırladı. Ama, çerezlere yer kalmadı.
Annemi seyrederken çerezlerin alınmayacağını duyunca üzüldüm.
Hemen odama koşup kendi minik sırt çantasını getirdim.
-Anne!
Çerezleri ve patatesli çörekleri benim çantama koyabilirsin.
Annesi de gülerek, yalnız çantanı sen taşıyacaksın.
- Tamam anne
Montunu da şöyle koyalım.
Babana hazır olduğumuzu haber verebilirsin
İçerden yüksek volümlü bir ses duyulur
- ''Baba biz hazırızzzz''