—Ayın altında
Gece, Karaorman'ın üzerine çoktan çökmüştü.
Ormanın içinden gelen kurt sesleri, dağların arasında yankılanıyordu. Ay dolunaydı ve sürünün gençleri için bu, antrenman demekti.
Tabii bazıları için antrenman, bazıları içinse baş belası bir akşam.
“Bir daha söylüyorum, o benim etimdi!”
Evin mutfağından gelen sesle birlikte bir tabak yere düştü.
Daren kapının kenarına yaslanmış, elindeki elmayı ısırıyordu. Karşısında duran Kieran ise elindeki son et parçasını ağzına atmak üzereydi.
“Senin etin falan değildi. Masada buldum.”
“Çünkü ben tuvalete gittim!”
“Eee? Etin başında nöbet mi tutaydım?”
Daren elindeki elmayı fırlatacak gibi yaptı.
Kieran sırıttı.
“Fırlat da göreyim. Sonra gidip annenin yanına ağlarsın.”
“Senin annen de beni doğurmuş olmalı. Yoksa nasıl bu kadar sinir bozucu olabilirsin?”
Bu, Riven'ın şaka yapmadığı nadir anlardandı.
Yirmi dokuz yaşındaydı. Sürünün en iyi iz sürücülerinden biriydi, koku konusunda onu geçebilen çok az kurt vardı. Ama henüz eşini bulamamıştı.
Aslında sürüde eşini bulamayan tek kişi o değildi.
Kieran yirmi sekizindeydi. Daren ise yirmi yedi.
Üçü de güçlü, sağlıklı ve yetişkin kurt adamlardı. Buna rağmen Ay Ana onlara henüz eşlerini göndermemişti.
Sürüde bazıları bunun kötü bir işaret olduğunu düşünüyordu.
Bazılarıysa bu üçünün fazla baş belası olduğunu, Ay Ana'nın onları cezalandırdığını söylüyordu.
Daren ikinci fikri daha mantıklı buluyordu.
“Belki de eşin seni görünce kaçıyordur,” dedi Riven'a.
Riven koltuktaki yastığı alıp ona fırlattı.
“Bir gün seni ormanda bir ağaca bağlayacağım.”
“Önce yakalaman lazım.”
Yastık bu kez Kieran'ın yüzüne çarptı.
Kieran ağır ağır ayağa kalktı.
“Önce ben çıkıyorum!”
“Çekil önümden, Daren!”
“Yemin ederim sizi bir gün öldüreceğim!”
Kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
Riven salonda yalnız kaldı. Başını koltuğun arkasına yasladı ve tavana baktı.
Gülmeyi seviyordu. İnsanları kızdırmayı, ortalığı karıştırmayı da.
Ama bazen geceleri, herkes uyuduğunda, kendisine eşinin nasıl biri olacağını düşünürken yakalanıyordu.
Acaba sarışın mıydı? Esmer miydi? Sessiz mi olacaktı, yoksa kendisi gibi konuşmadan duramayacak mıydı?
Belki de eşini çoktan görmüştü ama fark etmemişti.
Sonra başını salladı.
“Saçmalama, Riven.”
Bir gün bulurdu.
Bulamazsa da hayat devam ederdi.
En azından kendine böyle söylüyordu.
Karaorman sürüsünün evi, ormanın hemen kıyısında bulunan büyük, taş bir malikaneydi. Üç katlıydı; geniş pencereleri, uzun koridorları ve kışın bile sıcak kalan büyük bir salonu vardı.
Evin önündeki alanda birkaç genç kurt adam çoktan toplanmıştı. Kimileri birbirleriyle güreşiyor, kimileri dönüşüm öncesi esneme hareketleri yapıyordu.
Tam o sırada üst kattaki balkonun kapısı açıldı.
Herkes sustu.
Alfa Adrian Blackwood balkona çıktı.
Otuz iki yaşındaydı. Uzun boylu, geniş omuzlu ve koyu renk saçlıydı. Yüzünde sürekli öfkeli bir ifade taşıdığı söylenirdi ama onu yakından tanıyanlar bunun tamamen doğru olmadığını bilirdi.
Adrian kolay kolay gülmezdi.
Kolay kolay sinirlenmezdi de.
Ama sinirlendiğinde kimse ikinci bir şans istemezdi.
Balkonun demirlerine ellerini dayayıp aşağıya baktı.
“Antrenmana başlamadan önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım.”
Gençler toparlandı.
“Geçen hafta ormanın kuzey sınırını korumakla görevli olanlar, nöbet yerlerini terk etmiş.”
Kalabalıktan birkaç kişi başını eğdi.
“Bir de bunun üzerine,” diye devam etti Adrian, “sınırda yaşayan tavşanların yarısının kaybolduğu söyleniyor.”
Bir sessizlik oldu.
Ardından kalabalığın arkasından biri fısıldadı:
“Ben sadece üç tane yedim.”
Kahkahalar yükseldi.
Adrian gözlerini kapattı.
Bir anlığına gerçekten alfa olmanın bu kadar zor olmaması gerektiğini düşündü.
“Daren.”
Kahkaha kesildi.
Daren kalabalığın arasından başını uzattı.
“Alfa'm?”
“Bir daha benim sürümdeki hayvanları izinsiz avlarsan seni bir hafta boyunca mutfakta çalıştıracağım.”
Daren'ın yüzü düştü.
“Bu biraz ağır olmadı mı?”
“İki hafta.”
“Bir daha yapmam!”
Adrian'ın ağzının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
Sonra bakışları ciddileşti.
“Şimdi herkes ormana. Bugün dönüşüm ve hız çalışması yapacağız. Kimse tek başına hareket etmeyecek.”
Kalabalık dağılmaya başladı.
Adrian yerinde kaldı.
Gökyüzündeki aya baktı.
İçinde bir şey eksikti.
Bunu uzun zamandır hissediyordu. Diğer kurtların eşlerini bulduğunu gördüğünde kıskançlık hissettiği için değil. Bir alfa olarak yalnızlığa alışmıştı. Kararlarını tek başına verir, geceleri tek başına devriye gezerdi.
Ama bazen, özellikle dolunay gecelerinde, göğsünün içinde bir boşluk hissediyordu.
Kurdu da bunu hissediyordu.
O nerede?
Adrian kaşlarını çattı.
Bu soruyu her sorduğunda kurdu aynı cevabı verirdi.
Bilmiyorum.
Adrian derin bir nefes aldı.
“Varsa gelsin,” diye mırıldandı. “Yoksa da böyle devam ederiz.”
Kurdu cevap vermedi.
Adrian bunun üzerine merdivenlere yöneldi.
Henüz bilmiyordu.
Yıllar sonra ilk kez kurdunun bu kadar sessiz kalmasının bir sebebi olacaktı.
Ve o sebep, sürüsünün hiç önemsemediği bir yerde, herkesten uzakta yaşıyordu.
Karaorman'ın sınırlarından oldukça uzakta, küçük bir köyün kenarındaki eski evde genç bir kız yatağında doğruldu.
Nefes nefeseydi.
Yine aynı rüyayı görmüştü.
Karanlık bir orman.
Bembeyaz bir ay.
Ve kendisine sırtını dönmüş, devasa siyah bir kurt.
Kurt her seferinde aynı şeyi yapıyordu. Birkaç adım uzaklaşıyor, sonra arkasına dönüp ona bakıyordu.
Kız ne kadar koşarsa koşsun ona yetişemiyordu.
Bu kez rüyasında kurda seslenmişti.
Beni neden istemiyorsun?
Kurt cevap vermemişti.
Ama gözlerinde bir acı vardı.
Kız ellerini yüzüne kapattı.
Yirmi üç yaşındaydı ve bugüne kadar bir kez bile dönüşememişti.
Doğduğu günden beri ailesi onun bir kurt adam olduğunu biliyordu. İlk dönüşümünü on yedi yaşında yapması beklenmişti. Sonra on sekiz olmuştu. On dokuz. Yirmi…
Hiçbir şey olmamıştı.
İçindeki kurt uyanmamıştı.
Ailesi önce beklemiş, sonra utanmaya başlamıştı. Köydeki diğer kurt adamlar onun hakkında konuşuyordu.
Kimi ona yarım kurt diyordu.
Kimi kurtsuz.
En kötüsü de bazıları onun aslında insan olduğunu, ailesinin bunu kabul etmek istemediğini söylüyordu.
Kız bunların hepsini duymuştu.
Adı Elara'ydı.
Ve o gece, herkesin aksine, dolunaya bakmak istemiyordu.
Çünkü ay ışığı penceresinden içeri girdiğinde, göğsünün ortasında açıklayamadığı bir sızı hissediyordu.
Sanki bir yerlerde biri onu çağırıyordu.
Sanki birileri onu bekliyordu.
Ama Elara, birinin onu bekleyebileceğine inanmayı çoktan bırakmıştı.
Yatağından kalkıp pencereyi kapattı.
“Benim kurdum yok,” diye fısıldadı kendi kendine.
İçinden bir ses, çok derinlerden gelen bir ses, ilk kez cevap verdi.
Ben buradayım.
Elara dondu.
Başını kaldırıp aynaya baktı.
Gözleri normalden daha parlak görünüyordu.
Sonra ses kesildi.
Elara birkaç dakika boyunca kıpırdamadan durdu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki göğsünden çıkacak sandı.
Yıllardır beklediği şey sonunda olmuş olabilir miydi?
Kurdu uyanıyor muydu?
Yoksa aklını mı kaybediyordu?
Bunu bilmiyordu.
Ama o gece ilk kez, dolunaydan korkmak yerine ona bakmak istedi.
Ve çok uzakta, Karaorman'da Adrian Blackwood aniden durdu.
Göğsüne elini bastırdı.
Kurdu ayağa kalkmıştı.
Yıllardır ilk kez.
Bulduk.
Adrian'ın nefesi kesildi.
“Neyi bulduk?”
Kurdunun sesi zihninde yankılandı.
Onu.
Adrian etrafına baktı. Ormanda kendisinden başka kimse yoktu.
“Kim?”
Kurdu cevap vermedi.
Sadece uludu.
Ve Karaorman'daki bütün kurtlar, nedenini bilmeden aynı anda başlarını gökyüzüne kaldırdı.
Birinci bölümün sonu. 🐺🌕