"Sen kendine aldın mı?" diyerek William'a baktığımda elinde kılıç gördüm. Başını salladı. "Evet, aldım." Kapının oradan ses geliyordu askerler gelmişti. "Gidelim." Kapıya doğru yaklaştım ve kapıyı açtım. Evet, tahminim doğruydu, askerler gelmişti. Ben babamın nerede olduğuna baktım. Kaptan'la sırt sırta vermiş askerlere saldırıyorlardı.
Babamın arkasında bir asker gördüğümde kılıcı oraya doğru fırlattım. "Baba, eğil!" Babam eğildiğinde kılıç askerin boynuna geldi. Babam kılıcı askerin boynundan çekip bana fırlattı. "Kendini koru!"
"Tamam," diyerek kılıcı yakaladım. Bana doğru gelen askerin karnına tekme atıp uzaklaştırdıktan sonra başka bir askerin karnına kılıcı hızlıca geçirdim. Kılıcı çıkardıktan sonra tekme attığım adamın karnına kılıcı hızlıca girip çıkardım. Bana doğru gelen başka bir askere de aynısını yaptıktan sonra William'ın nerede olduğuna baktım. Dümenin önünde duruyordu ve iki asker ona yaklaşıyordu. Onun yanına doğru koşup soldaki askere hemen kılıcı saplayıp yere düşürdüm. William da diğer askeri halletmişti. Etrafa baktık William ile. Ayakta bir asker yoktu. "Bu kadar çabuk mu bitti? Normalde hep daha uzun sürer," diyen William'a baktım. Evet, kısa sürmüştü.
"Siz ikiniz bu gemiye adım attığınızdan beri her şey hemen olup bitiyor," diyen Kaptan'la babama baktım. Aslında benim alakam yoktu. Babamla alakası var diye düşünüyorum.
"Size öyle gelmiş, Kaptan." Kaptan her ne kadar babamın dediğine inanmasa da çok üstünde durmamıştı konunun. "Bize yardım ettiğiniz için sizi ödüllendireceğim. Hangi limana uğrayacaktınız?"
"Kanoth," diyerek cevap verdi babam. Kaptan ise o limanın adını duyunca gülümsemişti. "Biz de oraya uğrayacaktık. Sizi orada bırakırız" Babam başını salladı. Kaptan tayfalara döndü. "Askerlerden hayatta olanları aşağı, esirlerin yanına götürün." Tayfalar bazı askerleri kollarından sürükleye sürükleye dümen ile kamara arasındaki kapağı açıp merdivenlerden aşağı götürmeye başladılar. Bazıları da ölmüş olan askerleri denize attı.
Tayfalar geri geldiğinde Kaptan yine emir verdi. "Küreklere!" Buradaki tüm adamlar küreklerin başına geçtiğinde Kaptan oğluna sinirli bir şekilde baktı. "Ben kamaradan ayrılmayın demiştim. Neden sözüm dinlenilmiyor William!"
"Beni sen büyüttün. Sen savaşırken ben oturup bekleyemezdim." Kaptan aldığı cevaptan memnun olmuştu. Mavi gözlerini bu sefer bana dikti. "İyi kılıç kullanıyorsun. Kim öğretti sana?"
"Babam." Babama baktı. "Belli oluyor." Tekrar gözlerini bana çevirdi. "Benim tayfama katılmak ister misin?" İlk başta şaka yaptığını sanmıştım ama yüzüne dikkatle baktığımda baya ciddi duruyordu. Babam da onun ciddi olduğunu anlayınca konuşmaya başladı. "Benim oğlumu bu işlere bulaştırmayın."
"Niye öyle diyorsun. Bence çok iyi bir korsan olur." Babam gözlerini devirdi. Hayatım boyunca ilk defa böyle bir tepki verdiğini görüyorum. "Bence iyi bir korsan olmaz ve ne yazık ki üzülerek söylüyorum; limana varmış bulunmaktayız. Sözünüzü tutacaksınız öyle değil mi?"
"Evet, tutacağım. Tayfaların koyacağı tahta sayesinde çabucak bizden ayrılıp mutlu olabileceksiniz bay...?"
"Luther." Kaptan gülümseyip "Bay Luther. Tanıştığımıza memnun oldum," diyerek elini babama uzattı. Babam da elini uzatıp sıktı. Ben de limandaki dükkanlara bakıyordum. Sonra William'a döndüm. "Güzel bir kolye nereden alabilirim?"
"Kim için alıyorsun?"
"Kız kardeşim için. Kendisine bir hediye almamı istemişti."
"Orada güzel bir şey bulamazsın. Sen en iyisi bunu al," diyerek cebinden bir kolye çıkarıp benim elime verdi. Kolyenin ucunda ters duran kırmızı bir gül vardı. "Bu çok güzel, eminim kardeşim de beğenecektir ama bu kolye kime ait?"
"Annemindi."
"Annen kolyeyi istemiyor mu artık."
"İstememekle alakası yok. O öldü." Bunu duyunca gözlerim büyüdü. "Özür dilerim, ben bilmiyordum. Annenden kalan bir hatıraysa bana vermemelisin."
"Aynısından bir tane daha var. İnanmıyorsan bak," diyerek aynı kolyeden çıkardı. "Annem bu kolyeleri çok severdi. Biri kaybolur, üzülür diye kendine üç tane almıştı. Bir tanesini kız kardeşime verdim."
"Lucius! Gidiyoruz!" diyen babamla hemen William'a sarıldım. "İçimden bir ses tekrar görüşeceğiz diyor."
"Bana da öyle geliyor." Hemen babamın yanına gittim. Aşağı doğru uzanan tahtayla limana adım atmıştık.
________________________
"Artık bu kadar yeterli. Başka bir zaman geri kalanını anlatırım."
"Ne demek bu kadar yeterli. Biz zaten geri kalan kısmı merak ediyorduk," diyerek benim vermek istediğim tepkiyi verdi Lucy. En heyecanlı yerinde anlatmayı bırakmıştı ağabeyim. Bu yüzden kaşlarımı çatarak ağabeyime baktım. Lucy'ye bakıyordu. "Hava karardı. Büyücüyü bulmaya gideceğiz.Zaten onu bulduğumuzda ona anlatırken öğrenmiş olacaksınız. Yok, eğer büyücüyü bulamadan geri gelirsek ben anlatacağım geri kalan kısmı. Yani her iki şekilde de öğreneceksiniz."
"Kiminle gidiyorsun?" diyerek merak ettiğim bir diğer soruyu sordu canım kardeşim.
"Jack ve Louis'i yanımda götürmeyi düşünüyorum. Geri kalanlarınız burada kalsa daha iyi olur. Hem kalabalık görünüp dikkat çekmeyelim. Hem de..." Ağabeyim bir süreliğine susup teker teker hepimize baktı. Bize söyleyip söylememe arasında kaldığı şey ne, gerçekten merak ediyorum. "Hem de korsanlardan da saklanmış oluruz."
"Korsanlar neden hala bizi arasın ki?" diyerek uzun bir sürenin ardından konuşmaya başladım. "Bizi fidye amaçlı olarak kullanamazlar. Her kendilerinden kaçan esirlerin peşine düştükleri yoktur diye düşünüyorum ve ayrıca bir krallıktan bahsedip duruyorlardı. O krallığın askerleri peşlerindeyken bizi düşünecek halleri yok."
"Sizi düşünmüyor olsalardı, kızları hekime götürmezdi. Üstelik askerlerin onu takip ettiğini, tehlikeli bir durumda olduğunu bilmesine rağmen. Bunun dışında onlar esir aldıklarını gördükleri ilk limanda bırakırlar. Eskiden sadece burası Kanoth limanı tek vardı bu taraflarda ama yeni bir liman yapılmış. Üstelik bizim adaya yakın bir yerde. Sizi esir olarak görselerdi, sizi oraya bırakırlardı." Evet, aslında ağabeyim bu konuda haklı.
"Bizimle ilgili bir planı olduğunu söylemişti tayfalardan birine." Tina'nın dediğiyle Kaptan'ın bizi esir aldığı ilk zamanlar kendi tayfasından birine bunu söylediğini hatırlamış oldum. Gerçekten merak ediyorum, bu Kaptan'ın amacı ne? Solque'nin kaybolmasını onlar da bizimle beraber görmüştü. Biz bunun nasıl gerçekleştiğini bilmiyorum ama onlar öyle düşünmüyorlar galiba. Aralarından yarısı bize inanıyorken yarısı da inanmıyordu.
"Solque yüzünden hala bizi arıyor olabilirler mi?" dedi Lucy.
"Muhtemelen o yüzden, evet." dedi ağabeyim. "Kaptan bu tür şeylere bayılır. Sonuçta ortadan kaybolan bir ada var ve bu adadan olan birkaç kişiyi biliyor. Mutlaka kendi yanında tutmak isteyecek bu kişileri. Size Solque hakkında sorular sordu, değil mi?"
"Evet, ama sadece bir defa," dedi Jack. "Bizi esir aldığı gece sabah olduğu zaman. Lucy hepimizin adına konuşmuştu. Bizim bilmediğimizi anladığından herhalde tekrar sormadı. Bizim bilmediğimizi düşünüyorsa neden hala bizi arasınlar ki?"
Jack'e katılıyorum. Gerçekten sadece bir kere sordu ve ondan sonra da bir daha sormadı. Ada hakkında da tayfalar ne bir şey söyledi bize ne de kendi aralarında tartıştılar.
"Bilmesek bile en azından bizim varlığımız ona yeterdi," diye konuşmaya başladı Lucy. Saçlarını kulağının arkasında koyduktan sonra konuşmaya devam etti. "Kaybolan adadan birkaç çocuğun onun yanında olması onun işine yarayabilir. Tamam, biz bir şey bilmiyoruz. Bunun hakkında ona bir bilgi veremesek bile en azından yanında böyle çocukların olduğunu başkalarına söyleyebilir. Böyle bir bilgi karşılığında para, altın veya değerli başka şeyler alabilir."
"Kime söyleyebilir ki?" diye karşı çıktım. "Bu krallıkla araları gördüğünüz üzere iyi değil. Onlardan nefret ediyor anladığım kadarıyla. Onlara bilgi vermez."
"Burada sadece bir krallık yoktur ya," dedi David. "Bulunduğumuz yerdeki krallığa düşman birileri vardır. Onlara söyleyebilir." Başka bir krallık olabileceğini düşünmemiştim. Bu dediği akla uygun geliyor.
"Onlara niye krallık demedin?" diye sordu Tina.
"Buradakiler de demiyordu o yüzden ben de demedim. Babamın dediğine göre zaten sonda bulunan ellon eki hükümdarlık anlamına geliyor."
"Buradaki krallıklarının hepsinin isimlerinin anlamını biliyor musun?" Peter'in heyecanla sorduğu soruya ağabeyim gülümseyip cevap vermeye başladı. "Evet biliyorum. Ben de senin gibi merak etmiştim ve babama sordum. Zanis krallığı; şafağa hükmeden krallık, Zaruil; asillerin hüküm sürdüğü krallık, Simellon; kuzey hükümdarlığı ve Quellon; unutulan hükümdarlık demek."
"Neden unutulan hükümdarlık deniliyor?"
"O kısmı ben de bilmiyorum Peter ama zamanla burada vakit geçirirken öğreniriz."
"Ne demek zamanla burada vakit geçirirken?" diye sinirle konuştu Lucy. "Uzun bir süre burada kalacağımızı mı düşünüyorsun?" Lucy'nin tepkisine hak veriyorum. Burada kalmak Solque'ye dönememek kötü. Ağabeyime baktım. "Evet, uzun bir süre daha burada kalacağımızı düşünüyorum. Solque'yi hemen bulamayız."
"Ama büyücüye danışırsak bulabiliriz demiştin," dedi hayal kırıklığıyla kardeşim.
"Adam her ne kadar büyücü de olsa adayı hemen bulamaz. Biz adayı hiç bulamayacak haldeyken o bizim bulabilmemizi sağlayacak. Bunu yaparken tabii uzun bir süre geçecek. Belki haftalar, belki aylar ya da belki de yıllar..."
"Ama sen babamla birlikte adaya gelebilmiştin."
"Ama babam adaya nasıl geri döneceğini biliyordu. Neyse, bu konuya ara verelim. Büyücüden bahsetmişken en son onun yanına gidecektik ama konuşmaya dalınca gidemedik. Jack ve Louis, kalkın da hemen büyücüyü bulalım."
Ben kaktığımda sağımdaki koltuktan Jack te ayağa kalktı. "Evet, hemen büyücüyü bulalım. Siz de kendinize dikkat edin. Ağabeyimin dediğine göre hala bizi aramaya devam ediyor olmalılar."
"Siz de kendinize dikkat edin. Sonuçta siz dışarıdayken sizi görme ihtimalleri var," diyerek bana cevap verdi Jenny.
Başımı sallayıp önden giden Jack'e doğru ilerledim. Ağabeyim de arkamdan gelirken aynı zamanda burada kalanlarla konuşuyordu. "Bizi merak ederseniz yukarı kattaki pencerelerden bakabilirsiniz. Dışarıdan görünür müsünüz bilmem ama yine de dikkatli olun. Acıkırsanız Tina, Lucy ve Jenny yemeklerin yerini biliyor size gösterir. Biz gidiyoruz."
"Kapıyı kilitlemeyecek misin? Bizde de anahtar olmayacak mı?" diye soran Peter'le aklıma bir şey geldi.
"Anahtar demişken biz buraya geldiğimizde elinde anahtar olmamasına, kapıda da sürgü olmamasına rağmen kapıdan nasıl kilit sesi geldi. Nasıl kilitledin kapıyı?" Bunu gerçekten merak ediyorum. Bu ev de bazı şeyler anormal ve tuhaf.