13

1447 Words
Yanında gelmiş olan miço hemen benim ağzımı kapadı. Philip'e baktığımda elinde bıçak olduğunu gördüm. Bir eliyle sol kolumdaki yaraya baskı uyguluyordu. Acıdan sesim çıkacakken ağzımdaki elden dolayı pek ses gelmedi. Bıçak tutan eliyle sağ ayağımı tuttu ve bıçakla derince kesmeye başladı. Acıdan dolayı hem gözyaşı döküyordum hem de bağırıyordum ama pek sesim çıkmıyordu. Louis'in bana yastığı fırlatıp merdivenlerden kaçması, merdivenlerden onu takip edince az kalsın düşecek olmam aklıma geldi. Ağabeyim tutmuştu beni ve uyarmıştı. "Dikkatli ol. Bu sinirin başına iş açar benden demesi." Evet, ağabey. Sinirim başıma bir iş açtı en sonunda. Sen zaten bunu şuan görüyorsundur... Yarayı daha derin kestikten sonra ayağa kalktı. "Bir daha beni küçük düşürmeye çalışma, seni küçük sarı fare." Gözlerim doldu. Ayağım gerçekten çok acıyordu. Philip'in arkasında bir gölge gördüm. Philip'i kendine doğru çekip yüzüne tokat attı. Adama baktım, meşaleden gelen hafif ışıkla. Kumral biraz uzun saçlar ve mavi gözleriyle bu kişi Kaptan'dı, ve şuan baya sinirli duruyordu. Arkamdaki miçoya baktı daha da çatılan kaşlarıyla "Çekil oradan!. O kıza zarar verirsen seni gebertirim!" Arkamda ki kişi hala uzun bir süre ayrılmamasıyla kaşlarını daha da çattı. "Çekil!" Miço hemen arkamdan ayrılıp Philip'in yanına gitti. Kaptan ikisine hitaben "Ben size bu çocuklardan birine bile zarar vermeyin demedim mi! Siz benim emirlerime itaatsizlik mi ediyorsunuz!" dedi ve ekledi. "O zaman ikiniz de gemiden ayrılmayı hak ettiniz." Philip ve yanındaki miço itiraz etmeye kalkışmadılar, direk Kaptan'a saldırdılar. Çabaları boşunaydı. Kaptan ikisini de merdivenlere doğru sertçe itti. Çok dikkat etmemiştim ama merdivenlerin hemen dibinde üçüncü Kaptan ve tayfadan birkaç kişi vardı. Philip'i ve miçoyu arkadan kollarını tutup merdivenlerden yukarı doğru resmen sürüklemeye başladı. Kaptan da sinirli ve hızlı adımlarla onların arkasından yukarı çıktı. Yukarıdan baya ses geliyordu. "O fahişe için mi bana bunu yapıyorsun!" bağıran Philip'ti. O pislik, fahişe diye benden mi bahsediyor! "Kapayın şunun çenesini!" Gözüme girdin Kaptan, ama azıcık. "Buna pişman olacaksın! Sen daha yeniyetmesin! Benim gibi denizde tecrübesi olan birini gönderdiğine pişman olacaksın, pişman ettireceğim!" "Kesin şunun sesini!" Ne oldu bilmiyorum ama sesler durmuştu. Kısa bir süre sonra da merdivenlerden ayak sesi geldi. Gelen kişi meşalenin olduğu yere gelince, yüzüne vuran ışıkla kim olduğunu gördüm. Kaptan'dı. Yanıma kadar geldi. "Sen Philip'in kusuruna bakma. Bir hata işledi ve cezasını aldı. Şimdi sıra senin yarana bakmakta ama burada bir şey yapamam yukarda yaranı da temizlerim," dedi ve beni kucağına aldı. "Beni taşıma, rahatsız oluyorum." "Yukarı nasıl çıkmayı düşünüyorsun bu ayakla? Beni başkaları gibi görme. Küçük bir çocuğa karışacak, ondan faydalanacak biri değilim. O kadar düşmedim." Merdivenlerden yukarı çıktığımızda yüzüme gelen güneşin ışınlarıyla ellerimi gözlerime siper ettim. Ellerimi gözümden çekmeye başlarken Louis'in sinirli ve hızlı bir şekilde geldiğini gördüm. "Siz benim kardeşime ne yaptınız?" "Sakin ol evlat. Ben bir şey yapmadım." Beni yavaşça yere bıraktı. Üçüncü kaptan elinde bir kova su ve birkaç küçük kutu getirdi. Galiba işinde merhem var. Nedense bunlar hep tahta kutu kullanıyordu. Yani biz de kullanıyorduk ama son zamanlarda karton kutuya geçmiştik. Kaptan elindeki bezi suya koyup ıslattıktan sonra ayağımı yıkamaya, temizlemeye başladı ama canım çok yandığı için ayağımı hızlıca çektim. "Ayağını böyle çekersen hiçbir şey yapamayacağım ufaklık. Yaranı temizlemesem iltihap kapar. Sonra ayağını kesmekle uğraşırsın." dedi. Tabii ben bunu duyunca ayağımı tekrar ona uzattım. Temizlemeye devam etti. Ayağıma bir şey sürdü. Artık dayanamadım ve çığlığı bastım. "Acıyor diyorum. Sen elindekini ver. Ben yapacağım." "Sen kimseye kafa tutmasaydın ayağın bu halde olmazdı, küçük hanım. Zaten ayağın derin kesilmiş dikmek lazım. Yakında limana gideceğiz ama yine de varmamız uzun sürebilir. Ayağına bir şey olmasın diye uğraşıyorum ama sen benimle inatlaşıyorsun." Göz devirdim. Hem esir alıyor hem de yaralandığımda sarıp bir de inatlaştığım için kızıyor. "Sen niye bize iyi davranıyorsun?" "Kötü mü davranayım? Onu mu istiyorsun? Hem az önce söylemiştim, ufaklık. Ben çocuklara karışacak zarar verecek değilim." Louis'e baktı. "Adın ne senin?" Louis konuşmadan hemen ben cevap verdim. "Alexander." Nedense onun da gerçek adını kullanmasını istemedim. Kaptan konuşmaya başladı. "Alexander... Biraz uzun bir isim. Kısaca sana Alex diyeceğiz artık." "Çokta umurumdaydı bana nasıl sesleneceğin." Louis'in dediğiyle güldüm. Kaptan yapmacık bir şekilde güldüğünde ve Louis'in onu taklit etmesiyle gülmem artıyordu. Kaptan bu sefer göz devirdi. Üçüncü kaptanın yanına gitti. "En yakın limana gidiyoruz. Çabuk olun!" Gözlerini tayfada gezdirip. "Asılın küreklere!" "Ama Kaptan..." diye konuşmaya başladı üçüncü kaptan. Şunun bir ismini öğrensem iyi olacak. Bir Kaptan bir de üçüncü kaptan deyince tuhaf hissediyorum. "Limana gidersek askerlere yakalanabiliriz. Zaten biliyorsun, bizi yakalamak için elinden geleni yapıyorlar. Önceden yaptığımız anlaşmaya uyacaklarını da sanmıyorum çünkü biz de uymadık." Eee o zaman. Siz uymamışsanız onlar niye uysun? Biraz mantık, akıl yani kullanın. "Aramızda çok yaralı var. Yaralarına bakılması gerekiyor yoksa birkaç güne yarımız hayatta olmayacak. Bir de kendime yeni bir tayfa kurmakla uğraşamam." "Tamam, Kaptan." Adamın yerinde olsam yumruğu çakmıştım ama bu üçüncü kaptanın bunu yapabileceğini sanmıyorum. Çünkü Kaptan omuzları geniş, kalıplı bir vücudu vardı ama bu sıskaydı. Kaptanla tek aynı noktası boylarıydı ama sıska olduğu için kendisi Kaptan'ın yanında sırık gibi duruyordu. "Kaptan'ı dövmeyi mi düşünüyorsun," diyerek enseme vurdu Louis. Bu eski haline çok çabuk geri döndü. Ona ters ters baktım. Hayvan ensemi çok acıttı. "O adamın yerinde olsam döverdim diye düşünüyordum, canım kardeşim." Sonra burada neler olduğunu soracağımı hatırladım. "Arkadaşları topla. Yanıma gelin." Hepsi ayaklarında ki prangalara rağmen yanıma hemen gelmişlerdi. "Ne oldu biraz önce? Kaptan ne yaptı o miço ve Philip'e?" "İlk önce tartıştılar, kavga ettiler. Ondan sonra da gemiden attı," dedi Jack. Sonra bana güvertede ki bir kalası işaret etti. "Onları o şekilde attı." "Ama neden yaptı bilmiyoruz," dedi David. "Çünkü beni yaraladı," dedim. Dediklerimle endişeyle bana baktılar. Yüz ifadelerine pek takmadan konuşmaya devam ettim. "Kaptan buradaki herkese 'bu çocuklara zarar vermeyeceksiniz' diye emir vermiş. Onlarda emre karşı geldi ve karşı gelmekle birlikte aşağıda ona saldırdılar. Hepsi beni dinledikten sonra Peter konuştu. "Yani sen o kadar olaya tanık oldu ve yaşadın ama biz hiçbir şeyden haberimiz olmadı." Peter konuşurken aklıma bir şey geldi. Onlara bir şey söyleyecektim ama korsanlar yanımızdaydı diye söyleyememiştim. Madem aklıma geldi hem korsanlar kürek çektikleri için bizden uzaklar hem de kaptan dümende olduğu için şuan rahatlıkla söyleyebilirim. "Ben bugün size bir şey anlatacaktım ya korsanlar yanımızda değilken, şuan onu size söyleyeyim. Bir de ben size bana hatırlatın demiştim. Niye hatırlatmıyorsunuz?" dedim biraz kızgınlıkla. "Sanki güverteyi temizlemekten fırsat bulduk. Bunun dışında bir de seni gördük ama gıcıklığına hatırlatmadık," dedi Peter. Göz devirdim ama bir yandan haklı. "Dün hani biz saklanma yerindeydik ya aslında ben oradaydım, siz çoktan yukarı çıkmıştınız. Neyse uyuyordum ve uyandığımda annemin ağladığını görünce ona doğru gittim. Babam, David'in babası ve birkaç kişiyle konuşuyordu. Bende onları dinlemeye başladım. Aralarından biri adadan gitmemiz lazım dediğini duydum. Onlar bir yere gitmekten bahsederken meğerse adayı bir yere götürmekten bahsediyormuş." "Bizim dediğimize inanmadığını sanıyordum," dedi Louis. "Adanın yok olduğunu görmüştüm güvertede. Onu hatırladım." "Lafınızı kesiyorum ama," diye araya girdi David. "Bunlar taşındıysa ise yani adayı bir şekilde taşıdılarsa biz nereye gideceğiz. Nereye gittiklerini, nasıl gittiklerini, bunu nasıl yaptıklarını bilmiyoruz. Peki bize ne olacak? Ne yapacağız? Onları nasıl bulacağız?" "İşte orasını gerçekten bilmiyorum," dedim. "Hep aklımda fikir olan benim şuan aklımda hiçbir fikir, plan yok." Hepsinin kafası bu yaşadıklarımızı düşünüyor ama bir şey bulamıyordu. Ben de iyice düşünüyordum. Bilmiyorum aklımda sanki bir şey vardı. Babam sanki bir şey demişti ama ne? Ada hakkındaydı onu tek hatırlıyorum ama ne dediği aklımda değil. Keşke hatırlasam, belki işimize yarardı. "Kaptan sana haber vermemi istedi," bir kamarot yanıma gelmişti. "Sen ve yanındaki kız arkadaşların limandaki doktora gideceksiniz. Kaptan da sizinle gelecek." Bu dediğine aynanda Louis ve Jack itiraz etti. Jack konuştu Louis'in konuşmasına izin vermeyerek. "Kardeşimi götüreceklerse ben de geleceğim. Onların tek başına sizinle gelmesini asla kabul etmem!" Kamarot pek umursamadı dediklerini. "Ben, bana verilen emre uyarım ve bana onları kardeşiyle beraber götüreceksiniz denilmedi." En sonunda Jack'in ve Louis'in üzerine bakıp göz devirdi. Ondan sonra kaptanın yanına gitti. "Döverim ben bunu." "O seni dövmesin de," diyerek Louis'e cevap verdi Pet. Louis'in bakışıyla konuşacakken sustu Pet. "Louis'te seni dövebilir havuç." dedim. "Bana havuç deme!" Göz devirdim, ne olursa olsun demeye devam edeceğim. Jack hala konuşmaya devam ediyordu. "Nasıl olur ya? Ne olursa olsun sizinle geleceğim, onlara güvenmiyorum." "Gelemezsiniz dediklerine göre gelemeyeceksiniz zaten. Boşuna konuşma Jack," dedim. "Hem biz kendimizi koruruz." İtiraz edecekken elimi kaldırmamla sustu. Sakladığım hançeri çıkarıp Louis'e uzattım gizlice. "Anladığım kadarıyla birkaç korsan da bizimle gelecek. Bu da demek oluyor ki burada az kişi kalacak. Bana teşekkür edin çünkü buradaki çoğu kişiyi ben yaraladım. Onlar da kendilerini hekime gösterecek. Burası az kişi iken kaçmayı başarırsınız. Ben de Jenny ile Tina'yla birlikte kaçmaya çalışacağım. Limana yaklaştığımızı gördüğümde meydanı işaret ettim. "Orada buluşalım. O kadar kalabalığın arasında bizi bulamazlar." Hepsi de kaçmaya hem fikirdi ama galiba David'in tereddüdü vardı ki benimle konuşmaya başladı. "Peki sen ve Jenny'nin ayağı yara iken nasıl kaçmayı düşünüyorsunuz? Tina'nın durumu da iyi değil. Kaçmaya çalışırken olduğunuz halden daha kötü bir hale geçebilirsiniz." "Biz onu bir şekilde hallederiz. Merak etme." İnanmadı halledeceğime ama benimle inatlaşmamak için başını salladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD