14

1200 Words
Limana yaklaştığımızda Kaptan ve üçüncü kaptan sözlü tartışmaya girdi. "Limana yanaşmamalıyız Kaptan. Askerler bizi kolayca yakalayabilirler." "On kişiyi de sandalla limana götüremem, sandallar küçük ve birkaç defa gidip gelmek vakit kaybı olur. O yüzden direk limana demirliyoruz gemiyi!" dedi itiraz istemeyen bir ses tonuyla. "Tamam, Kaptan." dedi. İsteksiz olduğu sesinden belliydi. Limana vardığımızda çapayı attılar ve tayfalardan biri gemiyi limandaki bir çubuk gibi şeye halatla bağladı. Kaptan yanıma gelip yine beni kucağına aldı. "Yüzünü göğsüme dön. Çoğu kişi yüzünü görmesin." Onun masmavi gözlerine baktım sağ kaşımı havaya kaldırarak. "Neden?" "Kraliyet askerleri seni benimle gördüğünde seni yakınım zannedebilirler. Bu da başının derde girmesine neden olur. O yüzden yüzünü çok göstermemeye çalış." Cevap vermedim. Benim yollara bakıp nasıl kaçabileceğim hakkında plan kurmam gerekiyordu ama Kaptan planlarımı alt üst ediyor. Başımı kaldırıp Tina ve Jenny'ye bakmaya başladım. kahverengi saçlı ve aynı renkte gözleri olan, beni alt güverteleri temizlemekle görevlendiren Jenny'yi kucağına almıştı ve Jack o adama bakıp kaşlarını çatıyor ve onu tehdit ediyordu. "Eğer kardeşime bir şey olursa Henry, seni öldürürüm!" Adamın adı Henry'miş. "Kardeşine de bayılıyordum zaten. Şunun abisinden kurtulsam da bir yere götürsem diye geçiriyordum içimden." Dudağını büzdü. "Ama küçük abisi beni tehdit ediyor sapasağlam gelmese diye." Jack'e bakıp göz devirdi. Ben de ona bakarak göz devirdim. "Düzgün konuş Henry!" dedi Kaptan ama Henry yerine bana bakıyordu. Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. Hayırdır! Kendi önüne bakmaya başladı. Bu sırada da limana ayak basmıştı. Kendi canımı önemsediğim için yüzümü onun göğsüne gömdüm. Lan bu adam kötü kokmuyor. Ne koktuğunu anlamadım ama hiç kötü kokmuyor. Başımı kaldırmadan konuştum. "Sen niye diğer korsanlar gibi balık ve ter kokmuyorsun?" "Bütün işleri onlara yaptırıyorum. Terlemediğim için de kokmuyorum. Üstelik balıkları da yine tayfadakiler tutup yıkayıp pişiriyorlar. Hem sen beni mi kokluyorsun?" Gülüyordu. Bir de sanki suçluyum da beni yakalamış gibi konuşmuştu. "Hani nefes almam gerekiyor ya yaşamak için. Koku varsa almam normal." Yine güldü. Ya sabır. O ilerlerken başımı hafif yana eğip nereden nereye doğru gittiğimize baktım. Tabii bunu anladığı için hemen uyardı. "Etrafa bakma ve kaçış planları yapıp durma Lily. Ben yüzünü kimse görmesin diyorum ama senin yaptığına bak. Kaçmaya çalıştığına krallığın askerlerine yakalanırsan onlara ne diyeceksin?" "Beni esir aldı derim." "Nereden esir aldığını sorduklarında ne diyeceksin? Sizin ada hani artık ortada yok ya. Bunun dışında maden esirsin seni niye kucağında taşıyor diyecekler. Yaralı olduğun bahanesini kabul etmezler." "Doğru da diyorlar. Sen esiri niye kucağında taşıyorsun?" Cevap vermedi. Etrafa endişeyle baktı ve adımlarını hızlandırdı. Onun hızlanmasıyla bizi takip eden korsanlar da hızlandı. "Ne oluyor? O kadar askerlerden bahsettik. Bizi buldular değil mi?" "Aferin küçük kız. Doğru tahmin," kaşlarını iyice çatmıştı. Bana baktığını hissettiğim için başımı yukarı kaldırdım. Doğru hissetmiştim. Bana bakıyordu. "Şimdi sakın konuşma. Koşacağım, o yüzden düşme ihtimalin var. Bana sıkıca tutun." Dediği gibi hemen koşmasıyla onun giymiş olduğu gömleği iki elimle sıkıca tuttum. Diğer korsanlar da koşmaya başladı. En son küçük bir sokağa girdik. Kaptan nefes nefese ayağıyla bir yere tekme attı. Çıkan sese göre arkamda şuan kapı vardı. Tekrar ayağıyla kapıya tekme attı. Sinirlenip Kaptan'a baktım. "Beni düşürmek mi şuan amacın?" Konuşacakken kapının açılmasıyla susmuştu. "Seni görmeyi beklemiyordum William," dedi yaşlı bir ses. Sesi titriyordu. Demek ki korsanlardan korkuyor. "Hangi rüzgar attı seni buraya?" "İlk önce bizi içeri al! Sonra konuşalım Tom!" Adamın kapıyı açmasıyla Kaptan hızlı adımlarla içeri girdi. Birkaç koridoru geçtikten sonra beni sedye gibi bir yere koydu. Diğer korsanlar da bulunduğumuz odaya geldi. Oda büyük olmasına rağmen kalabalık olduğumuz için oda sanki küçükmüş gibi göründü gözüme. Henry ve yanındaki korsan Tina ve Jenny'yi de benim gibi sedyenin üzerine koydular. "Tayfadakileri ve bu üç ufaklığı iyileştirmen gerekiyor," dedi Kaptan. Yaşlı Tom biraz şaşırdı. Çünkü sayımız hayli fazlaydı. Bizi saymaya başladı. Ben de onunla birlikte saymaya başladım. Kaptan'a baktım. "Sen de dahil misin?" Kafasını iki yana salladı. sağıma dönüp Jenny ile Tina ya söyledim. "On dokuz kişi." Tom da saymayı benim gibi bitirince Kaptan'a döndü. "Ben bu kadar kişiyi tek başıma nasıl iyileştireyim. Hem sizleri kim yaraladı?" "Bizi yaralayanlardan sana ne! Bir de sana hesap mı vereceğim! Hem tek başına değilsin. Oğullarını çağır. Onların da sana yardım ettiğini biliyorum. Evdeyseler çağır ama değillerse tek başına halletmek zorundasın!" Yaşlı adam korkuyla konuştu. "Sadece biri evde. Hemen çağırıyorum." Hemen karşımızdaki kapıya gitti. Bir isimle seslendi ama tam duyamadım. Yanına ağabeyimle yani Kaptan'la aynı yaşlarda bir adam geldi siyah saçlı. Oğluyla beraber tayfalardan iki kişiye doğru gittiğinde Kaptan onları durdurdu. "İlk önce çocuklar." Bunu duymalarıyla bize doğru geldiler. "Oğlum sen temiz sıcak su ve bez getir." Tom'un demesiyle hemen bir kova su ve bir sürü bez getirdi. Tom da bu sırada bir merhem getirdi. Bunun oğlu niye sürekli bana bakıyor. Tom ayağımı tuttu ve yaranın olduğu yeri sıcak suyla yıkamaya başladı. Canım yandığı için adama sayıp sövdüm. "Sen ne yapıyorsun, canımı yaktın! Bu yarayı yapanın da, onu o gemiye getirenin de, onun yanındakini de, yolunu kaybettiğinde ona yol gösterenin de, onu öldürebilecekken öldürmeyenlerin de, ona yardım edenin de, düştüğünde kaldıranın da..." diye devam ediyordum ki aklıma Jenyy'nin hemen yanımda olması geldiği için devam etmedim. Kaptan az önce söylediklerime baya gülmüş kahkaha atıyordu, diğer korsanlarla birlikte. Yüzünde o her zaman ki sırıtışıyla konuştu. "Neden devam etmiyorsun?" Ben de Jenny'yi işaret ettim. "Aramızda çok küçükler var, şimdi kötü örnek olmak istemem. Tom ayağımı yıkamaya devam ettiğinde ona kızdım. "Burada tentürdiyot yok mu?" Dediğimle bana tuhaf tuhaf bakmaya başladılar. "Ne niyot ne diyorsun?" dedi Tom. "Hani kırmızı turuncu renkler arası sıvı bir şey var ya. Yaraya sürülüyor?" "Öyle bir şey yok." dedi Kaptan. Beni anlamaya çalışır gibi bakıyordu. "Şuan hangi yıldayız?" Hepsi yine bana tuhaf bakmaya başladı. Yani ben de olsam öyle bakardım da bu şuan rahatsız olduğum anlamına gelmiyor. "1516 yılındayız," dedi Tom'un oğlu. O diğerleri gibi hem bana şaşkın bakıyordu hem de buraya geldiğinden beridir bana nasıl bakıyorsa o şekilde bakmaya devam ediyordu. Beni rahatsız ediyor. Tina ve Jenny'ye baktım. "lısan 6151 zıyadnılıy?" "Nani muroyimlib," diyerek geldiğimizden beri ilk defa konuştu Tina. Az önce de diyeceklerimizi anlamasınlar diye kelimeleri tersten konuşmuştuk. Bizim 1858 yılında olmamız gerekiyordu. Yanımızdakiler konuşmamıza şaşırmışlardı. Tom da az önce dediklerime karşı "Ben hiç böyle bir dil duymadım," dedi. "Çünkü pek dil öğrenmek isteyen birine benzemiyorsun. Ondan duymamış olabilirsin," dediklerimle korsanların bana hep yaptığı ifadeyi yapıp göz devirdi. Sonra ayağımı dikmeye başlamasıyla elimle sedyenin bir kenarını tutmaya başladım. Şuan ayağım uyuşturulmadan dikiş yapıyordu ve bu canımı gerçekten çok yakıyor. Önüme uzatılan kola baktım. Kaptan uzatmıştı. "Canın acıyorsa kolumu tut." Dediğiyle kolunu tutmaya başladım. Dikmeyi bitirmişti ve ben bu sürede ağlamadığım için kendimi tebrik ediyorum. Tom oğluna seslendi. "Ben bunları köşeye koyana kadar kızın kolundaki yarayı temizle." Şimdi oğlu niye bu kadar sevindi? Lütfen tahmin ettiğim olmasın. Yoksa adamın üzerine kusarım. Yanımdaki sedyeye oturdu oğlu ve kolumu yukarı doğru sıyırmaya başladı. Ben de bu sırada ona nefretle bakıyordum. Tabii o yüz ifademe pek takılmamış yaramı temizliyordu ve arada da yüzüme gülümseyerek bakıyordu. Tekrar yüzüme baktığında Kaptan onu uyardı. "Yaraya bakacaksın! Kızın yüzüne değil!" Kaptan öyle dediğinde pek umursamamıştı. Tekrar bana baktığında Kaptan ona kafa attı ve adam sedyeden yere düştü. "Seni uyardım!" diyerek bağırdı Kaptan. Tekrar adama vuracakken kapı çaldı. Kaptan hemen Tom'un üzerine yürüdü ve iki eliyle yakasını tuttu. "Eğer krallığın askerleriyse kapının hemen yanındaki demiri yere düşür ve bizim burada olmadığımızı, hiç görmediğini söyleyeceksin! Yok askerler değil de oğlun gelmişse içeri girebilir ama baktın ikisi de değil. Kim olursa olsun içeri alma!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD