15

1498 Words
Louis'in anlatımıyla Lucy, Tina ve küçük gitmişti. Ben de bu önceden üçüncü ama şimdi ikinci kaptan olan John'la karşı karşıya oturmuş ikimizde birbirimize dik dik bakıyoruz. Ne zaman çekeceksin o gözlerini benden kardeşim? Yani bana hava hoş. Ben çekmeyeceğim sen çekene kadar gözlerimi. O bir süre sonra kaşlarından birini kaldırınca ben de kaldırdım. Elini bana doğru hayırdır dercesine salladığında aynısını ben de yaptım. Göz devirdiğinde ben de devirdim. Bu bitmek bilmeyen döngümüzü tayfalardan biri bozdu. "Askerler geliyor John!" John hemen ayağa kalktı. "Çapayı çekin. Hemen küreklere asılın!" "Vaktiniz yetmez John," dedim. Bana baktı. düşüncelerimi söylemeye devam ettim. "Tayfaların yarısı gemide varken sadece ve burada kalanların yarısı da alt güvertelerde kendi hallerinde geziyorlar. İlk önce onları toplamalısın. O zamana kadar ben ve arkadaşlarım çapayı çekeriz." Tam emin olmasa da vakit kaybedeceğimizi bildiği için dediklerimi onaylamış dümenin arkasındaki merdivenlerden aşağı, alt güvertelere, inmeye başladı. Arkama döndüğümde bana dik dik bakan Peter'le karşılaştım. "Biz buradan kaçmaya çalışmayacak mıydık? Neden kaçmak yerine onlara yardım ediyoruz? Bırakalım askerler onları yakalasın. Biz de kurtuluruz." Kendince haklıydı ama yaşadığımız anormal şeyleri araya katmıyordu. "Eğer askerler buraya gelirse," diyerek benim yerime açıklamaya başladı David. "Bize nereden geldiğimizi soracaklar. Biz de onlara şuan yerinde olmayan Solque* den bahsedersek yalancı olduğumuzu, korsanlardan biri olduğumuzu düşünecekler. Tabii bazıları da dediklerimize inanırsa bir cadının oğulları ya da büyücü olduğumuzu düşünecekler ve eğer öyle olursa bizi konuşturmak için bize çok acı çektirecekleri kesin." "Evet, David'in dediği gibi düşünüyorum. Bu arada Jack nerede?" Etrafa baktığımda çapanın atıldığı yerde durmuş halatı tek başına çekmeye çalışıyordu ve başarmıştı da. Halat olduğundan daha uzundu. Hızlıca halledebilmesi için üçümüzde onun yanına gittik. Hemen arkasında durarak halatı çekmeye başladık. Çapayı halatla gemide duran demir çentiğe bağlar bağlamaz John tayfalarla ana güverteye gelmişti. "Küreklere! Siz de!" Bize bağırmasıyla kaşlarımı çattım. "Çapayı çekeceğimizi tek söyledim. Küreklere de yardım edeceğimizi değil." Bağırmamış yeterince nazik konuşmuştum. O da buna şaşırmıştı çünkü genellikle onlarla kaba konuşurdum Jack ve Lucy gibi. "Ama tabii rica edersen o ayrı. Hemen yardım ederim." Sahte bir şekilde gülümsedi. "Alex kralımız bize yardım eder misiniz?" O ne kadar alayla söylediyse ben de en az onun kadar alay dolu olan sesimle konuştum. "Tabii sayın halkım. Size yardım etmek benim görevim." Jack bana bakıp gülüyordu. David'in yüzünde bir ifade yoktu, her zamanki gibi. Peter ise benim dediğime gülüp ceza yiyeceğini düşündüğünden kendini sıkıyordu gülmemek için ama şuan yüzü kıpkırmızı olmuştu bu yaptığı yüzünden. Benimle beraber ilerlediler ve dördümüz arka arkaya küreklerin arkasındaki taburelere oturup kürekleri hızla ilk ileri sonra kendimize doğru çekmeye ve bunu sürekli tekrar etmeye başladık. "Kayalıkların arkasına doğru!" Sağda ki kayalığın önünde fener kulesi, soldaki kayalıkta ise bir şey yoktu. Muhtemelen soldan ilerleyecektik çünkü fener kulesine doğru gidersek eğer askerlere haber verilir ve daha çabuk yakalanırdık. "Hangi kayalıklar John?" Konuşan gemiye ilk geldiğimde bağlıyken dümeni boşa çeviren iki salaktan biriydi, açık kahverengi saçlı sıska olan. "Zekan mı geri Stev! Oradan gidersek yakalanırız!" Eliyle kafasına vurdu. "Ben Kaptan'a seni ve Siven'i tayfaya eklememesini söylemiştim ama dinleyen kim!" "Benim ne suçum var şimdi?" Konuşan diğer salak korsandı, koyu kumral saçlı olan. Adı Siven'miş. Tuhaf bir isim, ilk defa duyuyorum. "Konuşma! Kürekleri çekin! Ve sola gidiyoruz! Bazı salak arkadaşlarımız bir şeyi anlayamıyor!" Demişti son cümlesini Stev'e bakarak ve kaşlarını çatarak. Dudağımın bir köşesi yukarı çıkmıştı. Bu ortama bakarak bir an kaçmamayı düşündüm, eğleniyordum. Ama bir yandan da Lucy'ye söz vermiştim. Kaçmam gerekiyordu. Ondan sonra da ailemizi bulmamız ama bunu nasıl yapacağımıza dair aklımda hiçbir fikir yok. Yani olanlar anormal, doğaüstü bir şey. Bilimle açıklanır bir yanı yok. Acaba annem ve babamın düşündüğü inança göre mi düşünmeliyim? Ailem ve adadaki herkes bir inanca sahipti ama ben değildim, inanmıyordum. Onlar doğaya hükmeden Kraliçe Meyda'ya ama dua ederken başka bir ismini kullanırlardı. Lonoro... Lider çiçek... Ona inanıyorlardı. Kanatları olan, mavi gözlü, sol kulağı sivri olan melez birine. Tabii ben böyle bir kişinin gerçekte bir zamanlar var olmuş olduğuna inanmıyordum. Tabii ailem bunu bilmiyordu, söylememiştim ama inanmadığıma şüphe ettiklerini biliyorum. Lucy bile ona inanıyordu, hemde bütün kalbiyle. Onu örnek alırdı. Babam ve anneme hep onu sorardı. Babam ve annem de hep bahsederlerdi ondan ama benim inanmadığıma şüphe ettikleri ilk vakit artık benim yanımda anlatmamaya başlamışlardı. Çünkü ne zaman anlatırlarsa göz devirirdim ve böyle bir şey asla olamaz diyerek karşı çıkardım. Eğer şimdi bu inanmadığım kişiye göre düşünürsem bizim adamız önceden bir şehirmiş. Az önce ayrıldığımız yer gibi bir liman şehriymiş herkes bizim limana uğrar bir şeyler satın alır veya adamıza yerleşip bir şeyler satarmış. Çok uğrak zengin bir yermiş. Ama yaşanan bazı olaylar yüzünden ana kıtadan ayrılmışız. Tabii bu olaylar Kraliçenin var olmadığı zamanlar olmuş. Babam sonra olanları anlatmıştı ama tabii ki ben inanmadığım için dinlememiştim ama muhtemelen Lucy biliyordur. Babam anlattığı zaman pür dikkat dinlerdi ve kimsenin konuşup olayları dinlemesine engel olmalarına izin vermezdi. Şuan düşünüyorum. Eğer gerçekse bunlar tabii değildir ama... Bizim adamız ana kıtaya tekrar bağlanmış olabilir mi? Ama olamaz. Hala bana bunlar mantıklı gelmiyor. Bu fikri Lucy'ye söylesem ve olamaz dediğimi duysaydı muhtemelen kafama sert bir şekilde şaplağı geçirirdi. Bunu düşününce yüzümde gittikçe büyüyen bir gülümsemem ortaya çıkıyordu. Kafamı kaldırıp baktığımda John dümenin başından bana tuhaf bir şekilde bakıyordu kaşlarını çatarak. Muhtemelen deli olduğumu düşünüyor. Gülümsememin daha da artmasıyla o hemen gözlerini üzerimden çekti. Tam önüme baktığımda Jack bana bakıyordu. Tabii bu sırada küreğini çekmeye mi desek çevirmeye mi desek yapmaya devam ediyordu. "Aferin, en azından deli olduğunu düşününce yanımıza çok yanaşmaz." Dediğiyle kahkaha attım. Tabii benim kahkaham hiç normal değildi. Hem uzun ve sesliydi. Ayrıca bunu yaparken elimle dizlerime vurduğum oluyordu, şuan yaptığım gibi. Diğer korsanlar da bana John gibi baktığında anlamış oldum. Tüm tayfa tarafından deli olarak ilan edilmiştim hafızalarında. Neyse buna alışığım. Solque'de de Deli Louis derlerdi bazen. Bu sefer Deli Alex diyeceklerdi. Lucy, Alex ismi nasıl aklına geldi canım kardeşim. Hiç hoşlanmadığım, nefret ettiğim bir kuzenimin ismiydi ve Lucy beni bu isimle tanıtmıştı. Kaptan'a söylediği zaman içimden ona az saydırmamıştım. Keşke demeseydim. Genellikle bu şekilde çok içten saydırdıklarımın başına bir iş gelirdi. Umarım onun başına bir iş gelmez... Yoksa kendimi affetmem. "Çapayı atın! Jim ile görüşeceğim." Kimle görüşecek? Neyse beni ilgilendirmez. "Tamam!" Göz devirdim. Bu şekilde herkesin aynanda konuşması bana saçma geliyor. Askerlerden nefret edipte onlar gibi aynanda emirleri onaylamaları komik, cidden komik. Küreği sonunda çevirmeyi bıraktım. Kollarım yoruldu. John tek başına gitmişti. Karşısında sarışın bir adam vardı, kayalıkların aşağısında tek başına duruyordu. Şuan kaçmak için bir fırsatımız vardı ama ondan önce korsanlardaki haritaya bakmalıydım. Eğer yanlış bir yere gidersek buluşacağımız yere gidemeyebilirdik. Güvertenin kıç kısmında Kaptana ait küçük bir kamara* duruyordu. Tayfalar güverteden John ve sarışın adama baktıkları için fark ettirmeden kamaraya girdim. Ortada bir masa ve masanın üzerinde açık bir halde olan haritaya baktım. Çok bir mesafe yoktu. Gemiden gider gitmez sola doğru dümdüz gidip bir heykele varsak buluşma yerine varmış oluyorduk. (Kamara*: gemilerde yer alan oda.) Odaya göz gezdirdim. Bir yatak iki sandık vardı. Sandıklardan biri hemen yatağın yanındaydı, diğeri ise yatağın tam karşısında duruyordu. Oraya iyice baktığımda gözlerime inanmadım. Benim kılıcım, yayım ve sadagım orada duruyordu. Onları hemen elime aldım. Benim eşyalarımın dışında geri kalanlarımızında kılıçları ve Tina'nın da yayı duruyordu. Onları da aldım. Ellerimde biraz fazla yük oldu ama idare ederim. Kamaradan çıktığımda tayfalar hala eski yerindeydi. Bana bakanlar sadece arkadaşlarımdı. Hemen onların yanına gittim. David'e kendi eşyalarım hariç geri kalan kılıç ve yayı ona verdim. Çünkü onu önden yollayacaktım. O eşyalarla hemen inerdi. Biz de elimizde yük yokken daha çabuk önerdik. "Çabuk kaçmalıyız." "Nasıl yapacağız ki? Yolu tam olarak biliyor musun?" dedi David. "Evet az önce öğrendim." "Ama nasıl kaçağız? Tamam tayfadakilerin sayısı şuan az olabilir ama burada kalanlar diğerleri gibi yaralı değiller, güçleri yerinde." Yine her şeyi detaylıca düşünüyordu. Lucy de detaylara kafayı takardı ama David kadar değil. Genellikle ben ve Lucy bir fikir üretir ondan sonra tüm işi David'e bırakırdık çünkü en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir plan ortaya çıkarırdı. Yine bunu yapardım ama düşünmeye vakit yok. "Çakacağız birkaç yumruk, atacağız denize. Sonra kaçağız." Jack'e güldüm. Tam benim kafadan. David onun dediğine göz devirdi. Peter ise zaten sadece bizi dinliyordu.Tayfaların arkası dönükken bulunduğumuz tarafta küreklerin orada aşağı doğru uzanan halatlar vardı. Sağlam mı bilmiyorum ama umarım sağlamdır. Oradan gidersek korsanlarla bir sorun yaşamadan sessiz sakin gidebilirdik. Cebimdeki hançeri kullanmama gerek kalmazdı. Halatların olduğu yeri gösterdim. "Hadi oradan gidelim." Ben önden aşağı baktım. Çok yüksekte değildik ama yine de dikkatli olmak lazım. "Dördümüzde bir halata tutunalım. Tek tek gitmeyelim. Birimiz arkada kalırsa onu kurtaramayabiliriz." Başlarını salladılar. Kafamla işaret ettim. "Hadi," ben ve David aynı anda aşağı inmeye başladık. Başımı yukarı kaldırıp Jack ve Peter'a seslenecektim ama Henry'yi gördüm, bize doğru geliyordu. koşarak gelip Peter'ın kolundan tuttu ve kendi yanına çekti. "Eğer kaçmaya çalışırsanız bu çocuğu öldürürüm!" Diğer korsanlar da bize bakmaya başlamıştı ve yaklaşıyorlardı. Çok aşağı inmemiştim o yüzden yukarı tırmandım ki Peter'ı yanımıza çekeyim. Ama benden önce Jack harekete geçip bana doğru uzandı. Ceketimin cebinden sakladığım hançeri alıp Henry'nin koluna vurdu. Henry, Peter'ı bıraktığında hemen bize doğru yavaşça itti. Peter da hemen ayaklarını sarkıttı ve halatı tutup inmeye başladı. O sırada başka bir korsan Jack'e doğru hamle yaptı. Jack de direk hançeri adamın karın boşluğuna üç kere vurdu ve hızla bize doğru gelip o da halatı tutmaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD