1
Kulağımdaki kulaklığa iyice aslıp kafamın içindeki sesi susturmasını dileyerek bastırdım. Sanki kulaklarımdan içeri daha çok ses girerse düşüncelerimi daha çok bastırabilirmiş gibi geliyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi araladım. Buradaydım işte, karanlığın altında, yalnızlığın içinde ve düşüncelerimin tam ortasında.
Bacaklarımdaki gücün kesildiğini hissedip kendimi yumuşak kumların üzerine öylece bıraktım. Ağırlığımla havalanan kum taneleri ayın ışığı altında parladıktan sonra yavaşça üzerime döküldüler.
İmkanı varmış gibi sesi biraz daha yükselttim. Denizin dalgalarını dahi duymak istemiyordum. Cırcır böceklerinin sesini dinlemek istemiyordum, gözlerim... Bu karanlık manzaradan daha karanlık olan günümü görmek istemiyordu. Ben artık burada olmak istemiyordum, nefes almak, duymak ve sevmek istemiyordum.
Göz yaşılarım yanaklarımı yakarak ilerlerken onlara tahammül edemeyip ellerimi gözlerime bastırdım.Bu kez de kumlu ellerim yüzünden gözlerim yanmıştı. Daha çok ağladım.
Benim kendime bile tahammülüm kalmamıştı artık. Vücudumdaki her bir uzuv benden bağımsız birbirinden nefret ediyor gibiydi. Onun beni sevdiğine inandığım, güzel gördüğünü düşündüğüm her yerimi parçalamak hatta kopartıp kendimden uzaklaştırak istiyordum.
Bu karanlıkta kaç gece şarkı söylemiştik birlikte? Kaç gece omzunda uyuyakalmıştım? Kaç gece beni sevdiğini duymuştum dudaklarından?
Şimdi.. Beni bir daha arama diyebilecek kadar vaz geçmişti benden. Düşmeme asla izin vermeyen o değil miydi? Şimdi düşmüştüm işte, her yerim kan içinde çaresizce ellerimi uzatmış bekliyordum. O neredeydi? Bu karanlığa mı karışmıştı yoksa karanlık onun knedisi miydi?
Yaşadığımız tüm güzel anlar neredeydi? Zihnimin en kuytu köşelerinde yüzünü unutacağım günü mü bekleyeceklerdi?
Deriin bir iç çektim, burnuma dolan deniz kokusuna kokusu karışırdı hep. Neredeydi?
Sesi gibi kokusu da mı hiç var olmamş gibi davranacaktım yani? Bir süre sonra hiç yaşanmamış ve her şey kafamda kurduğum öylesine bir hikaye mi olacaktı?
Ben... Burada böylece otururken gelip sarılacak gibiydi. Geçti" diyip göğsüne kafamı yaslayıp saçlarımı okşayacak gibiydi. Şimdi neredeydi?
Ardı arkası kesilmeyen gözyaşlarımı yeniden silip kendimi geriye, kumların üzerine bıraktım. Artık gökyüzünün altında uzanıyordum.Kulağımdan kayan kulaklığın tekini düzelttikten sonra kollarımı iki yana açıp kumları üzerine bıraktım.
Yıldızlar... Birlikte sayılarını tahmin etmeye çalıştığımız, saydığımızyıldızlardı bunlar. Şimdi benburadaydım, yıldızlar buradaydı... O? O neredeydi?
Bulut geçti , göz yaşları kaldı çimde.
Gelmeyecek, hiçbir zaman gelmeyecek. Çünkü senden gitti.
Bulut geçti
Gözyaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap
İçilmez mi böyle günde
Bulut geçti
Gözyaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap
İçilmez mi böyle günde
Kalbiyle, aklıyla, bedeniyle gitti.
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Bu yıldızlı gökler
Ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez
Kimse bilmez
Her şeyiyle senin sanyordun ama hiçbir şeyin artık.
Bulut geçti
Gözyaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap
İçilmez mi böyle günde
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Bu yıldızlı gökler
Ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez
Kimse bilmez
Avucumu kumlara bastırıp biraz aldım. Sonra elimi hafifçe serbest bıraakıp akmasını bkledim. Yavaş yavaş , tane tane aktılar. Tane tane diğerlerinin arasıa karıştılar.
Avucumda duran kum taneleri bendim, beni avucuna alan da o. Önce sıkıpsarıp bir araa getirmiş, sonra da yavaşça elini aralayıp parça parça dökülmemi istemişti.
Ben... Ben Deniz. Milyarlarca insan arasından yalnızcaa birini sevmş, yalnızca birinin beni sevmesini istemiştim.
Yalnızca birine ait olmak, birine sarılmak, birinin kollarında uyumak, birinin sesini duymak...
Ben Deniz, o 'biri' beni millyarlarca insann arasında yalnız bıraktı.
Orada öylece ne kadar uzandım bilmiyorum, hava aydınlanmaya başlamıştı, gözlerimin şişliğinden bunu bile ayırt edemeyecekduruma gelmiştim.
"Kalk Deniz," dedim kendi kendime.
"Kalk ve işine git. "
İnleyerek doğruldum, her yerim tutulmuştu. Bu kadardı işte. Gece ne yaşarsan yaşa sabah kalkmak zorundaydın.
Üzerimdeki kumları silkelerken hapşurdum. Hava serinlemişti, sabah saatlerinin etkisi büyüktü tabii.
Kulaklığımı çıkartıp şarjı biten telefonumu da elime aldım.
"Gitme vakti."
Sessizce eve girmeye çalıştım, malesef ki annemin uykusu çok fazla hafif olduğundan yapamadım.
Çoktan kalkıp yanıma gelmişti.
Yüzünden anlayamadığım cümleler geçiyordu. İlk kez tam anlamıyla okuyamadım ama önemli de değildi zaten. Yine bağrınacaktı. Kendi kendime gözlerimi devirdim.
Gerçekten ölmek istiyordum.
"İyi misin kızım?"
Gerginlikle kıstığım gözlerim şaşkınlıkl aralandı.
Kızmamış mıydı, yoksa birazdan mı kızacaktı_?
Bakışlarmı gördüğünde yüzündeki ifade samimi ama buruk bir gülümsemeye dönüştü.
Bu kez şaşkınlıkla kolumu okşayaneline baktım.
"Neredeydin diye kızmayacak mısın?
Başını iki yana salladı.
"Sahilde olduğunu biliyorum, " sesini biraz daha düşürdü.
"Ağladığını da." Sonra beni kendine çekip sarıldı.
"İnan bana böylesi daha hayırlı. Artık birbirinize iyi gelmiyordunuz. Seni yıprattı. Çok yıprattı Deniz."
Gözlerim yaşları tükenmemiş gibi yeniden dolduğunda ellerimi annemin sırtına koydum.
"Canım yanıyor." sesimfısıltıdan farksızdı.
"Biliyorum"
"Engelleyemiyorum," dedim gözlerimi kapatırken.
"Geçecek, her şey düzelir güzelim."
Onun anılarıyla dolu bir şehirde, onun izleriyle nasıl geçecekti?
Sarılmayı bırakıp odama doğru yürüdüm.
"Baban seni evde sanıyor, uyanmadan hazırlan." başımı sallayıp odama girdim.
Aynadan kendime aktım. Annem kızmamakta haklıydı,feci kötü gözüküyordum.
Gözlerimin şişliği nasıl inecekti böyle?
Sıcak bir duş alıp giyindim. buzluktan birkaç buz küpü alıp yüzümde erittim. Bunun şişliğimi bir nebzede olsa indirmesini umuyordum.
Güzele makyajımı yapıp evden çıktım.
İstanbul'un en ünlü gösterim merkezlerinden birinde çalışıyordum. Hayalim hep sahne önünde olmak olsa da hiç bu kadar cesaretim olmamştı. Ama orada olmak yeterince keyifliydi, orası bana huzur veriyordu, bir parçası olmak mutluluk sebebiydi.
Psikoloji son sınıf öğrencisiyim, haftanın üç günü okuldayım boş günlerimdeyse asıl olmak istediğim yerde yani buradayım.
Derin bir iç çekip başımı iki yana salladım. O da psikoloji öğrencisiydi. O, artık eskiolan sevgilim.
Kendi söylediğime güldüm.
Gerçekten bu kadar kolay mıydı birinden vazgeçmek?
Binanın kapısından girip sadece buraya ait olan bu kokuyu içime çektim. Garip, yatıştıırıcı bir kokusu vardı sanki.
"Deniz!" el sallayarak bana doğru gelen Cemre'ye baktım.
"Neredesin sen! Telefonuna da ulaşamıyorum."
"Aa, telefonum!" ellerimle ceplerimi yokladım. Neyse ki almıştım ama kapandıktan sonra şarja takmak aklıma gelmemişti.
"Kapandı." dedim durgun bakışlarımı ona çevirerek.
"Sen... İyi görünmüyorsun." dedi o da elini koluma koyup destek vermek isterken.
"Yoksa.. Ayrıldınız mı?" başımla onayladım.
"Evet, bitti. Tamamen."
Dudaklarını büzüp sarıldı.
"Seni çok üzüyordu zaten, hayırlısı oldu bence."
Geri çekildiğinde ona inanmaz bakışlarla baktım .
Bu muydu yani?
Hayırlısı oldu mu?
Yaptığı patavatsızlığı fark etmiş olacak ki "Ben öyle demek istemedim, off" elleriyle yüzünü sıvazlasdı.
"Özür dilerim. " derin bir nefes verip başımı iki yana salladım.
"Önemli değil."
Önemli değil.. Değil evet, şu an daha öneml şeyler var.
Terk edilmiş olmam gibi.
"Bak sana ne söyleyeceğim!" dedi heyecanla.
"Evet, " dedim ben de. "Neden aramıştın benisen?"
Ellerini çırpıp "Bugün ayın kaçı?" dedi .
Onun heyecanına karşılık düz bir ifadeyle bakyyordum.
"Kaçı?" gözlerini devirdi.
"On yedisi Deniz!" sırıttı.
"Bugün ünlülerin geldiği gün."
"Haa..." dedim gülerek.
"Doğru ya,"
Cemre buranın tiyatrocularından biriydi. O da 22 yaşındaydı, yaşıttık. Gerçekten yetenekliydi. Heyecanına bazen yenik düşse de sahnede toparlıyordu. Ve bugün onun için dönüm noktasıydı. Buradan sinema televizyona geçmeyi çok istiyordu ve yeteneğini göstermesii için bugün bir fırsattı.
Sancaktar gösteri merkezinin en iyi yanı buydu. Köklü ve en iyilerden olduğu için bu tarz etkinlikleri rağbet görüyordu. Her ayın 17'sinde belirlenen oyuncular gelir, belli bir tiyatro oyunu için çalışmalara başlanır, hem yeni başlayanlara ders niteliğinde hem de tiyatro oyunculuğunun önemini yeniden hatırlatırlardı.
Ve aralarda çıkan şanslılar da, aynı Cemre gibi, onlarla sahneyi paylaşma fırsatı bulurdu.
Bu ay gelecekler de Aras Tuna ve Nihal 'di.
Cemre, Aras'ın partneri olacaktı.
O sırada koşarak yanımıza gelen Emir'e baktık.
"Şef sizi çağırıyor kızlar, geelmişler. "
Gelmişler dediği kişiler tabii ki oyunculardı.
Cemre heyecanla derin bir nefes alıp koşar adım şefin odasına yürürken ben de arkasından gidiyordum. Emir kolunu omzuma atıp beni hafifç kendine çekti.
"Dün bana hiç komik video atmadın. Noldu? Ayrıdınız mı sonunda?" gözlerimi devirdim. Ben hiçbir şey söylemeyip sessiz kalınca aniden durup beni kendine çevirdi.
Gözlerinde endişe vardı.
"Neden sessiz kaldın? Siktir git demen lazımdı."
Omuzlarımı düşürüp gözlerine baktım.
Dudaklarını birbirine bastırıp "Ciddi misin?" dediğinde ben de başımı salladım.
"Bibirinizi köpek gibi seviyorsunuz siz. Barışırsınız." Böyle söylüyordu ama inanmadığı belliydi.
"Barışmaız, " sonra yürümeye devam ettim. Birkaç adım arkamda kalmıştı ama hızlanara o mesafeyi kapattı.
""Neden peki?" omuz silktim.
"Yorulmuşuz yeterince. Söylenecek her şeyi de söylemişiz." gözlerim dolmasın diye bakışlarımı kaçırdım.
"Daha fazla söylenecek bir şey kalmamış."
"Vay be," dedi alaycı bir tavırla.
"Yorgunluk ha?" şefin odasının önündeydik o yüzden bir şey söyleme gereği duymadım.
"Kapıyı tıklatıp içeri önce Emir girdi. Ben tam girecekken Murat bey, kendisi şef olur, "Deniz," dedi.
Durup ona baktım.
"Sen şu kostümleri kulise taşı, bbelgeleri dağıt, ardından gelirsin."
Kaşlarımı çatarken Emirle göz göze geldik. Onun da kaşları çatıktı.
"İyi de, kostümler burada değil ki. Diğer semt merkezinde."
Kapının arkasında göremediğim oyunculara yapmacık bir gülümseme gösterip kapının dışındaki benim yanıma geldi. Çıkarken kapıyı arkasından usulca kapatmayı da ihmal etmemişti.
"Deniz! Nolur huysuzluk çıkarma. Son dakikaya kadar almayı unutmuşlar işte," sesini biraz daha alçalttı.
"Millete rezil mi olalım? Sen hemen alıp geliver."
"Oraya gidip gelmek bir saat sürer!" Gözlerini devirdi.
"Koşarak, uçarak ışınlanarak git o zaman!Yarım saate burdasın. Geç kalırsan, terfiyi unut."
Gözlerim sonuna kadar açıldı.
"Murat Bey bunun terfiyle ne ilgisi var? Hem siz beni tehdit mi..."
"29 dakikan kaldı. " O andan sonra daha fazla konuşmaya gerek kalmadı. Ben koşmaya aşlamıştım bile. Murat bey dediğim dedikti ve cidden tüm emeklerimi yakardı.
Hzlıca aşağı inip çantamı kaptığım gibi oradan çıktım.
"Taksi!" Cüzdanımı alıp almadığımı hızlıca kontroledip duran taksiye bindim.
"Semt Merkezine.""
Bir yandan hala kapalı olan telefonumu açmaya çalıştım. Bari arasaydım da ben gidene kadar kıyafetleri hazırlasalardı.
Oflayarak telefonu cebime geri koydum. Açılmıyordu.
"Acelem var, biraz hızlansanız?" taksici aynadan bana ters bir bakış atsa da söylediğimi yapmıştı.
Bacağımı sallamaya başlamıştım yine.Gergiken yapmayı bırakamadığm hareketlerimden biri de buydu.
Bacak sallamak. Dışarıyı izlerken geçtiğimiz yerlerden birine takıldı gözlerim.
Sonra birden kalbimin üstüne bir ağırlık çöktü.
Bu meydanda bana ilk kez sevdiğini söylemişti o.
Nefes almaya çalıştım ama boğazımda düğümlendi. Hep böyle mi olacaktı? Onunla geçtiğim yerlerden geçerken yumru mu oturacaktı böyle? Her geçen gün artacak mıydı bu sancı? Her yerde böyle tutamayacak mıydım göz yaşlarımı?
Şimdi oradan yan yana binlerce insan geçiyordu ama biz bir daha asla geçemeyecektik.
Hep böyle ağlayacak mıydım?
"İyi misiniz?" taksicinin sesiyle irkildim.
Gözyaşlarımı hızlıca silip "Evet, teşekkürler." dediğimde önüne dönmüştü.
Beş dakika kadar sonra merkezin önünde durmuştuk zaten.
Taksiden inip koşar adım içeriye girdim. Şu an üzülmeye bile vaktim yoktu.
Hemen alt kata inip kostümlerle ilgilenen Melek'in yanına gittim.
"Melek, yetiş!"
İçeriye bodoslama dalmıştım ama o şaşırmş gibi durmuyordu.
"Kıyafetleri sıraladım senin için. " dedi oturduğu koltuktan kalkıp asılı olan poşetlerin yanına gderken.
"Geleceğimi biliyor muydun?" dedim şaşırarak.
Güldü.
"Emir durumdan bahsetti, ben de hemen hazırladım. Minnet dolu bakışlarımı üzerinden çekmedim.
"Teşekkür ederim," poşetleri kaptığım gibi odadan geri çıktım. On iki dakika kalmıştı.
Küfredip çıktım, neden taksiye beklemesini söylememiştim ki? Oflayıp kapıdaki görevliye döndüm.
"Bana tkasi çağırır mısınız?"
başıyla onaylayıp içeri girdiğinde yeniden saatime baktım.
Gerçekten geç kalacaktım.
Neyse ki taksi çok geçmeden geldi . Bindiğim gibi hızlı olmasını söylemiştim. Ne kadar mümkünse...
Yeniden merkeze geldiğimde elimdeki kıyafetlerin sırasını karıştırmamaya çalışarak taksiden indim.
Önümü göremeyecek kadar doluydu ellerim.
Zor bela asansöre binip üçüncü kata çıktım. nefret ettiğim dar koridorda yürümeye başladım. Böyle kocaman güzel bir yere neden bu kadar dar bir koridor koyarlardı ki sanki?
O sırada cebimden telefonum düştü, eğilip kaldırmaya çalışırken kolumun altına sıkıştırdğımdosyalar da yeri boyladı.
Sinirle homurdanıp onları da almaya çalışırken arkamdan "Pardon!" diye bir bağrış duydum. Sesin nereden geldiğini v neden pardon dendiğini anlayamadan güçlü bir beden bedenimi ezercesine çarpıp hem benim,hem elimdeki kıyafetlerin yeri boylamasına sebep oldu.
"Siktir! Özür dilerim! " tüm kıyafetler... Sıraları... Her şey bozulmuştu.
Diğer tarafta dağınık duran dosyalara baktım. Sözleşmeler ve Cast dosyaları da birbirine girmişti.
"Özür dlerim! " dedi tekrar aynı kişi.
"Sikerim özrünü! Ne özrü-" kafamı dağılan eşyalardan kaldırıp bağırırken ona baktım.
Ona.
Bu ay gösterim yapacak aşırı ünlü oyuncumuza.
Aras'a.
Cümlem de küfrüm de yarım kalmıştı. Ellerini önünde iki yana sallayıp.
"Çok geciktim, telafi edeceğim, özür dilerim." dedi.
Sonra ne yaptı biliyor musunuz?"
GİTTİ!"
Beni orada öylece bırakıp dar koridorda gözden kayboldu. Bu kabalığına mı şaşırsam yoksa şu an ki halime mi karar veremedim ilk bir kaç saniye. Sonra yeniden küfredip ayağa kalktım. Bir yandan ağlamaya başlamıştım bile.
Sevgilimden yeni ayrılmış, tüm gece uyumamış, üstüne bir ton yolu koşmuştum ve şimdi bu muydu yan? Tüm her şey çöp mü olmuştu?
Yeniden okkalı bir küfür savurup ağlaya ağlaya kıyafetleri toparladım. Diğer elime de dosyaları alıp karman çorman olan her şeyi kostüm odsına götürdüm. Emir oradaydı. Endişeli gözüküyordu, beni görünce hemen ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Neredesin kızım sen ya?" Önce elimdekilere ardından yüzüme baktı. Hala sessiz sessiz aağlıyordumve muhtemelen şu an akan rimelim yüzümü mahvetmiişti.
"Noldu sana? Ne bu halin?" elimdekileri bırakıp ağlamaya devam ettim.
"Yetişemedim!"
Başını iki yana sallayıp "Hayır!" dedi.
Elerini kollarıma sarıp yüzüne bakmamı sağladı.
"Bak yetiştin, ayrıca artık tek başına değilsin. İki kişi bu karışıklığı daha çabuk toparlarız." sonra dönüp koltukta boylu boyunca uzanan elbiselere baktı
"Yanii umarm."
Yenien inledim. Göz yaşlarım hala pıtır pıtır akıyordu.
"Ya hadi!" dedi ellerini birbirine vurup kıyaftlere doğrugideren.
"Zırlama daha fazla. "
Ben de yanına gittim. İki koldan çabucak hallettik. O sırada birkaç kişi daha gelmişti çalışanlardan. Hazırladığımız kostümleri onlarla birlikte gönderdik. Sıra dosylardaydı. Emir elimden kağıtları alıp "Sen şimdi doğruca gidiyorsun," dedi.
Kaşlarımı çatıp anlamadığım belli edercesine ona baktm .
"Gözleriyle lavaboyu işaret etti.
"Şu yüzünü temizle. Boka benziyorsun."
Gözlerimi devirdim. Haklıydı. Kim bilir makyajım ne hale gelmişti...
Başımı sallayıp lavaboya girdim.
"Hassiktir..."
Cidden rezil rüsva olmuştum.
Makyajımı temizleyip oradan çıktığımda Emir asansörün önündeydi.
"Hadi çabuk!" koşarak ona yetiştim.
Asansör de gelmişti, açılan kapıdan hemen girdik.
Emir dördüncü katı temsil eden düğmeye bastığında "Toplantı çoktan başlamıştır." dedim.
Başını salladı. " Evet ama Aras Bey de gecikmiş, bizi fark etmez yani." gözlerimi deviripkollarımı birleştirdim.
"Biliyorum, bana çarptığı için tüm kıyafetleri düşürdüm. "
Bana şaşkınca baktı.
"Ciddi misin?"
"Evet, hem de arkasına bakıp kuru br özürle geçiştirdi."
Şaşkınlıktan ağzı aralanmıştı.
"Piç," bu tepkisine güldüm.
"Acelesi vardı, demek ki toplantı için koşuyordu."
"Öyleymiş demek ki." dedi o da. Gelmiştik zaten. Asansörden inip toplantı odasına girdik. Girdiğimiz gibi tüm gzler bize dönmüştü. Kısa sessizliği ve dağılan dikkati Murat Bey "Evet.." diyerek yeniden kendine çevirse de girdiğim an göz göze geldiğimiz aşırı ünlü (!) Aras Bey gözlerini benden çekmemişit. Başıyla ufak bir selam verip mahçup bir tavır takınsa da ben karşılığında gözümü devirip kafamı çevirmekle yetinmiştim. Hemen gidip Murat Bey'in sağındaki sndalyeme yerleştim. Emir de Murat Bey'in solundaki sandalyedeydi. Bu görüntü maaleesef ki yine Emir'in iğrenç esprisini hatırlattı.
Charlie'nin Melekleri.
Hep böyle otururduk ve her seferinde Emir bu saçma espriyi yapardı.
Ben de her eferinde gülerdm. Bu sefer gülmedim. Enerjim çekilmiş gibiydi.
Heyecanı her halinden belli olan Cemre'yle göz göze geldik. Elleri titriyor gibiydi. Çok gerginddi, bu onun için çok büyük bir olaydı.
Güven verici bir şekilde gülümseyip göz temasını kesmedim. O da tedirgin gülüşünü gösterdi.
"Deniz, bana sözleşmeyi uzatır mısın?" Murat Bey'in sesiyleirkildim.
"Tabii."
Sonra masada duran kağıt destesinden birini ona uzattım. Teşekkür ederek aldı.
Nihal Atsız da Aras Tuna da imzalarını attılar. Herkes gülümsüyordu.
"Hayırlı olsun." Önce iksiyle de Murat Bey el sıkıştı. Ardından ben önce Nihal hanımla, ardından Aras'la el sıkıştım.
Aras elini elimden bir süre çekmedi. Kimsenin fark etmeyeceği kadar kısa, benim fark edeceğim kadar uzun bir süreydi bu. Gözleriyle yeniden özür dilemişti. Bense elimi elinden sert bir şekilde çekerek sessiz özrüne gerekli cevabı vermiş oldum.
Emir de ikisiyle el ssıkıştı. Nihal gülümeyerek Cemre'ye döndü.
"Demek seninle sahneyi paylaşacağız. Bu beni çok mutlu etti."Cemre gülümsedi.
"Memnun oldum tekrar " dedi Aras'ta. Cemre sakinleşmiş gibiydi.
Ben de hafif heyecanlanmıştım. İkisi de gerçekten işlerini çok iyi yapan oyunculardı. Bu ay onları ağırlamak çok güzel olacaktı. Hem süreli televizyondan gördüğünüz insanları karşınızda görmek garip bir histi.
Mesela Aras Tuna ile böyle kötü karşılaşmamş olsak şu an ben de heyecanlı olabilirdim. Çok güzel dizilerde oynamş ve rolleriyle aklımda güzel izler bırakan biriydi.
Herkesbir bir kapıdan çıkarken Aras arkada kalıp bu kez de sesli bir şekilde "Lütfen kusura bakmayın." dedi.
"Sorun değil, " demekle yetindim. Uzatmanın bir manası yoktu tabii.
Onlar gidince Emir kendini sandalyelerden birine bıraktı. "Hadi gidip kahvaltı edelim ve sonra sen bana neden ayrıldığınızı anlat. "
Ofladım, Cemre de Emir'in yanına oturup "Evet, ben de dinlemek istiyorum." Dedi.
Kalbim yeniden ağrımaya başlamıştı işte. Bir kaç dakikadır unutmuş gibiydim.
Sonra hep birlikte kahvaltıya indik, ben ağlamaya devam ederken .
"Bak," dedi Cemre elindeki çatalı bana doğru sallayarak.
"İlişkinizde tabii ki hatalar vardı, ama itiraf ediyorum... Siz gördüğüm en iyi ikiliydiniz."
Dolan gözlerimi saklamak için tabağımdaki zeytinle oynamaya devam ettim.
Emir bu halimi görünce masanın üzerinde duran elimin üzerine elini koyup destek vermek istercesine sıktı.
"En iyi ikili falan değildiniz Deniz. Özellikle son zamanlar sürekli kavga ediyordunuz. Bu ilişkinin süresi dolmuştu bence."
Cemre ona gözlerini devirdi.
"Böyle söylenmez şapşal."
Cemre nin bu tavrı güldürmüşti.
"İçinden nası geliyosa öyle söyle." dedim ikisine birden bakarak.
"Objektif olmanıza ihtiyacım var."
Cemre de gülümseyip elini uzattığında boşta kalan elimi ben de ona uzattım.
"Hep yanındayız."
Sonra kahvaltıya devsm ettik, sessizlik kısa sürmüştü ve bozan yine Cemre ydi.
"Annen biliyor mu?"
Başımı salladım.
"Evet," ben çayımdan bir yudum alırken Emir bana bakıp güldü.
"Şu sıfattan anlamamak mümkün mü Cemre?"
Haklıydı, yüzümden de duruşumdan da bir problem olduğu çok belliydi.
Konuyu dağıtmak için "Eee," diyerek Cemrr ye döndüm
"Heyecanlı mısın bakalım?" Gözleri öyle ani parılfamıştı ki bu soruyu beklediğini anladım.
"Hem de nasıl!"
Güldük.
"Çok ama çok ama çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok " nefesi yetmeyince derin bir nefes alıp devsm etti.
"Çok çok yakışıklı."
Çok heyecanlıyım falan demesini beklediğimiz için Emir le bakışıp yeniden güldük.
"Abartma be, ben ondan daha yakışıklıyım."
Emir haklıydı, başımı sallayarak ona destek verdim.
"Bence de, öyle abartılacak bir yakışıklılığı yok bence."
Bana inanmayan gözlerle baktı.
"Şu an asla ama asla objektif değilsin Deniz." dedi gözlerini belerterek.
"Ama hiç problem değil, "
Hülyalı bakışlarla arkasına yaslandı.
"6 milyon takipçisi var ve 5 milyonunun kız olduğunu var sayarsak..."
Ellerini çenesinin altında birleştirip gülümsefi.
"5 milyon kızın hayalini yaşıyorum!"
Güldüm, Emir kaşlarını şatmıştı.
"Beş milyon kızın hayalinde Aras ın olduğunu nerden biliyorsun?"
Ağzımdaki çayı püskürtmemek için kendimi zor tuttum.
Haklıydı, yine.
Cemre gözlerini devirdi.
"Sanane Emir! Hem sen biraz bana aferin falan desene ya!"
Emir le göz göze geldiğimizde başımı sallayarak cemre ye destek verdim. Haklıydı, şu an onu yüreklendirmeliydik, sevincine ortak olmalıydık.
Böyle yerin dibine sokmamalıydıkö
"Ya güzelim," dedi Emir sandalyede ona doğru dönerekç
"Benim bunu söylemem mi lazım? Ben sana hep ama hep aferin diyorum. Seninle hep gurur duyuyorum."
"Duyuyoruz." Zdiyerek onu düzelttim.
"Hayallerin gerçek olıyor işte, daha ne!"
Cemre de gülümsedi.
"Böyle bir şey yaşayabilmek için çok uğraştım." dedi.
"Bu hep benim hayalimdi."
Ve hayallerine kavuşmuştu.
Kahvaltıdan sonra çıkıp bir kaç evrak işini hallettim. Murat Bey'in yamakları olduğumuz için onun ayaj işlerinin çoğunu ys ben ya da Emir yapıyordu.
Sallanan sandalyede geriye yaslanıp tavana bakmaya başladım.
Şimdi kapı çalsa ve içeriye O girse... Ne hissederdim?
O... Benim artık eski olan sevgilim.
Güldüm, bu hale nasıl gelmiştik biz? Zihnimde binlerce güzel an vardı. Bunca güzel anının arasında nasıl böyle kötü olabilmiştik?
I sırada kapı tıklatıldı, kafamı kaldırıp gelene baktım.
Aras, Cemre nin deyimiyle beş milyon kızın hayali, kapıdan içeri girip başıyla selam verdi. Gözleri soğuktu.