Dönüm noktası.
Yatakta uzanıp yeni tanıştığım tavana bakarken aklımdan bu iki kelime geçiyordu.
Herkesin, her şeyin bi dönüm noktası olurdu. Benim neydi?
Benim dönüm noktam, neydi?
Küçücüktüm, ölüm kelimesini ağzıma almaktan korkarken benim gibi küçük bi mezara çiçekler ektiğimde.
Ya da küçücüktüm , babam omzuma kimsenin taşıyamayacağı kadar ağır bir yük bıraktığında.
O gün büyüdüğümü hissettim. Gerçek hayatın bu olduğunu hissettim, tüm dağları tek eliyle taşıyabilecek kadar güçlü olan babam ölmüştü, öldüğünü bir tek ben biliyordum ve sorun şu ki onunla beraber ben de ölmüştüm.
Hatırlıyorum, küçücük bir tuvalette ağlama krizi geçirip sonra bi daha asla ağlamadığımı. Annemin yüzüne bakamayışımı hatırlıyorum. Babamı bir daha affetmem demiştim, Affetmem derken bile baba dediğimi unutarak.
Şimdi 18 yaşındayım. Yeterince büyük müyüm yoksa sadece küçük mü bilmiyorum. Birçok şey kaybettim, yenilerini kazanırken. Birçok şeyi feda ettim birilerini kazanmaya çalışırken.
Bir insanın yalnızca bir dönüm noktası mı olur, bilmiyorum.
Güvenmem derken geldin, kimse sevmez beni derken sen sevdin, kimse yok derken sarıldın, yaralarım kanarken sardın. Sen geldin, çiçek açtı toprak olmuş bedenim. Sen geldin, nefes almak bile anlam kazandı. Tüm yollar, sonunda sen varmışsın gibi anlamlıydı, tüm şarkılar seni anlattı. Hatta kimi şarkıda kızdım sana, kimisinde küstüm, affettim bilmeden, yeniden sevdim, sevmekten vazgeçtim. Sonra yine rüyama girmen için dua ederken buldum kendimi.
Çok zordu, hep yanımdaydın ve ben anlatmadan hep anladın beni biliyorum. Ama çok zordu. Seninle yollarımızı birleştirmenin heyecanını yaşamaya fırsat bulamadan kaosun içinde buldum kendimi. Kazananı olmayan bi savaşın içinde debelendim, düşmanlarıma düşman demeye çekinirken hem de.
Çok zordu, Gelişinin götürdüklerini düşünmek. Ne yalan söyleyeyim, beni pişman edeceğinden çok korkmuştum. Ama sen bir gün, bir saniye bile keşke dedirtmedin. Sen var ya, evim olmaya söz verdiğinden çok öncesi evimmişsin zaten. Sen benim toprak olmuş bedenimdeki çiçekmişsin, tohumların hayatıma girdiğin ilk gün içime işlemiş.
Sen, benim lise yıllarımın tozlu sayfaları arasında kalamayacak kadar özeldin. Zaten lise yıllarımda kalmak yerine hayatımın kendisi olmayı seçtin. Ne diyordum, heh dönüm noktası.
Bana hayatından bir kesit seç, dönüm noktan olsun deseler, seni seçerdim. Çünkü sen bana kimseye ihtiyacım olmadığını, sen bana insana insan olduğunu hatırlatan şeyi, sevmeyi öğrettin. Sevmek... Ne kadar manidar, ne kadar mühim bi kelime.
Sen sevmenin tanımını yeniden yazdırdın, ve bana da seninle birlikte her şeyi yeniden yazmayı öğrettin. Tüm kelimeleri, tüm cümleleri ve tüm kalıpları önce yıktık, sonra yeniden yazdık seninle. Kimsenin sevgisini beğenmedik mesela, çünkü kimse biz gibi sevmiyordu. Kimse biz gibi sevemezdi. Çünkü sevmek kelimesi bile bize özel bize aitti.
Sen beni bebek sever gibi sevdin, bir annenin bebeğine gösterdiği şefkatin çok daha fazlasını serdin önüme. Hem de süslü şeylerle değil, tek bir bakışın yetti bunu yaparken. Kabus gördüğümde korkudan seni arayıp uyuduğumuz gecelerin sayısı az değil, korkup tuvalete gidemediğim günler bile oldu, seni uyandırıp beni bekle dediğimde şehirlerimiz farklıyken bile beni kapımda bekledin aslında. Nasıl anlatayım ki bilmiyorum, seni sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
Çocuktuk, belki yalnızca bir yıl öncesi diyeceğiz ama çocuktuk. Evlendik, kimsenin haberi olmadan. Bir parkta, sabahın yedisinde, şahitlerimiz birkaç kedi ve gökyüzü, ellerimiz ruhumuz gibi kenetliyken kendi küçük 'merasim'imiz ile evlendik. Bence dünyanın en güzel düğünüydü.
Sonra Hayri... Annesi olduğum küçük balığım. Onunla tanışmaya fırsatın olmasa da aslında ikinizde birbirinizi tanıyordunuz. Önce evlendiğimiz parka gömdük onu, sonra da babası oldun. Gittiği günü hatırlıyorum, ağlamaya başladığımda sana ait bedenime sarılmak istemeni ve sarılamamanı hatırlıyorum. Ne acıydı, ne acı.
Ama şimdi düşündüm de, mutluyduk. Sıranın altında el ele tutuşurken de, sınıfta kalmak için binbir bahane uydururken de, çiçekleri sularken hatta o sınıfta uyurken bile mutluyduk.
Hani sürekli kitaplarda gördüğüm, o iki tırnak arasında tanımı yapılan aşk var ya, seninle anladım ondan ibaret olmadığını. Seninle anladım o inandığım ve güzel gelen karakterlerin aslında sevmeyi bilmeyen, eksik düşünenler oluğunu.
Dört koca ay yüzünü görmeden, birkaç resim ve birkaç anıyla, ses kayıtlarıyla geçti. Çok ağladım, çok üzüldük. Farklı evlerde, farklı duvarların arasında sıkışmıştık ama aynı şeyi hissediyorduk, aynı acıyı çekiyorduk ve aynı hasret kalbimizi yakıyordu. Sonra bi gün seni gördüm, alelade bir yolda, şansımıza kimse yokken. Kulağımda senin sesin varken seni gördüm. Dalga geçerek izlediğim o kavuşma sahnelerini aratmadık belki, ama biz de kavuştuk sevgilim. Biz de evimize, birbirimize kavuştuk. Şimdi ayrıyız, farklı yataklarda uyuyoruz, farklı tabaklardan yemek yiyoruz. Ama yine kalbimiz aynı yerde, aynı şekilde atıyor. Sevgilim... Bu, vuslata giderken arkamızda bıraktığımız ilk yılımız. İlk yıl dönümümüz ve senin 22. Yaşın. Ne güzel şey seninle büyümek, büyüdüğünü görmek.
Seninle hep gurur duydum, seninle hep ama hep gurur duydum. Duruşun, çizgini hiç bozmaman ,kendine, bana ve ilişkimize olan saygın; başkalarına duvar olan gözlerinin bana güneş olmasını hep çok sevdim.
Sen benim bu dünyada tanıdığım ve tanıyabileceğim en mükemmel insansın. Yüzün kalbin gibi tertemiz ve güzel. Her şeyinle bana ait olmanı çok seviyorum. Seni sen yapan tüm huylarını, seni sen yapan her bir detayı da seninle birlikte çok seviyorum. İçinde adının geçtiği, bana seni hatırlatan ve izinin olduğu her şeyi çok seviyorum. İzin olduğum için, beni sevdiğin için kendimi bile seviyorum.
Bu tehlikeli kız; Allahın izniyle ömrü yettiğince hanımın olacak. Senin eşin, senin kalbin ve senin her şeyin. Senin her şeyin.
Ve her şeyim, bu tehlikeli kız; Allahın izniyle ömrü sonlandıktan sonra bile seni sevecek.
Söz verdik bir kere, tehlikeli kızların kitabında sözünden dönmek yoktur. E seni de rehin aldım malum, katlanmak zorundasın.
Bana katlanışının ikinci senesiyle birlikte, büyürken de bana katlanışını kutluyorum. İyi ki doğdun ve bu tehlikeli çirkin kızın eşi oldun. Bu kız seni hiçbir şeyle kıyaslayamayacak ya da hiçbir şeye benzetemeyecek kadar çok seviyor. Beraber büyüdüğümüz nice senelere, seni çok ama çok ama çok seviyorum
Yatakta doğrulup göz yaşlarımı sildim. Bugün Efe nin doğum günüydü ve üç yıldır ayrı geçirdiğimiz ilk doğum günümüzdü. Bugün o yoktu yanımda, mesajıma ihtiyacı da yoktu, birlikte girmeyecektik. bunu ona geçen yol yazmıştım ve şimdi o mesajı görmek beni kötü hissettirmişti. Derin bir nefes alıp akan göz yaşlarımı yeniden sildim.
Bir şeyler değişmeliydi, bir şeyler değişecekti.
iyi ya da kötü.