İlk gün provaları gayet güzel geçmişti, dublör olmaması haricine herhangi bir eksiğimiz de yoktu sanırım.
Perde kapandıktan sonra oturduğum yerden esneyerek doğruldum. Bugün eve erken gitmek ve hemen mışıl mışıl uyumak istiyordum.
Efe hayatımdayken tüm vaktimi onunla geçirmek için can atardım. İşten biraz olsun erken çıkıp onun yanına koşmak beni çok mutlu ediyordu. Bir hafta görüşmesek kalbim deli gibi hızanır, tüm tadım kaçar ve sinir dolu olurdum. Onu özlemekten uyuyamadığım geceler öyle fazlaydı ki.. Ama ayrıldık ayrılalı onu özlememiştim. Gerçekten. Gözlerim onu arıyordu bu doğru. Mesajını bekliyordum evet ama onu hiç özlememiştim. Bir hafta görüşmezken kavrulan kalbmi şimdi sadece gittiği için acıyordu. Bu aslında benim için çok garipti. Ben onu her şeyiyle çok seviyor ve onu hep yanımda istiyordum. O da öyledi... Mesajlarımıza bakıyorum da sürekli özlemekten bahsederdik.
Şimd neredeydi? Beni özleyemeyeceği kadar mı uzağa gitmişti yani? Yoksa hayatında olmamı istemiyor muydu, sıkılmış mıydı benden? Biz ilişkimizin hep başkalarından farklı olduğunu savunurduk. Hep daha sahte gelirdi onların sevgisi. Biz çok daha gerçektik herkesten.
İç çektim.
Hani? Madem farklıydık onlardan, sonumuz neden onlar gibi olmuştu o zaman?
Biz neden onlar gibi olmuştuk? Biz hep bir yalanın içinde miydik yani? Bu kadar mıydık?
"Deniz!"
İrkilerek önümde bana korku dolu gözlerle bakan Cemre ye döndüm.
"Efendim?"
"On dakikadır sana sesleniyorum, beni nasıl duymazsın?"
Başım iki yana sallayıp gözlerimi kırpıştırdım. "Dalmışşım da."
"İyi misin?"dedi samimi bir şekilde.
"Başım ağrıyor biraz."
"O zaman bugün çıkışa kalmayalım. Sen eve git dineln..."
Ah.. Ben Cemre ye söz vermiştim. Tamamen aklımdan çıkmıştı.
"Hayır, iyiyim. Ertelemeyelim." Ellerini koluma koyarak beni susturdu.
"saçmalama istersen! Bugün dinlen işte, yarın iyi olursan yaparız?"
Israra gerek yoktu, bugün kendimi gerekten iyi hissetmiyordum.
"O zaman bana da replik kağıdı ver. Ezberleyeyim. "
Koşarak çıktı maknesinin önüne gittiğinde ben çantamı alıp kapıdan çıktım. Biraz hava almaya ihtiyacım vard. Bu ayrılığı henüz fark edebilmiş değildim. Hem fark edememiş, hem de hazmedememiştim.
Umarım bunu anlayabilmek çok uzun sürmezdi.
"İyi misin?"
Aras önümde durduğunda başımı kaldırıp gözlerine baktım.
"Evet."
Başını yavaşça sağa yatırdı.
"İnanmıyorum," gözlerimi kıstım
"Siz bilirsiniz?"
o da benim gibi gözlerini kısıp hafifçe eğildi. Bu ufak hareket aramızdaki mesafeyi bir hayli kısaltmış gibi hissediyordum.
"Sende beni rahatsız hissettiren bir şey var." dedi fısıltı gibi çıkan sesiyle.
Bunu duymayı beklemiyordum, afalladım. Sonra da alaya alır gibi "Pardon?" dediğimde yeniden doğrularak "Bilmem." dedi.
.
Ne demişti şimdi bu?
"Rahatsız oluyorsan gidebilirsin." dediğimde gözleri iileşti.
"Ben o anlamda söylemedim."
Hangi anlamda söyledin geri zekalı?
"demek istediğim... Yardıma ihtiyacın varmış gibi, acı çeekiyormuşsun gibi hissediyorum."
Samimiyetsiz bir gülüş attım.
"Elimi de açayım mı? Fal bakarsın."
Gözlerini devirdi. "Aklımdan geçenni kendime saklamalıydım."
Başımla onu onayladm. "Bence de. ""
Ellerimi göğsümde birleştirip Cemre görünürde mi diye sağa sola bakındım.
"Ben cevaabı aldım, iyi akşamlar." derken ukala gülüşlerinden birini atmıştı.
Kaşlarım yeniden çatıldı ama o arkasını dönüp yürümeye başlamıştı bile.
“Neyin cevabını almışsın?” dediğimde durup yavaşça arkasını döndü.
“İnkar etmedin ya da öyle bir şey yok demedin. “
“Eee yani?
“Çünkü haklı olduğumu sen de biliyorsun.”
Sonra hiçbir şey demeden arkasını dönüp arabasına döndü. O bnip giderken been hala arkasından bakıyordum. Fazla zekiydi ve bu beni korkutmuştu.
Hem ben yalnızca acı çekiyordum, yardıma ihtiyacım yoktu ki.
Şimdilik..
Cemre elindeki kağıtlarla geri dndüğünde bana verdiklerini çantama koydum.
“Seni eve bırakmamı ister misin?” başımı iki yana salladım .
“Hayır, teşekkür ederim. “
Birbiirimize iyi akşamlar diledikten sonra oradan ayrldım.
bugün otobüse binmek istemedi canım, o koskocaman bir saatlik yolu yürüyerek gitmek istedim hava kararmıştı ama yollar hala canlıydı biraz da soğuk ellerimi ceplerime sokup üzerimdeki ince kabana biraz daha sarındım. hayat gerçekten benim için biraz fazla zorlaşıyor Ordu ve ben bunların üzerinden nasıl geleceğimi bilmiyordum bu kalbimdeki aklımdaki hiç bitmeyen susmayan sesler nefesler anılar ve anılar beni gittikçe daha fazla yoruyordu ve Bu yorgunluk sadece ruhumda değildi.
adımlarımı biraz hızlandırdım hava gittikçe geç oluyordu ve yollardaki o div olduğundan Eser kalmamıştı daha geçenlerde kaldırımın kenarında öylesine bir yolda yürüyen genç bir kadın samuray kılıcıyla öldürüldü ülkede. nişanlıymış hem da gencecik bir mimar onun için öylesin üzülmüştüm ki şu an ona benzer bir yolda yürüyor olmak nedense canımı çok sıkmıştı.
bu ülkede öldürülmek için herhangi bir sebebe gerek yoktu belalı bir eşeğim eski sevgiliye kısa giyinmeye ya da herhangi başka bir işe yolda öylece yürüyor olmak ile bir ölüm sebebi de artık bu durum nereye gidiyor diye düşünmeden edemiyor insan 5 dakika sonra mızın garantisi yok hayallerimiz adımlarımız cümlelerimiz ve önemlisin nefesimizi yarım kalabilir.
İçim titredi neden arkanı dönüp bakma gereği hissetmiştim ama beklediğim gibi birileri yoktu arkamda da önümde de hiç kimse yoktu derin bir of çekip adımlarımı biraz olsun ya başlattım sakin sakin evime gidebilirim.
eve gidip kapının pervazına yaslandım konumu kaldırıp da Zile basacak gücüm bile kalmamıştı sanki.
son birkaç gündür normalden çok daha fazla yoruluyor normalden çok daha fazla uykum geliyordu bunu günlerdir yaşadığım ruhsal buhrana bağladığım için son günümde elimi kaldırıp kapıyı tıkla attım birkaç saniye içinde açıldı zaten annem kapıda gülümseyerek bekliyordu.
hoşgeldin kızım bugün geç kaldın,
ayakkabılarını çıkartıp içeri girerken içeriden babamın sesleri de geldi.
"yürüyerek mi geldin sen?'
nereden anlamıştı ki şimdi?
Sanki aklımdan geçeni duymuş gibi cümlesine devam etti.
"Otobüs seferleri biteli baya oldu."
başımı kaldırıp odanın duvarında asılı olan saate baktım. saat gece on ikiyi gösteriyordu. ben tam iki saattir öylece yürüyor muydım yani?
Hemen geçip elimi yüzümü yıkadım ve üzerimdeki kıyafetlerden kurtulup rahat pijamalarımı giydim.
oflayarak babamın yanına koltuğa oturdum ve dizine uzandım. Bunu yapmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki gerçekten onu ne kadar özlediğimi fark ettim .
O da hemen saçımla oynamaya başladı televizyonda hiç bilmediğim bir programa çıktı Bir programdaki konuk oyuncu Aras tı. onu gördüğümde nedensizce gülmeye başladım.
talk show gibi bir şeydi sanırım sorulan sorulara 10 saniye içinde cevap vermeye çalışıyorlardı. sıra Arasa geldikçe annemin gülen gözlerini görmek daha çok kahkaha atma isteğimi getiriyordu, gerçekten bu kadının hayranlığı beni güldürüyordu.
içerisi dışarıdaki soğuk havanın aksine sıcaktı çay kokusu bütün evi sarmıştı ve Ben küçük bir çocuk gibi babamın dizinde uzanıyordum. bu huzurlu anın bozulmaması için dua ederken televizyondaki Aras ın sesi eşliğinde uyuyakalmışım.
Ne demişti o ? Ben sevdiklerimi korurum. evet, duyduğum son şey buydu.
Ben sevdiklerimi korurum.