Teras serindi biraz. Rüzgâr usulca eteğimin ucunu kıpırdatıyor, saçlarımı alnıma yapıştırıyordu. Dizimin üstüne aldığım ipek kumaşın üstünde sabırla ilmek atıyordum. İncecik nakış ipini iğneden geçirirken, aklım başka yerlerdeydi. Ses çıkarmadan oyalanmak, düşüncelerimin gürültüsünü bastırmanın en iyi yoluydu. Bir anda arkamdaki kapı açıldı. İçeri giren ayak seslerini tanıdım. Aslan’dı. Ama göz ucuyla bile bakmadı bana. Terasın diğer ucundaki kapıyı açtı. Odanın içinden sigara kutusunu aldı. Ardından sesi geldi, hafif alaycı, sanki beni az önce görmemiş gibi: “Sen de mi buradaydın?” diye sordu. Başımı kaldırmadan cevap verdim. “Evet.” Göz göze gelmedik. O yine diğer köşeye yöneldi ama kapının önünde durdu. Elinde sigarası vardı. “Neden geldin?” diye sordum. Omzunu silkti. “Sigara i

