Artık sınırı geçtiğimizi hissediyordum. Fiziksel olarak bir şey yaşamamıştık ama Tuğrul ile yeniden buluşmayı kafama koyacak kadar yoğun duygular içindeydim. Onun Okan'a davranışlarını çok merak ediyordum aslında. En başında basit bir oyun gibi başlamıştı. Bay gizemliydi benim için o. Öğrendikçe, ne kadar derin olduğunu daha iyi anladım. Hala bay gizemli, öyle kalabilmeyi başarmıştı. Çok enteresan bir kişiliği vardı. Bunu iliklerime kadar hissettirmeyi başarmıştı bana.
Banyoda kendimden geçtikten sonra bir süre daha konuşmaya devam ettik. Artık durmamız gerektiğini düşündüğüm sırada o da durmuştu. Sanki birbirimizin ruh ikizi olmuştuk. Evi temizledikten sonra koltuğa oturdum. Televizyonda Müge Anlı vardı. Bir kadın ölü bulunmuştu. Kardeşi ya da çocuğu, para için öldürmüş olabilir diye konuşuyorlardı. Gerçekten de bazı insanlar korkunçtu. Her zaman çok varlıklı bir yaşamım olmamıştı ama paranın aşırı değerli bir şey olduğunu asla düşünmemiştim. Çok zor durumda da yaşamamıştım tabi ki ama yokluk olsa bile şükretmeyi bilmiştim. Bu kadar hırsı anlamakta zorluk çekiyordum.
Tuğrul ile konuşmalarımız sürerken kalbimdeki çırpıntılar hiç yavaşlamıyordu sanki. Dünden beri aklımda o vardı. Hep o vardı hem de... Yatakta yatarken, kocamın horlama seslerinden ilk defa bu kadar fazla rahatsız olmuştum. Bir anda aklıma gelen bir ayrıntıydı bu.
Hmm
Sana bir şey daha soracağım
Ama bu sefer kaçmak yok
Cevap vermen lazım
:))))
Tamam söyle bakalım prenses. Söz veremem ama yanıtlamaya çalışırım. :)
O anda gülümsedim. Bana prenses dediği zaman içim gıdıklanıyordu. Bana bu kadar farklı hissettirirken acaba o neler hissediyordu?
Hmm
Tamam ama gülme
:))))
Sen uyurken
Horlar mısın?
:)))
Hahaha! Güzel bir soru. Hayır. Normalde insanlar horlasa bile böyle derler ama ben bu konuda biraz takıntılıydım. Ses ölçümü falan yapmıştım. Yanımda uyuyan hiçbir partnerim de şikayetçi olmamıştı bu durumdan. Ayrıca olayın biyolojik bir yönü de var o yüzden kesin eminim. :)
Hmmm
Sesle ölçtün demek
Evet iyi takmışsın bu duruma
:))))
Peki sen? :)
Peki ben mi
Ben ne???
:)))
Sen horlar mısın yani? :)
Okuduğum zaman güldüm kendi kendime. Komik bir durumdu, çünkü bilmiyordum. Yani ses ölçümü falan yapmamıştım ama kocamın durumdan şikayetçi olma gibi bir şansı yoktu. Çünkü o zaten deli gibi horlayan biriydi.
Hmmm
Valla ne desem
Ben bilmiyorum ya ama sanmıyorum
Hem bayanlar horlar mı?
:)))
Aslında horlama dediğin olay tamamen uyku düzeni ve yorgunlukla alakalı. Kaliteli uyku denen bir kavram var. Çoğu kişi bundan habersiz. O yüzden mesela ciddi yatırımlar yapılarak tasarlanan yataklar var ama püf nokta düzenli uyku ve yeme alışkanlığı. Yorgun yatmıyorsan, horlama ihtimalin düşük. Bir de yattığın pozisyon da çok önemli. :)
Aramızdaki bu sohbetler çok hoşuma gidiyordu. Sorduğum sorunun açtığı konuyla ilgili bir saatten fazla konuştuk. Nasıl oluyor da bu kadar konu hakkında, bu kadar bilgisi oluyordu anlam veremiyordum. Hemen hemen her konuda bir fikri vardı ve derin şeyler anlatıyordu. Çok şaşırdığım bilgileri ondan öğrenmiştim.
Üç gün çok hızlı geçti, pek çok konuyu konuştuk. Duşta olanlar üzerine hiç konuşmamıştık. Bu konudan kaçtığımız için değil. Denk gelmemişti. Hep başka konular üzerine konuşuyorduk. Kocam bendeki değişimi hiçbir şekilde fark etmemişti. Okan ise her zamanki gibi oyunlarını oynuyordu. Onu ihmal etmiyordum tabi ki. Artık birden fazla işi yapmaya alışmıştım zaten.
Konu, konuyu açarken Joker diye bir filmin geldiğinden bahsetti.
Bilemiyorum, herkes filmi övüyor. Derin bir film olduğunu söylüyorlar. Ben genelde süper kahraman filmlerini izlemem ama bu sanırım biraz daha dram filmi gibi. :)
Hmmm
Ben Okan'la beraber izledim
Bayağı bir süper kahraman filmi
Hepsi birbirine saldırıyor
:)))
Demek o da seviyor filme gitmeyi. O zaman sen de bayağı bir takipçisi olmuşsun. :)
Yani sayılır
Gide gele artık isimlerini falan öğreniyorsun
:)))
O zaman bir sinema sever olarak seni sinemaya götürebilirim demek oluyor bu. :)
Kalbimin hızı yeniden yükselmişti. Onunla yeniden buluşmak istiyordum ama aklımda böyle bir şey yoktu. Tuğrul ile sinemaya gitmek...
Kabul ettiğim zaman nasıl yapacağımı bile düşünmedim. Zaten gerek olmadığını bana kendisi söyledi. Sadece boş saat aralıklarımı söylememi istedi, gerisini halledeceğini söyledi. Kocamın aksine hayatını bu kadar organize eden, benim için işleri kolaylaştıran bir erkek olması sanırım ilgimi en çok çeken detaylardan biriydi. Çok anlayışlıydı ve benim iki adım önümde oluyordu her zaman, her detayı düşünüyordu. Ayrıntılara düşkündü, zaten kitaplarında bu özelliği net bir şekilde belli etmişti.
Ertesi gün öğlen bir buçukta buluşmak üzere program yaptık. Evi temizledikten sonra televizyonun sesini biraz daha açtım. Evdeymiş gibi olmam gerekiyordu. Dışarı çıktığımı ne kadar az kişi anlarsa benim için o kadar iyiydi. Banyoda aynadaki yansımama bakarken kalbim deli gibi atmaya devam ediyordu. Bu kalp krizi geçirmeye ramak kala yaşam tarzımın sonu nereye varacaktı emin değildim ama hayatımda ilk defa bu kadar canlı hissediyordum. Kırmızı takımımı giymiştim, tangamın kenarında duran fiyonk beni sanki bir hediye paketi gibi yapmıştı. Üzerime de beyaz kazağımı ve lacivert eteğimi giydim. Havalar soğumuştu bu ara. Siyah paltomu giyip evden çıkarken resmen ayaklarım uçacak gibi gidiyorlardı. Kendi kendilerine gidiyor gibiydiler.
İki alt sokağa kadar hızlıca yürüdüğüm zaman ileride bekleyen, camları filmli siyah bir spor araba gördüm. Kapısı açıldığında Tuğrul dışarı çıktı. Gözlerinin içi gülüyordu her zamanki gibi. Siyah bir gömlek giymişti ve altında koyu gri bir kot pantolonu vardı. Gerçekten de çok şıktı.
"Hoşgeldin..." dedi gece gözleriyle bana bakarak.
"Hoşbulduk." dedim ben de ona gülümserken. Arabaya bindiğimde kapıları hemen kilitledi. O sırada bana doğru uzandı. Bana sarılacağını ya da öpeceğini zannettim. Ancak o yanımdaki kemeri alıp taktı.
"Önce güvenlik..." dedi gülümseyerek.
Ben de ona gülümsedim. Gerçek bir centilmendi.
Yola çıktığımız zaman içim içime sığmıyordu. Gözleri, gözlerime bakarken heyecandan ölüyordum sanki. Park edip de alışveriş merkezine girdiğimiz zaman elini belimde hissettim. Bana yürürken eşlik ediş biçimi bile çok narin, centilmenceydi. Film için biletleri almak için gişenin önüne geldiğimiz zaman gişedeki kadınla konuşmaya başladı.
"Joker için iki bilet lütfen." dedi o güzel sesiyle.
"Peki efendim iki bilet. Bu yerler uygun mu?" dedi kadın eliyle ekranı işaret ederek.
"Evet, güzel görünüyor." dedi Tuğrul.
"İsterseniz çift koltuğumuz var. Eşiniz ve sizin için daha rahat olabilir." dedi.
O sırada Tuğrul'a baktım. Parmağımda yüzük vardı. Onun yoktu gerçi ama dışarıdan bakıldığı zaman bir çift olduğumuz çok net bir şekilde görülebiliyordu.
"Evet, daha iyi olur." dedi Tuğrul ve uzanıp elimi tuttu. Parmakları, parmaklarıma kenetlendiği sırada mutluluktan ağzım kulaklarıma varmıştı.
İçeri geçtiğimiz sırada reklamlar oynuyordu ve etraf zifiri karanlıktı. Sinema ekranının ışığı ile birlikte koltuklarımızı bulduk. Aslında iki tane koltuk büyüklüğünde tek bir koltuktu. Oturduğum sırada Tuğrul hemen yanımda oturuyordu. Film başladığından beri el ele tutuşuyorduk. Gerçekten dediği gibi, bir süper kahraman filminden ziyade bir dram filmiydi. Oldukça farklı bir filmdi. Okan'la geldiğim filmlere hiç benzemiyordu.
Bana sarıldığı zaman ben de ona doğru iyice yaslandım. Geniş omuzlarına doğru uzanmak oldukça konforluydu. O sırada gözüm ister istemez pantolonuna kaydı. Siyah kemerinin tokası parıldırıyordu ekranın ışığında. Aynı zamanda loş ışıkta bile önündeki kabarıklığı fark etmiştim. Merak ettiğim sorunun cevabını aslında alabilirdim. Ama gözlerimle görmeden önce hissetmemi istediğini söylemişti. Eşimle ne yazık ki renkli bir cinsel yaşamımız hiç olmamıştı. Sanki bir görevi yapar gibi bana yaklaşırdı. İlk başlarda oldukça tutkuluydu ama ben ona onay vermemiştim pek çok şey için. Ancak Tuğrul'la olanlar... Bambaşkaydı.
Yavaşça başımı kaldırdığım zaman onun da bana baktığını gördüm ve dudaklarımız yavaşça birleşti. Sinemanın sesi kulaklarımda çınlarken, onun o güzel, etli dudaklarını hissetmek beni deli ediyordu. Çamaşırımın ıslandığını şimdiden fark edebiliyordum. Dili, dilime değdiği anda kendimden geçtiğimi fark ettim.
Ona sarılan elimi, kendi eli ile tuttu. Beni öpmeyi bırakıp yavaşça dudakları önce çeneme, oradan da boynuma kayarken, baş örtümün üzerinden kulağıma fısıldadı.
"Bana sorduğun soru... Hala merak ediyor musun beni?" dedi.
"Evet... Hem de çok..." diye fısıldadığım anda elimi tutup pantolonunun üzerine götürdü. Öpüştükten sonra önündeki kabarıklık büyümüştü. Şimdi oldukça belirgindi. Parmaklarım kumaşın üzerinden dokunurken ne kadar da kalın olduğunu fark ettim. Pantolonunun ceplerine kadar da uzanıyordu. Gerçekten de büyük olmalıydı. Onun eli ise bacaklarımı, eteğimin üzerinden okşamaya başladığında dudaklarımdan hafif bir inleme çıktı. Sinemanın gürültüsü yüzünden kimse duymamıştı iyi ki.
Eteğimi sıyırmaya başladığında parmakları yavaşça tenime değdi. O sırada ben de onun erkekliğini pantolonu üzerinden okşamaya başladım. Tuğrul'un parmakları bacaklarımı keşfederken kasıklarıma yaklaşıyordu. Nefes alışverişlerim hiç olmadığı kadar hızlanmış, kalbim deli gibi atıyordu.
"Çok güzelsin..." diye fısıldadı. Aynı anda parmak ucu çamaşırıma dokundu. Kumaşın üzerinden kadınlığıma ilk defa dokunuyordu.
"Ahhh... Kendimi kontrol edemiyorum. Bana neler yapıyorsun böyle..." diye inledim onun kulağına.
"Merak etme... Herşey benim kontrolümde..." dedi ve ikinci parmağı ile kumaşa dokundu. Hafifçe çamaşırımı çektiği sırada parmakları kadınlığıma dokundu. O anda eriyorum zannettim. Banyodaki o an aklımdan hiç çıkmıyordu. Şimdi ise, parmakları ile beni keşfediyordu. Elimi daha sert bir şekilde pantolonu üzerinden bastırıp onun erkekliğini okşamaya devam ettim. Deli ediyordu beni... Kabarıklığından anladığım kadarıyla ben de onu deli ediyordum. Yine de şu durumda bile soğuk kanlı duruşunu korumaya çalışıyordu. Her anlamda sert, buz gibi bir yanı da vardı. Tutkuyu, otoritesi ile harmanlaması inanılmaz çekici geliyordu bana.
"Cevabını aldın mı..." diye fısıldadı.
"Tam değil... Ama evet..." dedim nefes nefese kalmış bir şekilde.
"Tenimi hissedince daha çok seveceksin." dedi ve dudaklarıma yapıştı tekrar. Dili, dilimle dans ederken parmakları da beni okşamaya devam ediyordu. Hiç beklemediğim bir anda bir parmağını hafifçe içime soktu. İnlediğim zaman daha sert bir şekilde öpmeye başladı. Artık dayanacak bir halim kalmamıştım. Erkekliğini okşayan elimi beline doladım ve kendimi iyice ona yapıştırdım. Kaskatı kesilmiştim. Titremeye başladığım sırada hayatımda hiç boşalmadığım gibi boşalmaya başladım. Tuğrul'un parmaklarına boşalıyordum... Beni sadece dokunuşları ile ne hale getirmişti.
Yarı baygın bir hale gelmiştim. Gevşediğim sırada gözümü açtım. Bana bakıyordu. Gözleri çok güzeldi.
"Kendi tadına daha önce baktın mı?" dedi.
"Kendi tadıma mı..." dedim. Daha kendime bile gelememiştim. "Hayır..."
"Çok şey kaçırıyorsun bence..." dedi gülümseyerek. Aynı anda elini eteğimin içinden çekti ve parmakları dudaklarının içinde kayboldu. Eline boşalmıştım ve şu anda benim tadıma bakıyordu. Bacaklarımın arasında bir yangın yeniden alevlenmişti. O kadar seksi bir andı ki bu, bana zevk patlaması yaratıyordu resmen.
"Ne olacak böyle..." dedim çaresiz bir şekilde. Gerçekten de böyle ne olacaktı? Bizim sonumuz ne olacaktı.
"Merak etme sen... Prensesim benim... Ben hepsini halledeceğim. Kralına bırak." dedi ve beni öptü. Dili, dilime değerken o anda kendi tadıma da baktığımı fark ettim. Hafif tuzlu bir tadım vardı galiba. Yine de tam emin olamamıştım.
Filmin bir kısmını kaçırsam da yüzümde bir gülüseme vardı. Hızlıca toparlandık.
Film bittikten sonra dışarı çıkarken bana "Zamanın var mı? İstersen bir şeyler yiyelim." dedi.
"Hayır... Ne yazık ki... Eve gitmem lazım Okan gelecek biliyorsun." dedim.
"Tamam prenses... Sorun yok." dedi ve arabaya doğru yürümeye başladık. Yürürken el ele tutusuyorduk. O kadar mutluydum ki... Bunu tarif edecek bir kelime bulamıyordum.
"Galiba bu filmi bir daha izlememiz gerekecek." dedim gülerek.
"İzleriz. Ama yine hepsini izleyeceğimizi garanti edemem." dedi bana bakıp gülümseyerek.
Beni aldığı sokağa geldiğimizde etrafı kontrol ettim. Kimse yoktu.
"Teşekkür ederim bugün için..." dedim.
"Esas ben teşekkür ederim. Çok güzeldi. Çok güzeldin..." dedi ve uzanıp dudaklarıma bir öpücük kondurdu.
Uzun opemezdim onu burada. Etrafı bir kere daha kontrol edip dışarı çıktım. Arkamdan bakıyordu. Ben eve girene kadar beklemişti. Eve girdiğimde ona mesaj attım.
Koltuğa oturdum. Televizyonun sesi bir hayli yüksekti. O sırada yansimami gördüm küçük aynadan. Yanaklarım kızarmış, yüzüme kan gelmişti. Ağzım kulaklarımda o kadar mutlu görünüyordum ki bir an bunun ben olup olmadığını bile sorguladım.
Beni çok mutlu etmişti.