bc

Güz

book_age18+
0
FOLLOW
1K
READ
family
HE
drama
bxg
serious
kicking
soldier
small town
war
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

Gök gözlü yüzbaşımız ile güzlerin güzü, güllerin güzeli Hazan’ın hikayesinin ilk bölümü..

chap-preview
Free preview
1.Bölüm
Güneş alnıma alnıma vururken gözlerimi kıstım. Uzun bir soluk çektim içime. Bu sıcakta bu güneşte asla adam akıllı hareket edilmezdi. Çünkü insanı yoruyor, elden ayaktan düşürüyordu. Usulca çeşmenin başında durduğumda köyün insanları etrafta dolanıyordu. Kızlar başlarında yazma ellerinde kovalarla su taşıyorlardı evlerine. Erkekler tarlada iş tutmaktan ter bağlayan gömleklerinin düğmelerini karınlarına kadar açmış sırt üstü ağaçların altında uyuyorlardı. Çocuklar etrafta top koşturuyor, ip atlıyorlardı. Ben ise kendimi zar zor buraya atabilmiştim. Evin gürültüsünden bunaldığım için köyün orta yerindeki çeşmeden avcuma su doldurup yüzüme vuruyordum. Suyu kapattım. Saçlarıma taktığım fuları çözüp ıslattığım yüzümü ve boynumu silmeye başladım. Özenle katlayıp salık saçlarımı havalandırdım. Tam o esnada üzerimde bir çift bakış gördüm. Başımı kaldırdığımda karşımda Tuğrul Komutan vardı. Yüzbaşıydı ve köyün epey uzağında olan karakolda askerlik yapıyordu. Buraya beş ay önce gelmişti. Geldiği günden beri de amcam köyün ağası diye tanışıp ahbap olmuşlardı. Burada olan biten ne varsa amcamdan öğrenmeye çalışıyordu. Amcam da pek tabii söylüyor işleyişten ve düzenden bahsediyordu. Hakkari’nin küçük bir köyüydü burası. Çok gelen giden olmazdı dağın eteklerine kurulu diye. Bu yüzden burada yaşayan üç yüz küsür kişi de birbirini tanır ederdi. Sorun sıkıntı olmadığı için amcam da komutana anlatmaktan çekinmezdi. Şimdi ise karşımdaydı. Üzerinde üniformaları vardı. Ceketini üzerinden çıkarmamış kısa kollu olduğu için tenini parlatmıştı. Bir eli cebinde öbürü dudaklarında yaktığı sigaradaydı. Göklerden güzel mavi gözleri ise benim üzerimdeydi. Uzun boylu, endamlı bir adamdı. Kumraldı. Saçları asker tıraşıydı. Gözleri maviydi ancak kısıktı. Neredeyse hiç belli olmazdı. Ciddi durursa şayet o mavilere karalar düşerdi ama. İnsanı korkuturdu heybeti. Yine de köyün tüm kızlarını peşine takmıştı bile. Yakışıklılığı dilden dile dolanıyordu ve bende bunları duyuyordum. Ben ise zıddıydım onun. Tenim beyazdı ancak saçlarım geceden siyahtı. Gözlerim saçlarımın gölgelerini taşırcasına kocamandı. Kirpiklerim biçimli kaşlarıma çarpardı. Burnum küçük dudaklarım iriydi. Yüzüm tatlı olmaktan çok daha olgun hatlara sahipti. Bu yüzden henüz on altıyken bile görücü çıkmıştı. Şimdi yirmi yaşındaydım. Gelen giden elbet oluyordu fakat amcam gönlümün olmadığını bildiği için gelenlere olumsuz cevap veriyordu. Bakışlarımı ondan koparmama sebep olan şey yanıma gelen Elif’ti. “Sabah şerifleriniz hayrolsun Hazan hanım! Günü aydırmışsınız maaşallah.” Gözlerine bakındım. Benle boyu hemen hemen aynıydı. Belki bir tık daha uzun olabilirdi. En nihayetinde bu köydeki yaşıtlarımdan biriydi. Başında siyah yazması, üzerinde aynı renk elbisesi ile elleri belinde kahve gözleri üzerimdeydi. “Sana da günaydın.” dedim soğuk bir ses tonuyla. İki yan tarafta ki evde oturuyordu. Komşumuzdu. “Az bak komutana, az! Gözlerin düşecek şimdi önüne!” Kaşlarımı çatıp ters ters yüzüne baktım. Saçma sapan imalar yapması hoşuma gitmedi. “Bakmıyorum ben kimseye. Ayrıca sana ne. İstediğime bakarım istediğime bakmam!” Aksi oluşuma dudak kıvırarak baktı. “Tabi tabi. Sen böyle istediğine bakmaya devam edersen iki güne adın çıkar.” Ona göz devirdim. Buradaki işleyiş gün geçtikçe canımı sıkmaya başlıyordu. Burada doğup büyümüş olmama rağmen bir de. “Uğraşamam seninle.” dedim ve arkamı dönüp yanından gitmek için adımladım. Daha da seslenip bir şey demedi ancak gülen kıkırtısı kulaklarımı kanattı. Elif’e duyduğum öfkeyle eve gittim. Köydeki en güzel ev olabilirdi. İki katlı, dışı boyalı, geniş bahçeli çok güzel bir evdi. Amcam burada iki oğlu ve eşiyle tek yaşıyorken henüz 14 yaşında annemle babamın İstanbula giderlerken yaptıkları kazadan ötürü Efe ile beni amcam yanına almıştı. Çünkü o kazada kurtulan olmamıştı. Efe annemle babam öldüğünde henüz 1 yaşında küçücük bir bebekti. O ara yengemin de küçük oğlu Ahmet aynı yaşlarda olduğu için Efe’nin süt annesi olmuştu. Altı senedir yanlarındaydık ve bir kez olsun başımızı okşamaktan geri çekilmemişler Yılmaz abi bana abilik yapmaktan gocunmamıştı. Yanlarında huzurlu ve mutluyduk. Elbette ki benim aileme olan özlemim onlara duyduğum hasret bitmemişti. Ancak şimdi yanlarında olduğumuz ailenin birer ferdiydik. Bahçe kapısını açıp içeriye girdim. Yazın hava çok sıcak diye yengem dış kapıyı açık bırakırdı. Önündeki perde de sinekler girmesin diyeydi ancak her geçişimizde eve bir sürü sinek giriyordu bile. Çok da işlevi olmayan o perdeden geçip uzun koridorda ilerlediğimde mutfaktan adım seslenildi. “Hazan! Sen mi geldin kızım?” Yengemi işittiğimde hızlıca koridorun solunda ve sonundaki büyük mutfağa girdim. Duvara yaslı olan küçük masaya oturmuş karşıya asılan televizyondan dizisini izliyor sarma yapraklarını teker teker ayırıyordu. “Hayırdır yenge? Neyin hazırlığı bu?” Genelde evde sık sık sarma sarılmazdı. Sarılırsa da misafir gelecek diye yapılırdı. Ben karşısındaki sandalyeye oturacakken konuştu. “Akşama amcan Murat albayla Tuğrul komutanı çağırmış eve. Onun için yapıyorum.” Kaşlarım havalandığında kalktı sandalyesinden. “Gel sen otur buraya. Ben içini getireceğim şimdi.” Mesajı aldım. Bu yüzden onun yerine kuruldum ve önüme bir yaprak çektim. O tavayı alıp masanın ortasına bıraktı. Tatlı kaşığıyla içini doldurup sarmayı sarmaya başladım. “Sen sararken ben de evi bi süpüreyim.” “Çocuklar nerede?” dedim. “Yılmaz yaylaya götürdü.” Yılmaz abinin çocukları yaz olduğu için yaylaya götürmesi artık 6 senedir alıştığım bir durum olmuştu. Onlara iş öğretiyor, hayvancılığı gösteriyor, aynı zamanda da gezdiriyordu. Gönlüm rahattı. Yengeme kafa salladığımda sarmaları sardım. O da evi süpürdü. Yemekleri pişirdik. Akşama geldiğinde ise önce çocuklar geldiler eve. Efe de Ahmet de banyo yapmışlarken ben odama geçmiştim. Efe Ahmet ile aynı odada kalıyordu. Biz Yılmaz abi ile farklı odalardaydık. Bu yüzden bunun rahatlığı ile üzerimdeki elbiseyi çıkardım. Dün banyo yapmanın rahatlığı ile siyah yakası muhafazakar bir edayla kapalı olan kısa kollu ayak bileğimden bir karış yukarıda biten yazlık elbisemi giyindim. Saçlarımı ise taradım. İki tutam alıp arkada birleştirdim. Perçemlerimi önüme alıp aynadaki aksime göz gezdirdim. Omzumdan aşağıya düşen bir tutam saçımı parmağıma dolarken gözlerimin önüne yüzbaşının yüzü düştü. Yüzümde ince bir tebessüm oluştu. Bir anda yanaklarım kızardığında silkelenerek kendime geldim. “Saçmalama Hazan. Saçmalama! Kaç yaşında adam!” Saçlarımı sırtım attım ve yerdeki elbiseyi alıp sepete koyarak alt kata indim. Ortalıkta kimse yoktu. Yılmaz abi çocuklardan sonra duşa girmiş olmalı ki ıslak saçları ile koltukta uzanıyordu. Elindeki telefona bakıp sırıtarak mesaj atıyordu birine. Tek kaşımı kaldırdım. “Abi?” dedim sorarcasına. Beni görünce yerinde dikeldi. Toparlanıp oturur pozisyon aldı. Saygılıydı. Küçüğüne de büyüğüne de öyleydi. “Hayırdır neye gülüyorsun?” Yanını gösterdi kaşlarıyla. Yanına gittim. Ben koltuğa oturunca telefonun ekranına baktım. Galeriye girdi ve bana en üstte sarışın bir kızın fotoğrafını açtı. “Yok artık!” dedim kendimi tutamadan. “Çok güzel değil mi?” dedi fotoğrafa içi gidercesine bakarken. Sarı uzun saçları, bal rengi gözleri, ince dudakları ve bebeksi yüz hatlarıyla gülerek çekinmiş bir fotoğraf vardı telefonda. “Çok güzel tabii, adı ne?” “Zeynep. Farklı bir köyden, müşterinin kızı. Dört aydır konuşuyoruz.” Gözlerim açılıp dudaklarım büküldüğünde konuştu. “Şu işler bi’ yoluna girsin evi alayım babama diyeceğim isteyelim.” Amcam ağa olduğu gibi hayvancılık da yaptığı için işi gücü olan bir adamdı. Yılmaz abi de aynı şekilde esmer uzun boylu bir adam olduğu gibi eli kolu iş tutan bir adamdı. Bu yüzden evlenmek istemesine şaşırmadım. 24 yaşındaydı. Okumamış liseden sonra babasına yardımcı olmuştu. “Kızın haberi var di mi?” Kafa salladı. “Var. Babalarımız zaten tanışıyor. Sıkıntı olmaz.” İçten bir şekilde güldüm ve omzuna vurdum dostane bir tavırla. “Çok mutlu oldum, abi! Evlen de düğün yüzü görelim!” Güldü. Telefonunu kapatıp ayağa kalktı. Üzerindeki siyah pantolonunu düzeltti. “Ben evlenirim de,” deyip kinayeyle bana baktı. “Sıra sana geliyor. Ortada adam yok.” Arkama yaslandın ve omuz çektim. “Ne gerek var? Sen evlen kafi.” Güldü. Sonraysa ciddileşti ve konuştu. “Var mı abim gönlünün düştüğü biri. Ben öyle geri kafalı değilim buradakiler gibi. Söyle bileyim. Konuşurum kim olduğunu kimlerden olduğunu öğrenirim.” Aklıma tek bir isim düştü. O ismin sahibi de bir saat içinde eve gelecekti. Bunu ben bile kendime yeni yeni anlatıyorken şimdilik Yılmaz abinin bilmesine gerek yoktu. Zaten benden büyük olduğu için elbette hoş bakmazdı. Farkedebiliyordum bunu. “Yok canım. Kim olacak?” “Onu sen bileceksin kızım!” Yutkundum ve başımı her iki yana salladım. O ise üzerime düşmedi. Odadan çıkıp gidince bu akşamın kötü geçmemesi için, komutanın varlığımı farkedebilmesi için dua ettim.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

The Lone Alpha

read
125.6K
bc

Secretly Rejected My Alpha Mate

read
36.1K
bc

The Luna He Rejected (Extended version)

read
616.5K
bc

Claimed by my Brother’s Best Friends

read
821.8K
bc

His Unavailable Wife: Sir, You've Lost Me

read
10.7K
bc

Bad Boy Biker

read
8.8K
bc

The CEO'S Plaything

read
19.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook