73. bölüm Selim 💔 Nurseli

3626 Words
Selim ve Alp koltukta oturmuş Doğan'ı beklerken Alp özür diler gibi mahcup bir ifadeyle, "Selim, sen sinirliydin, görünce kötü olursun diye gönderdim." deyince, Selim, avuçları arasına aldığı başını sıkarak yere bakarken derin bir nefes çekip, "Tamam üzülme, ama bir daha bir şey olursa benden saklama." derken Doğan yanlarına geldi. Saçlarından aşağı sular üzerine damlarken o Selim'in karşısındaki koltuğa oturdu. Selim, başını kaldırıp ağlamaklı bakışlarının altından meraklı gözlerini gösterdiğinde, Doğan kollarını yana doğru açıp derin bir nefes çekerek, "Haberler kötü kardeşim." dedi. Selim: "Selim'den haber var mı onu söyle?" Doğan: "Yeter lan yeter! Selim de Selim... Selim'den başka derdin yok mu senin. O kız ne olacak... sen... siz... duygularınız ne olacak!" Selim: "Ne aşkı ne duygusu Doğan, kız benden intikamını almak için aşık etmiş." Doğan: "Selim, dua et kollarımda mecalim kalmadı, yoksa seni yumruk manyağı yapardım. Lan kız orada perişan hâlde." Selim, bu seferde alaycı bir şekilde dudaklarını kıvırıp başını sallarken, "Yaa ne demezsin, çekirdek bademle matem tutuyor." deyince Doğan dayanamayıp bağırarak ayağa kalktı. Alp'in engel olmaya çalışmasına rağmen yakasından tutup sallamaya başladı. "Ne biliyorsun laann, sen ne biliyorsun. Bugün de limonata içti, ağlayarak, yalvaran gözlerle limonata içti... Zehir içiyor gibiydi... ama içti... Zorla içti...Kendimi nasıl zor tuttum sen biliyor musun?.. Siz kardeş değilsiniz, sizin engeliniz yıllar önce kaybolmuş, yaşıyor mu o bile bilinmeyen biri diyemedim. Bu acıların sebebi kocaman bi yalan dememek için tuttum kendimi, sana güvenmediğim için tuttum kendimi?" Selim şaşırmış gibi bakarak o kadar konuşmaya sadece, "Ne kardeşi?" dedi. Doğan, Alp'in elini kendinden itip yerine oturdu. Islak saçlarını sıkıp arkada topladıktan sonra, "Sizin köydeki akrabanız yok mu?" diye sordu. "Kezban?" "Her ne yılansa... O Nurseli'ye 'evlatlıksın' demiş." "Nee?" "Ne yaaa neee? Kız seni abisi zannediyor." "Ne demiş, nasıl demiş, anlattı mı çabuk söyle. "Sizin resminizi göstermiş. Bu senin gerçek ailen demiş, baban seni bir inek bir ev karşılığı sattı demiş." Alp: "Vay anasını yaa, bir zamanlar Hilde için demiştim ama şimdi bu kadına diyorum. Plana bak abii! Selin buraya gelecek Selim'i abisi zannedecek aşık olmayacak ve evlenmeyecek. E kimse de sormayacağı için plan tıkır tıkır işleyecek." Doğan: "Ama öyle olmuyor işte kardeşim, kader diye bir şey var. İstediğin kadar plan yap. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. Selim: "Kendimi bildim bileli Kezban teyze ilk defa doğru bir şey yapmış!" Doğan: "Ne demek doğru bir şey yapmış? biz kardeş değiliz diyeceksin değil mi?" Selim: "Hayır söylemeyeceğim." Alp: Saçmalama Selim!" Doğan: Bu saçmalamak değil ki, daha üst bir şey, resmen sıçmak... 'Selim üzerine de tüy dikme' diyecektin." Selim: "Karışma Doğan, o kız evli ve benim yengemm. Asuman abla sana ne ise oda benim için öyle. Sen benim işime karışma da Nurseli Alp'ten ne isteyecekmiş neden gelmiş onu söyle." Doğan: "Ne halt yersen ye geri zekalı. Pişman olup kafanı duvara vuracağın zaman beni de çağır, arkadan destek olayım aptal... Kız sana aşık, seninle kardeş olmayı istemiyor, anlamak için de DNA testi yaptırmasını isteyecekmiş ama Alp bey ilk sınavda başarısız olmuş. Silmiş onu defterden. Bana yalvardı bende sana güvenmediğim için kardeş değilsiniz diyemedim." Selim: "İyi yapmışsın." Doğan: "Senin inadını s.kiym Selim. Lan aşıksın işte, karşılığı da var. Hemde hak etmediğin kadar... Dünya da kaç insan bir kişiye farklı bir zamanda iki kere aşık olur. Demek ki kaderiniz de birlikte olmak var... Neden bu inat neden?" Selim: (isyan ederek) "Lan bana bak, bana kolay mı sanıyorsun, ben nasıl nefes alıyorum sen biliyor musun?.. On altı yılım ona hasretle geçti... Ne yapayım ne sen söyle... Sen kardeşimle evlisin ama ben aşığım mı diyeyim?" Doğan: "Adam yok Selim, ortada adam yoksa evlilikte olmaz." Selim: "Var lan var, Selim yaşıyor. Gelmiş kızı almış, kimliğini istediği gibi değiştirmiş, okulunu ayarlamış yurdunu ayarlamış, kim bilir arkasından daha neler yaptı, yada yapıyor." Doğan: "Kim abi o zaman, bu saydıklarını yapacak kodoman kim? Araştır!" Selim: "Araştırıcam zaten de sırf vicdanın rahat değil diye itiraf etmiş adamın dosyasını tekrar açtırdığın için bi yere gidemiyorum." Doğan: "S..tir et lan dosyayı, delil yetersizliği de bırak o zaman! Kendi öldürdüm diyen adama mı acıyacağım. Benim için Nurseli daha önemli." Selim: "O kadar kolay değil işte. Düşmeden önce kadının omuzları çıkmış." Doğan: "Biliyorum. Ne var bunda?" Selim: "Salak mısın numara mı yapıyorsun. Belli ki düşmeden asılı kalmış. Kol çıkacak kadar asılı nasıl kalır, biri tutuyordu demek ki? Mustafa bir şey gizliyor." Doğan: "O kadarını bende anladım, aptal değilim merak etme ama o biraz daha bekleyebilir, rahatça yatıyor orada, ben gelene kadar biraz daha yatar bir şey olmaz. Hilde'nin doktoru izin verir vermez buraya geleceğim zaten. Sen onu bana bırak, işine bak." Selim: "Sen bilirsin ama bi DNA yaptırdım onun sonucuna göre hareket edicem." Doğan: "Lan başkasına yaptığın şu fedakarlıktan Nurseli'ye de yap ne olur. Al git, amerikaya git Yunanistan'da babanın kuzeni yok muydu ona git. Kaçır kızı." Selim: "Babamdan bi evlat kopardım, iki tane daha koparayım değil mi? Ne kadar akıllısın yaa! Selim gelip benim Selin'le kaçtığımı görünce tekrar gitmez mi? Babam ne hâle gelir? Ne anladım o işten..." Alp: "Doğan, şuan gerçekten saçmalıyorsun... Abi bi oturun artık da sakince konuşalım. Ne yapacağız bi bakalım." Doğan: "Ya bırak Allah aşkına, ne umdum ne buldum." Selim: "Bana bir şey söylemiştin hatırlıyor musun, Selin'e birini seçelim kendine aşık etsin sende kurtul diye." Doğan: "Selim, elimde kalırsın doğru konuş. Sinir ve üzüntü kat sayım sınırlarda zaten, seninle boşaltmayayım. Sen de hani diyordun, ben Selim'in karakterine büründüm diye ben surette Fatih'im ama özümde Selim oldum demiştin, e hadi ol işte... O Selim, Selin'in bu halde olmasını ister miydi. Gözünden yaş akıtır, onu boşlukta bırakır mıydı." Selim: (acı içinde gülümseyerek) "O bırakmazdı ama başkasının namusuna da yan gözle bakmazdı." Doğan: "Namusu olmamış anlıyor musun olmamış, belki de Nurseli'ye yardım eden başka biri. Lan o kadar milletvekili içinde yaşları otuzun altı kaç erkek olabilir. Aç bak: yüzü, öz geçmişi en tanıdık kimse onu araştır. Alp: "Liseden sonra bile nasıl değiştimizi bilmiyor gibi konuşma Doğan, kara kaşına gözüne mi baksın. Nurseli'nin adını yaşını değiştiren kendi yüzünü kimliğini değiştirmez mi, belki de şuan otuz yaş üstü bir kimliği var onu bile bilemiyoruz. Ayrıca geçen sene seçim olmadı mı? Belki de adı hâlâ Selim ve geçen dönem milletvekiliydi. Doğan: "Yani biz bir milletvekili arıyoruz öyle mi, kesin mi?" Selim: "O bile kesin değil ki. Atakan'ın avukat milletvekili tanıdığım var demiş. Nurseli'nin ailesi hiç görmemiş adını soyadını hiç bir şey bilmiyor. Doğan: "O avukatı bulalım. Araştıralım." Alp: "Ben buldum. Sen o günden sonra rahat uyuduğumu mu zannediyorsun?" Selim: "Nasıl? Nerede?" Alp: "Adam Almanya'da yaşıyor ve yıllardır Türkiye'ye gelmemiş." Selim: "Ne diyorsun yaa?" Alp: "Yani ya adam yalan söylüyor yada karşımızda öyle profesyonel biri var ki avukat kılığına da girmiş." Doğan: "Aynı isim olabilir." Alp: "O zaman daha kötü çünkü diğeri ölü. Sağ olarak ulaşabildiğim bir tek o var. Sınırdan kaçak giriş çıkış yapmamışsa adam doğru söylüyor." Selim: "Ben dosyayı kapatınca Atakan'ı bi göreyim, bakalım avukatı kim?" Doğan: "Sen dur salak, Alp yada ben yaparım. Nurseli öğrenmeden yapalım. Atakan nerede?" "Bilmiyorum ki, nişanlısı ve kardeşi burada da o gitti mi bilmiyorum." Doğan: "Sen öncelikle onu öğren." Selim: "Doğan, bu işin peşini bırakın, eninde sonunda onlar bi şekilde buluşup evlenecek. Olan bana olur, o kadar uğraştığım çabalarıma olur." Doğan: "Dur bi dakika yaa, senin planın ne?" Selim: "Hiç bir şey, şuan ne ise öyle kalması için çabalamak." Alp: "Nasıl?" "Selin, ailesi olmadığımızı öğrenmeyecek, annemle babam da onun bizi ailesi zannettiğini bilmeyecek." Alp: "Saklayacak mısın yani?" "Selim'i bulana kadar evet. Onu bulunca Nurseli'nin istediği testi Selim'le yapıp yola devam edeceğim." Doğan: "Haydaa, dön dolaş başa geldik yine." "Bak Doğan üzerime gelme. Yoksa anneme giderim, Selin'den başka kimi uygun görüyorsanız evlenmeye razıyım derim." Doğan: "Git lan... git hadiii... Kızın yirmi yıllık arkadaşıyla evlen hadi... O bilekleri saçma sebepten kesene geçerli bir sebep ver yürü hadi... Hem aşkını, hem arkadaşını al elinden..." "Bende arkadaşlarım arasından bulurum." Doğan: "Süpersin yaa, kimi mesela?.. Pınar olur mu? Benim Zeynep'e yaptığımı yap yürü. Ben o kızın ahını aldım yüzüm gülmüyor, git sende Pınar'la Selin'in ahını al bakalım ne oluyor." Alp: "Doğan bi sus... Selim sende saçmalama, dur durduğun yerde, bak oğlum bi düşün... Selim, Nurseli'ye bu kadar yakınlaştı madem, iki yıldır seninle sevgili olduğunu bilmiyor muydu sence, illa ki sizi ayırmak için bir şey yapardı değil mi? Senin yoluna engel çıkartırdı, Nurseli'yi senden uzaklaştırırdı, bir şey yapardı yani. Demek ki oda Selin'den ümidini kesti, sadece hayatını güzelleştirmeye çalışıyor... Olamaz mı?" Selim: "Tamam lan, dediğiniz gibi olsun diyelim, ben bunu Nurseli'ye nasıl söylerim. Lan adamın yine gelip boşaması lazım. İkisininde seninle olmak istemiyorum demesi lazım kii Doğan şahit, Selin sürekli onu sayıklıyor. Hatırla Doğan!.. Geçen sene Hilde, 'o Selim sen olmaya bilirsin' demedi mi? Ya Selim gelince ona aşık olduğunu hatırlarsa. Yıllardır rüyalarında gördüğü Selim'i karşısında görünce onunla olmayı isterse... Selim'in uygun bir zamanda karşısına çıkmayı beklediğini düşünüyorum, okul bitince mesela. Yada milletvekiliyse dönem bitince." Doğan: (yorulmuş gibi) "Bu kadar konuştuk özet ne şimdi..." Selim: "Özet, Fatih Selim ve Nurseli'nin aşkı buraya kadarmış." Doğan: "İyii, kardeşimi yüz üstü bıraktığına göre, abisi olarak ona sahip çıkıp ben gelene kadar da yanında olacak birini bulayım, malûm Alp kovduğu için bacım onunla konuşmak istemiyor... Nurseli bulacağım kişiye de aşık olur mu olmaz mı bilemeyeceğim, o da sana ne kadar bağlandığına ve emanet edeceğim kişinin seni unutturma çabasına kalmış, kusura bakma." Selim: "Ben öldüm Doğan... İstediğin kadar uğraş canımı acıtamazsın..." "Peki öyleyse, hemen şuan ayarlıyorum. Hatta dur, Alp'e soracağım ki aklına bir şey gelmesin. Alp, ekranına bak bakalım seni en son kim aramış?" Alp: "Doğan saçmalama!" Doğan, "Sen bakmazsan ben bakarım." deyip Alp'in telefonunu alıp ekranda yazan ismi sesli okuyunca Selim ayağa kalkıp Doğan'a yumruk attı. "Furkan Komiser!" Alp, Selim'i çekerken Doğan kanayan dudağını silip, "Nurseli'ye Furkan'dan iyisi olamazdı." diyerek Selim'in damarına basınca Selim, "Git lan git. kimi istiyorsan ayarla, kardeşin, kaynın, kuzenin ama benim çevremden, tanıdığımdan olmasın. Emniyetten biri olmasın. Furkan olmasın. Öldürürüm onu." dedi, kükreyerek. "Ben sana karışmıyorsam sen de bana karışma. Sana o gün bir şey daha söylemiştim. Nurseli'yi üzersen arkadaşlığımız biter diye. Ben gidiyorum ama bir gözüm burada olacak. Yat uyu kendine gel... Yarın Nurseli ile buluşacak ve onun ümidini kırmadan ayrılacaksın... Beni bahane et, hiç sıkıntı değil ama onu hayata küstürürsen hayatına sıııı...karım. Ölene kadar huzur vermem sana." "Tamam." "İnşaallah tamamdır Selim, inşaallah tamamdır." Doğan, Selim'e iğrenerek bakıp dışarı çıktı... Kapıdan çıkarken Alp yetişip Doğan'a kızacakken Doğan'ın ağladığını gördü... Doğan kulağına eğilip, "Sen ona iyi bak, onun yanında ol. Bende onun aklında kalacak kişiye sahip çıkayım. Yoksa o kafayı yer..." deyince, Alp içerideki sözlerin hepsinin oyun olduğunu anladı. "Ne yapacağız?" "Bilmiyorum... Burada olsaydım bu kadar çıkmazda olmazdım ama elim kolum bağlı hissediyorum. Ne yapacağım bilmiyorum." "Sen merak etme, Hilde'ye de belli etme. ben Nurseli'ye göz kulak olurum." "Ol tabi şerefsiz ama doğru dürüst ol. Bir süre de uzaktan ol. Kız sana çok kırgın." "Ne bileyim oğlum, şoktan ne yaptığımı bilemedim. Aptal kafam yerinde miydi bi sorsana." "Tamam hadi. Git yanına. Ben çıktım." "Nereye gideceksin?" "Bilmiyorum ki kafama göre, otel pansiyon yada arabada uyurum belki!" "Eve gitmeyecek misin?" "Yeminim var, o kapıdan Hilde kucağımda gireceğim." "İnşaallah kardeşim inşaallah..." •~~~~~~• Abim içime su serpmişti... Bir haftadır ilk defa acıktığımı hissetmiştim. Kendime sandviç hazırlayıp en rahat nefes aldığım yere, balkona çıktım. Nazlı, bende ki değişimi fark etmiş gibiydi...Yanıma oturup imalı imalı bakıp gülüyordu. Ekmeğimden bir ısırık alırken aradan çıkıp dudağıma bulaşan domates suyunu parmağımla silerken, "Nee, neden öyle bakıyorsun?" dedim merakla. "Seliiiinn aşk olsun!" "Ne kızım, ne aşk olsunu?" "Neden söylemiyorsun? Bize güvenmiyor musun? Engin söylemese, görmesek öğrenemeyecektik." "Neyi yaa?" "Tamam yaa ben gidiyorum hâlâ anlamamış numarası yapıyorsun." Ayakta gitmek üzere olan Nazlı'nın kolundan yakalayıp masaya geri çektim. "Otur şuraya ne olduğunu açıkça söyle lafı evirip çevirme başım çatlıyor zaten..." "Sizi gördük, sevgilinle seni." "Haaağğ'..." "Yaa öyle yakalanırsın canım. Yakışıklıymış ama haa, çok yakışıyorsunuz." Nazlı, abimi Selim zannetmişti. Ne yapacağımı bilemeden düşünmeye başladım. "O değil" dersem konu uzayacak ve Selim'i merak edip görmek isteyecekti. İtiraz etmeyip, tebessüm ederek ekmeğimden bir ısırık daha aldım. Ağzım doluyken konuşmayacağım için zaman kazanmıştım. Bu zamanımı Nazlı kendi konuşarak doldurdu. "Köyde yabancı biriyle evlenecek bir tek sensin ama biliyor musun?" Merakıma yenilip, "Anlamadım." dedim dilimle sağ yanağıma itelediğim lokmam gözükmesin diye ağzımı kapatarak. "Ben Atakan'la, Engin de bizim köyün kızıyla, Hâle de aynı şekilde ama bir tek sen köy dışından biriylesin." "Hâle kiminle anlamadım?.." "Elif'in bi abisi var Selim, Selma teyze Atakan için 'abisi evlensin aklımda ki o' dedi. Hâle de Selim'den hoşlanmış..." Şuan kendimi Hilde gibi hissediyordum, çiğnediğim lokmayı yutamıyor, elimi kolumu kıpırdatamıyor, bulanıktan karanlığa giden bir görüşle etrafa bakıyordum... ...Selin'in elleri tabağa düşmüş gözleri yukarıya doğru kaymıştı. Nazlı hemen koşup başını tuttu. "Hâleee, hâle koş!.." "Nee, ne oldu?" "Selin fenalaştı." Hâle'nin getirdiği kolonyayı eline yüzüne sürüp birlikte odaya taşıdılar. Evde erkek yokken arkadaşları ilk defa bayılmıştı. Ne yapacaklarını bilemez bir hâlde ağlamaya başladılar. Hâle hemen ağzındaki ekmeği çıkartıp ayaklarını yukarı kaldırdıktan sonra Savaş'ı aradı. Telefonu kapatınca tekrar kolonya ile bileklerini ovalamaya başladı. "Nazlı ne oldu, kapıdan girerken iyiydi. Ne oldu birden." (ağlayarak) "Geri zekalıyım ben, benim yüzümden oldu. Ben ona şeyi söyledim ama iyiydi vallahi iyiydi, yüzü gülüyordu. O yüzden söyledim." "Ne söyledin Nazlı?" "Selma teyzenin seni istemeyi düşündüğünü söyledim." "Of Nazlı of... Selin'in o aileyle ilgili derdinin olduğunu bilmiyor musun? Neden yaptın..." "Sevgilisi ile dertleşmek iyi geldi diye düşündüm Hâle, böyle olacağını bilemedim..." ... Yıllarımı geçirdiğim çocukluk arkadaşım yüzüme eğilmiş beni ayıltmaya çalışırken göz yaşları üzerime damlıyordu... Yutkundum... Hayatım boyunca ilk defa gözümü açtığımda sevdiğim kişinin karşımda olmasından hoşlanmayarak uyanmıştım. Bu da bir ilkti. Onun elinden bir an önce kurtulmak istiyordum. Felç olmanın sırası değildi. Uyan Selin kalk git hadi kızım kalk. Sen yaparsın. Sen güçlü bir kızsın... Kendi kendime telkin etsemde olmuyordu. Hâle'den bedenimi kurtaramıyordum. Ben ondan kurtulmak için uyanmaya çalışırken o beni bırakmış yanımdan hızla uzaklaşmıştı. Selim ne kadar haklıymış, bunu yaşayarak tecrübe etmiştim. "Benim yanımda birini görmeye nasıl dayanırsın" demişti. Ben düşüncesiyle bile böyle olmuşken görmeye nasıl dayanırdım... Hâle'nin boşluğunu iri bir silüet doldurmuştu. Bulanık gördüğüm bu kişinin boğuk duyduğum sesi bana bir nebze de olsa iyi gelmişti. "Selin... Canım... Geldim..." Gülümseyerek gözlerimi kapatıp başımı kollarına bıraktım... ... Savaş Selin'i kucaklayıp hemen dışarı götürdü. Kızlar ile birlikte arabaya bindirdikten sonra Hakan'ı arayıp hastanenin adresi istedi... •~~~~~~• ...Doğan, gittikten sonra Selim ayağa kalktı, elini yüzünü yıkayıp dışarı çıkarken Alp nereye gittiğini sordu. "Eve gidip Selim'in fotoğraflarından alacağım, şu filtreler var ya yaşlanınca nasıl gözüküyor gösteriyor onu yapacağım. Belki bir işe yarar. İyi hissedersem orada kalırım. Sen merak etme. Silahımı versene." "Emin misin?" "Eminim eminim ver, şuan göreve gidiyorum diye düşün." "Tamam. Her şeyin hayırlısı olsun Selim. Bu da geçecek inşaallah." "İnşaallah!" •~~~~~~• ...Selim eve gelince kapıda Engin'in ayakkabısını gördü. Gözlerini devirip, "Bu da bizden çok burada!" diyerek içeri girdi. Engin, annesinin yanında oturuyordu. Diğer yanına oturup, "Hoşgeldin Engin, Ne haber nasılsın?" diye sorunca Engin başıyla birlikte gülümseyerek, "İyiyim abi, sağol. Sende hoşgeldin." dedi Selim, karnını şişiren bir şekilde burnundan nefes verip, "Doğru yaa ben hoş gelip ben gidiyorum değil mi?" deyince Engin'in tebessüm eden yüzü ciddileşti. Selma hanım da Engin'e belli etmeden gözlerini bekleterek Selim'e kızdı... Hakan'ın kapıdan telaşla içeri girmesiyle anne oğulun bakışmaları yarım kalmıştı. "Anne ben hastaneye gidiyorum." "Hayr olsun inşaallah oğlum." "Savaş aradı, Selin bayılmış oraya gidiyorum." Odaya bomba düşmüş gibiydi, herkes şok olmuştu. Selim ne yapacağını şaşırdı. Kezban'ın yalan iki yıl sürmüş ama kendisinin mumu yatsıya kadar bile yanmamıştı. Selma hanım fenalaşıp olduğu yere yığılınca Hakan ve Leyla koştular... Selma hanım güçlükle, "Git, beni bırak ona git." diyordu. Engin ve Hakan çıkarken Selim de peşlerinden çıktı. Aşağıya inince Selim Engin'e, "Ben eve dönmeyeceğim sen arabanla gel." diyerek Engin'i bindirmedi. Birlikte arabaya binip yola koyuldular. Selim, Nurseli'nin bayılması bir yandan abisinin Nurseli'nin Selin olduğunu öğreneceği korkusu bir yandan Nurseli'nin de onları öğreneceği korkusu bir yandan neye üzüleceğini şaşırmıştı. Hemen Doğan'ı aradı. "Alo Doğan!" "Ne oldu?" "Hilde nasıl?" "Söyle dinliyorum." "İyi iyi daha iyi olur inşaallah." "Devam et." "Bende abimle yoldayım, hastaneye gidiyoruz." "Eeee?" "Yok yaa annemle babam değil, bizim köyde bi kız vardı, Selin... O bayılmış abimin görev yaptığı hastanedeymiş." "Tamam ben gidiyorum, yakınım zaten. Sen ne yapacaksın, oyalayabilir misin?" "Yok hayır, peşimde kuyruk var. Bi yere kadar. Uygun bir dille söyleyeceğim. Tepkisi ne olur bilmiyorum." "Tamam görüşürüz..." Hakan: "Ne oluyor Selim, Engin mi kuyruk?" "Evet abi o!" "Ne oluyor dedim?" "Abi senden bir şey isteyeceğim bana güveniyor musun?" "Ne oluyor Selim?" "Normalde yarın akşam yemekte konusacaktım ama-" "Leyla söyledi Nurseli ile ilgiliymiş, Selin ne alâka?" "Abi anlatacağım ama önce hastaneden birini ara Selin'le ilgilensin bizde seninle bir yere gidip konuşalım lütfen." "Yine bir şey oldu değil mi. Bu sefer ne?" (ağlamaklı bir sesle) "Abi sakin ol, bir şey yok. Hatta sevineceğin bir şey ama biraz sabır." "Engin'i nasıl atlatacağız." "Orası bende." Selim, dörtlüleri yakıp Engin'i aradı. "Benim acil işim çıktı oraya gidiyoruz, sen beni takip etme." "Hakan abi? Onu alayım mı?" "Gerek yok." "Tamam." ...Selim, telefonu kapatıp ilk sağdan girince düz Engin devam etti... ...Selim yolda yengesini arayıp annesini sordu. "Babam da geldi oturuyoruz." "Yenge, Elif'i alıp gelebilir misin?" "Nereye?" "Konum atacağım." "Ne oldu, bize dondurma mı alacaksınız?" "Babam bilmiyor galiba?" "Aynen... vanilyalı." "Tamam belli etmeden çıkın, yarın ki konuşmayı erkene çektim maalesef." "Hadi yaa, banane sen ısmarlarsan geliriz." "Kapatıyorum yenge görüşürüz." Tamam anlaştık geliyoruz..." ... Leyla telefonu kapatıp, "Elif, abinlerin işi bitmiş, size dondurma ısmarlayalım diyorlar." deyince Elif göz kırparak, "Olur yenge ama ben hâlâ annemle babama bağlıyım. İzin verirler mi bilemiyorum." dedi. Selma hanım Leyla'ya bakıp, "Sen bi mutfağa gel bakayım sonra gidersiniz?" dedi... ..."Ne oldu Leyla?" "Anne bilmiyorum ki, hastaneye gitmiyorlar. Demek ki yanlış anlaşılma falan olmuş, sende boşuna evham yaptın." "Tamam gidin hadi, bana da haber verin..." "Tamam anne..." .... Selim'in attığı konuma gelen ikili merak dolu gözlerle sandalyeye oturdu. Selim'in yüzü asık gözleri yaşlıydı. Hakan'da kardeşini bu hâle getiren şeyi merak ediyor ama konuşamıyordu. Selim, dokunsalar ağlayacak gibiydi... Bir yandan Nurseli'nin nasıl olduğunu merak ediyor bir yandan söze nasıl başlayacağını düşünüyordu. Doğan arayınca ayağa kalkıp bir kaç adım uzağa gitti. "Alo Doğan, nasıl?" "İyi iyi merak etme. Ayılmış yanına giricem-" "Amaa?.. Ne oldu?" "Galiba arkadaşları beni sen zannediyor." "Sevgilisi yani?" "He hee, beni sinirlendirerek zevk mi alıyorsun acaba?" "Tamam. Kapatıyorum." Selim, içi biraz da olsa rahatlamış olarak masaya döndü. Ağlamamak için kendini sıktığı: Dişlerini sıktığı için gelen sesten ve yutkunmasından belli oluyordu. Elif: "Abi, iyi misin? Ne oluyor?" "Ben anlatıp bitirene kadar bana bir şey sormayın, yüzüme bakmayın olur mu? şuan ki gücü bir daha asla bulamayabilirim... •~~~~~~• ...Doğan hastaneye gelip, Nurseli'yi sorunca odasını gösterdiler. Doktor, Selin'i muayene ederken kızlar ve Savaş kapıda bekliyordu. Doğan yanlarına gelip, "Nurseli nasıl?" diye sordu. Savaş Doğan'ı ilk defa gördüğü için siz kimsiniz diye sorunca Nazlı'da ayağa kalkıp, "Selin'in erkek arkadaşı Savaş." dedi. Doğan şaşırmıştı ama bozuntuya vermeden yüzük takılı elini gizleyerek Savaş'a ben Doğan değip kendini tanıttı. "Komisersiniz herhalde?" "E.Evet..." "Kusura bakmayın, Atakan sizden bahsetmişti." "Önemli değil, son durumu ne? "Daha iyi. Serum bitince çıkacağız." "Ben bi telefon edip geliyorum." •~~~~~~• ... İki yıldır ara ara damarlarımda gezen bu sıvının müptelası olmak üzereydim. Küçük silindire dolmak ile dolmamak arasında kalan damlacıkları izlemeye başladım. Sessiz sakin akarak damarlarıma doğru ilerliyordu. Kapı açılıp abimle birlikte girenlere baktım. Onlar tanışmış gibiydiler ama nasıl kim olarak bilmiyordum. Ağız alışkanlığı ile, "Abi." diyecekken abim yanağıma eğilip, "Çaktırma"yı kısık sesle söyleyip, "Nasılsın canım"ı yüksek sesle söylemişti. "Gitmek istiyorum." dedim ağlayarak, hem bu odadan hem bu hastaneden hem bu şehirden hem bu ülkeden hem bu dünyadan. Gitmek istiyordum. İleride olacaklardan korkarak. "Tamam çıkalım hadi." sözüne Hâle itiraz ederek, "Serum bitmedi ama!" dedi. Gözleri gibi artık sözleri de bana batıyordu. Yalvaran gözlerle baktığım abim kolumdan serumu çıkartırken, "Bir şey olmaz, yeter bu kadar." demişti. Boyuna posuna kurban olduğum abim, iyi ki ezmiş ayağımı diye düşünüp güldüm. Bütün sevgimle yüzüne bakarak güldüm. Oda fark etmiş gibi göz kırptı. Ben yatakta doğrulmaya çalışırken abim izin vermeyip, beni kucağına aldı. Boynuna sarılıp kulağına, "Beni bu kızdan uzak tut lütfen" dedim, her göz göze geldiğimde bayılmak üzere olduğum için. Beni arabaya oturtup kapımı kapattıktan sonra, bize bakan üçlüye teşekkür ederek direksiyona geçti. Hâle'ye bakarak, "O kız kim ki?" deyince içimi dökmek için, "Gerçek olmasını istemediğim annemin, oğlunu evlendirmek için düşündüğü kız." dedim yüreğim kavrularak. "Selim'e mi?" diyerek çığlık attı. Ona Fatih Selim'den bahsettiğimi hatırlamıyordum ama onu biliyor gibi sormuştu. "Evet ona!" dedim yine ağlayarak. "Üzülme Nurseli lütfen. Ben yanındayım. Yarın akşam yola çıkacağım. İstersen seni bir yere geçireyim Ayşe gelince birlikte kalırsınız haa? Ne dersin? Söz veriyorum ilk fırsatta da Hilde'yi buraya getireceğim biraz idare et güzelim olur mu?" "Ben iyiyim abi. Yakında o kızlar evlerine dönecek." "Atakan nerede onu göremedim." "O köye gitti." "Bilecik'e değil herhalde?" "Yok değil, benim kendi köyüme." "Anladım. Nurseli bana bi avukat lazım, Atakan'ın avukatı nasıldı." "Çok iyi biriydi." "Telefonu falan var mı sende?" "Var abi? Bir şey olursa bana bu numaradan ulaşabilirsin demişti." "Öyle mi?" "Bi ara sorsana gitmeden görüşeyim, daha iyiysen tabi." "İyiyim abi, arıyorum hemen." deyip telefonumu çıkarttım. Avukatı arayarak hoparlöre aldım. "Alo!.. Basri abi merhaba ben Selin." "Merhaba Nurseli, seninle bir anlaşma yapmıştık, eski adını kullanmayacaktın?" "Iııığmm şey ben tanımazsınız diye düşünmüştüm." "Numaran bende kayıtlı unuttun mu?" "Öyle mi? Çok sevindim teşekkür ederim." "Eee Nurseli, bir sıkıntı yok değil mi?" "Yok, bi abime avukat lazım oldu da, bende senin ipten adam aldığını söyledim. Seninle görüşmek istiyor." "Öyle mi? Acil bi dosya ise beni beklemesin, çünkü ben çok yoğunum o yüzden şuan kabul edemem." Ben, "Hadi yaa, tüh." deyince abim araya girdi. "Avukat bey merhaba, bi konuşup bilgi de alabilirim. Nasıl bir yol izlemem gerekiyor diye." dedi "Merhaba, isminizi öğrene bilir miyim?" "Doğan Bilgin." "Doğan bey, şuan İstanbul'da değilim, siz Nurseli'den numaramı alırsanız daha detaylıca konuşabiliriz." "Peki tamam. Görüşmek üzere. İyi günler." "İyi günler Basri abi!" diyerek telefonu kapattıktan sonra numarasını abime gönderdim... ...Abimle önce Engin'lere gidip anahtarımı aldıktan sonra kızlarla kaldığım eve geldik. Abim, "Biraz uyuyup çıkacağım" diyerek odaya geçti. Kanepeye uzanınca üzerine pike örttüm. "Abi?" "Efendim." "Onlar seni Selim zannetmişler." "Anladım." "Ben bayılınca söyleyemedim." "Söyleme bırak, sen kimsine cevap vermek istemiyorum" "Anladım... Sana ne yapayım." "Bir şey yapma, uyanınca dışarıda yeriz. Evde duramıyorum." "Bendee..." dedim ağlamaklı bir sesle. Gözlerimden kontağı kesmek için kapatınca yanaklarından yaşlar süzülüp sakalları arasında kayboldu. Yutkunduktan sonra, "Git sende biraz yat, çok işimiz var güç topla." dedi. Bende tamam diyerek yanından kalkıp odama yatmaya gittim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD