Selin, hiç bir tepki vermeden, "Görüşürüz!" deyip gitmişti. Selim bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordu ama Nurseli bekliyormuş gibi gitmişti.
Direksiyona başını dayayıp ağlarken kapısı açıldı, çoktan pişman olmuş bir şekilde kapıyı açan kişiye dönüp heyecanla, "Nurseli?" dedi ama gelen Alp'ti.
"Gel... Gel gidelim hadi."
"Gitti Alp, gitti..."
"Ver elini, in aşağı hadi."
Selim, Alp'in yardımıyla arabadan inince karşısında Doğan'ı görüp ağlayarak sarıldı. "Pişman oldum, ikinci defa pişman oldum."
"Gel abi gel. Bitti demekle bitmiyor, o kadar kolay değil. Binin gidin hadi..."
S: "Doğan, bırakma onu git peşinden."
D: "Tamam, onun aklı başına gelip, dönmeden siz gidin. Alp, kemeri tak, kapıyı da kilitle."
A: "Tamam. Dikkatli ol, Selim'i bırakıp gelicem."
D: "Selim, o yanımdayken arayamam haberin olsun."
S: "Bebeğime iyi bak Doğan, sana emanet..."
Doğan bir şey söylemeden kapıyı kapattı.
Alp, arabayı çalıştırıp yola koyulurken Selim camdan bakıp ağlıyordu...
... Dizlerimde derman bitene kadar yürüyüp Selim'in beni kucağına aldığı yere gelince, "ben ne yapıyorum yaa!" dedim. Bu kadar mıydı, bu kadar basit miydi. Olmaz olamaz, o beni bırakmaz, o arabada yine bir şeylerim kalmıştı hiç bir yere gidemezdim...
O araba da umutlarım kalmıştı, aşkım kalmıştı, canımın içi, yaşama sebebim kalmıştı. Onlar olmadan ben nereye giderdim....
Geriye dönüp koşmaya başladım, yıllar önce Selim giderken olduğu gibi yine koşmaya başladım. "Selimm gitmee!" bırakma beni Selim!..
Ben Selim'in arabasına yaklaştıkça o uzaklaşıyordu...
..."SELİİİİİİİİİMMMM... GİTMEEEE!.."
•••"O BEN DEĞİLİM! O BEN DEĞİLİM! O BEN DEĞİLİM!.."
..."SELİİİİİİMMM... BIRAKMA BENİ...GİTMEE!.."
•••"DURMAAA... SAKIN DURMAAA... SAKIN DURMAAA!.."
..."SELİİİİİMMM... ALLAH'ININ AŞKINA KIYMA AŞKIMA... SELİİİİİİİİİMMMM... GİTMEEE!"
Abimin kollarından kurtulmaya çalışırken bağırıyordum ama Selim durmuyordu.
"AAABİİİİ BIRAAAAKKK!.."
"GİTME DUR, YETİŞEMEZSİNNN!"
"BIRAAAAAAKKKKK!.."
Abim doğru söylediğini göstermek için beni bıraktığında yayından kurtulan ok gibi fırladım. Bir yandan koşuyor bir yandan bağırıyordum.
"SELİİİİİİİİİİİİİMMMM...
"SELİİİİİİİİİİİİİMMMM...
"SELİİİİİİİİİİİMMMMM...
"GİTMEEEE!.."
••• "Alp, dur... Alp dur dedim duuurrr... Alp!.."
"Olmaz Selim, olmaz kardeşim. Buraya kadar gelmişken olmaz."
"DUUURR DEDİM LAN SANAAA, NE LAFTAN ANLAMAZ İNSANSINNN DUR DEDİMMM... DOĞAN OLSAYDI DURURDUUU. SEN HEP BÖYLEYDİNNN, DUUURR DİYORUM SANAA!"
"EVET, DOĞAN'LA BEN FARKLIYIZ TAMAM MI, SENİN PİŞMAN OLACAĞINI BİLDİĞİMİZ İÇİN BANA "SEN GÖTÜR BEN DURURUM, HER ŞEY BERBAT OLUR" DEDİ."
"AAALLLPPP YALVARIRIM DUR. YOK,
CAN FALAN YOK.
BIRAK CANÂNIMA GİDEYİM BIRAK...
GİTTİ... O SELİM GİTTİ. O BEBEK BENİMDİ... YİNE BANA GELDİ... KENDİ GELDİ...
BIRAK ALIP GİDEYİM ONU.
DEDİĞİNİZİ YAPAYIM. BIRAAAAKKK... DUUUURRR. LÜTFEN..."
Alp, "Üzgünüm kardeşim duramam." derken bir yandanda Selim'in kemeri açmaması için engel oluyordu.
Selim, saçlarını çekerken yan aynadan Selin'in koşuşunu ikinci ve belki de son defa görüyordu. Sesini duymamak için camı kapattıktan sonra yumruğunu dudaklarına bastırıp dişlerini sıktı... Selin, yere düştüğünde ise gözlerini yumdu...
••• Selim, küçükken bi arabada götürüldüğü için durup bana koşamadı onu anlamış hak vermiştim ama şuan beni duyup gördüğü hâlde durmayıp aksine hızlanmıştı...
Yere düştüğümde abim tutup kaldırdı. Küçükken olduğu gibi yine soyulmuş elime bakıp, "Gitti..." dedim "Selim gittiii..." Kendinden geçmiş vücudumu kendine çekince ağırlığımı kollarına bıraktım.
Çok değil azıcık istediğimi anlaması için baş parmağımla işaret parmağımın ucuna bastırdım...
"Aaaabiii bir kere, bir kerecik sarılayım birazcık. şu kadarcık, sonra atın beni şu denize çırpınırsam Allah belamı versin. Bir kere abii, bir keree son kez kokusunu alayım, yüzüne bakayım."
"Hadi Nurseli, hadi canım."
Abim beni sürükleyerek arabaya oturtup Selim'in aksi yönünde sürmeye başladı. Selim İstanbul'un bir ucuna giderken ben de diğer ucuna gidiyordum...
Bu geçtiğimiz yollardan bir daha asla geçmeyecektim. Denizin bu bölümüne asla gelmeyecektim. Kız kulesini bu son görüşümdü...
Araba sallandıkça başımda sallanıyor, ilk defa bayılmak için yalvarıyordum, hayat dursun istiyordum ama o inatla akıp gidiyordu...
Bir yere geldiğimizde abim arabayı durdurup kornaya bastı. Elinde şırınga ile yanımıza yaklaşan kişiyi ilk defa görüyordum.
"Geçmiş olsun. Nurseli'ydi değil mi?"
Benim tanımadığım adama abim cevap vermişti.
"Evet Nurseli!"
"Nurseli şimdi benim için biraz yumruk yapabilir misin?"
Hayatın bana attığı yumruk gibiyse çok ağır olurdu. Onun istediği ve kaldıracağı kadar yumruk yapıp damarlarımı ortaya çıkarttım. Bunu neden niçin yaptığıma dair en ufak bir tahminim yoktu. Kendimi tamamen abimin inisiyatifine bırakmıştım...
•~~~~~~•
Hakan, yaklaştıklarının haberini alınca kapıya çıkıp onları beklemeye başladı. Alp, Selim'i Hakan'ın yanına getirmişti. Hakan, kapıyı açınca Selim kendini abisinin kollarına bıraktı,
"Durmadı abi, dur dedim durmadı, bebeğim düştü yine, eli kanadı dizi kanadı, benim yüreğim kanadı ama o durmadı."
"Tamam kardeşim tamam. Gel hadi."
Alp, ile koluna girerek Selim için ayrılan odaya girdiler. Hakan, Selim'e serum takıp sakinleştirici iğne vurdu.
"Yalan söyledim abi, hiç birini içimden gelerek söylemedim. Üzdüm onu. Yoruldum dedim bıktım dedim ama yemin ederim doğru değildi. Ben onu ölene kadar beklerdim, bıkmadan usanmadan beklerdim abiii...Annem gibi yaptım abii, annem gibi... Ağladım, onu duymamak için camı kapattım. Görmemek için gözlerimi kapattım. Annem yıllarca unutmadı ben nasıl unutucammm. Abi ben nasıl unutucaaamm..."
Selim, beş dakika sonra göz yaşları içinde uykuya daldı. Elif, abisinin başını okşarken, "Zorunda mıydı abiii, mecbur muydu?" diye ağlayarak Hakan'a baktı.
"Mecburdu Elif, Selim yaşarken zorundaydı."
Leyla, Selim'in bu halini görünce Nurseli'yi merak etmişti.
"O nasıl kim bilir?"
A: "Berbat... Ne yalan söyliym bi ara duracaktım, bağırmasına dayanamadım. Bir insan birini peşinden o şekilde bağırtıp nasıl gidebilir. Ben nasıl bu kadar gaddar oldum. Şaşırıyorum kendime."
E: "Nerede şimdi. Bayılmış mıdır?"
H: "Hayır bayılmamış, ben ona da sakinleştirici verdirdim. Akşam uyandığında Sivas'ta olacak."
E: "Bitti haa, bütün hayaller, umutlar, devlerin aşkı... Onlar gibi sevip sevilmeyi istediğim örnek aşk bitti haa?..
•~~~~~~• bir gün önce •~~~~~~•
O: "Alo!.."
Z. "Okan abi merhaba ben zafer."
"Efendim zafer."
"Abi, Nurseli aradı. Avukata ihtiyacımız var dedi."
"Allah Allah, ne oluyor bu kıza yaa, bir hafta da iki vaka? Sen ne dedin."
"Bu aralar yoğunum dedim, Sana sormadan kabul etmedim ama şüphelenmesin diye numaramı verdirttim."
"İyi yapmışsın da hat kimin üzerineydi."
"Basri abinin üzerineydi sıkıntı çıkmaz."
"Anladım zafer. Sen hemen hattı çıkart at."
"Tamamdır."
"Ben artık içlerindeyim, bir şey olursa ilgilenirim. Nurseli ne için olduğunu söyledi mi peki?"
"Yok abi de yanındaki avukata ihtiyacım var diyen adam yüz yüze görüşme talep etti. Doğan Bilgin."
"Doğan mı? O komiser, zafer! Oooofff ben onun karısını getirtmek için uğraşıyorum o nerelerde... Selin'den dolayı Selim'i öğrenmiş olabilirler. Sen bütün bağlantıları yok et."
"Okan abi, iyi de artık zamanı gelmedi mi? Öğrensinler."
"Olmaz! Nurseli Fatih Selim'e aşık oldu, onlar ayrılmadan olmaz."
"Onları nasıl ayıracaksın?"
"Bi bilseeemm. En başta yanığı dinleyip Nurseli'yi uzaklastırsaydım böyle olmazdı, kızı ortadan kaldır dedi, dinlemedim."
"Aaabiiii?.. Ortadan kaldır derken."
"Oğlum, bi burs bahane edip yurt dışına okumaya göndercektim, normalde ikinci plan oydu ama ben buradayken halletmek istedim ağzıma gözüme bulaştı. Sen sen ol, her zaman büyük sözü dinle!"
"Dinledim zaten abi!"
"Ne dinledin oğlum."
"Sizi dinledim abi, üçünüzü. Yanık abimi dinlemeseydim şuan batağın, batağına düşmüştüm."
"Yanık sende ki o cevheri görmese bir şey yapmazdı."
"Abi, biliyo musun ben yıllardır pişmanlık duyuyorum. Batak bizi korkutmuştu. Sizi de onun gibi yakarım diye tehdit ediyordu. Ben o yüzden yanık abiye öyle davranıyordum ama o kin tutmadı abilik yapıp elimden tuttu. Beni buralara kadar getirdi."
"Sebebini biliyor musun pekii?"
"Hayır abii?"
"Siz onu yere yatırınca sen yanık tarafını serbest bırakıyormuşsun. 'Bu çocuk batak'tan korkuyor' dedi."
"Gerçekten mi abi, anlamış mı?"
"Anlamış anlamış. Bana bak onlardan birini görmedin değil mi?"
"Yoookk abi çok şükür görmedim. Devlet korumasında olduğum içinde rahatım. İsmimi cismimi bilen yok."
"Ah ulan, Cingöz'le ikizi de ikna olsaydı ne olurdu."
"Abi!.. Selim'le Furkan komiseri vuran Cingöz'le ikiziymiş!"
"Aynen kardeşim. Cingöz Selim'i vurunca Furkan'da ikizini vurmuş."
"Cingöz acayip kinlenmiştir abi. Kendine koruma alsa bari."
"Onlar korumayı evdeki ana duasıyla bellerindeki tabancadan alıyorlar ama haklısın Cingöz intikamını almadan bırakmaz..."
... "Ben yarın Ankara'ya gideyim o zaman, burada bir işim kalmadı değil mi?"
"Tamam gidebilirsin."
"Oh bee, nihayet abime kavuşacak kendi adımla avukatlık yapabileceğim."
"Bana bak, burada olanlardan bahsetme, yakında ameliyat olacak. Öğrenirse canıma okur... Canımdan korkmuyorum, benim korkum ameliyat olmaktan vazgeçmesi. Ameliyattan vazgeçerse büyük kavuşma gerçekleşmez, büyük kavuşma gerçekleşmezse düğün olmaz, düğün olmazsa bebek olmaz, bebek olmazsa da ben amca olamam. Duydun mu beni."
"Abiii, bütün meclisi ayağa kaldırıcam, açık oylama ile o düğünü yapıp el birliği ile seni amca yapacağız sen hiç merak etme?"
"Referandumda yapsak onun inat kırılmaz oğlum ama sana güveniyorum. Sen oradan ben buradan, anlaştık mı?"
"Sen şimdi ne yapacaksın abi?"
"İlk olarak, Hilde'yi uzun süre burada tutmaya çalışıp, Doğan'ı Nurseli'den uzaklaştıracağım. Sonra da bir yolunu bulup Selim'le ayıracağım. Bir de Selim'den şüphelendilerse beni de araştırırlar, açık vermemeye çalışacağım."
"Senin işin de zor abi. Allah kolaylık versin."
"Sağol kardeşim, hadi iyi geceler."
•~~~~~~•
... Karanlıktan cehenneme uyandım, karanlıktan karanlığa uyandım, karanlıktan aydınlığa da uyandım ama ilk defa karanlıktan kusmaya uyanıyordum...
"Ööööğğgggkk!"
"Nurseli, uyandın mı?"
"Midem bulanıyor!"
"Tama... dur... sakin ol... hemen camı... açıyorum... şurada poşet olacak... market poşeti al..."
"Abi, bana sakin ol diyorsun ama sen paniksin?"
"Ay ne bileyim kızım, ben ne yapacağımı biliyor muyum?"
"Hilde'nin sancıları tutunca ne yapacağını görebiliyorum."
"Sende biliyorsun değil mi? Aldırmayacak."
"Abii, anası belli babası belli. Neden aldırsın?"
"Bana göre hiç bir bebeğe kıyılmaz ama şuan Hilde'nin sağlığı söz konusu."
"İyi olacak merak etme. İkisi de iyi olacak."
"Sen nasılsın?"
"Bende iyi olacağım abi, kendimi toparlayıp Selim'in karşısına öyle çıkıcam, arkamda hiç bir soru işareti kalmadan dikileceğim karşısına ve o tek halkalı kelepçeyi takacağım parmağına."
"Hadi bakalım kısmet, şurada bir şeyler yiyelim de mide bulantın geçsin."
Dinlenme tesisine girdiğimiz de Sivas'a yaklaşmış olduğumuzu gördüm.
"Ben kaç saattir uyuyorum?"
"Dokuz on."
"E yuh artık abii, komaya soksaydınız?"
"Sen o kadar uyudun ben ne yapayım?"
"Kaç gündür uyumamıştım ondan herhalde."
"Kendini topla, direk hastaneye gidiyorum. Hilde seni görmeden eve bırakmaz."
"Buna güpegündüz adam kaçırmak denir."
"Sen adam kaçırmayı görmemişsin. Gel desem gelmezdin benim de aklım sende kalırdı."
"Sende uyutayım da götüreyim mi dedin?"
"Aynen?"
"İğneyi yapan kimdi?"
"Eczacı bi tanıdık."
"Selim biliyor mu?"
"Bundan sonra seninle ilgili bir şeyi bilmek zorunda değil. O yüzden hayır bilmiyor."
"Neden tamamen bitmiş gibi konuşuyorsun abi."
"Nurseli, ben arkadaşımı tanırım, şimdi sen ısrar ettikçe o kendini naza çekip kaçacak, sende yıpranacaksın."
Abimin yemin etmesine gerek yoktu, ben arabanın peşine koştukça onun hızlanmasından anlamıştım zaten...
"Pislik."
"Bazı huyları değişmiyor işte ne yapalım."
"Ben değiştireceğim ama görürsün."
Bir kase mercimek çorbası ve salata yiyip yola koyulduk. Akşam saatlerinde koridorda yürürken sersemliğimin devam ettiğini farkettim.
Düşmemek için duvara uzanırken abim yine kendine çekip kolumdan tuttu. Koridorda ilerledikçe başım zonklamaya başlamıştı.
Hilde'nin beni bu halde göreceğini düşündükçe daha fena oluyordum. Kapıya doğru yaklaştığımızda Okan abinin yüzünde ki ifadeyle neye uğradığımızı şaşırdık. Abimle "ne oluyor" der gibi bir birimize baktık.
Abim, beni bırakıp, "Hildeee!" diye çığlık atarak koşarken: ben, içi boş un çuvalı gibi yere düşmekten son anda kurtulmuştum...
Okan abi tutmuştu.
Bir abimden diğer abime yığılırken aynı yüz ifadesiyle yüzüme dokunup, "Ne oldu?" dedi ağlamaklı bir sesle.
"Hildee?"
"O iyii, sana ne oldu?" derken ki haline "o kadar kötü mü duruyorum ya" demek istemiştim ama bunu gözümden damlayan iki damla yaşla gösterdikten sonra yüzümü koluna kapattım.
Bebek tutar gibi belimden sarılıp, "Nurseli, ne oldu canım." deyince ne ara bu kadar samimi olduk diye düşündüm.
Kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştım, Selim görse ikimizin de sonu olurdu. Sonra vazgeçip kendimi bıraktım. Görürse görsün. Kiminle nasıl olduğum onu ilgilendirmezdi.
Elimden tutup kaldırdıktan sonra kapıdaki koltuklardan birine oturttu.
"Bir şeyler getireyim mi? İç kendine gel. Öyle gir."
"İyi olur."
Bana el bebek gül bebek gibi davranıyordu ama ben nedense ondan negatif bir elektrik almıyordum. Selim'le abimin güvenini de bu sayede kazanmış olmalıydı...
•~~~~~~•
Doğan, Okan'ın yüzünde ki üzüntüden Hilde'ye bir şey oldu zannedip odaya koştuğunda Hilde elinde iki top ile sağ elini açıp kapatıyordu. Filiz, bağırtıya irkilip ayağa kalkmıştı. İkisi de şaşırmış gibi bakınca Doğan içeriye doğru bir adım atıp duvara dayanarak oturdu.
Başını elleri arasına alıp, "Bir şey oldu sandım laaann!" dedi ağladı.
"Iııııııığğğhhh?"
F: "Neden diye soruyor, anlayabildin inşaallah."
Doğan başını kaldırıp, Filiz'e kızdı. "Anladık herhalde!.. mal kapıda öyle bir duruyordu ki. ölü görmüş gibiydi."
"Seni görmüştür, berbat duruyorsun."
"On iki saattir yoldayım. Olsun bi zahmet."
"Sen dinlenme tesislerine falan girmedin mi?"
"Girdim."
"O zaman burada ne işin var, git eve duş falan al dezenfekte ol öyle gel çabuk çık."
"Tamam be! çıkıyorum."
Doğan, ciddiye alıp dışarı çıkınca Okan'ı Nurseli'yi koltuğa oturturken gördü. İlk seferinde olduğu gibi Nurseli'ye aşırı derecede ilgili davranıyordu. Bir süre onları izledikten sonra, "Ne saçmalıyorum lan ben, o benim karım." diyerek tekrar içeri girdiğinde Filiz'le Hilde'nin güldüğünü görüp, "Ha ha haaa çok komik" dedi.
Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadıktan sonra Hilde'nin baş ucuna gelip alnından öptü.
F: "Doğan'ın genel mizacı buymuş Hilde, seninle alakası yokmuş!"
"Çıksana kız sen, karımla baş başa bırak beni."
"Yemezler enişte, nasıl korkuttum seni amaa?"
"He hee, en korkunç sensin, senden daha korkuncu yok. Çık git, bir de kapıdakini korkut. Oda endişelendi."
"Aa! Nurseli geldi mi?"
"Karım ister de ben getirmez miyim ama hâli berbat, onu bu şekilde buraya almam, götür elini yüzünü yıkayıp getir."
"Tamam. Ben çıktım."
... "Eee ne haber Hilde hatun, nasılsınız? Başka buyruğun varsa de hele."
"Iııııııığğğhhh?"
"Gittim, baktım annesi iyi aldım geldim ama en fazla iki üç gün, tekrar gidecek."
"ıııııııığğğhhh?"
"Ailesinden o kadar izin aldık canım. Koca bir sene oldu. Kızlarını yanlarında istiyorlar."
"ıııııııığğğhhh..."
"Sen nasılsın, doktorunla konuşacağım, ilk fırsatta gidiyoruz."
"ıııııııığğğhhh?"
"Selim yine çuvallamış, Bu adam nasıl polis oldu anlamadım. İki tokat atıp konuşturmak yerine delilde delil dolanıyor akşama kadar."
":) Iııııııığğğhhh..."
"O yüzden iş sende bitiyor Hilde hatun, ben sana ne kadar mecburum bilemezsin."
•~~~~~~•
Okan abinin getirdiği su ve Filiz'in yardımıyla Hilde'nin yanına doğru yürüdük. Okan abi girişe kadar yardımcı olduktan sonra beni tamamen Filiz'e bıraktı. Hilde'nin bir zamanlar bana yap dediği mış miş oyununu oynayacaktım ama bana bakışını görünce dayanamayıp ağlamaya başladım.
"ıııııııığğğhhh?.."
"özür dilerim Hilde, ben iyi değilim götürme dedim ama abim dinlemedi."
"ıııııııığğğhhh?"
"Hildee... Ben... Ben ailemi gördüm."
"ıııııııığğğhhh?!"
D: "Sırası mı kızım şimdi."
"Abi, bilirse daha az üzülüp merak eder."
"ıııııııığğğhhh..."
"Öyle işte, benim çocukluk arkadaşımla nişanlanan da kardeşimmiş?"
"ıııııııığğğhhh..."
"Hemen atlama kız, hani DNA testi yapacaktık."
"Abi, ona teste gerek yok, o her türlü kardeşim çünkü annem onu emzirmiş."
"Haaa?.. Öyle söylesene. Bende dereyi görmeden paçaları sıvama diyecektim."
"ıııııııığğğhhh..."
"İyiyim canım merak etme. Testi yaptırınca daha da iyi olacağım."
"ıııııııığğğhhh...sss"
D: "Ne diyorsun hayatım, tahtaya yazalım mı?"
"Hayır abi yaa, kendi söylesin. Tembelleşmek yok."
"Sss..."
"S cepte!"
"LLLL..."
"L mi?"
"ıııııııığğğhhh..."
"S ve L devam et."
"MMMM"
"S L M?"
"ıııııııığğğhhh..."
F: "Selam?"
"ıııııııığğğhhh!.."
"Selim mi?"
"ıııııııığğğhhh..."
F: "Selim olsaydı tahtada resmini gösterirdi."
"ıııııııığğğhhh!.."
"Olmayan kişinin olmayan resmini nasıl göstersin Filiz, o Selim abimi soruyor."
"ıııııııığğğhhh..."
"O kayıp Hilde, hâlâ bulunamamış!"
"SSSLLLMMM?" (tahtaya bakarak)
"Selim'e söyleyemedim, abimin açtırdığı dosyayı biliyor musun?"
"ıı vv ttt!"
"Onu kapatınca söylicem."
D: "Hay maşaallah kız, demek burada bir hafta kalsan bülbül gibi şakıtacan karımı?"
"Anlamadım abi, kalmayacak mıyım kii?"
"Hayır Okan'la döneceksin... Okan!.. pardon sana sormadan emri vaki gibi oldu ama!"
"Estağfurullah Doğan komiserim. Başımla beraber."
"Abi neden gidiyorum?"
"Babandan iki gün için izin aldım o yüzden."
"Keşke ben alsaydım, daha uzun verirdi, neyse ben telefonla alırım." (kinayeli bir şekilde)
"Ben o kadar istedim o kadar izin verdi. Sen git daha uzun izin al tekrar gel. Buradayken izin alırsan benim sözümü tutmamama sebep olursun. Okan sen ne zaman dönüyorsun."
"Bende bir iki gün sonra Ankara'ya uğrayıp öyle gidecektim ama direk giderim farketmez."
"Hayırdır yaa, ne var Ankara'da milletvekili akraban mı var yoksa?.."
"Var bir iki ahbap ama milletvekili değiller, ben Ayşe'yi görmeye gidecektim."
"Ayşe nerede ki?"
"Ankara'da ailesinin bi akrabasına gitti."
"Allah Allah kim ki?.. Bildiğim kadarıyla Ankara'da kimsesi yoktu."
"Babasının uzaktan akrabasıymış!.."
•~~~~~~•
Okan abi, Filiz'le beni abimin evine bırakıp gitmişti, kazadan sonra buraya ilk defa geliyordum. Girişte durup ağlamaya başlayınca Filiz de girmekten vazgeçti.
"Bende ilk gelince senin gibi oldum."
"İz var mı?"
"Hafızamızdakileri silemezler ama merdivenlerde yok, duvarı da boyamışlar."
"Ben oraya çıkmasam. Burada uyurum." deyip çardağı gösterdim
"Sen bilmiyorsun ama burası çok gıcık bir yer, gündüzleri yaz sıcağı geceleri kış soğuğu. Hasta olursun."
"Biraz kalayım o zaman, hazır hissetmiyorum.
"Peki tamam, kalalım. Anlat bakalım ne oldu, o ağlamanın gerçek sebebi ne?"
"İnandırıcı değil miydi?"
"I ıh!"
"Ama Hilde inanmış gibiydi."
"Hilde, anneni hasta bildiği için mecbur kaldı diyelim."
"Sabah Selim'le ayrıldık."
"Yine mi Nurseli yaa, bu sefer neden ne kadar sürecek peki?"
"Bilmem, Selim bi zaman vermedi."
"O ne demek yaa, ne demek Selim zaman vermedi."
"Ben yoruldum artık ayrılmak istiyorum dedi. toksik ilişki dedi. Benden daha iyisini hak ediyorsun dedi."
"Hadi be oradan saçmalama, Selim öyle bir şey söylemez."
"Hayatı kendine zehir etme ben değmem dedi. Haa bir de birlikte olacağın kişi tanıdığım olmasın diye üzerine basa basa söyledi."
"Akşam akşam iyi eğlendin haa!"
Ben gözlerine ağlayarak bakınca şaşırdı. "Sen ciddisin. Ama neden? Selim böyle bir şey yapmaz ki?"
"Yaptı işte. İki yılımızı iki dakikada bitirdi."
"Sen ne dedin pekii."
"Bir süre inip yürüdüm sonra gelip yalvaracaktım ama o gitti. Ben arabanın peşinden koştum bağırdım ama o durmadı."
"Selim!.. Şu: merhameti, merhameti kıskandıran Selim mi durmadı."
"Evet. koştum düştüm ama durmadı."
"Nurseli bu işin peşini bırakma, bir şey olmalı. Ne bileyim başı belada olabilir, bir aylık ömrü kalmış olabilir. Bir şey vardır..."
"Ne yapacağım peki."
"Sen şimdi git. Biraz toparlan daha iyi olunca düşünelim olur mu? Ben yarın eve gidiyorum. Daha sonra tekrar buraya geleceğim. En geç altı ay sonra da İstanbul'a geleceğiz. Hatta daha erken bile gelebiliriz. Okan buraya onun için gelmiş."
"Ne için?"
"Doktorlarla konuştu, en kısa sürede İstanbul'a aldıracakmış?"
"Okan'ın tanıdığı falan mı varmış?"
"Yooo. Kendi görev yaptığı hastanedir herhalde."
"Okan doktormuymuş, kriminalist?"
"Nerede kriminalist?"
"Emniyetteee, Selim'lerin orada?"
"Bende diyorum Hakan'ın arkadaşı herhalde."
"Doğan abi biliyor mu acaba?"
"Biliyordur... Dediğimi yap, kendini derslerine ver. Kafana takma gelince bakarım ben o Selim beyin icabına tamam mı, hatta Hilde tek eliyle halleder onu merak etme."
Filiz'e gülümseyip bakınca ayağa kalkıp bileğimden tutarak beni merdivenlerden çıkartmaya çalıştı.
Her adımda daha kötü olunca elimi duvara dayayıp gözlerimi kapattım. Hilde'nin düştüğü yere gelince daha fazla dayanamayıp kendimi yere attım.
Ağlamama gelen Nur teyze yüzüme dokunup teselli etmeye çalıştı.
"Benim yüzümden Nur teyze, ben tutamadım. Abim bana inanmadı. Benim yüzümden."
Ben kendimi kaybetmek üzereyken, Nur teyze, "Filiz, eşyalarını al, merkezdeki evde kalın hadi kızım." deyip arkasına döndü "Oğlum, sen de kızları bırak gel, yolda abini ara uyumasınlar."
... Çok şükür bu evde kalmak zorunda kalmamıştım.
Ertesi sabah erkenden hastaneye gittik. Öğlene doğru Hilde'nin doktoru odaya gelip muayene etti. Hepimiz heyecanla doktoru bekliyorduk. Abim hariç...
"Evet Hilde, hazır mısın?"
"Hııı."
"Ooo süpersin!.. Bakalım burada ki yolcumuz serüvenini tamamlamış mı?"
Doktorun yüzünde ki şekle göre sevinip yada merak ediyorduk. Doktor farkedip bize tebessüm etti.
"Yüz ifademle karar vermeyin olur mu? Ben sadece bebeğe bakmıyorum, rahîm içi suya duvarın kalınlığına, kanama olup olmadığına bakıyorum. Yüzüm de o sebeple şekilden şekile girebilir. Ben aynı mimikle kalamıyorum maalesef."
Abim bitsede gitsek der bir ifadeyle, "Ne kadar sürecek bu?" dedi Hilde'nin karnında dolaşan alete bakarken. Hilde, tepkisinin nedenini anlamış gibi, "Aacm mm ooo!" deyince abim dudaklarını yana doğru yamultup gözlerini belerterek, "Hiç inandırıcı gelmiyor." dedi
Gerçekten de acımıyor olamazdı, çünkü doktor bütün gücüyle bastırıyor gibiydi. kaygan sıvı olmasına rağmen ara ara kaldırıp tekrar bastırıyordu. Karnında kızarıklık olmasa belki biraz daha inandırıcı olabilirdi...
"Evet, Hilde'ciğim bebek rahime inmiş. Seni bir kaç gün bekletme sebebim belki kalp atışlarını duyabiliriz diyeydi. Bi deneyeceğim ama çok bi beklentiye kapılma olur mu?"
Hilde'yi bilmiyordum ama Filiz'le ben acayip bir beklentiye girmiş ellerimiz ağzımızda çıt çıkartmıyorduk.
pür dikkat ekrana bakarken her şeyin yolunda gittiğini gösteren inceden bir ses duyduk. Abim ilk olarak önemsememiş ama sonrasında çıkan sesi duymak için başını makineye yaklaştırmıştı.
"Evet, kalp atışlarımız da var. Şimdiki hâl her şey yolunda. Her şey sana bağlı Hilde."
Abim, doktorun aleti çekmesiyle ağlayarak dışarı çıktı, bende koşup arkasından yetişerek boynuna sarıldım.
"Çok güzelmiş Nurseli?"
"Daha da güzel olacak abim?"
"İnşaallah, inşaallah..."
... Hilde'nin muayenesinden sonra abim Filiz'i otobüse bindirip gelmişti. Akşama kadar Hilde'nin yanında kalıp sonra eve gitmiş refakatçi olarak ben kalmıştım...
•~~~~~~•
Doğan, Okan ile kantinde oturuyordu.
"Bak Okan, İstanbul'da Nurseli ile sen ilgileneceksin. Sana emanet ediyorum, gözümü arkada bırakma sakın."
"Başım gözüm üstüne ama Doğan komiserim, Nurseli neden bu halde?"
"Sorma Okan, Selim Nurseli'den ayrıldı."
"Neden?"
"Nurseli'nin öldü zannettikleri kocası yaşıyormuş."
"Nurseli evli miymiş?!."
"Öyle evli değil, beşik kertmesi gibi!"
"O nasıl evli sayılıyor ki?"
"Sen dini nikah ne bilmiyor musun?"
"İmam yapıyor, dua falan."
"Dini nikâhta imam şartı yok, üç şey olsa yeterli. Bir mazi fiili ile ahd, ikincisi şahit, üçüncüsü mihir. Babası buluğa ermemişken kızını verdim derse oradakiler şahit olursa erkek tarafı da mihir verirse nikah olmuş demektir."
"Bu kadar basit mi yaa."
"Evet öyle, ne sandın ya?"
"Başıma gelmedi ne bileyim... Selim komiserim nasıl, ne olacak şimdi. Ne yani bu kadar mı, bitecek mi?"
"Tabi ki bitmeyecek, Selim o adamı bulup vuracak ve nikahta ortadan kalkacak. Sonra da Selim'le Nurseli evlenebilecek... Onlar erecek muradına biz çıkacağız kerevetine."
"H.Ha.Hayırlısı o.o.olsun."
"Okan?!. Sen kekeliyor musun?"
"Ç.ç.çocukluktan g.g.gelen bir şey. Ü.ü.üzülünce oluyor. B.ben de S.Selim k.komiserime ü.üzüldüm o.o s.sebepten. Be.ben artık gideyim i.i.i g.geceler."
"İyi geceler iyi geceler..." Git bakalım Okan bey git. Seni iyi bir sallayalım bakalım ne dökülecek...
•~~~~•
D: "Alo, Alp Nurseli'yi gönderiyorum."
"Ne, neden?"
"Dediğiniz gibi bu Okan'da bir şey var."
"Ne oldu?"
"S..kik Nurseli'yi öyle gördü, bi surata büründü, sandım ki Hilde'ye bir şey oldu. Bi görsen ölü görmüş sanki? Biraz önce de Selim'le ilgili bi blöf yaptım kekelemeye başladı."
"Eee bu çok iyi bir haber. Selim'e söylemeden takip edeceğim ama."
"Olur olur, sen nasıl uygun görürsen. O nasıl?"
"Abisiyle bi yerlere gitti. Kamp yapıyorlar, gece gündüz ormanda, bağırıp çağırıp atış talimi yapıp koşuyormuş."
"Selim'e mi sıkıyor kendine mi acaba?"
"İçindeki öfke daha çok annesine galiba. Onu cesaretlendiren annesi olmuş."
"Oooff ooofff, haber alırsan ara."
"Tamam görüşürüz."
•~~~~~~•
... Ertesi sabah Hilde ve abimle vedalaşıp Okan abi ile yola koyulduk.
Yüzümün asıklığı hiç hoşuna gitmemiş gibiydi. Sürekli beni güldürmeye çalışıyordu.
Telefondan bi şarkı açıp parmaklarıyla direksiyona vurarak ritim tutuyordu.
Teypte çalan şarkı tanıdıktı ama ses yabancıydı.
"Bu Kayahan'ın değil miydi. Kim söylüyor, sen mi?"
"Yok beee, nerde bende böyle ses. Kardeşim söylüyor. Bunu sevdiği kıza söylermiş, oda uyurmuş."
"Miş, muş diyorsun?"
"Evet miş muş çünkü ayrılmak zorunda kaldılar."
"Hiiii' neden?"
"Kader canım ama kardeşim o kızı hiç unutmadı, sürekli rüyasında görüyor. İnşaallah o kızda kardeşimi unutmamıştır diye dua ediyoruz."
"Okan abi, sana bir şey söyliym mi, eğer o kız gerçekten sevdiyse unutmaz. Mesela benim bi abim varmış, ben hâlâ onu rüyamda görüyorum. Unutamadım."
"Nurseli, geçen gece duydum, bu gerçek aile olayı ne?"
"Bizim köyde bi akrabamız var, o bana evlatlık olduğumu söyledi. Annemin öldü dediği abim de yaşıyormuş ama kayıp. İşte ben onu hiç unutmadım."
"Ohhh oooohhh çok sevindim... Yani şey... unutamadım demene, İnşaallah o kızla bir an önce evlenirler de amca olurum."
"inşaallah. inşaallah."
Gece uyumadığımın yanı sıra yol sersemliği ve şarkının etkisiyle uykum gelmişti...
•~~~~~~•
Evi beyaza boyattım
Kapısına seni yazdım
Evi beyaza boyattım
Kapısına seni yazdım
Erkenden uyandım
Yağmurlara baktım
Yağmurlara baktım
Daldım, oyalandım
Güller açılınca
Gülüyorsun sandım
Kuşlar uçuşunca
Geliyorsun sandım
Hadi geliver, hadi gülüver
Mini mini, mini minnacık
Hadi geliver, hadi gülüver
Mini mini, mini sevdacık
Evi beyaza boyattım
Kapısına seni yazdım
Evi beyaza boyattım
Kapısına seni yazdım
Merdivene dayandım
Mazimize baktım
Mazimize baktım
Daldım, oyalandım
Güller açılınca
Gülüyorsun sandım
Kuşlar uçuşunca
Geliyorsun sandım
Hadi geliver, hadi gülüver
Mini mini, mini minnacık
Hadi geliver, hadi gülüver
Mini mini, mini sevdacık.
•~~~~~~•
Okan, uyuyan Nurseli'ye bakıp sevinçle, "Heeeeyyyttt beee canına yandığım, hâlâ sesiyle uyuyor şuna bak..." deyip Selim'e eşlik ederken, bir yandan da eliyle Nurseli'yi işaret ediyordu. "Evi beyaza boyattım, Kapısına seni yazdım, Evi beyaza boyattım, Kapısına seni yazdım, Erkenden uyandım, Yağmurlara baktım, Yağmurlara baktım, daldım, oyalandım, Güller açılınca, Gülüyorsun sandım, Kuşlar uçuşunca, Geliyorsun sandım
Hadi geliver, hadi gülüver
Mini mini, mini minnacık Hadi geliver hadi gülüver mini mini sevdacik... derken telefonu çalınca şarkıya ara verip telefonu aldı, ekrana bakıp açmadan arayan kişiyle konuştu. Hissettin mi kurban olduğum. Geliyorum... Bebeğini aldım geliyorum...
"Efendim!"
"Nerdesin?"
"Yoldayım, dönüyorum."
"Neden kısık sesle konuşuyorsun?"
"Gelirken bi kız gördüm, aldım sana getiriyorum. Şimdi uyuyor uyanmasın diye."
"Çorum leblebisi mi lan bu? Ne demek görüp aldım."
"Leblebi değil fıstık fıstık."
"Fonda da benim şarkım mı çalıyor?"
"Evet, Sana senin sesinle kız tavlıyorum."
"Yüzümü de göster yüzümü?"
"Hadi lan oradan, senin meymenetsiz yüzünü görürse kız kaçar."
"İtiraf et, senden yakışıklıyım diye kıskanıyorsun."
"Ne kıskanacağım bee, ayrıca ben kıza da söyledim zaten, Selim yakışıklı dedim."
"Selim mi? Neden diğer adımı söyledin ki?"
"Neden söylemiym ki, ben seni Selim olarak tanıdım öyle de kalacaksın."
"Tamam ama hani malûm sebepler yüzünden onu kullanamıyorum yaa, ağzını alıştırma istersen."
"Alışsın, evleneceğin kızda Selim'immm diyecek zaten. Bence sen alış."
"Hâlâ kendini kandırıyorsun değil mi, ben evlenmem evlenemem... Oğlum sen bilmiyor musun benim kalbim bebeğimden başkasına haram kılınmış, ben istesemde yüreğim almaz."
"Alır alır bu fıstığı bi gör bak. Öyle bir alır ki, aklın şaşar."