ÇEKİM GÜCÜ

3467 Words
Doğum günü faslının sona ermesiyle hızlı adımlarla odama çıktım. Gözlerimin önünden gitmeyen o mavi gözler kalbimi yerinden çıkaracak gibiydi. Odamın kapısını kapatır kapatmaz, sırtımı kuvvetle kapıya yasladım. Elim kalbimin üzerinde yer edinirken, sıkı sıkı bastırdım. Bedenim zangır zangır titrerken, karşı duvarımda tekrar yansıyan o gözleri gördüm. Korkuyla çığlık atacağım an iki elim anında dudaklarımın üzerine gitti. Gözlerimi sımsıkı yumup, geri açtığım da aslında hiçbir şey yoktu orada. Derin derin nefesler alırken, belki de gün gece okuduğum kitabın etkisi altına girdiğimi kendi kendime inandırıp, sakinleşmeye çalıştım. Oradaki baş karakter olan adamın betimlenmesi beni çok etkilemişti ve gerçekten sadece onun etkisindeydim. Git gide daha da sakinleşirken, önce topuklu ayakkabılarımdan kurtuldum. Ardından hızlı adımlarla odamdaki banyoya girip üzerimdeki elbiseyi çıkardım. Duşa girmek için önce suyu açıp ardından saçlarımdaki tokalardan kurtuldum. Sudan buhar çıkmaya başlamasıyla sıcak suyun altına kendimi bıraktım. Belki de sadece ard arda içtiğim şampanyanın da etkisi altında olabilirdim. Bu sıcak duş ve güzel bir uyku bana iyi gelecekti. Gerçekten de iyi gelmişti. Gözlerimi yeni bir güne açtığım da kendimi daha iyi hissediyordum. Kabaran ve hala nemli olan saçlarımı ellerimle yatıştırarak kalktım yataktan. Önce banyoya girip tuvalet ihtiyacımı giderdim, ardından elimi yüzü yıkayıp, dişlerimi fırçaladım. Banyodan çıktığım da bugün artık valizimi hazırlamam gerektiği için, önce saçlarımı tepeden topuz yapıp ardından giyinme odama girdim. Dolabın içindeki büyük valizimi çıkarıp en alta iç çamaşırlarını, bir kaç çorabı koyduktan sonra en beğendiğim şortlarımı, crop ve elbiselerimi de tek tek valize koydum. Giysilerim tamam olunca ayakkabılar için küçük valizimi açtım. İçine iki tane spor ayakkabı, terlik, topuklu ayakkabı ve sandaletlerimi de koyduktan sonra bu da şimdilik tamamdı. El valizini açtığım da ise işte şimdi mesaim başlıyordu. Saç şekillendiricileri, parfüm, düzleştici, makyaj malzemeleri derken en çok burada vakit kaybetmiştim. Duvar saatimi kontrol ettiğimde saat çoktan üçü geçiyordu ve karnım baya acıkmış bir haldeydi. Valiz işlerim bittiğinde odamdan çıkıp merdivenlerden inmeye başladım. Mutfağa girdiğimde mis gibi gelen korkularla "Handan bugün ne yaptın?" diye sordum hevesle. Handan birden duyduğu sesle korksa da "kızlarıma çikolatalı kek yaptım" dedi gülümseyerek. Masanın üzerinde duran kekler daha da acıkmama neden olurken "Begüm yok mu?" diye sordum. Handan "Begüm babasıyla dışarıda. Bugün onların günü" dedi. Gülümseyerek "çok şanslı." dedim. Handan yanağımı okşarken "sende, kardeşin de çok şanslı" dedi. Karşımdaki sandalyeye otururken "ben de İklim de annem ve babamla hafta içi çoğu zaman vakit geçiremiyoruz. Her gün şirketteler. Evet şimdi diyeceksin ki akşamları bol bol sizinle vakit geçiriyorlar ama öyle değil Handan teyze. Ben sadece hafta sonu onlarla vakit geçirmek istemiyorum ." dedim. Gözlerim dolarken" Geçen İklim'in okul toplantısına ben gittim. Annem de gidebilirdi ama onun toplantısı vardı. Ben sadece hafta sonu değil, hafta içi de onlarla olmak istiyorum. Beraber gezelim istiyorum, arkadaşlarımın aileleriyle kahvaltıya gittiğimiz de tek olmak istemiyorum "dedim. Handan akan bir kaç damla göz yaşımı sevgiyle silerken" biliyorum kuzum. "dedi." Ama onlara haksızlık etme. Bak geçen ay annen sizin için işe gitmedi ve siz hep beraber vakit geçirdiniz. "dedi. Gözlerim mutfak dolaplarının kapaklarında dolanırken" evet. İklim üç gün ağladıktan sonra "dedim üzüntüyle. Evin zilinin çalmasıyla hızlıca göz yaşlarımı sildim. Handan hızlıca mutfaktan çıkarken, derin derin nefesler aldım. Handan teyze mutfağa döndüğünde" hadi git hemen giyin. Murat geldi seni almaya "dediğinde şaşkınlıkla ona döndüm. " Neden, ne oldu? " Handan teyze büyük bir mutlulukla" annen göndermiş. Hep berber yemeğe gidecekmişsiniz. Yol üstünden İklim'i de alacakmışsınız. "dediği an içim içime sığmadı bir anda. Heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibi hissederken, sevinçle Handan'a sarılıp ondan ayrılır ayrılmaz koşarak merdivenlerden çıkmaya başladım. Odama girdiğim an neşeyle önce kıyafet seçtim. Annem ve babamı bekletmemek için krem rengi askılı elbisemi askılıktan alarak, pijamalarımı çıkarıp giyindim. Son olarak gri babetlerimi de giyerek hazırdım. Saçlarımdaki tokayı çözerken, bir yandan da giyinme odasından çıktım. Aynanın önüne geldiğim de kabaran saçlarımı hızlıca kremleyip ensemde topuz yapıp, önden bir kaç tutam çıkardım. Gördüğüm görüntü karşısında dehşete düşerek saçlarımı hızlıca açtım. Neden bu modeli başkaları yapınca çok güzel oluyordu da ben besleme gibi olmuştum! Nefretle tokayı fırlattığım da derin ve uzun bir nefes verdip tarakla hızlıca saçlarımı taradım. Daha da kabarmaya başlayan saçlarıma bütün küfürleri etmek istesem de "sakin ol Revan. Böyle daha çok elin ayağına dolaşıyor" dedim kendi kendime. Saçlarımı tekrar ensemde sıkıca toplayıp önlerini biraz gevşettim. Böyle daha iyi olduğuna karar kılarak telefonumu alarak odamdan çıktım. Telefonumun arkasında kredikartım olduğu için ve zaten ailemle olacağım için çantaya gerek duymadım. Hızlı adımlarla merdivenlerden inip dış kapıyı açtım. Murat beni görünce "gidebiliriz?" diye sordu. Sevinçle başımı sallayıp açtığı kapıdan arka koltuğa yerleştim. İklim'i almaya giderken bir an aileme haksızlık ettiğimi fark ettim. Ben belki de onlarla daha çok vakit geçirmek isterken, onlara haksızlık ediyordum. Onlar gerçekten de buldukları her fırsatta, her boşlukta bizimle vakit geçirip günlerini sadece bize ayırıyorlardı. Kalbim pişmanlıkla acırken bunları düşünmenin zamanı olmadığını aklıma getirip sadece bugün geçireceğimiz güzel vakte odaklanmayı istedim. İklim'in okulunun önüne geldiğimiz de kapıda öğretmeninin elini tutarak bizi bekleyen kardeşimi görmemle sağa kaydım. Murat abi arabayı durdurup öğretmene teşekkür ederek İklim'i aldı. İklim yanıma yerleştiğinde "ablacım?" diye soru sorar gibi konuştu. Ardından "neden erken çıktım okuldan. Öğretmenim bilmediğini söyledi" dedi. Onun yanaklarını öperken "annem ve babamın yanına gidiyoruz." dedim. İklim boncuk gözlerini sevinçle büyültürken "yaşasın!" diye bağırdı. Sonra ise her zaman geldiğimiz at çiftliğine geldik. İklim'le heyecanla indiğimizde, kardeşimin elini tutarak yürümeye başladım. İklim "baba!" diye bağırarak elimi bırakıp koşmaya başladığında annemin gülen yüzünü gördüm. Babam kardeşimi yarı yolda yakalayıp kendi etrafında döndürürken bende hızlı adımlarla anneme doğru ilerledim. Annem üzerini değiştirip, atlara bindiği zaman giydiği kıyafetlerini giymişti. Belli ki biz gelene kadar babamla çoktan binişlerini gerçekleştirmişler. Annem "gel bakalım prensesim" dediğinde sıkıca sarıldım ona. Annem "bugün işlerden kaçmaya fırsat bulunca dedik çocuklarımızla beraber güzel bir gün geçirelim" demesiyle anneme daha sıkı sarıldım, çünkü Handan'a söylediklerim için çok pişman olmuştum. Onlar gerçekten de her fırsatta bizimle oluyorlardı. Her fırsatı bize ayırıyordu. Annemle ayrıldığımız da yüzümdeki hüznü silip onunla sarılarak masaya yerleştik. Babam çoktan İklim'i alıp ortalıktan kaybolmuştu bile. Annem "sen de binecek misin bebeğim?" diye sorduğunda "hayır. Dünden sonra epey yorgunum" dedim. Ardından gülerek "e yarında tatile çıkarıyoruz. Riske girmek istemiyorum" dedim. Annem gülerek elimi sıkarken yanımıza gelen garsonla berber "ne içelim bebeğim?" dedi. Garson "hoş geldiniz" dediğinde gülümseyerek "hoş buldum" dedim. Ardından "ben ice mocha istiyorum" dedim. Annem "bende sade Türk kahvesi alayım" dediğinde baş başa kaldık. Annem "tatili uzatmaya kararlı mısınız anneciğim" dediğinde omuzlarımı kaldırarak "Sude dönecek ama Ecem gitmişken biraz daha kalalım diyor. Dün akşam ikna etti beni. Sadece bir kaç gün daha uzatacağız."dedim. Annem başını sallarken" bize gelirken hediye getirmeyi unutma "dedi. Ardından gülerek" biliyorsun yoksa İklim'in dilinden kurtulamazsın"dedi. İçeceklerimiz masaya konurken "bilmez miyim hiç" dedim o gün aklıma gelince. "Yoksa elinden çekeceğim var" Annem o güzel kahkahasını atıp "bu kız çok fena. Sen hiç böyle değildin" dedi. Sonra annem gözlerini kısarak "yok sende böyleydin" dedi. "Ben de sizinle işe geleceğim diye tutturup dururdun. Şimdi şirkete adım bile atmıyorsun." Şirket konusunun açılmasıyla "hayır, hayır, hayır" dedim. "bir daha hayatta adımımı atmam." Annem o günü hatırlayınca yine bir kahkaha attı. En son şirkete gittiğim gün hastaydım. Midem çok bulanıyordu ve asansörün sürekli durup, hareket etmesi beni daha da beter hale getirmişti. Babamın odasının olduğu kata sonunda geldiğimde kurtuldum demeye kalmadan asansörün kapısı açılır açılmaz bir anda kusmaya başlamıştım. Fakat ne asansörün içine kusmuştum ne de dışına. Direk genel müdürün ayakkabılarının üzerine midemi bırakmıştım. Öyle yakışıklı bir adama rezil olduğuma mı yanardım yoksa az kalsın kustuğum yere düşecek olmama mı bilmiyordum. Ta ki canım babam son anda beni yakalamasaydı bu felakete yeni bir felakette eklenecekti tabi. Annemin o felaket günü anmasıyla ve aklıma gelenlerle yüzüm buruştu. Ta ki İklim'in "bana bakın" diye bağırmasına kadardı o. Sonra onun at üstündeki mutluluğu, neşesi, cıvıltısı her şeyi alıp götürmüştü. O gün doya doya hiçbir şey bilmeden son kez ailemle vakit geçirdim. &&& "Tamam diyorum Ecem 5 dakikaya çıkıyorum evden. Tamam. Havaalanında görüşürüz." Bir elimde çantam peşimde 3 kişi aceleyle evden çıkmaya çalışıyordum. Annem ve babamla sabah vedalaşmıştım ve İklim'in alınacaklar listesi yüzünden de şimdi havaalanına geç kalmak üzereydim. Murat abi hızlıca valizlerimi arabaya bırakırken o sıra da bende Handan teyze ve Begüm'le vedalaştım. Begüm "bak o küçük olan içi gerçekmiş gibi görünen kürelerden istiyorum" derken Handan teyze "susun artık kız gidemeyecek hepiniz istediklerinizle kalacaksınız" dedi. Yaka paça arabaya bindiğim de murat abi de hızla hareket etmişti ama ben durmamıştım. Camdan sarkıp "fotoğrafını w******p dan yolla!" diye Begüm'e bağırdım. Begüm bir yandan el sallayıp bir yandan da "tamam" diyerek bana bağırdığında sonunda arabanın içine girmiş ve anneme mesaj attım. Kime: ANNEM 'Şimdi çıktık. Havaalanına gidiyoruz.' Annem çok geçmeden hemen cevap yazdı. 'Tamam bebeğim. Kendinize dikkat edin. İner inmez beni ara' Gülümseyerek telefonumu kilitleyip önüme baktım. Bir buçuk saatin sonunda havaalanına gelmiştik ve Murat abiyle koşarak içeri girdik. Tabi üç valizle o koşma eylemi pek mümkün değildi ama işte ben koşuyordum o da iki valizle yürümeye çalışıyordu. Kızları valiz alanında görünce oraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Yanlarına geldiğimde Sude "bir an gelemeyeceksin sandım. Hadi ver valizleri" dedi. Murat abi valizleri tek tek bana bırakırken "Kendinize dikkat edin Revan hanım. İyi eğlenceler" diyerek yanımdan ayrıldı. Ecem'le valizleri tek tek verdikten sonra girişimizi yaptık. Uçağa doğru yürüyüp yapacağımız küçük tatilin neşesi ve heyecanı içindeydim. Bu bizim kız kıza çıktığımız ilk tatildi ve mutluluktan havalara uçmak üzereydim. Uçağa binmemiz, havalanmamız ve o heyecanla kaç uçtuğumuz umurumuz da bile değildi. Sude pek çok kez tatile gitmişti fakat bu Ecem ve benim ilk tatilimdi. O yüzden birbirimizin elini sıkıca tutup gidince yapacaklarımızı konuşmaya başlamıştık. Aktarma yaptığımız da bile bu değişmemişti. Sude pek çok kez uyuyup uyanmış bize "biraz olsun uyuyun. Gidince uykusuzluktan ölürsünüz" dese de yine gözümüze gram uyku girmemişti. En sonunda uçaktan indiğimiz de sanki saatlerce uyumuş gibi dinçtim ve Ecem'in de benden bir farkı yoktu. Havaalanına bile ikimizde merakla bakıyorduk. Sude valizleri alacağımız yere önden yürürken biz Ecem le el ele tutuşmuş her şeye ilk defa görmüş gibi bakıyorduk. Sonunda valizlerimizi aldığımız da çıkışı bulup karanlık havayla temas ettik. Hafif esintili olan bu ülke sessizliği ve temiz havasıyla beni bambaşka bir yere sürüklemişti sanki. Ecem 'in "orada boş taksi var." demesiyle Sude adımlarını oraya çevirdi. Ecem valizimin biri alırken "teşekkür ederim" dedim gülümseyerek. Canım arkadaşım da gülümseyerek karşılık verirken Sude' nin peşine düştük. Sude adama gideceğimiz yeri söylediğinde adam valizlerimizi alarak bağaja yerleştirdi. Gideceğimiz otel şehir dışındaydı. Konaklamak için ormanlık bir alanın içine kurulu olan bir oteli tercih etmiştik. Resimlerini görür görmez resmen burası olsun demiştik. Parası bizim standartlarımıza göre bile pahalıydı. Fakat ailelerimiz bunu onaylayıp halletmişti. Saatler süren yolculuğun ardından otelimize giriş yaptık. Aslında otelden çok resepsiyon gibiydi. Çünkü geldiğimiz yer bizi farklı bir aurayla karşıladı. Büyük demir kapının açılmasıyla geniş bir giriş karşıladı bizi. Beş basamak merdiven çıktıktan sonra camın içine kurulu resepsiyona girdik. Oradan oda kartımızı alıp arka cam kapıdan çıkıp yine beş basamak indik ve işte bu. Ormanın içine kurulu binlerce bungalov evler. Hepsinin kendi alanı, hepsinin koruması ve hepsinin birbirininden farklı mimarisi. Hayranlıkla izlerken "bu da ne böyle?" dedi Ecem. Sude bile "ben bile şaşırdım şuan" dedi. Gerçekten hayranlık uyandırıcı bir görüntüye sahipti. Ağaçların aralarındaki evlerin çatılarından itibaren her yer rengarenk ışıklarla süslenmişti. Kuşların ve böceklerin sesi, sessizliği bölerken gerçekten de ateş böceklerinin varlığına inanmıştım. Ağaç içlerine oturma alanları, onların önünde mini barlar ve kocaman etkinlik alanları. İnsan sadece bu ülkeye bunun için bile gelebilirdi. Yaprak hışırtılarının arasında yürümeye başladığımız da görevli olan kadın söylüyor, Sude bize bunu çeviriyordu. Kalacağımız eve geldiğimizde Sude "Sabah, öğle ve akşam olarak açık büfenin olduğunu biraz ileride de gece klubünün olduğunu söylüyor" dedi. Ecem "ay gerçekten mi?" diye heyecanla sorduğunda bende heyecanlandım. Daha önce bir kere annemle beraber gitmiştik ve bu o kadarla sınırlı kalmıştı. Annem ve babam bu tarz yerlere gitmemi istemiyordu ve liseden mezun olduğum da annem kızlarla beni götürmüştü. Hatta Ecem'in annesi Lezan teyze de gelmişti bizimle. Ecem le sevinçle birbirimize baktığımız da Sude "sol tarafta ise gece ikiye kadar canlı müziğin olduğu bir açık alan kafesi varmış" dedi. Şaşkınlıkla kadına döndüğünde "okey" dedi en sonunda. Kadınla vedalaştığın da "klubün olduğu yerde sağ taraf kullanılmıyormuş. Ormanlık alan şuan çevirme aşamasındaymış ve eğer o kısma geçilirse herhangi bir mesuliyeti almıyorlarmış" dedi hala devam eden şaşkınlığıyla. Sonra kadının verdiği kağıtları bize uzatıp "buraya da onun için imza atacakmışız" dedi. Kağıtları verdikten sonra bize verilen eve ilerleyip kapıyı açtı. Peşi sıra valizleri alarak eve girdik. Açılan ışıkla beraber hayranlıkla evi inceledim. Bizi sarı ışıklarla süslenmiş büyük bir cam karşıladı önce. Camın sağ tarafında kocaman bir şömine ve tam önünde orta boy yer minderleri. Şöminenin karşısında ikili ve iki tane tekli deri koltuk. Orta da modern ahşap bir masa ve üzerinde renkli çiçekler ve mumlar vardı. Sol tarafta camın önünde büyük, yuvarlak siyah bir masa ve aynı şekilde sandalyeler. Ortadan ayıran küçük duvar ise, tam olarak duvar değil de kitaplık süsü verilmiş gibiydi. Üst katın merdivenlerinde ise görünen büyük yatak odası. Ve daha sayamadığım bir sürü ayrıntı. Ecem evin kapısını kapattığında "burası harika" dedi. Sude "bence de harika ama önce uyumam lazım" dedi. Sude çantasını bırakarak merdivenlerden çıkarken "sizde bir kaç saat de olsa uyuyun. Yarın yapılacak çok şey var" dedi. Ecem "bence de biraz da olsa uyusak iyi olur" dediğinde ışığı açık bırakarak peşinden ilerledim. Üstümü değiştirmeye uğraşmayarak boş kalan diğer yatağa kendimi attım. Bedenimin bir an sanki çekildiğini hissettim. Ruhum, bedenimden kopmak ister gibi sancıları ele aldığında gözlerim hızla açıldı. Etrafımı hızlıca kontrol ettiğimde Sude'nin "Revan iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş." demesiyle başımı hızlıca sallayıp "iyiyim. Bir an nefes alamadım gibi oldum" diye sakince cevapladım. Sude "su getirmemi ister misin?" diye sorduğun da ona teşekkür ederek geri yattım. Gözlerimi sımsıkı kapatarak battaniyenin altına girdim. Kendi nefesime odaklanarak zihnimi meşgul etmeye çalıştım. Gözlerim ağır ağır kapanırken ise, uykuya teslim oldum. && Sabah gözlerimi, hayvan sesleriyle açtığım da Ecem 'in "ay gündüz daha da güzel burası" demesiyle gerindim. İlk an da nerede olduğumu fark edemesem de sonradan zihnime birbir anılar yerleşti. Heyecanla gerinmeyi bırakıp pikeyi üzerimden attığımda, hızlıca ayaklanıp merdivenlerden indim. Kızlar cam kapıyı açmış veranda da oturuyordu. " Günaydın" diyerek yanlarına gittiğimde ikisi de "Günaydın" dedi. Havanın o taze ve orman kokusunu derince içime çekip "muhteşem" dedim hayranlıkla. Ecem "bence de harika. Hadi sende giyin sonra da kahvaltıya gidelim" dedi. Şaşkınlıkla "kahvaltı mı, Saat kaç?" diye sordum. Sude "8."diyerek beni yanıtladığında şaşkınlıkla ona baktım. Sabaha karşı uyumuş ve bu saate uyanmış olmama rağmen sanki saatlerce uyumuş gibi dinçtim. " Havası bile insana iyi geliyor " Ecem'in sesini geride bırakarak, giysi valizimi elime alarak yukarıya çıktım. Zar zor çıkardığım valizi açıp içinden mavi crop ve beyaz şort eteğimi aldım. Onları üzerime geçirdikten sonra küçük valizden makyaj çantamı ve saç fırçamı da alarak banyoya geçtim. Saçlarımı tarayıp at kuyruğu yaptım. Makyajımı da yaptıktan sonra hazırdım. Küçük el çantamın içine cüzdanımı telefonumu ve rujumu da ekledikten sonra beyaz spor ayakkabılarımı alarak kızların yanına döndüm. Ben gelince Ecem evin kapısını kapattı. Kızlarla etrafı inceleyerek, görevli kadının verdiği harita kitapçığından kahvaltı alanını bularak oraya ilerledik. Büyük alana geldiğimiz de çok az insanla karşılaştık. Sude "akşamları kalabalık oluyormuş" dediğinde Ecem "doğru kim bu saatte kalkar ki" dedi. Kızlarla tabaklarımızı ayarlayıp kendi oda numaramızın yazılı olduğu masaya geçtiğimiz de Sude "ben yarın akşam üzeri bizimkilerin yanına geçeceğim. Babam biletimi almış, siz tek başınıza idare edebileceğinize emin misiniz?" diye sordu. Ecem'le göz göze geldiğimiz de "ederiz canım neden edemeyelim. Koca otel de mutlaka İngilizce bilen birileri vardır elbet" dedim. Ecem "evet sonuçta bende Almanca biliyorum. Bu da işe yarar belki" dedi. Sude "bugün sorarım ben o zaman" dedi. Onu onayladığımızda Sude görevliyle konuşmaya gittiğinde bizde Ecem'le verilen haritayı incelemeye başladık. En azından her dilde açıklama vardı. Sude yanımıza döndüğünde "çalışanların yarısı İngilizce biliyormuş. Bir sıkıntı olacağını sanmıyorum o zaman" dedi. Başımı sallarken "önce tropikal hayvanat bahçesine gidelim" dedim. Kızlarla haritadan hayvanat bahçesinin olduğu yere geldiğimiz de aslında çok da hayvanat bahçesinin içinde biz gibi duruyorduk. Çünkü bizim bulunduğumuz alan tel örgüyle kapalıydı ve uzun bir ayrım konulmuştu. Hayvanlar kendi doğalarının içindeydi. Biz bindiğimiz cam aracın içinden onları izliyorduk, onlarda alışmış olsa gerektiler ki, bizi umursamıyordular. Aslanlar, kaplanlar, hatta timsahları bile görmüştük. Maymunların gerçekten bu kadar büyük olduğuna inanamadığımı dile getirdiğim de Sude "onlar madrilmiş."dedi. En son geçerken antilop gördüğümde hayranlıkla ona baktım. O kadar zarif bir görüntüsü ve duruşu vardı ki hayranlıkla bakmamak gerçekten elde değildi. Dört saat süren gezimizin ardından kızlarla odaya dönmüştük. Yemek saatine kadar biraz dinlenmiş, duşumuzu alıp hazırlanmaya başladık. İlk önce yemek yiyecek ardından da, açık kafeye gidecektik. Açık kafe mekanın adıydı. Büyük bir alana inşa edilen havuzun üzerindeydi bu kafe. Canlı müziğin olduğu, istersen yemek yiyebileceğin istersen de saatlerce içeceğin bir alandı. Tabi havuzun içinde renk renk balıkların olması ve biz bu cam yüzeyin üstünde oturmasaydık daha iyi gibiydi. Saatler sonra yorgunlukla tekrar odaya döndüğümüz de direk uyudum ve öğlene kadar da uyanmadım. Uyandığım da "Günaydın" diye konuşan Sude'ye bir gözüm kapalı olarak, esnerken "Günaydın" dedim. Sanki sabah karşı gelmemişiz gibi dinç duran arkadaşıma "sen uyumadın mı?" diye sordum. "uyudum. Ama erken kalktım. Malum yola çıkmam lazım" Sude'nin gideceği düşüncesiyle yataktan doğruldum. Biz Ecem 'le iki gün daha buradaydık. Salı günü bizde buradan ayrılacaktık. Sude valizini kapatınca bende yataktan çıktım. Ecem "seni götürecek araba geldi" diye seslendiğinde Sude' nin arkasından bende indim. Arkadaşımla vedalaştıktan sonra, "kendinize iyi bakın. Bir şey olursa direk görevlileri arayın. Alandan da çıkmayın" dedi. Bir anne edasıyla komutlar yağdıran arkadaşımıza Ecem'le hızlı hızlı başımızı salladık. "Sizi seviyorum" Ecem'le beraber, Sude'ye sıkı sıkı sarılıp vedalaştık. O taksiye binip gözden kaybolduğunda Ecem elime bir sandviç verdi. "Hadi sen bunu yerken ben de bu saatten sonra ne yapacağımıza bakayım" diyip haritayı açtı. "hım" O kitapçığı ve haritayı karıştırırken birden bana dönüp "acaba klübe mi gitsek?" diye sordu. Bir an heyecanla başımı sallamış bulundum. O da benden cesaret alarak "akşam 11 de açılacakmış. Biraz dinlenelim, sonra kalkar gideriz" diyen Ecem'e "olur zaten hala uykum var" dedim. Ecem banyoya girerken bende sandviçimi yarım bırakarak koltuğa attım kendimi. Bir şey tutuyordu elimi. Sıcacık bir şey. Sanki elim yanıyordu ama oradan da çekmek istemiyordum. Korku vardı içimde. Büyük bir korku. Ama bir yandan da büyük bir rahatlık. Sanki biri beni izliyordu. Elim sıcak bir şeyin içinde yüzüyordu. "Revan!" Korkuyla yerimden sıçradığımda Ecem'in de korkulu yüzüyle göz göze geldim. "iyi misin? Al iç şunu." Uzattığı suyu çabucak alarak, hızlıca bitirdim. İçim yanıyordu sanki. "iyi misin, kabus mu gördün?" Ecem'in sorusuyla "Ne?" dedim. Ecem yanıma oturduğunda önce alnıma dokundu ardından da "sayıklıyordun. 'Beni de götür. Bırakma' dedin. Bir kaç kez hemde, iyi misin?" dediğinde "hatırlamıyorum." dedim. Zihnim sanki bomboş gibiydi. "Saat kaç?" sorduğum soruyla Ecem "saat on. Bende o yüzden seni kaldıracaktım ama" dediğinde "iyiyim ben hadi hazırlanalım. Bu fırsat bir daha gelmez." dedim. Ecem az önce olanları unutarak koşarak merdivenleri çıkarken, ben onun söylediklerine takılı kaldım. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Rüya mı görmüştüm, yoksa kabus mu? İkisi de hafızam da yoktu. Saatler süren hazırlanmanın ardından Ecem saçlarıma hafif dalgalar yapmıştı. Böyle güzel olan saç ve makyajı yüksek tutmak gerektiği için altıma taba rengi siyah deri etek, üstüme ise siyah dantelli braletimi giydim. Altıma da taba rengi topuklu sandaletlerimi de geçirdiğimde hazırdım. Ecem ise benim tam tersim pudra rengi sırtı ipli ve yırtmaçlı bir elbise giymiş, altına ise krem rengi topuklu ayakkabı tercih etmişti. İkimiz de hazır olduğumuz da elimize haritamızı alıp yola koyulduk. Mekanın önüne geldiğimizde kapıda kimsenin olmaması bizi tereddüte düşürdü ilk önce. Fakat büyük iki kapıyı zorlayarak açınca ikimiz de yerimizde duramamıştık. Gençlerin neden gündüzleri etrafta olmadığı belliydi. Çünkü burası şampiyonlar ligi gibiydi. Herkes çok şık, herkes çok özenilesiydi. Ortam bu yüksek sesli müziğe rağmen cıvıl cıvıldı. Ecem 'le içeriye adım atar atmaz, kendimize yer bulmaya çalıştık. En köşe de boş bir masa bulduğumuz da oraya yerleştik. Ecem bana doğru eğilip "içeceğiz değil mi?" diye sorduğunda hevesle başımı salladım. İçki tüketimim şampanyayla sınırlı kalsa da bugün o sınırları aşacaktım. Ben artık 19 yaşındaydım ve İlk tatilime de gelmiştim. Süt içip evde oturduğumuz yeterdi. Ecem bulduğu adama bir şeyler sorduğunda adam bir yeri işaret edip sonra konuşmaya devam etti. Ecem onu dinlerken başını salladı. Adam gittikten sonra bağırarak "içkilerimizi kendimiz alıyormuşuz. Ne içelim?" diye sordu. Omuzlarımı bilmiyorum der gibi kaldırdığım da "ben gidip bakayım. Sen bekle o zaman" diyerek insanların arasından sıyrılarak geçip gitti. Bizim ritmine kendimi alıştırmaya çalışırken bir yandan da hafif hafif sallanmaya başladım. Ecem kısa bir süre sonra döndüğünde elinde iki tane renkli sıvı vardı. Önce birini uzattı. "dene bakalım" İlk verdiği içecekten bir yudum aldığım da ekşiliği yüzünden yüzümü buruşturdum. Ardından diğerini uzattı ve benim içeceğim buydu. "Tam tahmin ettiğim gibi" diyerek gülen arkadaşıma "teşekkür ederim" dedim. İkimizde içkilerimizi içmeye başladığımız da peşi sıra geldi her şey. Bittikçe yenisini aldık. Bittikçe başka bir şey denedik ve en sonun da pistteydim. Başım inanılmaz derece de bulanıktı. Sallanıyordum. Nefesim tıkanmış gibiydi. Bir ara Ecem bana eğilip bir şeyler söylemişti ama zihnin almıyordu. Kendi çabalarımla yürümeye başladım. Zar zor girişe geldiğim de zorlanarak kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Sonra.. O vardı. O gözler vardı tam karşımda. Sanki bir çift göz duruyordu karşımda. Zihnin git diyordu, bak orada. O gece olan gözler, yine şimdi burada. Yürüdüm. Ben yürüdükçe o geriye çekildi. "Gitme" Fısıltımı duymuş muydu. Yanıyordum. Bedenim sanki alev gibiydi. Bir şeye çarptım. Dalga gibiydi. Bedenim titredi. Zihnimde bir gümbürtü koptu. Bu çınlama sesi de neydi. Gözlerim görmüyordu sanki. Dizlerim acıdı bir ara. Sonra karanlık. -SON
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD