MASMAVİ
İnsanın neşesi, duygusu, yaşanmışlığı her zaman kendi benliğine hapis olurdu. Bütün duyguları yaşatmak, doğduğumuz andan itibaren bizi biz yapan olanaklardır. Kimi insan içinde hüznü hapis ederdi, kimi neşeyi, kimi hasreti, kimi ise hepsini birden yaşardı.
Tek kalınan her şeye kendimizi biz hapis ederken, ona mahkum kalırdık.
Kendini insanlar müzik de, kitap da, eğlence de var ederdi. Herkesin benliği aslında bir yere mahkum olurdu.
Terk edilmek de, o terk edilmişliğin içine çekilmekte bizim elimizdeydi.
Herkesin ayrı hikayesi, var oluş sebebi farklıydı.
Kitapların içinde yaşamak da, müziğe hapis olmak da, kendini başka şeylerle meşgul etmek de bizi hayatta tutan başka etkenler gibiydi aslında.
Biz tutanacak her şeye umut bağlayıp orada yaşıyorduk.
Yaşamak bu değildi ama bizi iteleyen nedenlerde, kişilerde vardı.
Ben olmamıştım.
Ben kitabımı da ailemle okurdum, müziğimi de ailemle dinlerdim. Kız kardeşimle eğlenirdim, arkadaşlarımla sohbet de ederdim.
Ta ki o güne kadar.
O gün bugündü işte.
Kendimi başka bir boyutta bulana kadardı her şey..
Gözlerimi içimdeki sıkıntıyla açtığım vakit, aslında bu yataktan çıkmak istemiyordum. İçine çekildiğim bu boşluk kalbimi sıkıştırdı bir anda. Birinin sanki beni günlerdir izlediği hissi yine var oldu. Gözlerimi sımsıkı yumup biraz öyle kaldım.
Odamın kapısının tıklanmasıyla gözlerimi açmadan "gir" dedim. Odamın kapısı ağır ağır açıldığında, "ben geldim" dedi, İklim.
Dudaklarım iki yana kıvrılırken "benim canım mı gelmiş?" dedim, sahte bir neşeyle.
Kardeşime hissettiğim bu suçluluk duygusuyla bir anda tepe takla olup sahte neşemi, gerçek olması için zorladım.
Gözlerimi açtığım da İklim'in gülen gözlerini görmemle zaten o sahtelik bir anda kaybolup gitti.
Sarı saçları iki yandan toplanmış beyaz teninin yanakları al al olmuş kardeşim önde olmayan iki dişiyle yüzüme hayranlıkla bakıyordu.
Aslında hayranlıkla bakılacak kişi oydu. Yıllarca sürdürdüğüm tek çocuklu saltanatıma her ne kadar ortak gelse de, iyi ki gelmişti.
Okul eteğini tutarak yatağıma çıkan kardeşime hızlıca yana kayarak yanımda yer açtım.
Mis kokusuyla koynuma sindiği vakit "iyi ki doğdun ablacım" dedi.
O küçük fındık burnuna küçük bir öpücük bırakırken, onun bu güzel neşesi için bir de elma gibi yanağını öpüp "teşekkür ederim balım" dedim.
İklim, yastığıma dağılan saçlarımın bir tutamını tutup "şimdi kaç yaşındasın ablacım?" diye sordu büyük bir merakla.
Onun bu meraklı gözlerine bakıp "19"dedim gülerek.
İklim gözlerini kocaman açarak" çok büyük bir rakam "dedi.
Onun bu şaşkın haline kahkaha atarak" evet çok büyük bir rakam fakat annem ve babam kadar değil. "dedim.
Sanki söylediğim evde yankılanmış gibi" biz yaşlı değiliz küçük hanım"dedi bir anda babam.
İklim'le duyduğumuz ani ses yüzünden irkilsek de ben onun kadar korkmamıştım.
Kardeşimle beraber başımızı kaldırdığımız da anne ve babamı gülen yüzleriyle bizi izlediklerini gördüm.
Büyük bir mutlulukla onlara bakarken, "iyi ki doğdun güzel kızım." dedi annem yanımıza doğru adımlarken.
Babam ise kapının ağzında durmaya devam ederken "iyi ki varsın bebeğim" dedi.
Yavaş adımlarla o da bize yaklaşırken, yataktan doğruldum.
Annem ve babam jilet gibi ütülenmiş giysilerin aldırmadan biri sağıma biri de soluma yerleşti. Kardeşim annemin elinin üzerine elini bırakırken "ben ne zaman 19 olacağım anne?" diye sordu merakla.
Gözlerindeki o merak, bana küçüklüğümü hatırlatmış ve babamın sesli gülüşü onunda hatıralarının canlanışına bir işaretti.
Annemin "senin için daha 12 sene var bebeğim" demesiyle İklim yine "çok büyük" dedi.
Sarı saçlarının arasına küçük bir öpücük bırakırken babamın "hadi bakalım hanımlar, hep beraber güzel bir kahvaltı yapalım sonra da akşam için hazırlığımız başlamış" dedi.
Babam yatağımdan kalkarken annem "tamam hayatım, sen Didem'i aradın değil mi toplantı için" dedi.
Babam başını sallarken annem bana dönüp "Hadi bakalım küçük hanım, sen hazırlan bizde aşağıda seni bekliyoruz" dedi.
Gülümseyerek onu onaylayınca annem İklim'in elinden tutarak odadan çıkmasına yardımcı oldu.
Üzerimdeki pikeyi açtığım da içimdeki sıkıntı bir anda aklımdan uçup gitti.
Neşeyle giyinme odama geçtiğim de saatin 11:00 olduğunu, anne ve babamın ise hala bu saatte evde olmalarına gülümsedim.
Anne ve babam aile şirketimizi yönettikleri için çoğu zaman sabah erken saatlerde evden çıkıp, her zaman da bir aksilik olmazsa akşam yemeği saatinden önce evde olurlardı.
Anne ve babam demişken, aslında onlar ailelerinin birer evlilik kurbanı olduğunu atlamamam gerekirdi.
Metin ve Sevda Çakır çifti ailelerinin iş ortaklığı sebebiyle evlenip, başta anlaşamayıp sonradan birbirlerini çok seven iki insan.
Babam ne kadar sakin, bir o kadar anlayışlı bir insanken ; annem ise tam tersi bir kadındı. Aniden sinirlenip sonra pişman olan belki de ailenin tek üyesi.
Babam çoğu zaman "evliliğimizin ilk yıllarında bana kök söktürdü. Yıllar onu artık yumuşattı" diye laf dokundursa da annem gözlerindeki hüzünle babama gülüp sonra yanağına ufak bir öpücük konduruyordu.
Bir gün bunun sebebini sorduğum da babam "şaka yapıyorum bebeğim. Annen, melek gibi bir kadın biliyorsun. "diyerek konuyu geçiştirmek istemişti fakat ben sonradan Handan teyzeden bunun aslını öğrendim.
Annem gençliğinde;babamı istemediğini, sürekli yüzüne haykırıp onu rencide edip azarlıyormuş.
Tabi durumlar tam tersine döndüğü anda annem pişmanlıktan çok şey yapmak istese de telafi edebildiği kadar etmeye çalışmış. Fakat hala daha bunun pişmanlığını yaşıyor gibiydi de.
O gün duyduklarımdan sonra asla ikisini de yargılamadım. Taraf tutmadım.
Çünkü bilemezdim.
Kimin nasıl hissettiğini, nasıl davrandığını görmemiştim.
O benim annemdi.
O benim babamdı.
Kendi aralarında ne geçtiyse sadece onları ilgilendirirdi. O yüzden ben konuyu duyduğum gibi unutmayı tercih etmiştim.
Düşüncelere dalmışken, o arada da üzerimi giyinip dün okuduğum kitabımı, kitaplığıma yerleştirip makyaj masama geçtim.
Yüzüme nemlendirici sürüp onun emilmesini beklerken, bir yandan da saçlarımı yatıştırıcı sıkıp taradım.
Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapıp, cildime geçtim. Sabaha kadar okuduğum kitap yüzünden moraran göz altlarıma kapatıcı sürüp ardından toprak tonlarında göz makyajımı yapıp bb kremini sürdüm.
Kimine göre yoğun, bana göre ise günlük olan makyajımı bitirip sandalyeden kalktım.
Kendi etrafımda dönerek elimi fırfırlı eteğime sürüp crobumu düzelttim. Sandaletlerimi de giydikten sonra hazırdım.
Kahvaltıdan sonra kızlarla randevulaşmıştık ve bugün doğum günümün şerefine avm de deli gibi alışveriş yapacaktık.
Odamdan çıkıp merdivenleri indiğim de elinde portakal suyuyla yürüyen Handan'ı gördüm.
"Günaydın Handan teyze"
Handan güler yüzüyle bana döndüğünde "Günaydın Revan. Yine her zaman ki gibi çok güzelsin" dedi.
Onun tombul yanaklarını öpüp "sende çok güzelsin bugün. Yoksa akşam için mi bu güzellik" dedim.
Handan teessüf ederek bana bakıp "ben de her zaman çok güzelim. Alınıyorum ama" diye konuşmasıyla gülüp "doğru söylüyorsun"dedim.
Ardından kısık bir sesle" hiç giymediğim bir kaç parça kıyafeti Begüm için ayırdım. Giyinme odasında "dediğim de buruklaşan yüzüyle" gerek yoktu kızım. O kadar çok kıyafet veriyorsun ki onca şeyi nerede giyecek bu kız "dedi.
Hüzünlenen gözlerine canım sıkılırken" o artık genç bir kız. Bu sene üniversiteye başlıyor. Orada giyer. Hem bence artık büyüdüğümüzü kabullenmen lazım "dedim.
Handan tekrar aynı neşesine dönüp" siz hala benim, birbirini ıslatmak için her şeyi çamur yapan iki küçük yaramaz kızlarım olarak kalacaksınız "dedi.
Yanağına küçük bir öpücük kondurup elindeki bardağı alarak salona yürüdüm.
Büyük masamıza geldiğimde yerime otururken babam" afiyet olsun "dedi.
İklim" abla bugün okula beraber gider miyiz? "diye sordu merakla.
Her ne kadar yaz tatilinde olsa da İklim, okula gitmeye devam ediyordu. Yazın ekstra dersler, etütler, yüzme dersleri ve oyun aktiviteleri devam ediyordu ve küçük hanım bütün arkadaşları gidecek diye o da istemişti ve biz o yüzden bu sene aile tatilimizi ağustos ayına ertelemiştik.
Meyve suyundan bir yudum alırken onu gözlerimle onayladım.
İklim neşeyle kahvaltısına dönerken babam "akşama geç kalma kızım. Misafirlerimiz 8 de gelmeye başlar. Biliyorsun bugün senin günün" dedi.
Annem "kızlarla planınız ne?" diye sordu.
Önce babama "merak etme alışverişten sonra eve geleceğiz" dedim. Sonra anneme dönerek "kızlar hafta sonu için rezervasyon yaptırmış ve nereye gidileceği bana da sürpriz." dedim.
Annem "tamam bebeğim" dedi. Ardından babama dönerek "çıkalım mı hayatım?" diye sordu.
Babam saatine bakıp "olur" dedi. İkisi ayaklanıp yanımıza gelip, kardeşimle beni öperek el ele evden çıktılar.
Yarım saat sonra ise bizde İklim'le beraber çıktık.
Kapıda bizi Murat karşılayıp "doğum gününüz kutlu olsun Revan hanım" dedi.
Gülümseyerek "Teşekkür ederim Murat abi" dedim.
İklim bu yaş meselesine çok takmış olacak ki "sen kaç yaşındasın Murat abi?" diye sordu.
Onun bu merakına ben gülerken Murat abi "30 yaşındayım İklim hanım" dedi.
İklim "çokmuş" dediğinde gülerek arabaya bindik.
Murat abi önce İklim'i okula sonra da beni avmye bıraktı. Beni kapıda bekleyeceğini söylediğinde gerek olmadığı söylesem de bekleyeceğini tekrar belirtip, beni içeri gönderdi.
Ecem ve Sude'yi girişte gördüğüm de hepimiz birbirimize el salladık.
Kızlarla birbirimize sıkıca sarılıp önce nereden başlayacağımızı tartışıp sonunda Sude'nin galip gelmesiyle elbiselerden başladık.
Akşam için hepimizin birer elbisesi olurken bir de bunların altına ayakkabı almıştık. Sırada benim isteğim üzerine kitapçı vardı ve bu sefer de ben buradan elim kolum dolu çıkmıştım ve sonraki rotamız ise annemin kuaförü olmuştu.
Murat abi paketleri zar zor arabanın bağajına sığdırdıktan sonra güzel bir şarkı eşliğinde kuaföre doğru yola çıktık.
Kapıya geldiğimiz de heyecanla inip, hepimiz tek sıra halinde içeri girdik. Bizi karşılayan adam "Hoş geldiniz" dedi. Ardından "Randevunuz kimin adına?" diye sordu.
"Annem. Sevda Çakır ayarlamıştı ama"
Adam gülümseyerek başını sallayıp "evet. Revan Çakır adına 3 kişilik olarak yazılmış" dedi.
Adam her birimizi başka birine emanet ederken, 'keşke annemde gelseydi' diye kendi kendime söylenmekten kendimi alıkoyamamıştım.
Kuaför bile olsa bu tarz yerlere annemle gelmeyi seviyordum. Benim istediğim şeyi hemen anlatıp, kötüye giden durumlar da hemen müdahale ediyordu ve şuan resmen kurdun elindeki kuzu gibi kalmıştım.
Yavru kedi gibi saçlarıma bakan adama bakarken "kesim olacak mı?" diye sordu.
Korkuyla gözlerim büyürken "hayır!" dedim telaşla.
"Sadece akşam doğum günü partim var ve ben çok abartı olmayan, ama açık bırakılmış dalga gibi görünen bir şey istiyorum" dediğimde ikimizde birbirimize bilinmeyen denklem gibi bakmaya başladık.
Adam bana "maşa mı yapmamı istersin?" dedi.
Omuzlarımı indirip kaldırırken "aslında benim saçlarımla başım beladadır." dedim. "Düzleştirmek dışında pek bir şey yapamıyorum."
Adam anlayışla bana bakarak "o zaman yaşına uygun bir şeyler yapalım. Ne çok abartı olsun, ne de çok sade. Tam orta yolunu buluruz" demesiyle biraz olsun rahatlayarak gülümsedim.
Saatler sonra saçım makyajım her şeyim tamam haldeydi.
Kızlarla birbirimizi övgüye boğduktan sonra Murat abinin önderliğinde evin yolunu tutmuş, yüksek sesli müziğin ev sahipliğinde yolumuza devam etmiştik.
Eve geldiğimizde Begüm'ü de yanımıza alarak odama çıkmış ve hızlıca hazırlanmaya başlamıştık.
Kendi elbisemi giyerken, yanımda heyecanla duran Begüm'e "sana da elbise aldım." dedim.
Begüm şaşkınlıkla bana baktığında "aslında seni de çağırdık ama Handan çıktığını söyledi." dediğimde bir anda boynuma sarıldı.
"Partiye bende mi katılacağım?"
Gülerek ona sıkıca sarılırken "Handan ve Murat da katılacak. Bugün herkes benim davetlim. Annem söylemişti, annene." dedim.
Begüm benden ayrıldığında "dün geç geldim, sabah da erken çıktım. Belki annem o yüzden söylememiştir." dediğinde, ellerinden tutup "hadi giyin sende birazdan herkes gelir." dedim.
Ecem "saçlarını ben yaparım." diyerek Begüm'ü giyinme odasına sokarken Sude biraz burun kıvırsa da onunla göz göze geldiğim an gülümsemesine yine de keyfim kaçmıştı.
Şuan için bu durumu geri plana itmek belki de en iyisi olurdu.
Aynanın önüne geldiğim de saçlarımın bukleler halinde toplanması, gri elbisemin duruşuyla kendimi gerçekten de artık büyümüş ve genç kız gibi görmeye başlamıştım.
Aslında açık kahverengi saçlarım, griye çalan ama aslında soğuk duran göz rengim, bir altmışlık boyum, beni diğer güzel kızlara nazaran sıradan yapıyordu. Bu zamana kadar kimsenin ilk tercihi değildim, olmamıştım. Bir albenim yoktu. Tek farklı noktam babamdan aldığım ilginç göz rengimdi. Onun dışında göz alıcı bir güzelliğim yoktu.
Param vardı, ailemden gelen tanınmışlığım vardı, havam vardı, sevgim vardı, saygım vardı fakat hala beni seven biri bile olmamıştı.
Bu yaşıma kadar sadece iki kişiden hoşlanmıştım. Biri beni güzel bulmamış, farklı bir yerimin olmadığı çok standart olduğumu sadece gözlerimin farklı olduğunu söylemişti.
Diğeri ise Sude'yi sevdiğini belli ederek benden resmen kaçarak uzaklaşmıştı. Gerçekten de lisede ki hoşlantılarım tam bir fiyaskoydu.
Üniversiteye başladığım da ise, gerçekten hiçbir şey olmuyordu. Özel bir okula gidiyorsanız, orada gerçekten de bir şeyleri başarma yada gerçek bir sevgiyi bulma durumunuz olamazdı. Çünkü hepsi zengindi, çünkü hepsi çok yakışıklıydı ,çünkü hepsi gerçekten çok güzeldi.
Ben ise sıradandım.
Ecem'in belime sarılmasıyla gülümsedim.
"Bu akşam çok güzel olacak"
Olmamıştı.
Okuldan çağırdığım kimse gelmemişti.
Sude ve Ecem'in arkadaşları dışında kimse gelmemişti.
Bir de tabi ki anne ve babamın arkadaşları gelmişti ve onların zoruyla gelen çocukları vardı.
İklim'in bile okul arkadaşlarının yarısı buradaydı.
Üzülmüş müydüm evet.
Yine de ona rağmen mutlu muydum?
Evet.
Çünkü beni gerçekten seven herkes buradaydı.
Begüm vardı, Murat abi vardı, Ecem vardı, Sude vardı.
Ailem yanımdaydı.
Yine de mutluydum.
"Pasta geliyor!"
İklim'in bağırmasıyla herkes gülmeye başladı. Annem gülümseyerek elini uzattığında, elini sıkıca tutup pastanın kesileceği alana geldim.
Annem yanağıma küçük bir öpücük bıraktığında önüme dört katlı bir pasta koyulmuştu.
Herkes doğum günü şarkısını söylerken, tam üfleyeceğim anda İklim "dilek tut ablacım!" diye bağırdı.
Kıkırdayarak gözlerimi kapattım.
O an bütün gürültüler son buldu.
Sadece kalbimin atış sesi yükseldi.
"Kalbimin sahibi. 19.yaşımdan sadece aşk diliyorum. Seveceğim, sevileceğim bir aşk."
Kulaklarım tıkandı. Sanki o an kalbimin atışı yavaşladı.
Kapalı göz kapaklarım sanki açıldı ve masmavi bir çift göz yerleşti gözlerimin önüne.
Nefesim kesildi.
Gözlerimi hızlıca açtım.
Kalabalığı gördüm. Ailem, arkadaşlarım, bir sürü insan bana bakıyordu ama o gözler yoktu.
Bir rüya mıydı bu yoksa başka bir şey mi?
&&&