BÖLÜM 1 -YAĞMURDAN SONRA
Yağmur gece boyunca şehrin üzerine çökmüş, sabaha karşı sokakları neredeyse tamamen boşaltmıştı. Asfaltın üzerinde biriken su, trafik lambalarının kırmızı ve sarı ışıklarını titreşen lekeler hâlinde yansıtıyordu. Edian Pierce arabasını eski apartmanın karşısına bıraktığında saat 05.43’tü.
Motoru susturdu. Birkaç saniye ön camdan dışarı baktı.
Üç katlı binanın girişinde iki devriye aracı vardı. Mavi ışıkları kapalıydı. Sarı olay yeri şeridi kapının önünden merdiven korkuluğuna kadar uzanıyor, yağmurun altında ağırlaşarak hafifçe sallanıyordu.
Edian montunun yakasını kaldırıp arabadan indi.
Otuz beş yaşındaydı ve cinayet masasındaki ilk aylarının heyecanını çoktan geride bırakmıştı. Buna rağmen bir olay yerine girerken hissettiği dikkat hiç değişmiyordu. Kapının diğer tarafında ne olduğunu öğrenmeden önce zihnini mümkün olduğunca boş tutmaya çalışırdı. İlk izlenimler faydalıydı ama insanı yanlış yöne götürmekte de ustaydılar.
Girişteki devriye polisi onu tanıyıp şeridi kaldırdı.
“Üçüncü kat. Daire on iki.”
“Kim bulmuş?”
“Alt kattaki komşu. Gece vardiyasından dönmüş. Kapıyı aralık görünce içeri bakmış.”
Edian merdivenlere yöneldi.
Binanın içinde ağır bir nem kokusu vardı. Duvar boyaları yer yer kabarmış, merdiven basamaklarının kenarları yıllar içinde aşınmıştı. İkinci kata geldiğinde yukarıdan ayak sesleri duyuldu.
Dylan Mercer, üçüncü kat sahanlığında elinde kâğıt bardakla bekliyordu.
“Günaydın demeyeceğim,” dedi. “Bu saatte söylenince tehdit gibi geliyor.”
Edian gözünü bardaktan ayırmadı.
“Kahve nerede?”
Dylan bardağını biraz kaldırdı.
“Burada.”
“Benimki?”
“Bu soru arkadaşlığımıza zarar verebilir.”
Edian yanından geçerken başını iki yana salladı.
Dylan onun peşinden geldi.
Daire on ikinin kapısı tamamen açıktı. İçeride olay yeri teknisyenleri çalışıyordu. Girişte yere yerleştirilen numaralı işaretlerden biri kapının hemen yanında duran kırık bir cam parçasını gösteriyordu.
Edian galoş ve eldivenlerini taktıktan sonra içeri girdi.
Daire küçük ama düzenliydi. Açık mutfak salona bağlanıyor, salonun sonunda yağmur damlalarıyla kaplı geniş bir pencere bulunuyordu. Mobilyalar pahalı değildi fakat özenle seçilmişti. Kitaplık düzenliydi. Sehpanın üzerinde yarısı okunmuş bir ekonomi dergisi duruyordu.
Salonun ortasında bir erkek cesedi vardı.
Kırklı yaşlarının başlarında görünüyordu. Sırtüstü yatmıştı. Beyaz gömleğinin sol tarafı koyu kırmızıya dönmüş, kan zeminde düzensiz bir leke oluşturmuştu.
Mara Quinn cesedin yanında çömelmişti.
Saçlarını ensesinde toplamış, ince bir ışıkla yaranın çevresini inceliyordu.
Edian yaklaşırken başını kaldırdı.
“Tek bıçak yarası. Sol göğüs.”
“Ölüm zamanı?”
“Şimdilik gece yarısıyla üç arası. Kesin zamanı otopside daraltırım.”
Edian cesedin ellerine baktı. Sağ avuçta küçük kesikler vardı.
“Savunma yarası?”
Mara başını hafifçe eğdi.
“Olabilir. Ama elindeki kesiklerin çoğu camdan. Yanında kırılmış bir şarap kadehi var.”
Edian ayağa kalkıp salonu inceledi.
Yemek masasında iki kişilik hazırlanmış bir sofra vardı.
İki tabak.
İki çatal.
İki kadeh.
Açılmış bir şişe kırmızı şarap.
Tabaklardan birindeki yemek yarıya kadar yenmişti. Diğerine neredeyse dokunulmamıştı.
“Kimliği?”
“Nina buldu,” dedi Dylan. “Daniel Ross. Kırk üç yaşında. Ev onun adına kayıtlı.”
Edian masaya yaklaştı.
Yemek soğumuştu. Bir sandalyenin geriye doğru sertçe itilmiş olduğu belliydi. Halının üzerinde ince bir sürtünme izi vardı.
Nina Cross yatak odasının bulunduğu koridordan çıktı. Elinde şeffaf delil poşeti taşıyordu.
“Telefonu komodinin üzerinde bulduk. Cüzdanı çekmecede. Nakit para duruyor. Saat ve dizüstü bilgisayar da yerinde.”
“Hırsızlık ihtimali zayıf.”
“Şimdilik.”
Edian ona baktı ve hafifçe başını salladı.
Nina’nın sevdiği kelimelerden biriydi: şimdilik.
Bir soruşturmada kesin konuşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu iyi bilirdi.
Edian mutfağa geçti.
Tezgâhta kesme tahtası, yarısı doğranmış ekmek ve açık bırakılmış bir bıçak bloğu vardı.
Bir yuva boştu.
Edian bloğa dokunmadan eğildi.
“Mara.”
Mara bulunduğu yerden baktı.
“Mutfak bıçaklarından biri eksik.”
“Fark ettik. Cesetteki yaranın genişliğiyle uyabilir.”
Dylan mutfağın kapısına yaslandı.
“Akşam yemeği kötü geçmiş.”
Edian masadaki ikinci tabağa baktı.
“Biri buraya yemek yemeye gelmiş. Ya da Daniel öyle sanmış.”
Dairenin girişine doğru yürüdü.
Kapıda zorlanma izi yoktu. Kilit sağlamdı. Zincir kullanılmamıştı.
Daniel Ross, karşısındaki kişiyi kendi isteğiyle içeri almış olmalıydı.
Edian kapının yanındaki zeminde durdu.
Bir şey gözüne takılmıştı.
Parkenin üzerinde küçücük su damlaları vardı.
Girişten başlayıp salonun birkaç metre içine kadar devam ediyor, sonra kayboluyordu.
“Bunları işaretlediniz mi?”
Olay yeri teknisyenlerinden biri başını salladı.
“Fotoğraflandı.”
Edian çömeldi.
Daniel’ın ayakkabıları kapının yanında düzgün biçimde duruyordu. Tabanları kuruydu.
Dylan onun neye baktığını anlayınca yaklaştı.
“Misafir yağmurda gelmiş.”
“Muhtemelen.”
Ayak izleri belirgin değildi. Islak taban yalnızca birkaç silik şekil bırakmıştı. Yine de misafirin kapıdan girdikten sonra ayakkabılarını çıkarmadığı anlaşılıyordu.
Nina pencerenin yanına geçti.
“Karşı binada kamera var.”
Edian baktı.
Sokağın diğer tarafındaki küçük marketin girişinde, apartmanı çaprazdan gören bir güvenlik kamerası bulunuyordu.
“Görüntüleri al.”
Nina çoktan telefonunu çıkarıyordu.
Dylan, “Saat altı olmadan dükkân sahibini uyandırmak sana düşüyor,” dedi.
Nina ona bakmadan cevap verdi.
“Sen gitmek istiyorsan söyle.”
“Ben burada önemli dedektiflik işleri yapıyorum.”
“Edian’ın kahvesini çalmak gibi mi?”
Dylan elindeki bardağa baktı.
“Bu kahve benimdi.”
Edian kısa bir gülümsemeyle salona döndü.
Normal bir sabah değildi ama cinayet masasında normal sabah diye bir şey zaten pek yoktu.
Cesedin yakınındaki sehpaya baktığında küçük bir kâğıt parçası fark etti.
Kâğıt mobilyanın altına doğru kaçmıştı.
Bir teknisyene işaret etti.
Kâğıt dikkatlice çıkarılıp düz bir zemine alındı.
Banka dekontuydu.
Üç gün önce yapılmış bir havale.
Miktar, Edian’ın kaşlarını kaldırmasına yetti.
Seksen beş bin dolar.
Alıcı:
North Vale Consulting.
Dylan da rakamı gördü.
“Ben yanlış mesleği seçmişim.”
“Önce şirketin ne yaptığını öğren.”
“Ben şirket araştırmam.”
“Grant araştırır.”
Sanki adı çağrılmış gibi Grant Holloway birkaç saniye sonra daireye girdi. Yağmurdan omuzları ıslanmıştı ve elinde kapalı bir dizüstü bilgisayar çantası vardı.
“Biriniz bana sabah beş buçukta cinayet olduğunu söylemek yerine ‘güneş doğmadan işe gel’ deseydi telefonu kapatırdım.”
Dylan dekontu ona uzattı.
“Günaydın Grant.”
Grant kâğıda baktı.
“North Vale Consulting?”
“Daniel üç gün önce seksen beş bin göndermiş,” dedi Edian. “Şirketi, sahiplerini, hesap hareketlerini bul. Daniel’la bağlantısı neyse çıkar.”
Grant birkaç saniye dekontu inceledi.
“Bu kadar parayı danışmanlığa vermişse ya çok zengin ya çok aptal.”
Nina kapının yanından seslendi.
“Ya da bu danışmanlık şirketi değil.”
Grant ona baktı.
“Benim söyleyeceğim şeyi çalmayı bırak.”
Edian tartışmanın devam etmesine izin vermeden Daniel’ın cesedine döndü.
Masadaki iki kişilik yemek, eksik mutfak bıçağı, açık kapı ve büyük para transferi birbirinden bağımsız olabilirdi.
Ama cinayet soruşturmalarında bağımsız görünen ayrıntılar bazen aynı yerde buluşurdu.
Mara ayağa kalktı.
“Bir şey daha var.”
Edian yanına geldi.
Mara, Daniel’ın sol bileğinin iç kısmını gösterdi.
Derinin üzerinde hafif morarma vardı.
“Biri tutmuş.”
“Ne kadar sert?”
“Yeterince sert. Ölümden hemen önce olmuş olabilir.”
Dylan’ın yüzündeki alaycı ifade kayboldu.
“Kavga.”
Edian masadaki geriye itilmiş sandalyeye baktı.
Akşam yemeğinin bir noktada kesildiği açıktı.
Belki tartışma para yüzünden başlamıştı.
Belki para transferiyle hiçbir ilgisi yoktu.
Henüz bilmiyorlardı.
Koridordan bir devriye polisi içeri girdi.
“Dedektif Pierce?”
Edian döndü.
“Alt kattaki komşu hâlâ burada. Bir şey hatırladığını söylüyor.”
“Ne?”
“Gece bir ses duymuş. Sonra merdivenlerden hızla inen birini görmüş.”
Edian’ın dikkati tamamen polise yöneldi.
“Yüzünü görmüş mü?”
“Hayır. Ama adamın elinde bir şey olduğunu söylüyor.”
“Ne?”
Devriye polisi birkaç saniye tereddüt etti.
“Bir çanta.”
Dylan, Edian’a baktı.
Salonda bulunan hiçbir şey eksik görünmüyordu.
Edian giriş kapısına yöneldi.
“Komşuyla konuşalım.”
Merdivenlere çıktıklarında dışarıdaki yağmur hâlâ devam ediyordu.
Edian bir an açık kapının ardından Daniel Ross’un evine baktı.
Bir saat önce ellerinde yalnızca bir ceset vardı.
Şimdi ikinci bir misafir, seksen beş bin dolarlık para transferi ve cinayet gecesi apartmandan çıkarılan bilinmeyen bir çanta vardı.
Dylan son yudumunu içip boş bardağı ezdi.
“Basit akşam yemeği kavgası teorisini çöpe atıyor muyuz?”
Edian merdivenlerden inmeye başladı.
“Daha teori bile değildi.”
“Ben seviyordum.”
“Sen her kolay teoriyi seviyorsun.”
“Kolay teorilerin en güzel yanı kolay olmaları.”
Edian bu kez gülümsemesini gizlemedi.
Bir alt kata indiklerinde komşunun kapısı açıktı.
İçeride onları bekleyen yaşlı adamın yüzünde uykusuzluk ve endişe vardı.
Edian cebinden küçük not defterini çıkardı.
Daniel Ross dosyası daha yeni başlıyordu.
Ve sabah henüz altı bile olmamıştı.