Alt kattaki dairenin kapısında onları bekleyen adam yetmişine yaklaşmış görünüyordu. Üzerinde eski bir hırka, ayağında kahverengi terlikler vardı. Saçları dağınıktı ve yüzündeki uykusuzluk yalnızca erken saatte uyandırılmasından kaynaklanmıyordu.
Edian kimliğini gösterdi.
“Edian Pierce. Cinayet masası. Birkaç soru soracağız.”
Adam kapıyı biraz daha açtı.
“George Miller. Buyurun.”
Daire, Daniel Ross’un evinden çok daha küçüktü. Televizyon açıktı fakat sesi kapalıydı. Sehpanın üzerinde yarım kalmış çay ve açık bir bulmaca kitabı duruyordu.
George koltuğa otururken Edian karşısındaki sandalyeyi çekti. Dylan pencerenin yanında kaldı.
“Daniel Ross’u ne kadar tanıyordunuz?”
George omuzlarını kaldırdı.
“Tanımak denirse... Beş yıldır üst katta oturuyordu. Koridorda karşılaşırdık. Bazen market poşetlerini taşımama yardım ederdi.”
“Düşmanı var mıydı?”
“Bilmiyorum. Sessiz adamdı.”
Edian not defterini açtı.
“Gece ne gördünüz?”
George birkaç saniye düşündü.
“Ben hastanede gece vardiyasında çalışıyorum. Güvenlik görevlisiyim. Saat üçü biraz geçiyordu herhâlde. Eve geldiğimde merdivenlere yönelirken yukarıdan biri indi.”
“Erkek mi kadın mı?”
“Erkek.”
“Emin misiniz?”
“Evet.”
“Yüzünü gördünüz mü?”
George başını iki yana salladı.
“Kapüşonu vardı. Başını eğmişti. Zaten hızlı geçip gitti.”
“Boyu?”
“Benden uzundu. Bir seksen civarı olabilir.”
Dylan kollarını göğsünde birleştirdi.
“Çantayı hangi elinde taşıyordu?”
George sağ elini kaldırdı.
“Bunda.”
Edian kalemini durdurdu.
“Çantayı tarif edin.”
“Siyah. Spor çantası gibiydi. Çok büyük değildi ama ağır görünüyordu.”
“Neden ağır olduğunu düşündünüz?”
“Adam tutarken kolu aşağı çekiliyordu.”
Edian gözlerini George’dan ayırmadı.
“Kan gördünüz mü?”
“Hayır.”
“Adam size baktı mı?”
“Bir kere. Çok kısa.”
“Yüzünden hatırladığınız bir şey?”
George kaşlarını çattı.
“Hayır. Sakalı olabilir. Ama emin değilim.”
Dylan pencerenin önünden ayrıldı.
“Merdivenlerden inerken koşuyor muydu?”
“Koşmuyordu. Ama acele ediyordu.”
Edian notlarını kapatmadı.
“Üst kattan daha önce ses duydunuz mu?”
George bu kez daha uzun düşündü.
“Bir şey düşmüş gibi bir ses vardı. Eve gelmeden önce değil. Şey... Gece vardiyasına gitmeden önce.”
Edian’ın kalemi yeniden hareket etti.
“Saat kaçta?”
“Akşam sekiz buçuk civarı.”
“Daniel’ın dairesinden mi geldi?”
“Sanırım.”
Bu bilgi ilk bakışta cinayetle uyuşmuyordu. Mara ölüm saatini gece yarısıyla üç arasında tahmin etmişti.
Edian, George’un anlattığı saatlerin birbirine karışmış olabileceğini düşündü.
“Daha sonra başka ses duydunuz mu?”
“Hayır.”
“Daniel’ın sık misafiri olur muydu?”
“Pek değil.”
George ayağa kalkıp mutfağa doğru iki adım attı, sonra durdu.
“Bir adam vardı.”
Edian başını kaldırdı.
“Nasıl biri?”
“Son birkaç ayda üç dört kez gördüm. Daniel’la birlikte geliyordu. Takım elbiseli, temiz giyinen biriydi.”
“Adını biliyor musunuz?”
“Hayır.”
“Yaş?”
“Kırk civarı.”
Dylan, “Daniel’la tartıştıklarını gördünüz mü?” diye sordu.
George başını salladı.
“Bir kere. Apartmanın önünde.”
“Ne hakkında?”
“Duymadım. Ama Daniel sinirliydi.”
Edian defterine son bir not düştü.
“Bize o adamı tarif etmek için daha sonra yardımcı olmanız gerekebilir.”
George istemeden de olsa başını salladı.
Daireden çıktıklarında Nina merdivenlerin başında bekliyordu.
“Elimizde bir şey var.”
Edian ona baktı.
“Market kamerası mı?”
“Evet. Saat 02.41’de binadan çıkan biri görünüyor.”
Nina telefonundaki görüntüyü açtı.
Ekranda yağmurla bulanmış siyah-beyaz bir görüntü vardı. Apartmanın kapısı açılıyor, koyu renk kapüşonlu bir adam dışarı çıkıyordu. Sağ elinde siyah bir spor çantası taşıyordu.
George’un tarifine uyuyordu.
Adam kaldırıma çıktığında başını eğmiş, kameranın açısından uzak durur gibi değil, yağmurdan korunmaya çalışır gibi yürüyordu.
“Aracı var mı?” dedi Edian.
Nina görüntüyü ilerletti.
Adam yaklaşık otuz metre yürüdükten sonra koyu renk bir sedana bindi.
Plaka görünmüyordu.
Dylan ekrana eğildi.
“Model?”
“Grant bakıyor.”
Nina görüntüyü tekrar başlattı.
Edian adamın yürüyüşünü izledi.
Normal.
Panik yok.
Koşma yok.
Bir cinayet mahallinden kaçan biri için fazla sakin görünüyordu.
Ama insanlar korkuya farklı tepki verirdi.
“Giriş görüntüsü?”
“Var.”
Nina bu kez başka bir kare açtı.
Aynı adam saat 21.12’de binaya giriyordu.
Bu kez yüzü kameraya daha yakındı ancak kapüşon yine çoğunu gizliyordu.
Elinde çanta yoktu.
Edian saate baktı.
“Beş saatten fazla içeride.”
“Evet.”
“Daniel’ın yemek saatine uyuyor.”
Nina başını salladı.
“Bir de başka biri var.”
Edian’ın bakışı değişti.
Nina görüntüyü 23.18’e aldı.
Apartmana bu kez bir kadın giriyordu.
Şemsiye taşıyor, yüzü net biçimde görünüyordu.
Saat 23.52’de binadan tekrar çıktı.
Dylan kaşlarını kaldırdı.
“Akşam yemeğinde kalabalık varmış.”
Edian kadının görüntüsüne baktı.
“Kim olduğunu bul.”
Nina çoktan ekran görüntüsünü sisteme gönderiyordu.
Üst kata döndüklerinde Grant mutfak masasının yanında dizüstü bilgisayarını açmıştı.
“North Vale Consulting hakkında kötü haber.”
Dylan yaklaştı.
“Şirket yok mu?”
“Var. Ama yalnızca kâğıt üzerinde.”
Grant ekranı Edian’a çevirdi.
Şirket iki yıl önce kurulmuştu. Resmî adres olarak şehir merkezindeki sanal ofislerden biri kullanılmıştı. Çalışan kaydı yoktu. İnternet sitesi yoktu. Vergi hareketleri son derece sınırlıydı.
“Banka hesabı?”
“Bir ticari hesap. Son altı ayda dört büyük ödeme almış.”
“Kimlerden?”
Grant listedeki isimleri açtı.
Daniel Ross dışında üç farklı kişi daha vardı.
Miktarlar yetmiş bin ile yüz on bin dolar arasında değişiyordu.
“Paralar sonra nereye gidiyor?” dedi Edian.
“İşte ilginç tarafı bu. Hesaba girdikten sonra kırk sekiz saat içinde farklı hesaplara bölünüyor.”
“Para aklama?”
“Olabilir. Ama tek başına söylemek için erken.”
Edian Daniel’ın seksen beş bin dolarlık transferine baktı.
“Daniel ne iş yapıyordu?”
“Vega Financial’da kıdemli muhasebeci.”
Dylan’ın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Muhasebeci, sahte şirkete seksen beş bin gönderiyor.”
Grant başını salladı.
“Üstelik kendi hesabından değil.”
Edian ona döndü.
“Ne demek?”
“Transfer Vega Financial’ın müşteri emanet hesabından yapılmış.”
Odadaki hava bir anda değişti.
Edian tekrar ekrana baktı.
“Daniel şirket parasını çalmış.”
“Ya da bir başkası onun yetkisini kullanmış.”
Grant birkaç tuşa bastı.
“Şirket sistemi Daniel’ın kullanıcı hesabıyla işlem yapılmış gösteriyor.”
Dylan derin bir nefes verdi.
“Şimdi elimizde cinayet değil, zimmet de var.”
“Belki ikisi aynı dosya,” dedi Edian.
Mara cesedin bulunduğu taraftan seslendi.
“Edian.”
Yanına gittiklerinde Mara, Daniel’ın gömleğinin cebinden çıkarılan küçük plastik kartı gösterdi.
Bir otopark giriş kartıydı.
“Bunun önemi var mı bilmiyorum.”
Grant kartın üzerindeki logoya baktı.
“Vega Financial’ın özel otoparkı.”
Edian karta baktı.
“Daniel’ın arabası nerede?”
Kimse hemen cevap vermedi.
Nina telefonundan araç kaydını açtı.
“2019 model gri Audi. Plaka HN-4827.”
Dylan pencereden aşağı baktı.
“Sokakta yok.”
Edian devriye polislerinden birine seslendi.
“Binanın çevresini kontrol edin. Araç burada değilse kayıp olarak girin.”
Polis hızla çıktı.
Edian yeniden salona döndü.
Daniel’ın cinayet gecesi evine en az iki kişi gelmişti.
Biri beş saat içeride kalmış ve siyah bir çantayla ayrılmıştı.
Diğeri yaklaşık yarım saat kalmış bir kadındı.
Daniel’ın çalıştığı şirketten seksen beş bin dolar kaybolmuştu.
Şimdi arabası da ortada yoktu.
İlk bakışta basit görünen akşam yemeği cinayeti çoktan değişmeye başlamıştı.
Nina’nın telefonu çaldı.
Kısa konuşmanın ardından kapattı.
“Kadını bulduk.”
“Kim?”
“Laura Bennett. Otuz dokuz yaşında. Vega Financial’da operasyon müdürü.”
Grant bilgisayarından bir şey açtı.
“Daniel’ın doğrudan yöneticisi.”
Dylan hafifçe ıslık çaldı.
“Patron gece yarısına yakın çalışanının evine geliyor.”
Edian Nina’ya baktı.
“Adresini alın. Ama önce şirkete gidiyoruz.”
“Laura’ya haber verelim mi?”
“Hayır.”
Dylan kapıya yönelirken boş kahve bardağını çöpe attı.
“Sonunda kahvaltı yapabilecek miyiz?”
Edian montunu giydi.
“Şirkette kahve vardır.”
“Buna soruşturma yöntemi denmez.”
“Senin için yeterli.”
Saat 07.11’de apartmandan çıktılar.
Yağmur hafiflemişti fakat gökyüzü hâlâ kurşuni renkteydi.
Olay yeri aracının arkasında Daniel Ross’un cesedi çıkarılmaya hazırlanıyordu.
Edian arabasına binmeden önce kısa bir süre binaya baktı.
Henüz cinayetin neden işlendiğini bilmiyorlardı.
Fakat bir şey artık açıktı.
Daniel Ross’un öldüğü gece yalnızca bir kavga yaşanmamıştı.
Birileri para kaybetmişti.
Birileri bir çantayla ayrılmıştı.
Ve Daniel’ın iş yerinde, sabah mesaisi başlamadan önce cevaplaması gereken çok fazla soru vardı.