Genç kızın gözleri büyüdü, bundan haberi yoktu. “Ne? Neden benim haberim yok?” diye sordu, kendi kendine bu kararı almış olamazdı, kafasını iki yana salladı, sadece onun isteği ile delice hazırlandığı bu plandan vazgeçemezdi.
Umursamadan arkasını döndü, tabii ki onun isteğiyle hareket etmeyecekti. Kapıya doğru tek adım attığında Can hızla önüne geçti, ne olursa olsun bir daha o şirkete de o adamın yanına da gitmesine izin vermeyecekti. “Sen bana engel olamazsın, kolyenin yerini öğrenene kadar şirkette çalışmaya devam edeceğim.”
Genç adam kafasını iki yana salladı, “Gitmeyeceksin Sera!”
“Gideceğim Can!”
“Gitmeyeceksin!”
“Gideceğim dedim sana!” diye haykırdığı anda sesi evin içerisinde delice yankılandı, Barış yukarıdan Burcu da mutfaktan geldi, hızla yanlarına yaklaştılar. Barış’ın gözleri endişeyle büyüdü, ilk defa evin içerisinde bu kadar ses yükseliyordu.
“Ne oluyor sabah sabah?” diye sordu, bakışlarını ikisine çevirdi, ikisinin artasına geçti. “Can kolye planının iptal olduğunu, bundan sonra şirkete gitmeyeceğimi söylüyor? Bu karardan haberiniz var mı?”
Burcu’nun gözleri şaşkınlıkla onlara döndü, Barış hızla bakışlarını Can’a çevirdi. Ne demek oluyordu, tıkır tıkır işleyen planın iptal olduğundan kimsenin haberi yoktu.
“Ne demek Can bu?”
Genç adamın öfkeli gözleri arkadaşına döndü, “Sera bir daha o şirkete gitmeyecek.” Dedi, Barış merakla yüzüne bakıyordu.
“Neden?”
“Nedeni yok, o şirkete bundan sonra gitmeyecek!”
Derin bir nefes aldı Barış, ciddi ve kararlı bakışlarını arkadaşlarına çevirdi, önce Burcu’ya döndü, “Burcu planın iptal olmasını istiyor musun?” Genç kız hızla kafasını iki yana salladı, kolyeyi hala çok istiyordu. “Hayır”
“Peki” dedi Barış, bakışlarını bu defa da Sera’ya çevirdi, “Sera sen istiyor musun?”
Genç kız kafasını hızla iki yana salladı, hiçbir işi yarım bırakmamıştı, bundan sonra da bırakmamaya kararlıydı. “Hayır istemiyorum.”
Barış kafasıyla onaylayıp Can’a döndü, “Hiçbirimiz planın iptal olmasını istemiyoruz, o yüzden devam edecek. “
Gözlerini Sera’ya çevirdi, “Sera geç kalmadan şirkete gidebilirsin.” Dedi, genç kız onaylayarak ters bakışlarını önce Can’a çevirdi, arkasını döndüğü gibi hızla ilerledi.
….
Şirketin önünde durdu genç kız, bakışlarını yavaşça kaldırdı, önünde devasa bir bina vardı, ışıl ışıl parıldıyordu. En görkemli yerinde “Tuğralı Holding” yazıyordu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, sakinleşmeye çalıştı. Az önce evde yaşanan sorunları unutmak, şirketin içerisinde yepyeni bir güne başlamak istiyordu.
Kendine yavaşça çeki düzen verdi, çantasını sıkıca tutup şirkete yöneldi. Buraya bir amaç için başvurmuştu, yerine getirecek, hiçbir şeyi kesinlikle umursamayacaktı. Kapıdaki güvenliğe yaklaştı, giriş kartını gösterip sorunsuz bir şekilde içeri girdi. Asansöre yürüdü, çalıştığı katın tuşuna dokunup üst kata geçti.
Gözleri ilk olarak patronunun kapısına kaydı, acaba gelmiş miydi. Alt dudağını ısırdı, ondan önce gelmemiş olmasını diledi. Yavaşça masasına yaklaşıp çantasını bıraktı, derin derin nefes alıp kapıya yöneldi, içeride olup olmadığını kontrol etmeye çalışıyordu. Elini yumruk yapıp yavaşça kapıya vurdu, ses gelmeyince sessizce araladı, gözleri içeri kaydı, tamamen boştu. Derin bir nefes aldı, rahatlamıştı, demekki hala gelmemişti.
Geriye çekilip düşünmeye çalıştı, bir şeyler yapmalı, dün olanlar için kendini affettirmeliydi. Aklına gelen şeyle hızla arkasını döndü, koşar adımlarla uzaklaştı.
…..
Elinde bir kahve vardı Sera’nın, ağır adımlarla yürüyordu. Ufak bir tepsinin üzerinde tutmuştu. Dakikalar içerisinde tüm şirketi gezmiş genç adama dair birçok bilgi edinmişti. Her sabah ilk geldiğinde odasına geçer, koyu ve acı bir kahve içer ardından da işlere başlardı.
Kafeteryaya yaklaştığı gibi kahveyi kendi elleriyle en koyu ve acı tonda yapmıştı, elinde dikkatle taşıyıp yaklaştığı anda gözleri birine kaydı, Yavuz yaklaşıyordu, her zamanki gibi bir takım elbise giymişti, lacivert renkti. Ayağında parlak ve gözalıcı bir kundura vardı, saçları ve sakalları uyum içerisindeydi.
Genç kız adımlarını durdurdu, bu adam gerçekten de yakışıklıydı. Yanında bir adam vardı, ona yavaşça gülümsediğini gördü, genç kızın da anında yüzünde tebessüm belirdi, gülmek gerçekten de genç adama daha çok yakışıyordu. Kendini toparlamaya çalıştı, farkında olmadan alt dudağını ısırmıştı. Derin bir nefes verip yanına yaklaştı, “Günaydın Yavuz Bey” dedi, genç adamın gözleri ona döndü, bakışları sadece saçlarına yoğunlaştı, kahküller yüzünün içerisinde büyük bir uyum içerisindeydi.
Ellerine döndü, tepside kahve taşıyordu. “Günaydın” dedi, Sera tebessüm etmeye çalıştı, arkasından takip edip odaya ilerledi, genç adam koltuğuna oturduğu anda genç kız masaya kahveyi bıraktı.
“Kahveniz.. Acı ve koyu.” Dedi, genç adamın gözleri ona döndü, bunu bilip dikkat etmesi hoşuna gitmişti, bu kız beklendiği gibi işini en iyi şekilde yapacaktı. “Teşekkür ederim” deyip fincanı eline alıp bir yudum içti, gözleri anında genç kıza kaydı, tam istediği gibi olmuştu.
“Muhteşem.. “ dedi, genç kızın gözleri anında parıldadı. “İşi öğreniyorsun” diye ekledi, Sera kafasını yavaşça yere eğdi. Derin bir nefes alıp patronuna döndü, tam zamanıydı, dünkü olayı hatırlatabilirdi.
“Yavuz Bey” dedi, genç adamın gözleri ona döndü, “Ben dün için çok özür dilerim”
Kafasını mahçubiyetle yere eğdi, Yavuz kahvesinden bir yudum daha alıp ona döndü, düne dair merak ettiği şeyler vardı. “Özür dileyeceğin bir şey yok ortada Sera.”
“Ama dün..”
“Senin hatan değil.”
“Benim hatam, Can’a engel olmalıydım”
Genç adam yavaşça yerinden kalkıp yanına yaklaştı, genç kız konuyu açtığı andan beri kafasını eğmiş, gözlerine bakmıyordu. “Abin veya erkek arkadaşın mıydı?” diye sordu.
Sera hızla kafasını kaldırdığı anda, bakışları onun bir çift siyah gözüyle buluştu.
“İkisi de değil” dedi fısıltıyla, alt dudağını yavaşça ısırdı, ne diyeceğini hiç bilmiyordu. “Arkadaşım.. sadece arkadaşım.”
Genç adamın gözleri kısıldı, bir arkadaş nasıl bu kadar ileri gidebilirdi? Müdahale etmese kızı çekiştirerek götürecekti.
“Arkadaşın neden sana o şekilde davranıyordu?”
“Başka bir şeye sinirlenmişti , sonrasında çok pişman olduğunu söyleyip özür diledi.” Dedi yalanla, bir şekilde genç adamı ikna etmek zorundaydı, güvenini kolye için muhakkak kazanması gerekiyordu.
“Anladım” deyip geriye çekildi, ceketini çıkarıp arkasında askıya astıktan sonra koltuğuna yerleşti. Sera derin bir nefes verdi, “Bir isteğiniz olursa ben kapıda olacağım efendim.” Diyerek arkasını döndü, hızlı hızlı adımlarla ilerleyip çıktı, kapıyı yavaşça örtüp koridora geçtiği anda derin bir nefes verdi, yanındayken oldukça gergin hissediyordu.
….
Önündeki evraklara yoğunlaşmış Yavuz, şirkette tüm yük omuzlarındaydı. Annesinden kaybı sonrası şirkete yeniden döndüğünde babasını da zoraki bir şekilde de olsa göndermiş, dinlenmesi için evde kalmasını istemişti. Elinde bir kalem vardı, önündeki sözleşmede önemli gördüğü yerlerin altını dikkatle çiziyordu ki telefonun titrediğini hissetti.
Bakışlarını merakla ekrana çevirdiğinde babasının ismini gördü, endişeyle cevaplayıp kulağına yaklaştırdı, önemli bir şey olmadığı sürece babası böylesine ısrarla aramazdı. “Baba” dedi hızla.
Tamer Bey telaş doluydu, evin içerisinde deli gibi dolanıyordu. “Oğlum” dedi, gözleri anında dolu dolu oldu. “Annenin kolyesi yok!” diye ekledi, Yavuz’un gözleri büyüdü, hızla ayağa kalktı. Hayır, hayır yanlış duyuyor olmalıydı, annesinden geriye kalan tek hatıra kayıp olamazdı.
“Ne demek yok baba” diyerek ceketini bile almadan koşarak odadan çıktı, gözleri asistanına kaydı. “Yavuz Bey” dedi Sera hızla ayağa kalktı, yüzündeki endişeye anlam vermeye çalışıyordu.
“Sera eve gidebilirsin, acil bir işim çıktı, bugün şirkette olmayacağım.” Diyerek genç kızın tek kelime etmesine bile izin vermeden arkasını döndü, koşar adımlarla şirketten çıktı.
Şaşkınlıkla yerine geçti Sera, bakışlarını masanın üzerindeki telefonuna çevirdi. Yapacak bir şey bulmaya çalıştı, eve dönmek istemiyordu, aklında gelen tek şeyle telefonunu eline alıp arkadaşının ismini tuşladı. “Canım” dedi Burcu, her zamanki neşesi sesinden yayılıyordu, gülümsedi, ona en yakın dost, arkadaş ve aile bu kızdı.
“Yavuz Bey’in acil işi çıkınca gitti, yani bugün hiç iş yok.” Dedi, Burcu’nun yüzünde gülümseme oluştu, arkadaşının ihtiyaç duyduğu şeyi çok iyi anlıyordu, dile getirmesine hiç gerek yoktu.
“Nerede buluşuyoruz?” diye sordu, Sera gülümsedi, onu çok çok seviyordu, en büyük sabrıydı. En büyük dert ortağıydı.
Ayağa kalkıp çantasını koluna taktı, “Her zamanki yer” dedi, Burcu onaylayarak doğruldu, odasındaydı. Dolabına yaklaşıp açtı, giyecek bir şeyler seçmeye çalışıyordu, “Yarım saate oradayım”
“Anlaştık” deyip telefonu kulağından indirdi, yüzündeki koca tebessümle çıkışa yürüdü.
….
Bir kafede oturuyordu Sera, tek başınaydı, elinde telefonu vardı, arkadaşı biraz gecikmek zorunda kalmıştı. Elinde telefon vardı, zaman geçirmek adına bakınıyordu ki zihninde tek bir şey yer aldı. Patronundan sabah özür dilemiş, genç adam anlayışla karşılamıştı. Kafasını kaldırdığı anda da bakışları buluşmuştu. Yüzünde istem dışı tebessüm belirdiği anda bir ses duydu.
“Nedir seni böyle gülümseten?” diye soruyordu, kafasını hızla geriye çevirdiğinde arkadaşını gördü. Burcu gülümseyerek yaklaşıp tam karşısına oturdu. Merak dolu bakışları onun üzerindeydi, açıklama bekliyordu.
Sera duymazlıktan gelip hızla toparlanmaya çalıştı, yüzündeki ifadeyi anında değiştirip arkadaşına döndü. “Hoş geldin canım” dedi, Burcu kafasını iki yana salladı, konuyu değiştirmesine kesinlikle izin vermeyecekti.
“Söyle bakalım neye gülüyordun?” diye sordu, Sera alt dudağını ısırdı, “önemli değil, aklıma bir şey gelmişti. “
“Peki öyle olsun” dedi, gözlerini bir yöne çevirdi, karşı masada bir kadın vardı, genç kız pür dikkat onu izliyordu.
Sera şaşkınlıkla önce döndü, sonra bakışlarını onun izlediği yöne çevirdi, kadını gördü. Parmağında bir yüzük vardı, değerini ta bu mesafeden haykırıyordu. Genç kızın yüzünde tebessüm belirdi, arkadaşı yüzüğü çok beğenmiş olmalıydı ki dikkatini hiç başka yöne veremiyordu.
“İzle beni Burcu” diyerek doğruldu, Burcu’nun gözleri ona döndü. “Nereye?”
“O yüzüğü sana getireceğim” dedi, göz kırpıp ayağa kalktı. Burcu gülümsedi. “Delisin sen” diyerek sırtını sandalyeye yasladı, arkadaşını yüzüğü çalarken sessizce izleyecekti. Hiç şüphesi yoktu, hiç kimseye yakalanmadan yüzükle geri dönecekti.
Duruşunu dikleştirdi Sera, hedefine doğru ilerlediği anda bir ses ulaştı kulağına, “Sera” adımlarını durdurmasına ve gözlerinin delice büyümesine sebep olan bir sesti, kafasını hızla geriye çevirdi, karşısında bir çift siyah göz ve kusursuz ütülenmiş takım elbisesiyle genç adam vardı.
“Yavuz.. “ dedi şaşkınlıkla, kelimeler düğüm düğüm oldu. “Yavuz Bey” diye ekledi toparlanmaya gayret ederek. Endişe doluydu, kalbi deli gibi çarpıyordu, ya birkaç dakika daha geç gelseydi, ya yüzüğü çalmaya çalışırken yakalansaydı.
Genç adamın yüzünde şaşkın bir ifade vardı, yanında ise yakın arkadaşı Selçuk duruyordu. Arkadaşının aksine gülümseyerek genç kıza bakıyordu. “Ne güzel tesadüf Sera” dedi Selçuk, genç kız toparlanmaya çalıştı, hissettiği endişeyi üstünden atmaya çalışarak yüzünde sahte bir tebessüm oluşturdu.
“Yavuz Bey siz.. “ dedi sustu, “Önemli bir işiniz olduğunu, dönmeyeceğinizi söyleyince ben de buraya geldim.” Dedi, bakışlarını arkadaşına çevirdi. “Evet önemli bir işim vardı, küçük bir yanlış anlamaydı halledildi.”
Sera alt dudağını yavaşça ısırdı. “Sevindim, sizi burada görmeyi beklemiyordum”
Yavuz’un yüzünde ilk defa ufak bir tebessüm belirdi, kolyeyi bulmanın rahatlığı vardı üzerinde. Dün akşam annesini hatırlamak adına gizlediği yerden çıkarmış, sonra da geri koymayı unutmuştu. Babası da kolyeyi almak için gittiğinde, yerine olmadığını görüp kaybolduğunu düşünmüştü. Bir yanlış anlaşılma, baba oğlun aklını başından almıştı.
“Bir kahve içip gideceğiz” dedi genç adam, Sera kafasını yavaşça olumlu anlamda sallamakla yetindi, gözleri patronundaydı, ilk defa böylesine yakınlık görüyordu, her daim yüzünde o ciddi ve sert ifade vardı.
“Anladım” deyip bakışlarını Selçuk’a çevirdi, genç adam tebessüm ederek ona bakıyordu. “Nasılsınız Selçuk Bey?” diye sordu, Selçuk gülümsedi, “İyiyim Sera, teşekkür ederim.Sen nasılsın?”
“Bende iyiyim teşekkür ederim, arkadaşımla kahve içecektik.” Dedi, bakışlarını gerideki masaya çevirdi, Burcu izleyen üç ayrı bakışını fark edince kafasını selam vermek adına yavaşça sallayıp ayağa kalktı.
Yanlarına yaklaştığı anda, Sera gözlerini patronuna ve Selçuk Bey’e çevirdi. “Burcu benim arkadaşım, kardeşim.” Dedi, genç kız kafasını yeniden olumlu anlamda salladı. “Patronum Yavuz Bey ve Selçuk Bey” diyerek eliyle işaret edince genç kız “Memnun oldum” demekle yetindi.
“Bizde memnun olduk Burcu” dedi Selçuk, arkadaşına aldırmadan elini uzattı, genç kız gülümseyerek karşılık verdi. Çaktırmadan bakışlarıyla onu izliyordu, gerçekten de oldukça yakışıklıydı.
Selçuk sessizce durmuştu, gözleriyle karşısındaki kızı süzdü, kısa saçları ve çekik gözleriyle oldukça hoş ve alımlı görünüyordu, sessiz bir soluk aldı, iki kızın masasına çevirdi bakışlarını.
“Nerede oturuyorsunuz?” diye sorunca, Sera bakışlarını masaya çevirdi, aklına gelen şeyle hızla onlara döndü, nasıl akıl edememiş, büyük ayıp etmişti. “Oturmaz mısınız?” diye sordu, Selçuk beklediği teklifi almanın zaferiyle arkadaşına sormadan kafasını olumlu anlamda salladı. “Oturalım.” Dedi.
Hızlı adımlarla masaya yaklaşıp sandalyelerden birine oturdu, elini gördüğü ilk garsona kaldırdı, “Bir kahve alabilir miyim?” dedi. Yavuz’un şaşkın bakışları ona döndü, derin bir nefes verip itiraz etmeden yanına yaklaşıp oturdu. İki kızın bakışları buluştu, bir şey diyemeden masaya yerleştiler. Sera ve Yavuz karşılıklı, Selçuk ve Burcu da karşılıklı olacak şekilde oturmuşlardı.
Önüne bırakılan kahveyle bakışlarını iki kıza çevirdi Selçuk, masadaki sessizliği bitirmeye gayret ediyordu. “Ne içersiniz kızlar?” diye sordu, iki kız “kahve” dedi, gözleri arkadaşına döndü, “Yavuz?”
“Su.. sadece su.” Dedi, garson notu alıp uzaklaştığı anda Selçuk’un gözleri iki kıza kaydı, sohbet açmaya çalışıyordu, “Siz nerede tanıştınız?” diye sordu.
Burcu ve Sera’nın gözleri buluştu, çocuk yaşta yetimhanede tanışmışlardı. “Çocuk esirgeme kurumunda.” Dedi Burcu, bakışlarını arkadaşına çevirdi, uzun yıllardır en yakını olmuştu.
“Çocuk esirgeme mi?” diye sordu Selçuk şaşkınlıkla. Yavuz sessizce dinliyordu, asistanının bir ailesi olmadığı öğrenmişti, demekki yuvada büyümüştü.
Sera kafasını olumlu anlamda salladı, “İkimizde yuvada büyüdük.”
Selçuk’un gözleri büyüdü, büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. “Bilmiyordum, çok üzgünüm. Aileniz hayatta değil mi?”
Sera kafasını yavaşça iki yana salladı, ailesini çok küçük yaşta kaybetmişti. “Bir trafik kazasında kaybettim” dedi, gözler anında Burcu’ya döndü, genç kız sessizdi, kafasını eğmiş ayaklarını istem dışı ritim tutar gibi sallıyordu, bu konu her açıldığında kendini kaybediyordu.
“Seninkiler nerede?” diye sordu Selçuk, genç kız gözlerini ona çevirdi, “Öldüler” dedi kısık bir ses tonunda. “Nasıl?” diye sordu yeniden genç adam, Burcu kafasını iki yana salladı, kendine daha fazla hakim olamıyordu, “Ne önemi var? Öldüler işte, yoklar, olmadılar!” dedi, hızla ayağa kalkıp uzaklaşınca Selçuk şaşkınlıkla durmuştu. Bakışlarını anlam veremeyerek Sera’ya çevirdi, “Ben istemeden kıracak bir şey mi söyledim?” diye sordu.
Sera derin bir soluk aldı, kafasını yavaşça iki yana salladı, arkadaşı ailesinden her konu açıldığında böyle tepkiler verirdi. “Sizin bir suçunuz yok, Burcu bu konuları her konuştuğumuzda böyle agresifleşiyor. Sakinleşip geri dönecektir.”
Gözlerini genç kızın gittiği yöne çevirdi genç adam, geri dönüşünü bekliyordu. Derin bir nefes verip önce arkadaşına baktı, çok sessizdi, bunu bitirmek istedi. “Sera yetimhane ziyareti yapıyor musun hiç?” diye sordu, arkadaşıyla ortak bir nokta bulmaya gayret ediyordu, bu sessizliğini sonlandırmadan durmayacaktı.
Genç kız duyduğu soruyla kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, bulduğu her fırsatta ziyarete gidiyor, çocuklara çeşit çeşit hediyeler götürüyordu. “Fırsat buldukça elbette.” Dedi, Selçuk gülümsedi, işte ortak noktayı bulmuştu.
“Yavuz da sık sık gider.”
Sera’nın gözleri genç adama döndü, Yavuz’un da bakışları aynı anda kalktığında bakışları buluştu. “Hatta.. “ dedi Selçuk, aklına gelen bir şeyle. “Bu Pazar ikiniz birlikte gidin.”
İkisinin de şaşkın bakışları hızla ona döndü, “Evet, Yavuz bu hafta gittiğinde Sera’yı yanına al.”
Yavuz’un gözleri genç kıza döndü, kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, itiraz ederek ayıp etmek istemiyordu. “Gitmeden önce haber ederim.” Dedi, Sera anında ona döndü, kabul edeceğini hiç beklemiyordu. Yüzünde istem dışı ufak bir tebessüm belirdi, ilk defa yuvaya yabancı biriyle gidecekti.
Selçuk’un gözleri karşıya döndü, Burcu’yu gördü, onlara doğru yaklaşıyordu, yüzüne baktı genç adam, kırgın ve solgun bir ifade vardı yüzünde. Yavaşça yaklaşıp arkadaşının yanına oturdu, bakışları arkadaşıyla buluştu, Sera elini elinin üzerine bırakınca kafasını olumlu anlamda salladı, daha iyiydi, toparlanıp geri dönmüştü.
Selçuk kafasını yavaşça eğdi, onu kesinlikle kırmak ve üzmek istememişti. Kendini oldukça kötü hissediyordu, derin bir nefes verip ona döndü, “Burcu.” Dedi, genç kız bakışlarını ona çevirdi. “Çok özür dilerim, seni üzmek hiç istemedim” diye ekledi.
Genç kız kafasını yavaşça olumsuz anlamda salladı, onun bir hatası yoktu, sadece kalbindeki en büyük yara deşildiğinde hissettiği öfkeye engel olamıyordu. “Önemli değil, kendime engel olamadım”
Yüzünde gerçek olmayan bir tebessüm oluşturunca, Selçuk tebessüm etti, ne güzel gülüyordu, beyaz tenine, kısık gözlerine ne çok yakışıyordu.
….
“Yavuz da böyleydi” dedi Selçuk, koyu bir sohbetin içerisindeydi, sessizce dinleyen arkadaşını da dahil etmeye çalışıyordu. Sera ve Burcu çocukluk anılarından söz ettiği anda Selçuk bakışlarını arkadaşına çevirip ona dahil etmeye çalışmıştı.
Genç adam kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, o da tıpkı iki kız gibi çocukken oldukça haylazdı. Kafasını izleyen bakışları fark ederek olumlu anlamda salladı. Derin bir nefes alıp öne doğru yaklaşıp sırtını oturduğu sandalyeden ayırdı, daha fazla sohbetten uzak kalmak istemiyordu. “Doğru.. Bizimkileri çok zorlamışım” deyince Sera’nın yüzünde tebessüm belirdi, bakışları pür dikkat adamın üzerindeydi.
Selçuk kafasıyla onayladı, “Bir defasında Yavuz’un zorlamasıyla bir arkadaşımın yaşadığı sokağa gizlice gittik, elinde taş vardı, hızla camlardan birini kırıp koşarak döndük.” Dedi, Yavuz’un yüzünde tebessüm belirdi, kavgalı olduğu bir arkadaşından intikam almak uğruna camlarını taşlamıştı.
Alt dudağını ısırıp kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, dün gibi hatırlıyordu. “Evet doğru, biz gizlice kaçmıştık ama komşular şahit olmuştu.”
“Yakalandınız mı?” diye sordu Sera merakla patronunun gözlerine bakıyordu.
“Ertesi gün bizim eve geldiler.”
“Şikayet için mi?” diye sordu Burcu, Yavuz onaylayarak kafasını salladı.
“Evet, bizimkiler camların hepsini yaptırmak zorunda kaldılar.”
Herkesin yüzünde gülümseme oluştu, Yavuz gözlerini Sera’ya çevirdi, kelimeleri, tavırları ve gülümseyişi çok yerindeydi, bazen kahkaha atıyor, patronun bakışlarını fark ettiği anda ciddileşiyordu. Genç adam ise o anlarda özellikle yüzüne bakmaya gayret ediyordu, bir anda ifadesini değiştirmesi hoşuna gitmeye başlamıştı.
Masadan bir ses yankılandı o anda, herkes sessizleşti. Bir telefon çalıyordu, Yavuz’unkiydi. Merakla ceketinin iç cebinden çıkarıp ekrana baktı, “HALE ARIYOR” yazıyordu, derin bir nefes verdi, dünkü olaydan sonra hiç konuşmamış, görüşmemişlerdi. Kulağına yaklaştırdı, “Alo” dedi.
“Şirkette değilim” diye ekledi, karşı taraftaki kişiye karşılık olarak, Selçuk’un gözleri kısıldı, arayanı çok iyi tahmin ediyordu, bakışlarını iki kıza çevirdi. “Hale cadısı” diye fısıldadı, iki kız gülümsedi, Yavuz’un gözleri duyduğu anda onlara döndü, hepsi anında ciddileşti, bir şey demeden yeniden telefona yoğunlaştı.
“Evet dışarıdayım Hale” dedi genç adam, kızın nerede olduğunu sorduğu sorusuna karşılık. “Selçuk ve iki arkadaş” deyince Sera’nın gözleri ona döndü, onun için de arkadaş kelimesini kullanmıştı, asistanım veya bir çalışanım dememişti, oldukça hoşuna gitmişti.
“Hayır gelmene gerek yok, kalkacağız bizde.” Dedi net bir şekilde sözlüsünü gelme isteğine karşılık olarak, Hale umursayacak gibi değildi, ayağa kalkıp arabasına yaklaşmıştı bile. “Konumu gönder Yavuz” deyip sürücü koltuğuna oturdu, genç adam derin bir nefes verip kafasını olumlu anlamda salladı. “Tamam gönderiyorum. “
Diyerek telefonu kapattı, kısa bir işlem gerçekleştirip bakışlarını izleyen kişilere çevirdi, “Geliyor deme bana” dedi Selçuk, gözleri kısıldı, ah bu kızı hiç sevemiyordu. .”Geliyor”
“Eksik kalmasın” dedi Selçuk, Yavuz’un bakışları arkadaşına döndü, “Selçuk” diye ufak bir uyarıda bulundu, kızların yanında hiç olmasa bunu yapmamasını istedi.
Sera’nın gözleri arkadaşına döndü, zihninde sadece dünkü olay vardı. Hale onu burada, sözlüsünün masasında görünce büyük bir savaş çıkaracaktı, en iyisi o gelmeden önce gitmekti. “Canım kalkalım mı?” diye sordu, Burcu itiraz etmeden kafasını olumlu anlamda salladı. “Olur.”
Yavuz’un gözleri anında ikisine döndü, gidiş sebeplerini çok iyi biliyordu. “Neden kalkıyorsunuz?”
“Alışveriş yapacaktık zaten.”
Selçuk kafasını iki yana salladı, kesinlikle o da arkadaşı gibi bu yalana inanmıyordu. Gözlerini kıstı, yüzünde ufak bir tebessüm oluşturdu. “Hale geliyor diye mi kalkıyorsun Sera?”
Sera kafasını iki yana salladı yalanla, “Hayır.”
Yavuz’un bakışları ona döndü, “Hale bir şey yapmayacaktır, onun için kalkmanıza gerek yok.” Dedi, Selçuk anında onaylayarak iki kıza döndü, biraz daha oturmalarını çok istiyordu, bunun için de kozunu kullanacaktı. “Sera yoksa sen Hale’den korktuğun için mi karşılaşmak istemiyorsun?”