Çantasını yavaşça topladı Sera, çıkış vaktiydi, ufak işler dışında tüm günü bu masada oturarak geçmişti. Masayı gözden geçirip ayağa kalktı, bir an önce evine, ait olduğu hayata ve arkadaşlarına dönmek istiyordu. Elinde sıkıca telefonunu tutmuştu, son mesajda ise arkadaşlarına çıkış vakti olduğun haber etmiş, hepsi dört gözle yolunu beklemeye başlamıştı.
Çantasını koluna taktı, gözleri anında patronunu kapısına kaydı, genç adam öylesine yoğun çalışıyordu ki gün boyuncu yüzünü sadece çok kısa aralarda olmak üzere sadece iki veya üç defa görebilmişti. Genellikle odasına birileri girer, bir süre kalıp giderdi. Şimdi de odaya en çok uğrayan kişi olan Selçuk içerideydi.
Kapının önünde durdu genç kız, çıkışını haber vermek zorundaydı. Derin bir nefes alıp kendine çeki düzen verdi. Yüzündeki ifadeyi anında değiştirip yumruk yaptığı elini yavaşça vurdu.
Yavuz’un gözleri kapıya döndü, elinde ceketi vardı, çıkmak için hazırlanıyordu, kolunun birini ceketine geçirdi. “Gir” dedi, yavaşça aralanan kapıdan Sera göründü, bakışları önce Selçuk’a kaydı, genç adam gülümseyerek yüzüne bakıyordu, onu ilk günden çok sevmişti. Anında gözlerine patronuna çevirdi, arkadaşına kıyasla daha ciddi ve ifadesiz duruyordu.
“Eğer bir isteğiniz yoksa, ben çıkabilir miyim?” diye sordu, Selçuk hızla ayağa kalktı, “Araban var mı?” diye sordu, Sera’nın gözleri anında ona döndü, kafasını yavaşça iki yana salladı, buraya gelirken arabasını da gerçek hayatını da geride bırakmak zorundaydı.
“Hayır efendim” dedi fısıltı dolu bir ses tonuyla.
Selçuk kafasıyla onayladı, bakışları arkadaşına döndü. “Seni evine kadar bırakabilirim” dediği anda telefonun çaldığını duydu. Ceketinin iç cebinden çıkarıp kulağına yaklaştırdı. Kısa bir görüşme yapıp bakışlarını hızla arkadaşına çevirdi, acil bir arama almıştı, oyalanmadan eve dönmesi gerekiyordu.
“Yavuz sen Sera’yı evine kadar bırak, benim acil bir işim çıktı.” Dedi, Yavuz’un şaşkın bakışı ona döndü, gözünü kısıp yüzüne bakıyordu, ne yapmaya çalışıyordu bu.
Genç kızın yüzüne baktı, Sera yavaşça kafasını iki yana salladı, bunu ikisinden de beklemiyordu. Caddeye çıkıp bir taksiyle rahatlıkla evine dönebilirdi. “Teşekkür ederim, gerek yok.” Dedi, arkasını döndü, Selçuk’un ters bakışları arkadaşına yöneldi, isteğini nasıl geriye çevirirdi.
Yavuz derin bir nefes verdi, “Kapıda bekliyor olacağım.” Deyip arkasını döndüğü gibi genç kızı geride bırakıp ilerledi. Selçuk gülümseyerek genç kıza döndü, “Çok bekletilince sinirleniyor” dedi, hızla ilerledi. Sera şaşkınlıkla durmuştu, odanın ortasında bir başınaydı. İki adam saniyeler içerisinde çıkmıştı.
Hızla adımlarla ilerliyordu Sera, asansörüne düğmesine bile telaşla basmıştı. Bir an önce kapıya çıkıp patronu bekletmemek adına arabayı bulmak istiyordu. Önünde üç basamak vardı, hızlı adımlarla indi, dışarı çıktığı anda adımları durdu. Önünde koca bir cadde vardı, gözleriyle süzdü, bekleyen bir araç yoktu.
Gözlerini kıstı, halbuki çok acele etmişti, yine de yetişememiş ya da bekleyen araç hiç olmamıştı. Omuz silkti, umurunda değildi, eve taksiyle gitmesi daha güvenli olacaktı. Caddeye doğru yürüdü, kaldırımın kenarında durmuştu. Geçiş sırasını bekliyordu ki önünde bir araba durdu, siyah ve son model bir spor arabaydı.
Şaşkın bakışları sürücü koltuğuna kaydı, patronunu gördü, Yavuz önce otoparkta beklemiş, gelmeyeceğini anladığı anda da caddeye gelmişti. Ağzından bir kere laf çıkmıştı, onu evine kadar götürecekti.
“Yavuz Bey” dedi genç kız şaşkınlıkla. Genç adam doğrularak yanındaki koltuğa yaklaşıp kapıyı açtı, “Geç” dedi, ses tonu ciddi ve düzdü.
Sera itiraz edecek cesareti bile gösteremeden hızla arabaya bindi, kapıyı kapatıp kemerini dikkatle bağladı, bakışlarını sadece önündeki yola çevirdi, patronunun sessizliğine uyum sağlamaya niyetliydi.
“Evi tarif edebilir misin?” diye sordu Yavuz, genç kızın yüzüne hiç bakmıyordu, dik bakışları sadece yolun üzerindeyken arkadaşına da onu bu duruma mecbur ettiği için sövmeden edemiyordu. Sera kısık bir tonda adresini yavaşça tarif etti, genç adam ise hiç ses çıkarmadan ve sadece kafasıyla onaylayarak yolu ilerliyordu.
…..
“Burada durabilirsiniz” dedi genç kız, bulundukları yerin karşı caddesini eliyle tarif etti. Kendi evinin birkaç sokak ötesinde orta halli ailelerin yaşadığı küçük bir sokağın önüydü. Yavuz arabayı durdurdu, genç kız kemerini açarken bakışlarını ilk defa ona doğru çevirdi, yüzünde çekingen bir ifade oluşturdu, bu adam çok katı ve sert görünüyordu.
“Ben… “ dedi, genç adamın gözleri ona döndü, merakla yüzüne bakıyordu.
“Özür dilerim.” Diye ekledi Sera, bakışlarını hızla gözlerinden ayırdı, yüzünde kusursuz bir ifade vardı, esmer teni, kirli sakalları ve siyah saçlarıyla nasıl da uyumluydu.
“Bugün..” Bugün sözlüsüyle öylesine bir tartışma yaşayıp ortalığı ayaklandırma sebebi olduğu için pişmanlık duymasa bile bunu iletmek istiyordu, genç adamın gözlerinde ve zihninde yanlış anlaşılmak gerçek işini çok zorlaştıracaktı.
“Sözlünüz.. “ dediği anda genç adam sözünü kesti, derin bir nefes verdi. “Özür dilenecek bir şey yok, sen sadece işini yaptın , olması gereken buydu. “
Sera şaşkındı, yüzünde istem dışı ufak bir tebessüm belirdi. Alt dudağını ısırıp kafasını olumlu anlamda salladı, şimdi rahatlamıştı, patronu ona bu konuda kızgın değildi. “Teşekkür ederim” diyerek kapıyı açtı, sessizce inip kapıyı arkasından kapattı.
Tek adım attığı anda kulağına öfkeli bir ses tonu ulaştı, “Sera!!” ,bakışlarını geriye çevirdiğinde Can’ı gördü, genç adam öfkeli bakışlarıyla o yöne doğru yürüyordu. Sera’nın gözleri arabaya döndü, patronuna yakalanmamak için hızlı hızlı adımlarla yaklaşmaya çalışsa da Can seri bir şekilde yaklaştı.
“Can” dedi, şaşkınlıkla öfkesine ve yanında olmasına anlam vermeye çalışıyordu.
“Seni almak için geliyordum ama bakıyorum da getirecek birini bulmuşsun”
Sera öfkesini dindirmeye çalışarak kafasını iki yana sallamaya çalıştı, arkasında arabada patronu vardı, buna şahit olmamalıydı. “Can” dedi, fısıltıyla konuşuyordu. “Sadece eve bırakmak istedi, reddedemedim.”
Can kafasını şiddetle iki yana salladı, anlamak istemiyordu, nasıl bu adamın arabasına binerdi? Kendini de onları da nasıl böyle bir tehlikeye dahil edebilirdi? Öylesine öfkeliydi ki aklı ne arabasını çevirmeye çalışan genç adamı ne de sokağın ortasında oluşlarını umursuyordu.
“Arabasına binmeyeceksin Sera!” diye haykırdı, kolunu tuttuğu anda genç kız bir ses daha duydu, Yavuz gördüğü anda kendine engel olamayıp hızla arabadan inmişti. Genç kızı geriye çekip hızla Can’ın önüne dikildi.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” diye öfkeyle gözlerine baktı, Can’ın gözleri büyüdü, ona ne oluyordu ki ikisinin arasına giriyordu. “Sen kimsin ki karışıyorsun! Sera yürü!” diye gürledi. Yavuz derin bir nefes verdi, gözlerini genç kıza çevirip kafasını iki yana salladı, onu zorlayarak bir yere götürmesine izin vermeyecekti.
“Benim yanımda bir kadına hatta çalışanıma bu şekilde davranamazsın!”
Sera’nın şaşkın bakışları patronuna döndü, söyledikleri kelimler belli etmemeye çalışsa da oldukça hoşuna gitmişti. Hızla gözlerini Can’a çevirdi, kafasını iki yana sallayıp hızla adama yaklaşıyordu, iki elini deli gibi sıkıp yumruk yapmıştı. Genç kızın gözleri büyüdü, müdahale etmese iki adam büyük bir kavgaya başlayacaktı. Hızlı adımlarla yaklaşıp ikisinin ortasına geçti, ellerini ikisine uzatıp bakışlarını Yavuz’a çevirdi.
“Yavuz Bey..” dedi, genç adamın öfkeli bakışları ona döndü. “Gitmeliyim, iyi akşamlar” diye ekledi, tek kelime bile etmesine izin vermeden Can’ın kolundan tutup hızla arkasını döndü, çekiştire çekiştire bir alt sokağa yürüdü.
Patronunun görüş açısından çıktığı anda arkadaşının elini öfkeyle geriye itti, hızlı ve öfkeli adımlarla iki alt sokakta bulunan evine ilerledi, Can defalarca seslense de umursamadı, böyle bir vukuata sebebiyet verdiği için öfke doluydu. Kendine hakim olmaya çalışıyordu, sokağın orta yerinde sesi yükselmemeliydi.
Kapıya yaklaştığı anda elini yumruklarla hızla vurdu, Burcu açtı, gözleri arkadaşına kaydığı anda yüzünde gülümseme belirdi, gittiği andan beri dönüşünü bekliyordu.
“Sera, hoş geldim canım” dedi, genç kız duymadı bile. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Şaşkın bakışlar altında Burcu’dan sonra Barış’ın da yüzüne bakmadı. Merdivenleri hızlı hızlı çıkıp odasına girdi, kapıyı öfkesini belli etmek adına sertçe çarparak kapattı. Çantasını yatağın üstüne atıp kenarına oturdu, kafasını yavaşça yere eğdi.
Elleri deli gibi titremeye başlamıştı, ilk günü ilk saatlerden başlayarak son ana kadar berbat geçmişti, önce Hale denen kadınla tartışmış sonra da Can ortaya çıkmıştı. Planlar daha ilk günden berbat olmuş, patronuna veremediği güven sarsılmıştı. Hırs doluydu, aksilikler yüzünden istediğini elde edemeyecekti.
Burcu şaşkındı, gözlerini önce Can’a çevirdi, arkadaşının böylesine öfkeli olmasının sebebi o muydu? Kaşlarını çatıp derin bir nefes aldı, “Ne oldu?” diye sordu, Can tek kelime etmeden arkasını döndü, odasına doğru ilerlediğinde genç kız merdivenlere yöneldi, arkadaşını deli gibi merak ediyordu.
Kapısının önünde durdu, yumruk yaptığı elini telaşla vurmaya başladı. “Sera!” dedi, genç kız gözlerini kapıya çevirdi, arkadaşını endişelendirmek istemiyordu, ayağa kalkıp kilidi çevirerek kapıyı açtı. Burcu hızla bakışlarını ona çevirdi, “Ne oldu Sera? Can’la mı tartıştınız?”
Sera derin bir nefes aldı, arkasını dönüp yatağının kenarına oturdu. Arkadaşı da aynı şekilde yanına yerleşti. “Her şey tam istediğimiz gibiydi, Selçuk Bey’in hatta Yavuz Bey’in de gözüne girmeye başlamıştım ama Can her şeyi berbat etti.”
Burcu’nun merak dolu gözleri onun üzerindeydi, “Can şirkete mi geldi?”
Sera kafasını yavaşça iki yana salladı, “Yavuz Bey beni eve bırakıyordu, Can görünce öfkelendi. Engel olmasaydım büyük bir tartışma olacaktı.”
Burcu’nun gözleri kısıldı, anlam veremediği ve şaşırdığı bir şey vardı. “Yavuz Bey neden seni eve bırakıyor?”
Genç kız derin bir nefes aldı, “Aslında bırakmak zorunda kaldı, anlatacağım sana. Kısacası Can günü berbat etti. Ben yarın ne diyeceğim ona? Nasıl güvenini kazanıp kolyenin yerini öğreneceğim?”
“Üzme kendini, hallederiz. Barış’a söyleriz onu iyice azarlar. “
Sera’nın gözleri arkadaşına döndü, bakışları anında buluştu. Can öfkelendiğinde baş edilemez oluyordu, onu sakinleştirmek de pek mümkün olamıyordu.
“Eğer böyle olacaksa bu işten en baştan vazgeçelim, Can’ın her defasında bu şekilde davranmasına katlanamam çünkü.”
Burcu kafasını olumlu anlamda salladı, bu soruna en yakın zamanda bir çare bulacaktı. Şimdilik arkadaşını daha fazla üzmek istemiyordu, yüzünde sahte bir tebessüm oluşturdu. “Anlat bakalım ilk iş günün nasıl geçti?”
Sera’nın bakışları ona döndü, yüzünde bir tebessüm belirdi, gününün en büyük olayını anımsıyordu. “Yavuz Bey’in sözlüsü vardı ya.”
“Evet, Hale’ydi ismi.”
Genç kız kafasını sallayarak onayladı, her beraber araştırmışlardı, Yavuz Tuğralı’nın yakın çevresini çok iyi öğrenmişlerdi. “Onunla ufak bir tartışma yaşadık” dedi yüzünde gülümseme oluştu.
Burcu’nun yüzünde şaşkınlık belirdi, doğru mu duymuştu, tüm haber ve magazin kanallarında her daim ismi geçen bu zengin ve şımarık kız ile mi tartışmıştı? Gözleri endişeyle büyüdü, kim bilir sözlüsü Yavuz Bey nasıl tepki göstermiştir asistanına.
“Yavuz Bey çok kızdı mı?” diye sordu, alt dudağını ısırdı.
Sera’nın yüzünde gülümseme oluştu, hatırladıkça şaşırmaya devam ediyordu, sözlüsüne rağmen patronu onun tarafını tutmuştu.
“Hayır aksine hoşuna gitti bence.”
Burcu’nun yüzünde şaşkın bir tebessüm oluştu. Arkadaşı derin bir nefesle ona döndü, anlatmak istediği çok şey vardı. “Bugün Selçuk Bey’le de tanıştım” dedi, Burcu’nun merak dolu gözleri ona kaydı, onu televizyonlarda çok görmüştü, oldukça yakışıklıydı.
“Televizyonlarda gördüğümüz gibi mi?”
Sera kafasını onaylar anlamında salladı, tam da göründüğü gibi çok yakışıklı ve çok da güleryüzlüydü.
“Burcu fark ettiğim ne oldu biliyor musun?” diye sordu, sabahtan bu yana aklını kurcalayan önemli bir şey vardı, şirkette Hale ile tartıştığından beri düşünmeden duramıyordu.
“Neyi?”
“Yavuz Bey ve Hale Hanım gördüğümüz bildiğimiz gibi değil gibi.”
“Nasıl değiller?”
“Biz hep onların birbirini çok sevdiğini düşünüyorduk ama sanırım pek öyle değil.”
Burcu merak doluydu, yüzüne bakıyordu arkadaşının. “Nasıl yani?”
“Sence birbirlerini ne kadar seviyorlardır?”
“Çok..” dedi, bakışları arkadaşının gözleriyle buluştuğunda ufak bir şüpheye düştü. “… değil mi?” diye ekledi.
Sera alt dudağını yavaşça ısırdı, kafası allak bullaktı, şimdiye değin onları sevgisini hep magazin programlarında görüp öğrenmişti fakat şirkete dahil olduğu gibi ufak bir şüpheye düşmüştü. O tartışma sırasında ikisine eşit davranış, haklının yanında durup sözlüsü olmasına rağmen asistanının safını tutmuştu ve bunu onun öfkesine rağmen hiç umursamamıştı.
“Emin değilim” dedi, Burcu gözlerine baktı. Yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. “İlk günden birçok şey öğrendin.” Dedi, arkadaşına güveni vardı, konu gerçek işleri olunca elinden gelenin de fazlasını yapıyordu. Sera derin bir nefes verdi, “Yakın zamanda da kolyenin yerini öğreneceğim.”
Burcu’nun gözleri parıldadı, her düşündüğünde kolyenin heyecanı her yanını sarıyordu. Gülümsedi, derin bir soluk aldı, eline alabilmek için çok sabırsızdı. “Eşsiz kolye.” Dedi, arkadaşının bakışları ona döndü, bir an önce kolyeye sahip olabilmenin hayalleriyle doldular. Daha önce yüzlerce soygun da kolye sahibi olmuşlardı ama bu çok farklıydı, özeldi.
….
Sabahın erken vakitleriydi, Sera gözlerini günün ilk ışıklarında açmıştı. Dün geceden beri gözlerine doğru düzgün hiç uyku girmemişti. Can’ın dün gösterdiği sert öfke düşündükçe aklını başından alıyordu, böylesine bir öfkesine bunca yılda ilk defa şahit oluyordu.
Kafasını yavaşça iki yana salladı, düşünmemeye çalıştı. Aynanın karşısındaydı, saçlarını düzeltti, kahküllerini özenle tek tek ayırıp kendini inceledi. Dar diz hizasında bir etek vardı üzerinde, dizinin çok az üstündeydi. Askılı beyaz bir bluzla dikkat çekici bir kombin yapmıştı. Ayaklarında ise ince topuklu bir çift ayakkabı geçirdi, özenle yaptığı makyajını da kontrol edip çantasının ince zincirini tem omzuna astı.
Odasının kapısını açtı , merdivenleri tek tek inerken burnuna kokular ulaşıyordu. Yüzünde gülümseme belirdi, arkadaşı yine onun için erkenden uyanıp kahvaltı hazırlamış olmalıydı. Ağır ağır adımlarda merdivenleri inip salona geçti, gözleri ilk anda masaya kaydı, tahmin ettiği gibi kahvaltı masası kuruluydu.
“Burcu” dedi, yönünü mutfağa çevirdiği anda kolunun üzerinde bir el hissetti, sıkıca tutup durmasına sebep olmuştu. Gözlerini hızla o yöne çevirince Can’ı gördü, bakışlarında öfke vardı, erkenden kızı görebilmek için uyanmıştı bugün.
“Sera” dedi, Sera kolunu geriye çekmeye çalıştı. “Ne yapıyorsun Can? Bırak kolumu!” dedi, bakışları kolunu sıkıca kavrayan parmakların üzerindeydi.
Can genç kızı inceledi, bugün oldukça özenle hazırlanmıştı, eteği çok kısaydı ve makyajı çok özenliydi, “Nereye gidiyorsun böyle?” diye sordu, genç kız kolunu hızla geriye çekti, bakışlarını sertleştirerek yüzüne baktı.
“Ne demek nereye? Şirkete gidiyorum”
Can kafasını hızla iki yana salladı, bu şekilde gitmesine izin veremezdi, o adamdan uzak durması için her şeyi yapmaya kararlıydı, oraya sadece kolye için girmişti, başka hiçbir sebebi ve yakınlığı olamazdı.
“Bu şekilde gidemezsin Sera!” dedi, Sera kafasını hızla iki yana salladı, bu şekilde davranması gerçekten artık sinirini bozuyordu.
“Bana karışmaya hakkın yok Can!” diye haykırdı, Can kafasını iki yana salladı, birlikte bir iş yapıyorlarsa ve işin içerisinde tek ailesi olan arkadaşları varsa hakkı vardı.
“Bir iş yapıyoruz, amacını saptırma!” diye gürlerdi, Sera derin bir nefes verdi, alt dudağını ısırıp bakışlarını genç adamın gözlerine çevirdi. “Yeter artık Can, dünden beri ne yaptığını bilmiyorsun! Aklını başına topla, bir iş yapıyoruz ve sen engel olmak için her şeyi yapıyorsun!”
Can kafasını öfkeyle iki yana salladı, “Amacımızın arasında o adamın arabasına binmek yoktu!!”
Genç kız derin bir nefes aldı. “Can her şeyi batıracaksın, dünkü öfken yüzünden işten bile kovulabilirim, şimdi de geç kalıyorum”
Arkasını döndü, tek adım attığı anda Can yine kolundan tutup durdurdu. “kafasını şiddetle iki yana sallıyordu, öfke doluydu, iki gündür olanlara anlam veremiyordu, Can niye bu kadar öfkeliydi, niye bu kadar karışısına çıkıp bağırıp çağırıyordu.
“Hiçbir yere gitmiyorsun Sera, o plan iptal oldu.! Kolye’den vazgeçtik!”