İlk iş günü

2979 Words
.. Sabahın erken vakitleriydi,  gözlerini yavaşça araladı Sera. Yüzünde her soygunda olduğu gibi tebessüm vardı, bakışlarını tavandan ayırıp derin bir nefes aldı. Elini yanındaki komodine uzatıp telefonunu eline aldı, oldukça erkendi fakat artık bambaşka bir düzeni vardı. Erkenden uyanıp duş alacak, hazırlanarak şirkete gidecekti, bugün ilk iş günüydü, bugün yeni soygun için ilk adımdı. Ayaklarını yataktan indirip kalktı, pencereye yaklaşıp perdeyi çekti. Lüks bir villanın üst kattaki odalarından birindeydi. Duvarı kaplayan boyuttu bir pencere bulunuyordu, kulpundan tutup yana kaydırarak çekti. Bakışları gökyüzüne kaydı, bugün yakıcı bir hava vardı, güneş varlığını haykırıyordu. Gülümseyerek kıstığı gözlerini sokakta gezdirdi, bulunduğu sokak lüks villaların ve zengin iş adamlarının yaşadığı en gözde semtlerden biriydi. Derin bir soluk alıp arkasını döndü, dolabını açıp bornozunu çıkardı, önce ılık bir duşla kendine gelmeli sonra da şirkete gitmek üzere evden çıkmalıydı. … Aynadaki yüzüne bakıyordu Sera, duştan çıktığı gibi özenle giyinmişti. Diz hizasında dar bir kalem etek, beyaz bir bluz vardı üzerinde. Saçlarını özenle kurutup düzleştirmiş, kahküllerini tek tek ayırarak alnına bırakmıştı. Arkasını dönüp yatağının üzerinde bulunan çantasını eline aldı, kendine emin duruşuyla odadan çıkıp merdivenlere yaklaştı, hızlı adımlarıyla salona geçtiğinde bakışları ilk olarak yemek masasına kaydı. Özenle kahvaltı kurulmuştu, gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Kim tıpkı onun gibi böylesine erken uyanıp da bu masayı kurmuştu? Adımlarını masanın önünde durdurduğu anda arkadaşını gördü, Burcu’nun elinde çaydanlık vardı, gülümseyerek yaklaşıp masaya bıraktı. “Günaydın” dedi, Sera’nın yüzünde gülümseme belirdi, bu kız hayattaki en büyük dayanağı ve arkadaşıydı. Her daim düşüncesi ve her daim neşesi ile hayatına renk katıyordu. “Erkencisin” dedi, gözlerini onun gözlerine çevirdi. Burcu kafasıyla onaylayıp çaydanlığa dikkat ederek arkadaşına yaklaştı. Önündeki sandalyeyi geriye çekti, “Arkadaşımı ilk iş gününde kahvaltısız gönderemezdim” dedi. Sera gülümseyip kendisi için geriye çekilen sandalyeye oturdu, “Gerçek iş değil bu” dedi hatırlatmak adına. Burcu gülümseyerek karşısına oturdu, iki kişilik eksiksiz bir masa kurmuştu. Diğer arkadaşları uyurken o, arkadaşını yolcu etmek için erkenden kalkmıştı. Yüzünde gizlemeye çalıştığı bir endişe vardı, hayattaki tek ailesini böyle bir işe tek başına göndermenin huzursuzluğunu yaşıyordu. …. Kapının önünde duruyordu dört arkadaş, “Bizi hep haberdar et durumundan” dedi Barış, Sera kafasını onaylar anlamında salladı. “Kendine dikkat et” diye ekledi Burcu, Sera yine kafasıyla onayladı. “Bir tehlike sezdiğin anda bize haber ver.” Dedi bu defa da Can, Sera yine onayladı. Gülümseyip arkadaşlarına baktı, hepsi onun için endişe duyuyordu. “Artık izin verirseniz gitmek istiyorum, ilk günden geç kalmak istemem.” Gözlerini kolundaki saate çevirdi, arkadaşlarının da yüzünde gülümseme belirdi. Onayı verdikleri anda genç kız son bir defa el sallayıp arkasını döndü, teklif etmelerine rağmen dikkat çekmemek için kapıda park edilen araçların hiçbirine dokunmadan sokağa çıktı, kapının önünde onu bir taksi bekliyordu. Derin bir nefes verip oturdu, yepyeni yolculuğu gerçekten başlıyordu. … Bir masada oturuyordu Sera, şirkette kendisine ayrılan yerdi. Patronunun odasının önüne konulmuştu. Yüzünü iki eliyle avuçlamış dirseklerini de masaya bırakmıştı, yaklaşık yarım saattir bu şekilde bekliyordu. Yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı, hiçbir şey yapmadan beklemek oldukça sıkıcıydı. Derin bir nefes verip kolundaki saate baktı, mesai çoktan başlamasına rağmen patron hala ortalarda yoktu, gözlerini kıstı, “Patronmuş! Gün bitti neredeyse, hala ortalarda yok.” Dedi, masanın arkasına astığı çantasına uzanıp elinde aldı. Telefonunu çıkardığı anda titrediğini hissetti, bir mesaj gelmişti. Merakla ekrana baktığında arkadaşı Burcu’nun ismini gördü. “Canım iyi misin?” yazıyordu, gülümsedi genç kız, yüzünü astı, bu işin bu kadar sıkıcı olacağını hiç düşünmemişti. Böyle boş boş beklemek kesinlikle ona göre değildi, aksiyon, heyecan ve gerilim hep en sevdiğiydi. “Çok boşum, hala patron gelmedi.” Diye yazıp gönderdi. Burcu evdeydi, koltuğun orta yerindeydi, iki yanında da arkadaşları vardı. Merakla gözlerine bakıp açıklama bekliyorlardı. “Yavuz Tuğralı hala teşrif etmemiş” diye açıklama yapıp yeniden bakışlarını telefonuna çevirdi. “Hiç kimsenin dikkatini çektin mi?” diye gönderdi, Sera’nın yüzünde gülümseme oluştu. Kafasını yavaşça iki yana sallıyordu, “Daha hiçbir şey yapamadım, Yavuz Tuğralı’nın odasına girmeyi denedim ama kilitliydi.” “Dikkat et Sera.” “Merak etme, dikkat benim işim.” Güldü Burcu, bunda kesinlikle haklıydı, “Doğru” dedi, yıllardır soygun gerçekleştiriyorlardı, bir defa bile arkadaşının dikkatsizliği olmamıştı, her daim yöneten ve idare eden olmuştu. Sera telefonu masanın kenarına bıraktı, sırtını geriye yasladığı anda kulağına bir ses ulaştı, adım sesleriydi, bakışlarını hızlı uzun koridorun girişine çevirdiğinde birini gördü, Genç bir adamdı, ağır ve ciddi adımlarla yaklaşıyordu, bakışları gözlerine değdiği anda hızla ayağa kalktı, bu beklediği kişiydi, Yavuz Tuğralı’ydı. Baştan aşağı süzdü, siyah bir takım elbise giymişti, kusursuz ütülenmişti. Ayaklarında parıldayan bir çift siyah kundura vardı, saçları ve sakalları ile uyum içerisindeydi. Elinde bir dosya tutuyordu, dik ve omuzları havada yürüyordu. Adımları genç kızın tam önünde durdu, bakışları önce saniyelik olarak izledi, anında hatırladı, dün işe aldıkları kişisel asistanıydı, tamamen unutmuştu. “Günaydın Yavuz Bey” dedi Sera, yüzünde ufak bir tebessüm oluşturdu. Yavuz bakışlarını gözlerinden ayırıp kafasını olumlu anlamda salladı. “Günaydın, beni takip et” deyip arkasını döndü, ses tonu ciddi ve resmiydi. Sera derin bir nefes aldı, yüzü asılmıştı, böylesine bir uzaklık beklemiyordu, gülümsemesine ufak da olsa bir gülümseyiş beklemişti. Umursamamaya çalışarak arkasından takip edip odasına girdi, genç adam ceketini çıkarıp arkasındaki askıya astı, beyaz gömleğinin en üst düğmesi açıktı, ağır adımlarla odanın en ucunda bulunan masasına yerleşti,  Elindeki dosyayı masaya bırakıp gözlerini genç kıza çevirdi, karşısında ayakta durmuştu. “Otur” dedi, önündeki koltuğu işaret etti, Sera kafasını hızla iki yana salladı, karşısında patronu vardı, bu oyunun kurallarında patronun karşısında oturmak da ona çok yakın durmak da yoktu. “Böyle iyiyim, teşekkür ederim” dedi itiraz ederek, Yavuz’un siyah gözleri kısıldı, itiraz etmeden yüzüne döndü, hitap edebilmek için dudaklarını araladı fakat bir anda durdu, ismini hatırlamıyordu, dün öylesine çok kişiyle görüşme yapmıştı ki bu kızın hangisi olduğu tamamen aklından çıkmıştı. “İsmin.. “ dediği anda, Sera cümlesini tamamlamasına izin vermeden, “Sera” dedi. Yavuz kafasıyla onayladı, “Sera” diye tekrarladı fısıltıyla. Bakışları bir an masanın en baş köşesinde bulunan bir fotoğrafa kaydı, annesiyle çektirmişti,  Gözleri anında dolu dolu oldu, yokluğuna alışmakta çok zorluk çekiyordu, elini istem dışı yaklaştırıp yüzüne dokundu, ne güzel gülüyordu annesi, tıpkı cennet gibiydi. Derin bir nefes verip toparlanmaya çalıştı, gözleri yeniden genç kıza döndü, Sera bir robot misali durmuş onu izliyordu, önündeki fotoğrafa dokunduğunu gördüğü anda merakla yaklaşıp bakmak istemiş, anında vazgeçmişti, bunu kesinlikle yapmamalıydı, burada sadece bir asistandı, sınırların dışına çıkıp planı altüst edemezdi. “Sera” dedi Yavuz, genç kız pür dikkat dinliyordu, elinde küçük bir not defteri ve kalem vardı, söylenenleri not almak için yanında taşıyordu. Genç adamın gözleri ilk olarak ona kaydı, işine önem veriyor olmalıydı, ilk anda kalem ve defterini hazır etmişti bile. Derin bir nefes verdi, “Sen ilk asistanımsın, daha önce böyle bir şeye gereksinim duymamıştım.” Dedi, Sera kafasın tek defa sallamakla yetindi. “Anlat bakalım” dedi, genç kızın gözleri delice büyüdü, neyi anlatmasını istiyordu, yoksa niyetini ve burada bulunmanın gerçek sebebini anlamış mıydı, yüzü asıldı, kalbi hızla çarpmaya başladı, ne yapmıştı da böyle belli etmişti niyetini. “Ne.. Neyi?” diye sordu, Yavuz sessizce yüzüne bakıyordu, gözlerini hiç ayırmadan tepki ve mimiklerini anlamlandırmaya çalışıyordu, derin bir nefes verdi. “Sera sen benim ilk asistanımsın, seninle ilgili CV’deki bilgiler dışındaki her şeyi bilmek istiyorum. Çünkü görevin gereği hep yanımda ve yakınımda olacaksın, aklımda şüphe kalmasını istemiyorum.” Sera yavaşça gözlerini kapayıp derin bir soluk aldı, rahatlamıştı, “İsmim Sera.. Sera Atlıhan. 21 yaşındayım, İzmir’liyim ama burada büyüdüm.” Yavuz geriye yaslanıp sırtını dikleştirdi, merakla asistanını dinliyordu, onunla ilgili merak ettiği çok şey vardı. “Ailenle mi yaşıyorsun?” diye sordu. Genç kız kafasını yavaşça iki yana salladı, “Onları çocukken kaybettim.” Dedi, kalbinin en büyük sızısı yıllardır olduğu gibi yeniden tüm bedenini ele geçirdi. Onları kaybettiğinde öylesine küçüktü ki, hatırladığı hiçbir şey yoktu. “Ne?” dedi genç adam, yüzü anında asılmıştı, daha günler önce annesini kaybetmenin acısını hissederken kızın yüzüne baktı, ne anne ne baba bilmiş, onlarsız büyümüştü. “Duymuşsundur, bende kısa süre önce annemi kaybettim.” Sera kafasını olumlu anlamda salladı, “Evet efendim, başınız sağ olsun.” “Teşekkür ederim.” Derin bir nefes verdi, yarasını açmak istemese de bu kıza dair merak ettiği sorular çoktu. “Nasıl kaybettin onları?” Sera yavaşça kafasını yere eğdi, zihninde tek bir anı yoktu, sadece duyduklarıyla yetiniyordu. “Bir trafik kazasıydı, ikisi de orada son nefesini vermiş. Ben çok küçüktüm, sahiplenen bir yakınım olmadığı için de yetiştirme yurduna verilmişim.” “Yuva da mı büyüdün?” diye sordu, Sera kafasını yavaşça iki yana salladı, oradan ayrıldığında sadece 12 yaşındaydı, üç arkadaşıyla birlikte özgürlüğe ve kimsesizliğe ilk adımı atmış, bir gece yarısı kaçmışlardı. “Kaçtım..” dedi, genç adamın gözleri şaşkınlıkla büyüdü, “Kaçtın mı? Neden?” Sera kafasını yavaşça yere eğdi, cevap vermek istemiyordu, yuvada küçük çocuklar her zaman büyük çocuklar tarafından eziliyordu, dört arkadaş ise bunlara daha fazla dayanamamış, küçük yaşlarına rağmen kaçmayı seçmişlerdi. Yavuz bakışlarını üzerinden hiç ayırmıyordu, cevap vermeyeceğini anladığı anda sessiz bir soluk aldı, onu daha fazla zorlamak istemiyordu. “Her şeye rağmen ayaklarının üzerinde durmayı başarmışsın, iyi bir okulda okumuş, iyi eğitimler almışsın. Tebrik ederim” dedi, Sera yüzüne baktı, CV’de yazanların çoğu sahteydi. “Senin yerinde başka biri olsaydı, şu an ki yolu ve tercihi çok başka da olabilirdi Ama sen doğru yolda en iyi şekilde ilerlemişsin.” Dedi, gurur doluydu, onca zorluğa, çocuk yaşta sokaklarda kalmasına rağmen yanlışı tercih etmemiş, okumayı, çalışmayı ve kendini geliştirmeyi başarmıştı. “Seni tanımam için bunlar yeterli oldu, aramıza tekrar hoş geldin Sera.” Genç kızın yüzünde buruk bir tebessüm oluştu, onun düşündüğü biri değildi kesinlikle, yurttan kaçtıktan sonra ilk seçtiği yol hırsızlık olmuştu. Önce ufak ufak çalmaya başlayan bu iş, onlarla birlikte büyümük ve bir çete olma yolunda hızla ilerlemişti, şu an tüm ülkenin korkuyla söz ettiği, emniyetin deli gibi aradığı Hayalet Çete’ydiler. “Teşekkür ederim” dedi genç kız, bir adım geriye gitti. “Görevlerini ve yapman gerekenleri biliyorsun sanırım” diye sordu genç adam, genç kız kafasını salladı, bugün evrakları teslim ederken görevleri ile ilgili bilgilendirilmişti, her anda Yavuz Tuğralı’nın yanında, etrafında bir gölge olacak, toplantıları, yapılacakları not alıp hatırlatma yapacak, çay ve kahve saatlerini kesinlikle aksatmayacaktı, hatta gerekirse mesaiye kalıp herkes gittikten sonra bile çalışmaya devam edecekti. “Evet efendim” dedi, kendinden emin bir şekilde. Genç adam kafasını onaylar anlamında salladı, “Çıkabilirsin, masandan uzaklaşma, gerektiği anda çağıracağım seni.” “Peki efendim” diyerek arkasını döndü, ağır adımlarla odadan çıktı, kapıyı örttüğü anda derin bir nefes verdi, en zor kısımlardan birini de sorunsuz halletmeyi başarmıştı. …. Önündeki defteri dikkatle okumaya çalışıyordu Sera, sayfalardaki bilgileri tek tek not alıp kendi not defterine geçiriyordu, tümünün yanına tarih ve özet yazıyordu, Yavuz Bey’in bir haftalık programıydı. Bir ses ulaştı  kulağına o anda, kafasını yavaşça kaldırdığında gözleri birine kaydı, genç bir kızdı, ayaklarında ince uzun topuklular vardı, tıkır tıkır ses çıkarak yaklaşıyordu. Sera simasına bakıyordu ki bir anda gözleri büyüdü, tanıyordu, defalarca haberlerde genç adamın yanında görmüştü, sözlüsü Hale’ydi.  Uzun saçları, kusursuz bedeni ve dünyaları ben yarattım adımlarıyla yaklaşıyordu, burnu havada, gözleri ise sadece sözlüsünün odasının önüne bırakılan masadaydı, yüzünde şaşkınlık belirdi. Bu kız da kimdi kapının önüne konulan masada böylece oturabiliyordu. Yaklaştığı gibi tam önünde durdu , bakışları Sera’nın bir çift meraklı bakışıyla buluştu. “Bu masanın burada ne işi var?” diye sordu, Sera yavaşça ayağa kalktı, umursamaz bir tavır takınmamaya gayret ediyordu, buraya gelmeden önce çok fazla araştırma yapmıştı, bu kız her daim olaylarıyla ve vukuatlarıyla tanınıyor, biliniyordu. Ondan kesinlikle haz etmiyordu, şımarık zengin kızının biriydi. Derin bir nefes aldı, eliyle masayı işaret etti Sera, “Benim masam” dedi, Hale tek gözünü kısıp ters bakışlarını masaya çevirdi, bundan haberi yoktu, sözlüsü ne zaman böyle bir şeye karar vermişti. “Sen kimsin?” diye sordu merakla, Sera derin bir nefes aldı, kelimeleri sorularına karşılık kısa, net ve engel olmaya çalışsa da sertti. “Ben Yavuz Bey’in kişisel asistanıyım.” “Kişisel Asistan?!” diye tekrarladı Hale, vurgulayıcı ve şaşkınlık bildirici bir ton vardı sesinde. Kafasını kararlılıkla iki yana salladı, sözlüsünün bir asistana ihtiyacı bunca zaman olmamıştı, bundan sonra da olamazdı. Buna kesinlikle müsaade etmeyecekti, kararlı adımlarla arkasını döndü, odaya yaklaştığı anda Sera hızla kolundan tuttu. Hale adımlarının durdurmak zorunda kaldı, bakışları hızla genç kızın eline kaydı, kolunu sıkıca tutmuştu. Sera elini hızla geriye çekti, “İçeri giremezsiniz” dedi, genç kızın gözleri büyüdü, bu kız kim oluyordu da sözlüsünün odasına girmesine engel oluyordu. “Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun herhalde, ne hakla bana engel oluyorsun?” dedi, sesinde uyarıcı bir ton vardı. Sera kafasını hızla iki yana salladı, kim olduğunu çok iyi biliyordu fakat önemsizdi. “Kim olduğunuz önemli değil, Yavuz Bey’den izin almadan odaya girmenize müsaade edemem.” Dedi, alt dudağını yavaşça ısırdı, bu durum oldukça hoşuna gitmişti. Kızın gözlerine baktı, gülmemek için kendini oldukça sıktı, çok eğleniyordu. Hale yüzüne ters bir bakış attı, öfkeyle tek adım attı, içeri girmek için bir adım daha yaklaştığı anda Sera hızla önüne geçti, kesinlikle izin almadan kimsenin içeri girmesine izin vermeyecekti. “Çekil önümden!” dedi Hale. Geçen her saniye daha da öfke duymasına sebep oluyordu. “Bekleyebilirseniz hemen izin alacağım” dedi kabul etmeyeceğinden emin olmasına rağmen. Sadece formaliteleri tekrarlıyordu haklı olmak adına. Hale’nin gözleri deli gibi büyüdü, iki yumruğunu delice sıkıp çattığı kaşlarını genç kızın gözlerine çevirdi. İşaret parmağını öfkeyle gözlerine doğrultup sallamaya başladı, “İşine şimdi son verilecek!!” diye haykırdı, Sera’nın gözleri büyüdü, olmazdı, şimdi işten ayrılması mümkün değildi, daha kolyenin tutulduğu yeri öğrenememişti. Alt dudağını yavaşça ısırıp ne yapması gerektiğini düşündü, gözleri etrafa kaydı, gelip geçen herkes durmuş onları merakla izliyordu. Derin bir nefes aldı, “Yavuz Bey’in kararı olur ancak” dedi, Hale öfkeyle parmağını sallıyordu ki tam arkasında bulunan odanın kapısı açıldı. Yavuz bir dosyaya odaklanmaya çalıştığı sırada kapısının önünden yükselen sesleri duymuştu, öfkeyle çalışmasına engel olan olaya müdahale etmek için kapıya yaklaştığında gözleri önce sözlüsüne ve asistanına kaydı, iki kız karşılıklı durmuş tartışıyordu. Sonra da çevreye kaydı, çalışanları durmuş izliyordu. Derin bir nefes verip hızlı adımlarla iki kıza yaklaştı, “Ne oluyor burada?!” diye gürledi, kızların sesi anında kesildi, ikisinin de bakışı ona döndü. Hale hızla yanına yanaştı, “Bu kızı burada görmek istemiyorum Yavuz! Hemen şimdi işten atacaksın!!” diye haykırdı. Genç adamın gözleri anında asistanına döndü, ondan açıklama bekliyordu. Sera derin bir nefes aldı, sakinleşmeye gayret ediyordu. Kısık bir tonda, “İzniniz olmadan içeri giremeyeceğini söyledim fakat Hale Hanım diretti. Yavuz Bey ben sadece işimi yapmaya çalışıyorum.” Dedi. Yavuz’un gözleri Hale’ye döndü, ondan da açıklama bekliyordu, genç kız öfke doluydu, “Sözlümün odasına girmek için izin mi alacağım?” diye sordu, genç adam derin bir soluk aldı, en nefret ettiği şeydi odasına çat kapı girilmesi. Bakışlarını sekreterine çevirdi, ses tonunu yumuşatıp eliyle masasını işaret etti. “Sera yerine geçebilirsin” dedi. Bakışlarını hemen arkasından da sözlüsüne çevirdi, “Sende odama gel Hale, konuşacağız.” Dedi genç kızın gözleri öfkeyle büyüdü. Bakışları kovulması için direttiği kızın gözlerine kaydı, ağır adımlarla masasına yaklaşıp yerine oturmuştu. Alt dudağını öfkeyle ısırıp Yavuz’a döndü, “Defol Yavuz! Sakın beni arama!” Arkasını döndü, tüm bakışların altında hızlı ve sert adımlarla uzaklaştı. Bakışlarını geriye çevirdi genç adam, gözleri asistanına kaydı, yüzündeki gülümsemeyi gördü, Sera hızla ciddileşip bakışını başka yöne çevirdi.  Başka bir şeyle ilgilenmeye çalışırken aklında sadece patronu vardı, iki kızın bağırış çağırışına rağmen hiç sesini yükseltmemiş, taraf tutmadan sorunu çözmüştü. Kafasını yavaşça masadaki defterine çevirdiği anda, Yavuz Bey izleyen meraklı bakışlara çevirdi, “Herkes işin başına” dedi, arkasını döndüğü gibi odasına girip kapıyı örttü. Eline kalemi aldı Sera, notları geçirmek üzere bakışlarını çevirdi, yeniden kulağına bir ses ulaştı. Bir adım sesiydi, yaklaşıyordu. Gözlerini kaldırdı, genç bir adam gördü. Üzerinde gri bir takım vardı, dün iş alım sürecinde onu defalarca görmüştü, patronunun en yakın arkadaşı Selçuk’tu. Kafasını sallayarak selam verip arkasını döndü genç adam, arkadaşının odasına girmek kapıya yaklaştığı anda Sera hızla ayağa kalktı, bu odaya kimsenin izinsiz girmesine izin vermeyecekti. “Selçuk Bey!” diye seslendi, genç adam ismini duyduğu anda bakışlarını çevirdi. Gözleri merakla ona döndü, “Efendim” dedi. “Odaya girebilmeniz için önce Yavuz Bey’den izin almam gerekiyor” dedi, Selçuk’un yüzünde gülümseme oluştu, kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı. Bir adım geriye gitti, itiraz etmeyecek, işini yapmasına izin verecekti. “Tamam, al bakalım izni” Sera’nın yüzünde gülümseme oluştu, az önce yaşadığı olaydan sonra bu adamın olumlu tavrı oldukça hoşuna gitmişti. Kafasını olumlu anlamda sallayarak arkasını döndü, odaya yaklaştı. Kapıyı yavaşça tıklayarak kafasını içeri uzattı, “Selçuk Bey geldi efendim” dedi, Yavuz gözlerini asistanına çevirdi, kafasını onaylar anlamında salladığında Sera dışarı çıkıp Selçuk’a döndü, “Girebilirsiniz.” “Teşekkür ederim.” Diyerek genç kızın önünden ayrılıp arkasını döndüğü gibi iki kelime duydu, “Sorun bende değilmiş” dedi fısıltıyla Sera. Genç adamın Hale’ye kıyasını yapınca merakla tek adım attı. Selçuk merakla ona döndü, “Ne sorunu?” diye sordu. Sera alt dudağını ısırdı, içinden geçirdiği kelimelerin dışa çıktığını bilmiyordu. Gözlerini genç adamın gözlerine çevirdi, “Az önce Yavuz Bey’in sözlüsü gelmişti, aramızda ufak bir anlaşmazlık çıktı.” Selçuk merakla yüzüne bakıyordu, yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, merak doluydu. Konu tamamen ilgisini çekmişti. “İzinsiz girmesine müsaade etmedin mi?” diye sordu, gözleri merak doluydu. Sera alt dudağını ısırıp kafasını yavaşça iki yana salladığında, Selçuk’un kahkahası duyuldu, nasıl kaçırmıştı o anı, Hale’nin çıldırışına nasıl şahit olamamıştı. Gözleri genç kızın üzerindeydi, onu şimdi daha çok sevmeye başlamıştı, yanına yaklaştı. “Delirdi mi?” diye fısıldadı tebessüm ederek. Sera kafasıyla onayladı, “Burayı ayaklandırdı.” Selçuk’un kahkahası duyuldu, oldukça hoşuna gitmişti. “Umarım ona gereken karşılığı vermişsindir.” Sera genç adamda hissettiği samimiyete de güvenerek ufak bir gülümseme oluşturdu yüzünde. “Verdim.” Dedi fısıltıyla. “Şimdi seni daha çok sevdim” dedi Selçuk, bu asistan Hale’nin hakkından gelecekti. Sera gülümsedi yeniden, bu adamı o da sevmişti, Yavuz Bey’den daha cana yakın ve daha iyi birine benziyordu. “İçeri girebilirsiniz” dedi, Selçuk onaylayarak arkasını dönüp odaya ilerledi. Sera yavaşça yerine oturdu, yüzünde tebessüm vardı, ilk günü güzel ve iyi bir şekilde başlamıştı. Heyecanla yerine oturdu, telefonunu çıkarıp mesajı açtı, arkadaşlarının bulunduğu gruba girip, “Her şey tam da istediğimiz gibi başladı, hiçbir sorun yok, merak etmeyin.” yazıp gönderdi. Derin bir soluk aldı, böyle devam ederse kolyenin yerini öğrenmek hiç de zor olmayacaktı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD