Oh çok şükür düğün bitti. Tabii bende. Gerçi düğünde en çok takıldığım şey muhtemelen Tarık beydi. Benimle neden ilgilendiği kafama takılıp takılıp duruyor. Fazla düşünmek istemiyorum ama arkadaşım Buse’nin söylediğine bakılırsa Tarık bey kartvizitini kesinlikle kolay kolay paylaşmıyormuş. Bana kolaylıkla verdiğini henüz kimseyle paylaşmadım. Şöför eve bıraktıktan sonra kendimi duşa attım. Yardımcım ve hizmetlim Leyla’ya keşke küveti hazırlamasını söyleseydim. Neyse bu sefer hızlı bir duş alıp uyumak istiyorum. Bedenim ve aklım çok yorgun. Tarık bey’in benimle öpüşürken ki cüretkar halini dudaklarımdan ve aklımdan atamıyorum. Dudaklarımı elliyor ve tekrar tekrar aynı ana dönüyorum. Acaba devam eder miydi? Devam etse nasıl bir haz duyacağımı da merak etmeden duramıyordum.
Bir zamanlar masum denecek kadar saf bir kızdım. Engin ilk beni orgazma ulaştırdığında vücudumun ne için tepki verdiğini, bunun ne olduğunu bile bilmiyordum. O günün anısına yeniden gittim. 16 yaşıma…
O gün her zaman ki gibi okuldaydım. Okul çıkışı lüks spor arabasıyla Engin beni bekliyordu neden geldiğini bilmiyordum pek samimiyetim yoktu. Üvey babamın manevi oğluydu. Ben ise annemden dolayı üvey babama ‘baba’ diyordum. Babamı hiç görmedim annemde ondan hiç bahsetmedi. 10 yaşına geldiğimde Yüksel beyi tanıttı ve evleneceğini artık onunla yaşayacağımızı söyledi. Ses etmedim ne diyebilirdim ki!? Manevi abimi o zamanlar görmedim evet Engin benim bu durumda manevi abim oluyordu ve O o zamanlar üniversite için Amerika’daydı. Ergenliğimin başlarında annem talihsiz bir şekilde öldü. Ben henüz yeni yeni vücudumu tanıyordum annemde ölünce üvey babama ne sorabilirdim ki!? Üvey babam benim onun yanında kalabileceğimi ve kızım olarak koruyup kollayabileceğini söylediğinde sevindim. Kimsesiz nereye gidip ne yapabilirdim?
Günler geçip gidiyor yıllar geçiyordu. 15 yaşını bitirdiğimde Engin döndü. Beni gördü ve Yüksel beye “Arsu’yu eksik anlatmışsın Baba, o muhteşem güzellikte!” dedi ve elimi öptü. Şaşkındım. Bir erkek beni güzel buluyor fakat ben ne düşüneceğimi bile bilmiyordum.
Neyse o yaz tatili onunla zamanlı zamansız karşılaşmalarla evde geçti. Bir arkadaşım yoktu. Evden pek çıktığımda. O benimle ilgilendi ve benimle arkadaşlık etmeye başladı. Bundan memnundum. Çok sıkılıyordum evde hizmetliler vardı fakat onlar sadece işleri için koşuşturup duruyorlardı. Engin bir gün denize gitmeyi önerdi bende kabul ettim.
Deniz kenarına varıp bikinimle kaldığımda gözleri karardı yada bana öyle geldi. “Harika bir vücudun var!” Eliyle kolumdan aşağı doğru hafif bir dokunuşla elime kadar indi ve devam etti “ Cildin porselen gibi pürüzsüz ve çok yumuşak..” diyerek bacaklarıma doğru tüy gibi dokunuşuna devam etti. Ne olduğunu bilemedim o da buna devam etmeyince üzerine düşünmedim. Biraz yüzme biliyordum kıyılardan pek ayrılmıyor, ayaklarımın yere basabildiği alanlar yüzüyordum. Engin dalıyor, uzaklara kadar yüzüyor ve yanıma geri dönüyordu. Oyun oynuyor, birbirimize su sıçratıyorduk çok eğleniyordum. Mutlu diyebilirdim kendime. Denizden çıkıp güneşlenmeye başlamıştık. Sırtıma krem sürmezsem kızaracağımı söyledi ve kremi eline boca edip sürmeye başladı. Vücuduma dokunuşları ilerliyor bilerek uzatıyor gibiydi, kimi yerde parmaklarının tenimde izini görebiliyordum. Parmakları bacaklarıma inince durdurmaya çalıştım fakat o büyük bir oyunbazlıkla beni ters çevirip üzerime çıktı. Ayaklarımın üstüne ağırlığını çok vermeden resmen oturuyordu. Gülüyor ve şaka yapıyor gibi alay ediyordu benimle. Gülümsüyordum. Kalçalarımın üstünde ellerini hissettim parmaklarını batırınca istemsiz canım yandı ve inledim. Daha ileri giderek popomun yanaklarını bikinimin altına ellerini ilerlettiğini hissediyor ve duyduğum rahatsızlıktan dolayı kızarıyordum. Oysa o birazdan bitireceğini rahat etmemi tembihliyordu. Anlayamıyor algılayamıyordum ne olduğunu, ne yaptığını. Gördüğüm sıcaklık onun yanında rahat hissettirdiği için şimdiye kadar şu an da da rahatsız olmuyordum. Bundan cesaretle bacaklarımın arasında parmaklarını hissettim. Parmakları ilerliyor ve rahmimi avuçlıyordu. “Kendine hiç dokundun mu?” diye sordu. “Ne demek istiyorsun” diye yanıt verdim. “Hiç kendine dokunmadın mı?” tekrarladı yine sorusunu “istersen bunu sana öğretebilirim” dedi.
Devam edecek…