Vance’in çalışma odasından çıktığımız an, üzerimde bir gölge gibi taşıdığım o gerilim hâlâ tenimdeydi. Adamın Leo’ya duyduğu nefret… açıklanabilir bir şey değildi. O bile kelimelere dökemiyordu, ama kanının altındaki öfke kıpır kıpır, yaşıyordu. Her adımında hissediliyordu. Mert’in doğum günü ise o karanlığı bir anlığına dağıtan tek şey oldu. Yine klasik ablalık refleksiyle önce biraz sataştım ona; yüzü kızardı, gülümsedi, sonra sıkıca sarıldım. O an, içimdeki tüm karmaşayı susturan tek şey kardeşimin kokusuydu. Ama o evden çıktığımızda dünya yeniden siyaha döndü. Otele, sonra Seyit’in mekânına uğradık. Daha girişte hissettim: Havadaki hareketlilik değişmişti. Adamlar çoğalmış. Yeni yüzler, yeni gölgeler, yeni tehditler… Biz yokken bile sistem büyüyordu. Vance’in kurduğu düzen kendi kend

