GİRİŞ
---
Göğsümün ritmi, kulaklarımı delen müzikle yarışıyordu. Kalabalığın arasında kendimi kaybetmiş, ışıkların altında dans ediyordum. Bedenim kontrolsüz, adımlarım deliceydi. Terim, parfümümle karışıp havaya yayılıyordu. O an yanımda belirdi. Göz göze geldiğimizde içimdeki kıvılcım alev aldı.
Bana yaklaşırken, dudaklarının kıvrımında bir meydan okuma vardı. Onunla dans etmeye başladım ama gerçek şu ki ben ona kucak dansı yapıyordum. Kalçam, göğsüm, nefesim… hepsi ona dokunuyordu. Bir anlığına aramızdaki mesafe yok oldu. Oysa söyledikleri her şeyi değiştirdi.
Kulağıma eğildi, nefesi boynumu okşarken fısıldadı:
“Fahişe gibisin.”
Sanki buz gibi bir su üstüme dökülmüştü. Öfkeyle gözlerimi kıstım. Hiçbir şey söylemedim, sadece arkamı döndüm ve kalabalığı yararak bardan çıktım.
Ama o sözler aklımda kaldı. O geceden sonra her gece aynı bara gitmeye başladım. Sırf onu yeniden görebilmek için… Belki bana dokunur, belki o bakışlarını tekrar hissederim diye. Fakat o bir daha hiç gelmedi.
Ve kader… beni en zayıf anımda yeniden onunla karşılaştırdı. Karşımda oturuyordu, gözleri yine aynıydı. Yıkıcı. Yakıcı.
Benim adım Ece
Hayatta yapmam dediğim her şeyi yapıyorum. Çünkü yıllardır aşkından öldüğüm adamın iki yaşında bir oğlu olduğunu öğrendim. Ve işte o an karar verdim: Masumiyet bitmişti. Temiz bir hayat diye bir şey yoktu. Hiç kimse buna layık değildi.
Artık ben de günahın ta kendisiydim.
---