Geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirdim. Uyuduğum yer Mert’in odasıydı ama aklım… aklım Murat’ın kapısının hemen iki metre yanında takılıp kalmıştı. Her dönüp yastığı düzelttiğimde, her nefes alıp verdiğimde, sanki o sessiz, ağır, tehlikeli adam kapının diğer tarafında hâlâ nefes alıyormuş gibi hissettim. Ben onun odasına gitmedim… o da gelmedi. Bu bir “arada duvar var” sessizliği değildi. Bu, “arada ateş var” sessizliğiydi. Güneş perdeyi aydınlatırken uyku denen şey benden çoktan vazgeçmişti. Boğazım kuruydu, kalbim hafif ağrıyordu. Bir noktada kendime fısıldadım: “Ben dün gece yanlış bir şey yapmadım… değil mi?” Ama cevabım olmadı. Hâlâ içimde, sesini çıkarmayan ama beni köşeye sıkıştırmış bir cümle vardı: Murat’ın eli belimdeydi. Tutup bırakmadığı o anda nefesimi çalmıştı. Apt

