Başımı arkama çevirerek kim olduğuna baktım. Artun gözlerini Güney'e kenetlemiş ifadesizlikle bakıyordu. Güney elimde ki elini çekerek abisine bakmaya devam etti. Artun gözlerini kimseye degdirmeden Güney'e hitaben konuştu. "Gel benimle!" dedi komut verir gibi. Cümlesi biter bitmez geleceğinden eminmiş gibi arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı. Güney de vakit kaybetmeden arkasından gitti. Öyle boş boş beklemek yerine dönüp Batu'nun kulağına sesimi yükselterek konuştum. "Peşinden gitsem , kızar mı? Hemen özür dileyip gelirim." dedim geri çekilirken. Elini belime yerleştirdi ve hafifçe itelerken yanıtladı beni. "Git , kızmaz o! Dinler zaten seni , hadi bekliyorum burada." dedi.
Vakit kaybetmeden gittiği istikamete doğru gitmeye başladım. İnsanların arasına girmemek için kenardan gidiyordum. O sırada yüzü bana dönük Güney'i hemen karşısında beni göremeyen abisini gördüm. Adımlarımı yavaşlatarak konuşmalarının bitmesi için zaman verdim. Tam aramızda iki adımlık mesafe kaldığında Güney beni fark etti ve büyük ihtimalle abisine de söyledi. Güney abisinin kadrajından çıkıp yanıma geldi ve elini koluma yaslayarak konuştu. "Hadi , biz geçelim diğerlerinin yanına." dedi sesini yükselterek. Onu dinledikten sonra bakışlarımı bize dönmüş Artun'a çevirdim. Elleri cebinde dik dik Güney'in kolumda ki eline bakıyordu. Geri Güney'e çevirdim bakışlarımı ve beni duyması için bağırarak konuştum. "Sen git , benim Artunla konuşmam gereken bir konu var. Hazır yakalamışken onu konuşayım." dedim tebessüm ederek. Fazla irdelemeden beni onayladı ve abisine başıyla gittiğini haber verdi. Arkasını dönüp gittikten sonra yönümü Artun'a çevirdim. Sesimi duymaz diye bir adım daha yaklaştım ve aramızda ki mesafeyi oldukça kapatmış oldum. Derin bir nefes aldıktan sonra gözlerimi gözlerine sabitledim.
"Nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum ama Özür dilerim. O gün sana gereksiz çıkıştım. Kusura bakma tam olarak ne iş yaptığını bilmediğim için öyle adamlarına aldırman normal bir iş insanının yapacağı türden bir şey değildi. Yanlış anlama lütfen ama ben iş yerimde bir kaç kez karşılaştım bu tarz olaylarla , senin gibi o gün adamlarına aldırıp öbür gün adam tanınmaz hale geliyordu. Sen öyle yapıyorsun diye demiyorum ama daha fazla muhattap olmak istemediğim için söyledim." dedim. Hala yüzüme bakarken sağ tarafımdan bu kadar sese rağmen ismimin seslenilmesiyle oraya döndüm. Beste , adımları yere çarpa çarpa geliyordu yönümü ona çevirerek gelmesini bekledim. Aramızda ki mesafeyi kapatarak yüzüme tokat attı. Yüzüm sol tarafa düşerken ikinci tokadı Artun engellemişti. Başımı kaldırdım ve Beste'nin sinirden kızarmış yüzüne baktım. Bileğini Artun'un elinden kurtarıp nefretini kusmaya başladı. "Sen nasıl bir insansın ya! Biz seni arkadaş , kardeş bildik senin verdiğin karşılığa bak. Doğu , senin için endişelendi her zaman olduğu gibi. Annenle aran kötü olduğunda biz sana aile olduk. Her zaman sana samimi davrandık ama sen göründüğün gibi değilsin. Sen Doğu'yu hastanelik ettirecek kadar kötüsün. Bir daha sakın , sakın bizimle görüşme. Uzak dur bizden!" diye bağırdı ve arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı. Gözlerim dolu dolu arkasından baktım. Göz yaşlarımı akacağını anladığım sırada gözlerimi yere eğip duyup duymamasına dikkat etmeden konuştum. "Özür dilerim tekrardan." dedim sesim titrerken. Daha fazla vakit kaybetmeden uzaklaşmak için bir iki adım attım ama bileğime sarılan büyük elle durmak zorunda kaldım. Bileğimi elinden kurtarmaya çalıştım ama bırakmak yerine beni çekerek kendine yaklaştırdı ve kulağıma konuştu. "Babanın yanına götüreyim seni." dedi. Omuz silkerek yüzüne baktım halimi görüp bırakması için konuştum.
"Lütfen bırak gideyim. Yalnız kalmam gerek." dedim artık göz yaşlarımı tutmakta zorlanırken. Kararsız bir şekilde baktığını görünce başımı yana eğerek baktım. Eli gevşeyince hemen bileğimi çekerek insanlara çarpa çarpa dışarı çıktım. Şoförle gitmek yerine yoldan geçen taksiyi durdurdum ve bindim. Taksici dikiz aynasından bana bakarak sorusunu sordu. "Nereye abla?" dedi. Sesimin düzgün çıkmasına dikkat ederek konuştum. "Mezarlığa gidelim." dedim. Adam başını sallayarak arabayı sürdü. Başımı cama yaslayıp yolu seyrettim gözlerimden yaşlar akarken. Yaklaşık bir saatlik yolun sonunda ücreti ödeyip indim. Mezarlığın kapısından girerek en başından beri gitmek istediğim kişinin yanına gittim. Mezar taşına oturmak yerine hemen yanında ki yere dizlerimin üzerine bıraktım kendimi. Omzumu taşa yaslarken bir süre sadece mezar taşına bakarak ağladım. Artık içimde tutmakta zorlandığım için konuşmaya başladım.
"Anne , seni böyle rahatsız etmek istemiyorum ama senin beni sevmemeni nasıl da yüzüme vuruyorlar biliyor musun? Ben onlara ikinci ailem demiştim ama kardeşinin yaptığı yanlışın üzerini örtüp tüm suçu bana yükleyen kişi oldular. Ve bunu senin beni sevmediğini öne sürerek yaptılar. Önemli değil , istediklerini söyleyebilirler fakat söyledikleri şeylerin doğru olması o kadar çok canımı yakıyor ki. Anne gerçekten düşünüyorum madem sevmeyecektin beni neden bu lanet dünyaya getirdin ki?" Ağlamam artık daha da şiddetlenince biraz rahatlamak için sadece ağladım. "Ben ne yapacağımı bilemedim ki o öyle davranınca. O benim tanıdığım insan değildi ki o gün. Ben böyle olsun istemezdim , inan ki istemezdim ama oldu. Lanet olsun ki oldu. Ve bunca yıldır yüzüme gülen insanlar beni sevmese de annemin ölümünden sonra gerçek yüzlerini gösterdiler. Teşekkür ederim beni sevmediğin için , teşekkür ederim beni bu lanet dünya da yaşamaya mahkum ettiğin için , teşekkür ederim insanların benden nefret etmesine neden olduğun için." daha fazla devam edemeden sarsılarak ağlamaya başladım. Buraya geldiğimden beri benimle birlikte ağlayan gökyüzü gibi. Hıçkıra hıçkıra kaç dakika kaç saat orada yağmurun altında ağladım bir fikrim yoktu. Omzuma örtülen ceketle vücuduma sarılan kollar beni kaldırmaya çalıştı fakat direndim. Ama etkilemedi tabi ki beni ayağa kaldırdığı gibi kucağına alması bir oldu. Kulüpten beri beni takip etmiş olmalıydı. Artun , beni hafif bir şeymişim gibi rahatlıkla taşırken ağlamanın da verdiği yorgunlukla başımı göğsüne yasladım ve gözlerimi kapadım. Uzun sürmeyen bir süre sonunda benim koltuğa oturmama yardım etti. Kemerimi de bağlandıktan sonra kendi yerine geçti ve arabayı çalıştırdı. Sessizliğin hakim olduğu araba da gözlerimi açmadan konuştum. "Beni nasıl buldun?" diye sordum. Gözlerim kapalı olsa da bana baktığınï hissettim. "Takip ettim." dedi boş hiçbir duygu olmayan sesiyle. Derin bir nefes aldım ve sadece ortama odaklandım. "Beni en savunmasız halimle gördün." dedim sesim hala titrerken. Arabayı o kalın sesi doldurdu.
"Her insanın savunmasız hali vardır." dedi. Gözlerimi açarak bakışlarımı sağ profiline kenetledim. "Görmeni istemezdim. Perişan halimi kimsenin görmesini istemezdim." diye mırıldandım. Ona baktığımı hissettiği için bana dönüp gözlerini gözlerime kenetleyerek konuştu. "Ben kimse değilim." dedi ben duraksayınca o da yola çevirdi bakışlarını. Kollarımı göğsümde bağladım ve bakışlarımı yola çevirirken cevap verdim. "Doğru , benim hayatımın büyük bir kısmına şahitlik ettin. Ben arkadaşlarımı yanlış seçtiğimi bile senin yanında öğrendim hemde en aciz şekilde." Arabanın eve gittiğini anlayınca ekledim. "Beni otele bırakabilir misin? Babamın beni bu halimle görmesini istemiyorum." diye mırıldandım. Cevap vermedi , yolu da değiştirmedi. Sessiz sedasız gittiğimiz yolda eve gelmeden durdu araba. Bakışlarımı eve çevirince konuştum. "Senin evin mi burası?" dedim. Arabadan inip benim kapımı açtı. Elini tutmam için uzatınca konuştu. "Gel , babana da haber veririz. Otel de kalmandansa burada kalman daha iyi." dedi gözlerime bakan gözleriyle. Kemerimi çıkarıp elimi eline doğru uzattım ama avcuna yerleştirmeden mırıldandım. "Burada kalmam ne kadar doğru?" diye sorumu yöneltirken havada ki elimi tutup arabadan inmeme neden oldu. Omzumda ki cekete biraz daha sarılıp elimi tuttuğu için peşinden gittim. Kapının kilidini bahçede bekleyen korumalardan birisi açtı. İlk benim geçmem için yol açtı. İçeri çekingen bir şekilde girerken o da peşimden girip arkamızdan kapıyı kapadı. Yönümü ona dönerek sanki korumaları gösteriyormuş elimle kapıyı işaret ederken konuştum. "Anahtarın onlarda olması ne kadar doğru?" diye sordum. Ben evdeyken girmelerinden çekindiğimi düşünmüş olacak ki cevap verdi. "Ben evdeyken giremezler." dedi emin bir şekilde. Bende vakit kaybetmeden sordum. "Peki sen evde yokken?" dedim merakla. Yüzünde gülümseme oluşurken başını hagif yana eğdi ve geri bana bakarak yanıtladı beni. "Ben evde yokken , burada mı kalmayı düşünüyorsun?" diye sordu muzipçe. Gelen soruyla bir duraksadım , iyi de ben bunun için sormamıştım ki. Derin bir nefes alarak cevap verdim. "Ne münasebet canım , ben öyle merakımdan soruyorum." dedim konuyu değiştirmek amaçlı ekledim. "Ben nerede kalacağım."
Gözlerim etrafta gezerken nereye gideceğimi bilemediğim için olduğum yerde beni yönlendirmesi için bekledim. Belime değen elle hafifçe irkildim. Bu tepkimle dokunmasından rahatsız olduğumu düşündü galiba o yüzden elini çekerek önden ilerledi bende mecbur peşinden gittim. Merdivenlerden çıktığımızda bir odanın kapısını açarak beni bekledi. Ben odaya girince etrafa bakmaya başladım. O da beş dakika sonra odaya elinde kıyafetlerle geldi. Anlamsızca bakarken elindekileri yatağa bıraktı. "Duş almak istersin belki. Banyo da ihtiyacın olacak her şey var , havlular alt rafta. Ben aşağıdayım." dedi ve dışarı çıkarak kapıyı da arkasında çekti. Üzerimde ki ceketi köşeye bırakırken kıyafetleri alarak banyoya girdim. Duşun suyunu ayarladıktan sonra üzerimdekileri çıkarıp suyun altına girdim. Kısa süren yıkanmamın ardından çıktım ve kurulandım. Gözlerim bir kıyafetlerde bir kirli iç çamaşırlarında geziniyordu. Sıkkın bir nefes verirken kendi kendime konuştum. "Ne giyeceğim şimdi ben." diye mırıldandım. El mecbur kıyafetlerinin arasında getirdiği hiç giyilmemiş olduğu belli olan boxer'ı giyindim. Üzerime sütyenimi giymek zorundaydım. Getirdiği eşofman ve tisörtü de üzerime geçirip belini sıkıca bağladım ki düşmesin. Saçlarımı da kuruttuktan sonra banyodan çıktım ve aşağıya indim. Merdivenlerin sağında kalan salona ilerleyerek köşede durdum. Oturduğu tekli koltukta başını geriye yaslamış gözleri kapalıydı. Rahatsız etmek istemediğim için geri gitme planları yaparken gözlerini açtı ve bana baktı. Oturduğu koltukta dikleşirken gözlerini üzerimde gezindirdi. "Yakışmış." dedi kıyafetleri kastederek. Benim bakışlarım üzerime düşünce geri kaldırıp konuştum. "Kıyafetlerin çok güzel ama bana biraz bol oldular. Ona rağmen yakıştıysa bundan sonra böyle giyinmeliyim." dedim tebessüm ederek. Bu halime gülümsedi. Sonra söyleyeceklerimi ekleme kararı aldım. "Şey , bana çamaşır makinesinin yerini söyleyebilir misin?"
Oturduğu yerden ayağa kalkarken yanıma doğru ilerledi ve konuştu. "Ben göstereyim sana yerini , gel." dedikten sonra ilerleyecekken önüne geçip yüzüne baktım. "Aslında yerini sadece söylemen yeterli , gerisini ben hallederim." dedim. Başını hafifçe salladı ve yerini tarif etti. "Alt katta , sağdaki ilk kapı." dedi. Geri geri adımlarken konuştum. "Teşekkür ederim!" diye mırıldandım yukarı çıkarak banyodan tüm kirli çamaşırlarımı ve havluları alıp kıyafetlerimi saklayarak aşağı kata oradan da bir aşağı daha inerek tarif ettiği yere girdim. Çamaşır makinesine çamaşırları atıp makineyi çalıştırdım. 20 dakikanın sonunda oradan alarak kurutma makinesine attım ve kapıyı kapatarak yukarı çıktım. Oturduğu koltuğun karşısına bağdaş kurarak oturdum. Gözlerini açıp bana baktı ve konuştu. "Hallettin mi?" diye sordu. Başımı sallayarak onayladım. Yüzüne bakarken aklıma gelenlerle konuştum. "Sen beni affettin mi? Ben olayın sıcaklığıyla fark edemedim." dedim gözlerimi kaçırırken. Hala vurduğu yer acıyordu. Ayağını dizine yaslayarak sorumu cevaplamaya başladı. "Endişeni anlayabiliyorum ama ben senin dediğin gibi işlerle uğraşmıyorum. Normal bir iş adamıyım ve ister istemez düşmanlarım oluyor bu yüzden korumalarım var. O gün orada daha fazla rezillik çıkmasın diye aldırdım onu ve hastaneye bıraktırdım." dedi normal bir tonlamayla. Dikkatle dinledikten sonra başımı kucağıma eğerek konuştum. "Özür dilerim tekrardan." dedim. Soluk sesini duydum ve ardından gelen konuşma sesini. "Dileme!" dedi. Gözlerimi gözlerine sabitledim. Tam konuşacakken o konuştu.
"Yanağın kızarmış." dedi gözleri yanağımdayken. Elimi refleksle yanağıma götürünce yüzüm buruştu. Bu tepkimle ayağa kalkıp yanıma geldi. Elini nazik bir şekilde çeneme yerleştirip sağ yanağımı görüş açısına soktu. Baş parmağını sadece yanağıma dokundurdu ama benim kısık sesli acıdığını belli eden tepkimle elini geri çekti. Gitmeden önce bir şeyler söyledi. "Burada bekle , krem getireceğim." dedi. Cevap vermemi beklemeden gittiği için mecbur bekledim. Elinde bir kremle geri gelip hemen koltuğun önünde ki sehpaya oturdu. Kremin kapağını açarken konuştum. "Gerek yok kreme. Fazla acımıyor zaten." dedim kendimi artık kandırmış , onu da kandırmaya çalışırken. Gözlerini gözlerime sabitleyip bana inanmadığı dile getirdi. "Sadece hafifçe dokunmamak bile acıyorsa , gerek vardır." ded itiraz kabul etmeyen bir şekilde. Elimi kreme uzatırken mırıldandım. "Ben sürerim , sen zahmet etme."
Kremi parmağına sıkıp dediklerimi kaale almadan yanağıma sürmeye başladı. Soğukluk biraz iyi gelsede yanağıma değen parmağı canımı az da olsa yakıyordu. Yavaş yavaş , kırılacak bir eşyaymışım gibi hafifçe sürüyordu. Yüzüm sola dönük olduğu için yüzünü göremiyordum. "Kız olmasına rağmen nasıl bu kadar sert atabildi o tokadı aklım almıyor." diye fısıldadı kendi kendine konuşur gibi. Gülümsedim ve cevapsız sorularını yanıtladım. "Küçük yaştan beri dövüş sporlarıyla ilgileniyor. Zaten eli de ağırdır biraz." duraksadım ve ekledim. "Küçükken kavga ettiğimizde bile iyi benzetirdi beni. Şaşırmıyorum o yüzden yanağımı bu hale getirmesine. Önceden kavgalarımızı Doğu ayırırdı ama şimdi benim yüzümden pek de iyi değil durumu." dedim yutkunmam zorlaşırken. Yanağımdaki parmağı Doğu'nun ismini duyduktan sonra durdu. "Senin yüzünden değil." dedi. "Evet benim yüzümden." Derin bir nefes alarak devam ettim. "Besteyle ne kadar kavga da etsek birbirimizi çok severdik. Beste sadece ikizine bir şey olduğu zaman korkulacak bir karaktere dönüşürdü. Önceden pek anlayamazdım bunu , tek çocuktum ve ne kadar kardeş gibi görsemde kardeşin yerini tutmuyordu arkadaşlar. İkiz daha farklı olsa gerek fakat daha yeni tanıdığım kardeşime aynı şey yapılsa benim yapacağım şey de farklı olmazdı." dedim. Kremi sürmeyi bitirdikten sonra konuştu. "O zaman sana değil bana atmalıydı o tokadı. Kardeşini o hale getiren bendim." dedi elinde ki kremin kapağını kapatırken. Koltuğun ucunda otururken cevap verdim. "Vuramayacağını mı sanıyorsun. Şu yakışıklı yüzünü morartabilir." dedim işaret parmağımla yüzünü gösterirken. Yüzünü konudan bağımsız bir gülümseme kaplayınca kaşlarım çatıldı ve ne söylediğimi fark ettim. Karizmatik bir gülüş sergilerken konuştu. "Demek yakışıklı buluyorsun beni." dedi bu durumdan hoşnut olduğunu belli ederken. Ellerimi yüzüme kapatarak bir an önce odaya çıkma planlarımı Artun'un çalan telefonu engelledi. Masanın diğer tarafında olan telefonunu alarak baktı ve bana çevirdi. Babam arıyordu. Elimle iki yana sallayıp söylendim. "Açma!" dedim panikle. Tabi ki beni dinlemeden aramayı cevapladı. Karşı tarafı dinledikten sonra konuştu.
"Evet , burada." dedi gözlerini benden ayırmadan. Gözlerimi devirip dik dik baktım. "Gelmene gerek yok , yarın ben bırakırım onu. Durumu pek iyi değil , otele gitmek istedi ama eve getirdim. Tamam , iyi geceler." dedi ve telefonu kapadı. Dikkatle yüzüne bakarken konuştum. "Gelmiyor değil mi?" dedim merakla. "Gelmiyor , merak etme." biraz bekledikten sonra ayağa kalktı ve ekledi. "Artık yatsan iyi olur , bugün baya yoruldun." dedi. Başımı onaylamak için salladım ve cevap verdim. "Teşekkür ederim her şey için. İyi geceler." diyerek ayağa kalktım ve odaya çıkarak yatağa girdim. Hiçbir şey düşünmeden kendimi uykunun kollarına bıraktım.
***
Sabah gözlerimi açtığımda havanın aydınlandığını gördüm. Telefonum kapalı olduğu için çalmayan alarmımla normal saatinden daha geç uyandığım gerçeği beni birazcık üzmüş bulundu. Yataktan kalkıp odadan çıktım ve aşağıdan kıyafetlerimi alarak geri odaya çıktım. Banyo da üzerimi değiştirerek üzerimdekileri de kirli sepetine attım. Yatağı toplayarak çantamı aldım ve odadan çıkıp daha sonra da aşağı inerek dışarı çıktım. Bahçede ki korumalar ilk bana sonra da çıplak ayaklarıma bakıp geri önlerine dönüyorlardı. Ne var canım iki adımlık yere topuklu mu giyseydim yani! Onlara takılmadan caddeye çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Evin önüne gelince yerde olan başımı kaldırdım ve karşıdan koşarak gelen Artun'u gördüm. Beni fark edince yavaşlayarak durdu. Tam karşımda durunca bakışları elimdeki topukluyla çıplak ayaklarım arasında gidip geldi. "Sen buraya kadar böyle mi geldin?" diye sordu eliyle ayaklarımı gösterirken. Başımı salladım ve cevap verdim. "Kısa mesafe zaten , topukluyla yürümek istemedim." dedim. Gözleri gözlerime kenetlenince konuştu. "Söyleseydin sana bir ayakkabı verselerdi." dedi çalışanlarına kızar gibi. "Kimseyi görmedim zaten , bir şey olmadı sadece pislendi biraz o kadar." dedim. Gözleri yanağımdayken elini çeneme yerleştirerek görüş açısına soktu. Baş parmağıyla hafifçe okşadı. Bu hareketiyle içimde bir şeyler akar gibi oldu. "Kızarıklığı geçmiş , acıyor mu?" diye sordu gözlerime değdirirken bakışlarını. Başımı usulca sallayarak yanıtlarım onu. "Acımıyor , dünkü krem iyi geldi. Teşekkür ederim." dedim tebessüm ederek. Son kez baş parmağıyla okşadıktan sonra elini geri çekti ve karşılık verdi. "Önemli değil. Hadi gir içeri , baban meraktan ölmüştür." dedi. Başımı salladım ve konuştum. "Tamam o zaman terin soğumasın. Görüşürüz sonra." dedim ve karşılık aldıktan sonra eve doğru ilerledim. Kapının kilidini açarak içeriye girdim ve sessiz bir şekilde yukarı odama çıktım. Hemen banyoya girerek kısa bir duş aldıktan sonra kurulanarak üzerime yırtmaçlı beyaz etek ve siyah askılı bluz giydim. Saçlarımı düzlestirip sade bir makyaj yaparak ayakkabılarımı da giyip odadan çıktım. İki kat aşağı inerek yemek odasına geçtim.

Masa daha yeni hazırlanıyordu ve sadece Alçın abla vardı. Topuk seslerinden benim geldiğimi anladı ve bakışlarını benim olduğum tarafa çevirdi. Baştan aşağı bir kontrol ettikten sonra masanın etrafından dolaşarak yanıma geldi ve sıkıca sarıldı. Geri çekilirken konuştu. "İyisin değil mi? Ne kadar merak ettik. Çok şükür ki iyisin." dedi ve çıplak kolumu okşadı. Ona içten bir gülümseme göndererek kolumdaki elinin üzerine elimi yerleştirip hafifçe sıktım. "İyiyim , dün annemin yanına gittim o yüzden kötü oldum biraz. Mezarlıktan Artun aldı beni , otele bırakmasını söyledim ama beni evinde ağırladı. Dün babamla da konuştular , orada kalmama kızmadı değil mi?" diye sordum cevabını merak ederken. Belimden destek olarak beni masada ki yerime oturttu ve kendinde Batu'nun yerine yani yanıma yerleşti. Derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Dün sana ulaşamadığımız için Artun bende deyince iyi olduğuna sevinmekten başka bir şey yapamadık. Dün gece gelip alacaktı seni ama nasıl tepki vereceğini bilemedi. Kızmaz baban sana , merak etme." dedi iç rahatlatan tınısıyla. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken konuştum. "Aslında dünkü halimi görün istemedim. Zordu yani baya bir süre mezarlıktaydım ve ne yaptığımı tahmin edebilirsin. Alışmak zaman alacak gibi.." yutkunma ihtiyacı hissedince duraksadım. Ben Alçin ablanın sesini duymayı beklerken babamın sesi doldurdu yemek odasını. Bakışlarımı merdivenin başında bekleyen babama çevirdim. "Birlikte atlatacağız fındıkkurdum." dedi güven verici bir şekilde. Yanıma gelerek bana sarıldı. Alnıma öpücük kondurduktan sonra kendi yerine geçti ve masanın üzerinde ki elimi tutarak devam etti. "Ama bundan sonra böyle bir durum yaşanmadan önce bana haber vereceksin. Ben nerede olduğunu bileceğim ve içim rahat olacak anlaşıldı mı fındıkkurdum?" diye sordu.
Başımı sallayarak onayladım. "Sizi seviyorum , iyiki birbirimizi bulmuşuz." dedim hafif hüzünlenen ses tonumla. Babam elimi tutmaya devam ederken Alçin ablayla sarıldık.
"Oo , bensiz aile sarılması ha!" diyerek başımızdan annesi ve bana sarılan küçük kardeşim Batu. Boynumda ki koluna başımı yaslayarak karşılık verdim. O bizden uzaklaşınca Alçin abla kendi yerine geçti Batu da yerine oturduktan sonra çalışanların masayı hazırlanmasının ardından kahvaltımızı yapmaya başladık. Herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunurken kahvaltımız bitti. Masadan ilk kalkan babam oldu. Benim ve Batu'nun başını öperek şirkete geçtiğini haber verdi. Alçin abla da arkasından kalkarak ikimize uzaktan öpücük atarak gitmeden önce sitemini bildirdi. "Sizi çok öpmek isterdim çocuklar ama babanız şimdi beklemez gider falan , hiç o toplara girmeyelim." dedi aceleyle giderken. Masada sadece ikimiz kalınca sol kolumla Batu'nun koluna vurdum. Tabağında ki ilgisini bana verince konuştum. "Ne yapacaksın bugün , bir planın var mı?" diye sordum. Omuz silkti ve yanıtladı beni. "Var , uyumayı planlıyorum." dedi uykulu sesiyle.
"Her zaman uyursun , birlikte gidelim. Arkadaşlarını da çağırırsın restoran da vakit geçirirsiniz , ne dersin?" dedim merakla vereceği cevabı beklerken. Gözleri gözlerimdeyken epeyce düşündü. Artık ümidimi kestigim sırada cevap verdi. "E madem çok ısrar ediyorsun , geleyim bari." dedi alayla. Söylediğine gülümsedim ve ayağa kalktım. Merdivenlerden çıkarken ona hitaben konuştum. "Arabada bekliyorum , yolda ararsın arkadaşlarını." dedim ve yukarıya çıktım. Dış kapıdan da çıktıktan sonra arabamı getirmeleri için bekledim. Arabam geldi ve bindim. Beş dakika daha bekledikten sonra yolcu koltuğunun kapısı açılınca bakışlarım oraya kaydı. Batu güzelce giyinmiş koltuğa oturmuştu. Vakit kaybetmeden arabayı çalıştırdım ve anayola çıkararak restorana doğru sürmeye başladım. Gözlerimi kısa süreliğine üzerinde gezdirerek tekra yola döndüm. "Çok şıksın bakıyorum , özel birini mi çağıracaksın yoksa?"
"Güzel bir hanımla iş yerine gidiyorum. Çirkin mi giyinseydim?" diye sordu. Onun bu haline gülümseyerek konuştum. "Teşekkür ederim beyefendi. Güzelliğimin yanında sönük kalmamak için şık olmanız ruhumu okşadı." dedim elimi gögsüme yaslarken. Söylediğine ikimizde güldük. Geri kalan yolculuğumuzda da eğlenerek geldik. Arabayı valeye teslim ettim ve restorana girdik birlikte. Vakit kaybetmeden yukarı odama çıktık. Ben bilgisayarımın başına geçerken oda ikili koltuğa uzandı. Bir saat kadar şirketin işleriyle uğraştıktan sonra bakışlarımı kardeşime sabitledim. Telefonuyla ilgilenmeye dalmış bir vaziyette ilk uzandığı zaman ki gibi duruyordu. "Batu , istersen Öğle yemeği için çağır arkadaşlarını. Ya da akşam için de çağırabilirsin. Canın nasıl istiyorsa , sadece bana kaç kişi olacağınızı söylersen bende size bir masa ayarlayabilirim." dedim tebessüm ederek. Uzandığı pozisyonunu bozarak oturdu ve telefonundan bir şeyler yapmaya başladı. "Arkadaşlarım yerine , Artun abimleri çağırsam olur mu?" diye sordu. Başımı onaylamak amaçlı salladıktan sonra cevap verdim. "İstediğin herkesi çağırabilirsin." dedim ılımlı ses tonumla.
Beni onayladıktan sonra telefonuyla aramalar yaptı. On beş dakikalık süre sonunda herkesi aramış ve organizasyonu akşam yapma kararı almışlardı. Bende aşağıyı arayarak 6 kişilik bir masayı rezerve etmelerini söylemiştim. Akşam gelecekleri saate kadar odada durmuştum. Bir ara Batu Selim'le birlikte aşağıya inmişti ve orada vakit geçirmişlerdi birlikte. Gözlerim bilgisayar ekranındayken telefonumun çalmasıyla aldım ve aramayı cevapladım.
"Efendim Batu?" dedim. Karşıdan söylediklerini dinledim ve cevap verdim. "Tamam , geliyorum iki dakikaya." dedim ve aramayı sonlandırdım. Bilgisayarı kapatıp masanın üzerini düzenledim ve ayağa kalkarak odadan çıktım. Merdivenlerden inerek gözlerimle oturdukları yeri taradım. Orta da yuvarlak büyük bir masada oturuyorlardı. Vakit kaybetmeden yanlarına doğru ilerledim. Batu'nun sandalyesinin sırt kısmına elimi yaslayarak hepsine hitaben konuştum. "Hoşgeldiniz." dedim tebessüm ederek. Onlar da karşılığını verince Güney konuşmaya başladı. "Bu restoranın sahibinin sen olduğunu bilseydim , her gün burada yerdim yemeğimi." dedi flörtöz tavırla. Ona gülümsedim ve cevap verdim. "O zaman bana ne yemek istediğinizi söyleyin , ben de size kendi ellerimle hazırlayayım." dedim sevecen bir şekilde. Güney'in söylediklerime gözleri parladı adeta. "Sen bir de yemek mi yapıyorsun burada. İşte aradığım eş adayı." dedi. Artun ve Batu'nun arkasında durdugum için tepkilerini göremedim ama sesleri gayette açıklayıcıydı. "Güney!" diye Artun ve Batu oldukça uyarıcı ses tonuyla konuştular.
Ortam daha fazla gerilmeden konuştum. "Siz siparişlerinize karar verin bende mutfağa geçeyim." dedikten sonra mutfağa giderek önlüğümü giyindim ve on beş dakika sonra gelen garsonla siparişleri Selim'le birlikte hazırlamaya başladık. Yarım saati biraz geçe tüm siparişler hazırdı. Garsonlar dört tabağı alıp götürürken bende önlüğümü çıkardıktan sonra geriye kalan iki tabağı alarak masaya doğru ilerledim. Birini Artun'un diğerini de Batu'nun önüne bırakarak kardeşimin yanına oturdum. Güney yemeğinden bir çatal aldıktan sonra öve öve bitiremedi. "Bu kadar güzel yemek yapman , güzelliğinin yanında bir artı puan daha kazandırdı. Hemen reddetme sen düşün teklifimi." dedi. Ona gülümsedim. Yemekler yenildi , şaraplar içildi , ve artık kalkma vakti geldi. Herkes ayaklanınca bende ayağa kalktım ve birlikte çıkmayı teklif ettiklerinde çantamı almam gerektiğini söyleyerek yanlarından ayrıldım. Sonradan duyduğum konuşmalarla Artun'un da benimle geleceğini işittim. Merdivenlerden çıkarak odaya girdim ve çantamı ve telefonumu alarak geriye döndüm. Omzunu kapıya yaslamış , elleri ceplerinde bana bakan Artunla biraz duraksadım. Yanına adımlarken konuştum. "Ben hazırım , gidebiliriz." dedim tebessüm ederek. Kıvrılan dudaklarıma düşen bakışlarıyla sesini işittim. "Bunu yaptığım için bana kızabilirsin." dedi hala dudaklarıma bakıyordu. "Ne yaptığın için kızacağım sana?" dememle belimden tutup çekerek bedenimi bedenine yasladı. Elini çeneme yerleştirerek baş parmağıyla okşamaya başladı ve sıcak dudaklarının dudaklarıma değişini hissettim.
Devam edecek..!