⸻
Alacak ve Bedel
Konağın taş kapısı gıcırdayarak açıldığında, avludaki sessizlik bozuldu. Hizmetçi kadının telaşlı adımları, Halit Bey’in çalışma odasının kapısına kadar eşlik etti.
“Beyim… Kenan Bey geldi,” dedi kadın, başını eğerek.
Halit Bey, kalemini bırakmadan başını kaldırdı.
“Al içeri,” dedi. Sesi kuru, yorgundu.
Kapı tekrar açıldığında, içeriye serin bir rüzgârla birlikte Kenan Bey’in varlığı doldu. Üzerinde koyu gri, ütüsü kusursuz bir takım vardı. Yüzü traşlı, gözleri karanlıktı. Odanın ortasında durdu, gözleri doğrudan Halit Bey’e dikiliydi.
“Vakit dar,” dedi Kenan. “Sabrım da öyle.”
Halit Bey sandalyesinden kalkmadı. Elini titrek bir şekilde masanın üstündeki deftere bastırdı.
“Yol yorgunusundur. Kahve getirseler—”
“Borcu konuşmaya geldim, kahve içmeye değil,” diye böldü Kenan.
Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Halit Bey, boğazını temizleyerek bir evrak çıkardı çekmeceden.
“Bak, bu arazi hâlâ satılık. İlgilenecek biri çıkar belki. Hâlâ bir değer—”
“Değeri olan hiçbir şeyin kalmadı, Halit Bey.”
Kenan sesini yükseltmeden ama her kelimesi bıçak gibi konuştu. “Bu defteri kapatmanın tek yolu var. Ya ödersin… ya da elimde kalanlara el koyarım.”
Halit Bey’in elleri titredi. Masanın kenarına yaslandı, başını eğdi.
“Ödeyecek bir şeyim kalmadı.”
Kenan birkaç adım yaklaştı.
“Evini, konağını, atlarını, zeytinliğini saymazsak evet. Hiçbir şeyin yok gibi görünüyor.”
“Ev… icralık zaten. Dört yana borçluyum. Ne yapsam yetmiyor.”
Kenan, Halit Bey’e birkaç saniye baktı. Ardından gözlerini hafifçe daraltarak ekledi:
“Bana önerilecek neyin kaldı? Ne istiyorsun?”
Halit Bey sustu. Gözlerini bir an yere indirdi. Ardından sesi çatallı geldi:
“Kızım var.”
Kenan’ın kaşları kalktı.
“Nermin’den mi bahsediyorsun?”
“Evet… Nermin. Genç, güzel, terbiyelidir. Düzgün yetişti. Evlilik yaşına da geldi zaten.”
Kenan sessizleşti. Yüzüne bir anlam gelmedi.
“Bu… bir teklif mi?”
Halit Bey, dudaklarını ısırdı.
“Senin gibi bir beyin yanında olması evladır. Hem… hem annene ve kardeşine bakacak birine ihtiyacın olduğunu da duydum.”
Kenan arkasını dönerek pencereye yürüdü. Parmakları pencere pervazında gezerken düşündü.
“Nermin,” dedi usulca. “Kaç yaşında?”
Halit Bey durdu. Tam cevap verecekken, kelime boğazında düğümlendi. Konuyu değiştirerek devam etti:
“Olgun bir kızdır. Bilgili, eli beceriklidir. Temizdir.”
Kenan döndü. Gözleri buz gibi oldu.
“Temiz midir? Bu mu pazarlık?”
Halit Bey sustu. Yüzü kıpkırmızı oldu. Utanç mıydı yoksa çaresizlik mi, belli değildi.
Kenan bir süre sessiz kaldı. Ardından başını hafifçe eğerek:
“Annem ve kardeşim için birine ihtiyaç var, doğru. Evlilik baskısından da kurtulmam gerek. Ama… bir kadına hayat vermeye niyetim yok. Bu evlilikte aşk olmayacak, ne şefkat ne de ilgi.”
Halit Bey sessizce başını salladı.
“Zaten senden bir şey beklemez.”
Kenan gözlerini kısarak tekrar sordu:
“Kız, bu şartları kabul eder mi?”
Halit Bey başını eğdi.
“Ne dersem onu yapar.”
Kenan sertçe gülümsedi.
“Öyleyse yarın aldırırım. Hazırlık istemem. Sessiz, gürültüsüz gelsin. Nikâh da aynı gün olacak.”
“Peki,” dedi Halit Bey. Sesi bir hayli boğuktu.
Kenan kapıya yöneldi. Tam kapıdan çıkarken bir kez daha durdu.
“Yarın sabah. Unutma. Karşılığında tek kuruş borcun kalmaz.”
Halit Bey başını eğdi.
“Unutmam.”
Kapı kapandı.
Ve o kapının ardında Halit Bey, elini alnına götürdü. Masanın kenarına tutundu. Bir adamın kızını verip borçlarını kurtardığı an, sadece onur değil, kalan son gurur da yere düşmüştü.
Ama odadaki bir köşede, ince bir duvarın ardında, sessizce bir çift göz bu konuşmayı duymuştu.
Ve o gözler ne Nermin’e aitti… ne de görmezden gelinmeye alışık bir hizmetçiye.
O gözler, ilk kez kendi kaderini öğrenmiş olan, adı bile doğru düzgün söylenmemiş, bir kızın gözleriydi.
Sabah ezanı çoktan okunmuş, konağı ağır bir sessizlik kaplamıştı. Halit Bey’in odasında gaz lambası hâlâ yanıyor, dumanı ağır ağır tavana yükseliyordu. Üzerinde borç kayıtlarının olduğu defter açık duruyor, sayfaların kenarlarında parmak izleri kararmıştı.
Kapı tıklatıldı.
“Gel.”
İçeri giren Nermin, yaldızlı sabahlığıyla, mahmur gözlerle babasına baktı.
“Baba, seni sabaha kadar uyumadın diye duydum. Bir şey mi oldu?”
Halit Bey gözlerini kızına dikti. Geceden beri zihnini kemiren düşünce netleşmişti. Kenan Bey evlenmek istiyordu. Bedelini de açıkça söylemişti: Borçlarının tamamı silinecek, eğer… kızı verilirse.
Nermin.
Ona bakınca yüreği sıkıştı.
Güzelliği dillere destandı. Sarı saçları dökülür, gül gibi teni parıldardı. Bir baba olarak kıyamazdı. Onu Kenan gibi ruhsuz bir adamın yanına gönderemezdi.
Bir başka kızı daha vardı.
Adı evde bile anılmayan.
Gölge gibi yaşayan.
Ötekileştirilmiş.
Feride.
Halit Bey yutkundu.
Nermin gülseydi… Feride yanardı.
Kendi vicdanında bu denklem çoktan kurulmuştu.
⸻
Feride’yi sabahın ilk saatlerinde çağırdılar. Önce neye uğradığını anlamadı. O saatte kimse onun adını anmazdı. Babasının karşısına dikildiğinde gözlerini kaçırdı. O da gözlerini kaçırdı.
Elinde tuttuğu kırmızı tülü Feride’ye uzattı.
“Bunu başına ört. Yüzünü de. Nikâh kıyılana kadar kaldırmayacaksın.”
Feride başını kaldırmak istedi, ama Halit Bey izin vermedi.
“Sakın konuşma. Nikâhta da. Sorulursa sadece ‘kabul ettim’ diyeceksin. O kadar.”
Feride’nin sesi titredi:
“Ben… nereye gidiyorum?”
Halit Bey gözlerini kısıp dişlerini sıktı.
“Kenan Bey’le nikâh kıyılacak. Beni o kadar utandırma. Bu iş bozulursa… sen de bozulursun. Kapımdan içeri giremezsin. Sokağa düşersin. Anladın mı?”
Feride’nin yutkunması duyuldu. Boğazında düğüm vardı.
“Peki…”
“İyi. Duvağı asla kaldırma. Konuşma. Senin kim olduğunu bilmeyecek. Onun için… sadece Halit’in kızı olacaksın.”
⸻
At arabası taşlı yollarda ilerlerken Feride’nin elleri titriyordu. Şükrü yanındaydı. Hiç konuşmadı. Gökyüzü griydi, her şey solgundu. İçinde ne umut vardı ne de dua. Sadece derin bir utanç.
Kenan’ın konağına vardıklarında başhizmetçi Zühre Hanım kapıda bekliyordu.
“Gelin geldi,” dedi uşak.
Zühre kadına şöyle bir baktı. Başındaki kırmızı tül, yüzünü tamamen örtüyordu. Göz göze gelmediler.
“Gel benimle.”
Feride’yi konağın içindeki bir odaya götürdü. Işık az, hava ağırdı. Feride minderin üstüne oturdu. Başını eğdi. Ellerini dizlerine koydu. Duvardaki saat her saniyede kalbine çivi çakıyor gibiydi.
Dakikalar geçti. Sessizlik büyüdü.
Sonra kapı açıldı.
Kenan içeri girdi. Ardından imam. Zühre başıyla selam verdi.
“Hazırız efendim.”
Kenan göz ucuyla bile bakmadı geline. Zaten gereksiz buluyordu. Bu bir evlilik değil, bir anlaşmaydı. Kadının kim olduğunun önemi yoktu.
İmam elindeki deftere baktı.
“Hazırsak başlayalım.”
Önce kıza döndü.
“Halit’in kızı, Kenan Bey’le evlenmeyi kabul ediyor musun?”
Feride, yavaşça başını eğdi. Babasının sesi kulağında yankılandı: Bu eve dönemeyeceksin.
“…Kabul ettim,” dedi kısık bir sesle.
İmam döndü.
“Kenan Bey, Halit’in kızıyla evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Kenan gözlerini imamdan kaçırmadan söyledi:
“Kabul ettim.”
İmam dua okudu. Nikâh kıyıldı. Kalem oynadı. Kayıt tutuldu.
Her şey birkaç dakikada bitti.
Zühre Hanım öne eğildi.
“Gece odası hazır. Buyurun efendim.”
⸻
Gelin odasına geçtiklerinde Kenan sessizdi. Loş ışık altında Feride ayakta bekliyordu. Başındaki kırmızı örtü hâlâ duruyordu. Ellerini önünde birleştirmişti.
Kenan ellerini arkasında birleştirerek yürüdü. Kadının karşısına geldi.
Bir süre baktı.
Hiçbir şey demedi.
Sonra ani bir hareketle, örtüyü çekip aldı.
Kırmızı tül yere düştü.
Karşısında duran kız, Nermin değildi.
Saçları alev gibi kızıldı. Gözleri kahverengi ve ürkekti. Elmacık kemikleri ince, yüzü solgundu.
Kenan’ın gözleri büyüdü.
Bir adım geri attı.
“Sen… sen Nermin değilsin.”
Feride başını eğdi.
Hiçbir şey demedi.
Kenan yüzüne yaklaşarak hiddetlendi.
“Konuşsana! Kimsin sen?”
Feride sessizdi. Yalnızca dudakları kıpırdadı, ama ses çıkmadı.
Kenan dişlerini sıktı.
“Bana yalan söylediler. Halit Bey beni kandırdı… Seni bana sattı!”
Feride hâlâ susuyordu. O an, konuşmak değil, sadece ayakta kalmak için direniyordu.
Kenan duvara bir yumruk attı. Lambanın ışığı titredi.
“Sessizliğin beni daha da delirtiyor. Konuş dedim!”
Feride titrek bir sesle fısıldadı:
“Ben… Halit’in kızıyım. Hepsi bu.”
Kenan bir süre sustu. Sonra alçak bir kahkaha attı.
“Güzel. Halit’in kızıymışsın. Ama o Halit bana başka bir kızı vaat etmişti.”
Feride bir adım geriledi.
“Ben… zorla geldim