5-yangından kalalar

1541 Words
Ferzan Dede’den Zümrüt kızım… Can dostum Osman’ın emaneti. Oğlunu da gelinini de traktör kazasında toprağa verdikten sonra geriye sadece Zümrüt kalmıştı. Hakk’a yürümeye yakın bana, “Kızımı gözün gibi koru Ferzan” diye vasiyet etti. Ne ettiysem, Zümrüt benim evde kalmayı kabul etmedi; “Kendi yuvamda nefes alırım” dedi. Ben de saygı duydum ama gözüm hep onun üstündeydi. Askeri evine almış, iyileştirmek için uğraşmış… Benim iyi kalpli, merhametli kızım. Ama dağ bunu öğrenirse, Zümrüt’e zarar vermeye kalkabilirlerdi. Rıfat’a söyledim; “Zümrüt’ü uzaktan koruyacak adam ayarla,” dedim. Benim korumam altında olduğunu bildikleri için açıktan hareket edemezler ama şerefsizlik kanlarında var. O yüzden her adımı dikkatli atmak gerekiyordu. Tam o sırada Rıfat nefes nefese yanıma geldi. “Ferzan ağam… Zümrüt’ü izleyen adamdan haber geldi. Evin etrafında köylü kılığında iki kişi dolanıyormuş. Rıza da onlarla beraber miş.” Rıza şerefsizi… Para için anasının sütünü bile satar. “Rıfat, arabayı hazırla,” dedim. “Adama haber ver; ters bir durumda Zümrüt’ü hemen korumaya alsın. Biz de çıkıyoruz. İnşallah düşündüğüm şey olmaz… Osman’ın emanetine zarar vermeye kalkmazlar. Gerekirse zorla da olsa Zümrüt’ü yanıma alacağım.” Arabaya bindik. Motorun sesi daha bir hırçın çıktı bu kez. Zümrüt’ün evine doğru hızla yola koyulduk. * * * Zümrüt’ten Kara bir anda ağıla doğru hırlamaya başlayınca içimdeki korku kabardı. Adım atacakken önüme geçti, yolumu kapattı. “Oğlum Kara, sakin ol…” dedim, başını okşadım ama çekilmedi. Aksine daha da gerginleşti. Tam o sırada ağılın arka tarafından çıtırtılar geldi… Ardından alevler gökyüzüne uzandı. “Hayır… Hayır olamaz!” diye bağırdım. Saman balyaları tutuşmuştu; ateş, rüzgârın etkisiyle hızla ön tarafa ilerliyordu. Sürüm içerdeydi. Koştum. Kapıya daldım ama sıcaklık yüzüme çarptı, alevler yol vermedi. Feryat ettim, tekrar içeri dalmak isterken biri kolumdan yakalayıp geri çekti. Ferzan Dede’nin yanındaki adamlardan biriydi. “Bırak! Allah aşkına bırak beni! Sürüm içerde, hayvanlar yanacak!” diye çırpındım. O an Kara arka tarafa doğru koştu. İki el silah sesi duyuldu. “Hayıııııııııırr! KARA!” Arkasından fırladım. İki kişi dağa doğru kaçıyordu. Kara ise kanlar içinde yerde yatıyordu. Dizlerimin bağı çözüldü. Yanına çöktüm; gözyaşlarım yüzümü, toprağı, her şeyi bulanıklaştırıyordu. Kaçan adamlardan biri dönüp bağırdı: “Askeri evine almanın cezası bu! Bize karşı gelen herkesin sonu böyle olur!” Ne dediğini duydum ama aklım sadece Kara’daydı. Sürüm yanıyordu. Kara ölüyordu. Ben çaresizdim. “Kara oğlum… Kalk. Hadi kalk,” dedim titreyen ellerimle. “Benim senden başka kimim var ki? Sakın… sakın beni böyle bırakma.” Kara acı çekiyordu; gözlerinden yaşlar akıyordu. “Ağlama oğlum… İyi edeceğim seni. Küçüklüğünde nasıl baktıysam yine bakacağım, iyi olacaksın,” diye hıçkırdım. Gözyaşlarını sildim, başını dizime koydum. “Bak… Olmaz Kara… Annem gitti, babam gitti… Dedem, ninem gitti… Sen de gitme. Ben ne yaparım bir başıma? Ne yaparım sensiz?” Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Gözyaşlarım artık görmeme engeldi. İki kurşun yemişti. İkisi de karnına… Kanı toprağa akıyordu, ben ise hiçbir şey yapamıyordum. “Ne istediniz hayvanlardan, ha? Zalimsiniz! Gelip beni öldürseydiniz ya! Zaten kimsesizim…” diye haykırdım. Ağılın içi, sürüm… cayır cayır yanıyordu. Köylüler su kovalarıyla koşmuştu ama kime, neye yetişecekti ki? Benim içimdeki yangını kim söndürebilirdi? Uzakta motor sesleri vardı… ama benim önümde sadece can çekişen Kara yatıyordu. Tüyleri gözyaşlarımla ıslanıyordu… Ve ben hiçbir şey yapamıyordum. * * * Alihan’dan Köyün girişine vardığımızda gökyüzüne yükselen dumanları fark ettik. Yaklaştıkça dumanın kokusu ağırlaştı, siyah bir perde gibi yükseliyordu. Kızın evine doğru döndüğümüzde içimden bir şey koptu. Duman… onun evinden yükseliyordu. Araç daha durmadan kapıyı açıp atladım, koşarak eve yöneldim. Yangın ağılda çıkmıştı. Köylüler su kovalarıyla söndürmeye çalışıyor, ateş her saniye büyüyordu. Çağrı itfaiyeyi aramıştı ama ilçeden buraya gelmeleri zaman alacaktı. Tim, araçtaki yangın tüplerini çıkarmış, herkes elinden geleni yapıyordu. Ama kız ortalıkta yoktu. Bir anda arka taraftan bir çığlık geldi: “Karaaaa!” Sesi duyar duymaz o tarafa koştum. Köpek vurulmuştu. Kız, kanlar içindeki hayvanın başında diz çökmüş, feryat figan ağlıyordu. Yanına çöktüm. Başını kaldırıp bana baktı; gözleri acıyla kıpkırmızıydı. “Kurtar… ne olur kurtar köpeğimi! Ölmesin… benim Kara’dan başka kimsem yok. Sürüm alevlerin arasında kaldı… Kara ölmesin… yalvarıyorum!” Köpek can çekişiyordu. Vakit yoktu. Onu kucağıma aldığım gibi arabaya koştum. “Naz! Buraya bak hemen!” diye bağırdım. Naz koşup bagajı açtı. Hayvanı dikkatlice yerleştirdik. “Naz, acilen bir şey yap! Ölmesin! Karnında iki kurşun var, çok kan kaybetti! İlçeye kadar dayansın, veterinere götürün! Ne yap et, yaşat hayvanı!” dedim. Çağrı’ya seslendim: “Aracı sen kullan! Gazı kökle! Tozu dumana katın, çabuk!” Onlar hızla uzaklaştı. Umarım yetişirlerdi… Arkamı döndüğümde kız, boş gözlerle yanan ağıla bakıyordu. Hayvanların tamamı içerdeydi… hepsi telef olmuştu. Bir anda eve doğru koştu. Peşinden gittim. İçeri dalıp duvardaki tüfeği aldı, sarılığı da omzuna atıp dışarı çıktı. “Dur! Nereye gidiyorsun?” diye önüne geçmeye çalıştım, ama beni duymuyordu. Dağlık tarafa doğru yürümeye başladı. “Dursana! Böyle gidemezsin!” Öfkeyle bağırdı: “Onlar yaptı! ‘Askeri evine almanın cezası’ dediler! Bir canım kaldı zaten, onu da almadan önce benden birkaç tanesini götürürüm! Sakın tutma beni! O hayvanların ne suçu vardı? Hepsi gözümün önünde yandı! Kurtaramadım onları! Kurtaramadım!” Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. “Böyle olmaz,” dedim, “gidemezsin! Seni öldüreceklerini mi sanıyorsun? Bana ne yaptıklarını kendi gözlerinle gördün!” “Ne yapayım ha? Ne yapayım? İçim yangın yeri…” dedi ve dizlerinin üzerine çöktü. Ben de yanına çöktüm. “Sana söz veriyorum,” dedim, sesim titreyen öfkeye büründü. “İntikamını kendi ellerimle alacağım. O dağı yakıp yıkmazsam adam değilim. Akıttığın her damla gözyaşı için bir şerefsiz geberteceğim. Hadi… kalk gidelim.” Elindeki tüfeği ve sarılığı yavaşça aldım. Ayağa kalktım, elimi uzattım. Bir süre avucuma baktı; sonra küçücük, titreyen ellerini benim avucumun içine bıraktı. Onu yerden kaldırdım. Yavaş adımlarla ağılın olduğu yere geri döndük. İtfaiye gelmişti ama hayvanların hepsi telef olmuştu. Yaşlı bir adam bize doğru yürüdü. Kız, onu görür görmez koşar adımlarla sarıldı; hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yaşlı adam kızın başını şefkatle okşadı. “Ağlama,” demedi… Sabırla, sessizce, onun sakinleşmesini bekledi. Tam o sırada Ayaz yanıma geldi. “Komutanım… yangını söndürdük fakat hayvanlar…” dedi. Elimle sus işareti yaptım. Nereye baktığımı görünce gözleri doldu. Zaten duygusal yapılı bir çocuktu. “Şey komutanım… duman gözlerimi yaktı da, ben bir yüzümü yıkayayım,” deyip hızla uzaklaştı. Bu duygusallığıyla nasıl bütün eğitimlerden geçip asker oldu, hâlâ aklım almıyor. Kızın ağlaması yavaş yavaş durdu. İç çekerek yeniden çöktü olduğu yere. İçimden yemin ettim: “Sana bunları yaşatanı… gözünden akan bu yaşlara sebep olanları… tek tek geberteceğim. Bu da sana sözüm olsun, be zümrüt gözlü kız.” Yaşlı adam bana baktı, sonra yanıma geldi. Elini uzattı. “Ben Ferzan,” dedi. Sesinde samimi, güven veren bir ton vardı. Ben de elimi uzattım. “Yüzbaşı Alihan,” dedim. “Memnun oldum komutan,” dedi, başını hafifçe eğerek. Sonra devam etti: “Dağdakiler yapmış bunu. Zümrüt’ü koruması için adam takmıştım peşine… o görmüş.” “Biliyorum Ferzan amca,” dedim. Gözüm hala kızdaydı. Boş boş bir noktaya bakıyordu ama içinde fırtınalar koptuğu belliydi. “Beni evine aldığı, iyileştirdiği için yapmışlar. Ama and olsun, intikamını kendi ellerimle alacağım. Yaşananlar için çok üzgünüm… hiçbir kelime acısını dindirmez ama en azından içindeki yangını biraz olsun söndürmek için elimden geleni yapacağım.” Ferzan amca hüzünle başını salladı. “Biliyorum komutan. Sağ olun... Zümrüt kız bana dedesinin emaneti. Ona da bir şey olsaydı, şu yaşımda kendim çıkardım dağa.” Dedi. “Adı gibi gözleri de zümrüt… ama ışıl ışıl bakan o gözleri söndürdüler. İnşallah köpeği yaşar.” diye geçirdim içimden. “Ferzan amca, bir arama yapmam lazım,” dedim. “Köpek yaralıydı. Veterinere gönderdim. Durumunu öğrenmem gerekiyor.” Anlayışla başını salladı. Biraz uzaklaşıp telefonu açtım; kötü bir haber almamak için dua ederek. Çağrı’yı aradım. “Çağrı, bana iyi bir haber ver kardeşim. Bu kıza bir acı daha taşıtamayız.” “Kardeşim… veterinere getirdik. Çok kan kaybetmiş. Ameliyata alındı. Kapıda bekliyorum. İnşallah iyi haber vereceğim. Yol boyunca gözlerinde hep yaş vardı… acısına mı ağladı, sahibinin acısına mı bilmiyorum. İçim parçalandı lan…” “Tamam Çağrı. Veterinere söyle, ne yapıp edip iyi etsin o hayvanı,” dedim ve telefonu kapattım. Arkamı döndüğümde kızla burun buruna geldim. Beklemiyordum… bir anda ne diyeceğimi şaşırdım, donakaldım. O hiç vakit kaybetmedi. “Kara… nasıl?” diye sordu. Tepki veremedim önce. Zümrüt gözleri buğulandı; bir damla yaş süzüldü. Kendime geldim hemen. “Dur… dur, lütfen ağlama. Veterinere götürmüşler, hemen ameliyata alınmış. İyi olacak. Söz veriyorum.” “İnşallah…” dedi titrek bir sesle. “Beni Kara’ya götürür müsün?” “Olur,” dedim. “Ben Ferzan dedeme söyleyeyim o zaman… hemen gidelim. O beni hissederse kalkar, ben biliyorum. Küçükken de öyle olmuştu. Hem… o benim tek dostum… ailem.” İncileri bir bir dökülüyordu; o yaşlar için içimdeki öfke daha çok büyüdü. O şerefsizleri ateşe vereceğim… Ferzan amcaya gidip konuştu. Ben de yanlarına geçtim. “Torunum sana emanet,” dedi Ferzan amca. “Köye dönerken buraya değil, benim evime getireceksin onu.” Başımı onaylar şekilde salladım. Askerî araca geldik. Araç yüksek olduğundan kendisi binemedi. “Yardım etmeme izin verir misin?” diye sordum. Zaten yeterince yıkılmıştı; sormadan dokunmak istemedim. Başını hafifçe salladı. Nazikçe belinden tutup kaldırdım, araca bindirdim. Dönüşte daha alçak bir araç ayarlamaya karar verdim, rahat etmesi için. Sürücü koltuğuna geçip motoru çalıştırdım. Yola koyulduk. Yol boyunca gözleri dolu dolu camdan dışarıyı izledi; bir kelime etmedi. Çağrı’dan konum istedim. Veterinerin kapısına gelince durdum. Hemen inip onun kapısını açtım; yardım ederek indirdim. İçeri girer girmez hızla koştu. Çağrı bir sandalyede oturuyordu. Gözlerindeki yorgunluk ve endişe, her şeyi anlatıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD