Kaçış Yok

2212 Words
... Tarık'tan: " Söz verdim, koruyamadım. Hem de daha ilk günden koruyamadım. " dedim Umut'a. " Abi, elimizden geleni yapmadık mı? İçeriye adam sızdırmışlar. Ne yapabilirdik ki? " dedi ve " Kafenin çalışanı da onlardanmış. Her şeyi ayarlamışlar. Önemli olan onların bu buluşmadan nasıl haberdar oldukları değil mi? " diye ekledi. Kafamı evet anlamında salladım. " Birkaç köstebek var, belki de onun arabasını takip ediyorlar, evinde konuşurken duyan olmuştur ya da bizim bulamadığımız başka bir virüs aktiftir onun telefonunda. Biz sadece bir virüs tespit edip onu yok ettik. " dedim. " Ama başka bir tehdit algılması yoktu telefonda, deri altı çip olabir mi? " " O da olabilir. Umut, gidip hepsini araştır ve bana ulaş. " dedim. " Tamamdır abi. " diyerek yanımdan uzaklaştı. Bembeyaz hastane duvarına bakıyordum. Ama o beyaz duvar, Işıl'ın kanıyla kırmızıya boyanıyordu gözümde. Koruyamamıştım onu, babasına söz vermiştim. Ama yapamamıştım. Adnan amcanın hayatımı kurtardığı anlar geçti gözümün önünden. İlki, çocukken denize düşüp boğuldumda; ikincisi, lisedeyken gizlice araba kullanıp arabayı perte çıkarıp 1 ay yoğun bakımda yattığım dönemde ; üçüncüsü, babamı tehdit etmek için beni kullandıklarında; dördüncüsü, babam öldükten sonra intihar girişiminde bulunduğumda... Ve daha sayamayacağım kadar çok yaptığı iyiliklere karşın benim ona verdiğim sözü daha ilk günden tutamamam yorgun olan ruhumu iyice hırpalıyordu. Ameliyathaneye birkaç doktor girdi koşar adımlarla. " Ne oluyor!? " diye bağırdım ama kimse cevap vermedi. Ardından bir hemşire daha ameliyathaneye girecekken " Ne oluyor?! " diye sordum ona da. " Tarık bey, hastanın durumu kritik. Lütfen burada bekleyin! " dedi ve arkasını dönüp gitti. Benim yüzümden, eğer ben onu oraya çağırmamış olsaydım yaşayacaktı. Benim yüzümden. Masum, tertemiz bir insanın kanı ellerimi kirletmişti. Eğer ona bir şey olursa ben nasıl kendi yüzüme bakacaktım? Birkaç dakika sonra Umut geldi. " Abi araba takip edilmemiş. Takip cihazı da yok, evde onu duyan birileri olmalı. " dedi. Kan çanağı olmuş gözlerimi ona çevirip " BUNU HER KİM YAPTIYSA ONU BULUP BANA GETİR ! " diye bağırdım. " Abi bizim şüphelendiğimiz şey... " dedi ve duraksadı. " KONUŞSANA! " diye bağırdım. Zaten sabrımın son damlalarındayken bir de cımbızla laf alıyordum Umut'un ağzından. " Anladığımız kadarıyla miras için onu da ortadan kaldırmak isteyecek akrabaları var. Hatta evlerindeki çalışanlardan Işıl hanıma en yakın olanı ile konuştuk. Hakan Yılmaz, Işıl hanımın şoförü. Işıl hanımın halası Binnaz Şimşek, Hakan bey ile görüşüp kaza sonrası hastaneden taburcu olması için uzun süre var demiş. Akşamına cenaze defin işlemleri için Işıl Hanım eve dönmüş. Hakan bey, Işıl hanımın bu kadar kısa sürede nasıl eve döndüğünü anlayamamış. Muhtemelen onun hastaneden çıkmadığını söyleyip hastanede kendi eceli ile öldü göstereceklerdi. Işıl hanımı yok etmek istediler o gün ama onların işlerinde bir terslik olmuş olmalı ki başarısız olunca ellerine geçen ilk fırsatı kullandılar. Yani bugünü. " dedi. " Hakan Yılmaz için yarın bir görüşme ayarlayın bana, Sevim hanıma bildir. " dedim. Hakan olayı anlatmaya devam etti: "Sonra korumalarıyla ve bazı akrabalarıyla birlikte cenazeleri defnetmişler. Hakan beyin dediğine göre Binnaz Şimşek " Hani kolumdan tutturup attıracaktın! " demiş Işıl hanıma. Işıl Hanım onların cenazede olmasını istemiyormuş. " dedi Umut. " Neden akrabalarının cenazede olmasını istemiyor? " " Bilmiyoruz. " " Neden halası Hakan beye , hastaneden taburcu olmasına daha var diyor ve akşamına Işıl Hanım eve dönebiliyor? " diye sordum. " Bilmiyoruz henüz. Bu soruların cevabı sadece Işıl hanımda. Ve halasında. " dedi. ... Yaklaşık 2 saatin ardından ameliyathaneden bir doktor çıktı. " O, iyi mi? " diye sordum. Doktor gülümseyerek " Merak etmeyin, çok güçlü bir bünyesi var. Atlattı kritik süreci. " dedi. " Onu ne zaman görebilirim? " " Birkaç saat sonra görebilirsiniz Tarık bey. " dedi ve yanımdan uzaklaştı. Umut'u aradım. " Işıl yaşıyor. " dedim heyecanlı bir sesle. " Abi, ağlıyor musun? " diye sordu. Ben cevap vermedim. Gözyaşlarımı silip boğazımı temizledim. " Abi, yani yanlış anlama da şaşırdım diye sordum ağlıyor musun diye. " dedi. " İyileşecek! " dedim ve telefonu kapattım. Hastanenin bahçesine çıktım. Umut, Hüsnü, Ali, Kağan arabaya sırtlarını yaslayıp kendi aralarında konuşuyorlardı. Yanlarına yaklaştım. Beni görür görmez konuşmalarını kesip ciddi bir şekilde yüzüme baktılar. " Maaşına zam yapılmasını bekleyen memurlar gibi donuk bir şekilde yüzüme neden bakıyorsunuz? " dedim. " Abi... " diye söze atıldı Umut. " Abi bizim şüphemiz gerçek çıktı. Halası Binnaz Şimşek sebep olmuş olaya. " dedi. Kağan devam etti. " Şimdi Işıl hanımın halası şirketlerinden ve kalan mallardan hisse istiyor. Bunu ilk başta Işıl hanıma yakın olmaya çalışarak yapıyor fakat kızları Müge ve Mine ortaya bir top atıyor sonra da olanlar oluyor. " Hüsnü : " Müge, annesinin babasıyla konuşmasını duymuş. Binnaz Şimşek ' Onlar yaşamayı hak etmiyorlar zaten. ' demiş Işıl hanımın ailesi hakkında kocasıyla konuşurken. Bunu Işıl hanım öğrenmiş bir şekilde. Bu yüzden akrabalarının yalancı sevgisini görmek istememiş. " dedi. Ali devam etti. " Kadın, kocası ve diğer akrabaları magazin geleceği için orada bir süre bulunmuşlar. Daha sonra Işıl Hanım magazin ekibini de kovmuş. Zaten o videolar da gündeme düştü. Dün gerçekleşen cenazelerin bugün sabah düşen magazini ... " diyerek telefonunu uzattı. Elimdeki telefonu kırmamak için videolara ve haberlere bakmadım. " Tamamdır. Benim bir işim var. Siz burada bekleyin. " dedim ve arabama binip yola koyuldum. Arabada en yakın arkadaşlarımdan biri olan Sezen'i aradım. İlk çalışta telefonu açtı. Arabanın hoparlörlerinden kulağıma dolan tatlı sesi bana neşe veriyordu. " Alo! Naber Tarık? " " İyiyim sağ ol, siz nasılsınız? " " Bizde iyiyiz. Öyle kahve içiyorduk Murat'la. Sen de katılmak ister misin? " Arkadan Murat'ın sesini duydum. " Ne olur gel! 5 saattir gelinlik resmi gösterip duruyor. Öleceğim. " dedi. Sezen ona " Ne kadar zevksizsin. Ne anlarsın ki sen! " dedi. Onların didişmelerine gülmeden edemedim. " Konum atın geliyorum. " diyip telefonu kapattım. Sezen tatlı bir kızdı. Liseden beri en yakın arkadaşlarımdan birisiydi. Murat, ona liseden beri aşık olan diğer yakın arkadaşımdı. Ve bu ay içinde evleneceklerdi. Sezen'i büyük bir telaş sarmıştı. Bu telaşının üzerine ben de bir telaş, bir iş ekleyecektim. On beş dakika sonra onların gönderdiği konuma vardım. Araba da bir süre oturup çıkan haberlere baktım. Bunlardan bir tanesi de benimle ilgiliydi. Haberde " Işıl Yakar ve Aşk Hayatı " başlığını okudum. Sabır çekip nefes aldıktan sonra okumaya devam ettim. " Geçtiğimiz günlerde anne ve babasını kaybeden Işıl Yakar, şimdi aşk Hayatı ile gündemde. " Yazının altında benim ve Işıl'ın kafede buluştuğumuz anın görüntülerinden birkaç tane vardı. Yazıyı aşağı kaydırıp yorumları okudum: " Anne ve babası yeni vefat etmesine rağmen aşk arayışına giriyor. Hem de cenazenin ertesi günü. " " Yazık, tüm miras bu alkolik kıza kaldı. " " Keşke ailesi yerine o ölseydi. " " Ne kadar boş bir insan! İnsanın o kadar acısı varken aşk peşine mi düşer? " Sinirim gitgide katlanıp artarken bir sonraki habere geçtim. " Işıl Yakar'dan , ağıza alınmayacak sözler " Başlığın altındaki linke tıkladım ve bir video açıldı. Işıl ve halasının tartıştığı ve Işıl'ın halasına tokat atıp magazin ekibini kovduğu bir video. Aşağı kaydırıp yorumları okudum. " Saygısızlıktan başka bir şey değil! " " Daha yeni kardeşini kaybetmiş bir kadına yeğeni olarak tokat mı atılır? " " Gerçekten sözün bittiği yer! " ... Bunun gibi daha birçok saçma yorum... Telefonumu sinirle cebime atıp aşağı indim. Tam da Sezen'in seçeceği türde olan kafeyi görünce sırıtmadan edemedim. İçeri girdiğimde karşı masada elindeki katalogla Murat'a bir şeyler gösteriyor ve heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Masaya yaklaştım ve boğazımı temizleyerek geldiğimi belirttim. Masaya oturdum. Sezen hemen bana sarılıp " Nasılsın, bak sana ne göstereceğim. " diyerek elindeki katalogtan bir gelinlik gösterdi. " Ben iyiyim sağ ol. Güzel gelinlik. Yakışır sana. " dedim. " Abi beş saattir gelinlik seçiyoruz. " dedi Murat bıkkınlıkla. " Kendi kendimle evlenmeyeceğim ya! Senin de karar vermem için yardımcı olman gerekiyor. " dedi Sezen kollarını göğsünde birleştirerek. " Ama bitan... " diyecekken Sezen Murat'ın sözünü kesip bana döndü. " Gerginlik var sanki ? " dedi Sezen. " Bilmem, havada mı? " dedim işaret parmağımı kaldırıp havayı işaret ederek. Alaycı ifademe kendim de gülmeden edemedim. Murat bıyık altından gülerken, Sezen sinirli bir şekilde bana bakıyordu. " Ciddiyim! Neden gerginsin? Hava değil, sen. " dedi benim gibi alaycı varıyette parmağını havaya kaldırarak. " Işıl. " diyip duraksadım. Murat ve Sezen birbirlerine bakıp güldüler. " Bizimkisi abayı yakmış. " dedi Murat. " Işıl kim? " diye sordu Murat ve Sezen aynı anda. " Öyle bir şey değil, Işıl Yakar. Adnan Yakar'ın kızı. Babamın en yakın arkadaşının. Babamın en yakın arkadaşı dememe bakmayın, en az babam kadar severdim onu. Birkaç gün önce bir kaza oldu ve vefat etti. Dün cenazesi defnedildi. Bu sabah ise ben onun kızıyla buluşup onunla konuşmam gereken konuları konuştum. " dedim. " Hangi konuları? " diye sordu Sezen tek kaşını kaldırarak. Zeki olması beni mutlu ve gururlu hissettiriyordu ama işte bazen detayları yakalamasıyla beni sıkıştırıyordu. Şimdi gel de onlara açıkla. Koca bir aile bir hiç uğruna yok edildi, nasıl denir ki? " Babasıyla babam iş ortağı onun için. " dedim. " Tarık, sen bizi salak mı zannediyorsun? Şu 'gizli' işlerini ne zaman bize de anlatacaksın merak ediyorum? Bari mantıklı bir yalan bulsan neyse. Yine yemem senin o yalanını ama en azından belki diye düşünürüm. Seni kaç yıldır tanıyorum, inanır mıyım bu dediğine? Gözlerinden anlıyorum. " dedi ve derin bir nefes alıp devam etti. " Ne yani? Sen babasının ölümünün üzerinden daha bir gün bile geçmeyen kızı iş için konuşmaya mı çağırdın? " diye sordu Sezen haklı olarak. " Tam anlamıyla iş konuşmak değildi ama bu kısmı bunun için önemli değil. " Murat " Tamam, seni bunun için zorlamayacağız. Sonra ne oldu? " dedi. Sezen ona da az önce bana baktığı gibi hayretler içerisinde baktı. " Konuşmamız anında bazı görüntüler çekilmiş ve haber yapılmış. " dedim. Cebimden telefonumu çıkarıp masaya koydum. Murat ve Sezen'in gözleri telefonda mekik dokuduktan sonra bana baktılar. " Ne kadar hasta ruhlu insanlar var! Olayın aslı astarını bilmeden nasıl böyle cümle kurarlar anlamıyorum! " dedi yorumları okuyan Sezen. " Senin bu haberleri sildirebileceğini biliyorum. Bunun için senden yardım isteyecektim? " dedim Sezen'e. " Bu haberleri sen istersen eğer 2 saniyede yok edersin. Neden benim o haberleri kaldırtmamı istiyorsun? Başın belada mı? " diye sordu teleşla. Murat sadece bizi dinlemekle yetiniyor arada bir telefonuna bakıyordu. " Eğer bu haberleri sildiren ben olursam Işıl uyandığında bunu öğrenir. Bunu benim onun için yaptığımı bilmemesi gerekiyor. " Murat telefonundan kafasını kaldırıp bana baktı. " Işıl uyandığında dedin değil mi? " diye sordu. Başımı evet anlamında salladıktan sonra Murat telefonunu Sezen ve benim görebileceğim bir şekilde masanın üzerine koydu. " Işıl vuruldu mu? " diye sordu Murat. Telefona bakınca yeni bir haber daha gördüm. " Işıl Yakar'ın pelini bırakmayan felaketler silsilesi ! " Başlığın altında benim Işıl'ı kucağıma aldığım ve beyaz gömleğimin yer yer kan olduğu bir resim vardı. Sezen şaşkın bir şekilde ' daha ne olabilir ki!? ' bakışıyla bana bakıyordu. " Bu kız kim? Mafya varisi mi? Suçlu mu? Kirli işlerin içinde mi, başına bu kadar şeyin kısa bir süre içinde gelmesinin sebebi ne? Önce babası sonra kendisi... " dedi ve sustu. " Sadece babası da değil; babası, annesi, kız kardeşi ve kendisi de kaza geçirmiş. Tek kurtulan bu kız olmuş. " dedi Murat telefondaki sekmeyi aşağı kaydırıp okurken. " Yani bu kız bir hafta içerisinde iki kere öldürülmeye mi çalışılıyor? " dedi Sezen dolu gözlerini silerek. " Evet, başında bir sürü bela var ama babasına söz verdiğim gibi başına gelen son bela olmasını sağlayıp, onun üzülmesini engelleyeceğim. Bu yüzden senin o haberleri kaldırtmanı istiyorum. " dedim. " Tamam, halledeceğim. Ama bu konuyu detaylı bir şekilde konuşacağız! " dedi. Kafamı tamam anlamında salladım. Telefonum çalınca masanın üzerindeki telefonu alıp açtım. Nedense içimde kötü bir his vardı. " Alo! " dedi karşımdaki kadın. " Işıl Yakar'ın refakatçi olarak yanında kalan siz misiniz? " diye sordu. Muhtemelen kayıt benim adıma yapılmıştı. " E-evet. " dedim. " Hatanız yeni bir hastaneye özel helikopter ile sevk edilecektir. " dedi kadın. " Neden!? " " Durumu kritikleşti. Bu yüzden sevk edilmesi gerekiyor. Onaylıyor musunuz? " dedi kadın. " Kritik süreci atlatmıştı? Ne oldu? " " Acil bir komplikasyon gelişti. " dedi ve " Sevk işlemini onaylıyor musunuz? " diye ekledi. " Evet, onaylıyorum. " dedim acı bir şekilde düğümlenmiş sesimle. " Tamam, konumu nedir hastanenin? " diye sordum. " Biz size bildireceğiz. " dedi ve kapattı. Bakışlarımı merakla bana bakan Murat ve Sezen'e doğrultup: " Benim gitmem lazım. Işıl'ın durumu kötüleşmiş. Başka hastaneye sevk edilecek. " dedim ve masadan kalktım. Hemen valeden arabamı alıp gönderilen konuma doğru yol aldım. Yaklaşık yirmi beş dakika sonra bir şeylerin ters gittiğini fark ettim. Gitgide şehirden uzaklaşıyordum. Konumu incelerken bir şey dikkatimi çekti. Mesaj saat 17.30 'da gönderilmişti ama arayan kadın 18.22' te aramıştı. Arabayı sağa çekip Umut' u aradım. " Umut Işıl nasıl? " diye sordum. " İyi, biraz önce baktık. Odasında uyuyordu. " dedi. " Git şimdi bir daha kontrol et. " dedim. " Abi, bir sıkıntı mı var? " diye sordu. " Ne diyorsam yap! Git bak! " bağırmamla etrafımı saran ayak seslerini duymam bir oldu. Arabamın etrafını birkaç araba ve siyah maskeyle kamufle olan adamlar kuşatmıştı. Hâlâ hiçbir şey olmamış gibi telefonum kulağımdaydı. Onun iyi olduğunu bildikten sonra burada ölsem de gam yemezdim. " Abi, odasında değil! " dedi Umut. " Umut, etrafım sarıldı. Işıl'ın iyi olduğuna emin olun, o size emanet. " dedikten sonra belimden silahımı çıkarıp onların ilk hamlelerini yapmaları bekledim. Kurşun sesleri tüm geceyi gürültüye boğarken, kapana kısılmıştım. Belki burada son dakikalarımı yaşıyordum. Yalnızdım ve kaçışım, kurtuluşum da yoktu ama aklımda cevapsız tek bir soru vardı: " Işıl'ı kim kaçırdı? "
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD