1. Ruhların Evi
Michael, annesi ve babasıyla beraber yaşayan 12 yaşında küçük bir çocuktu. Kahverengi, dalgalı saçları vardı. Ailesiyle vakit geçirmeyi ve oyunlar oynamayı çok severdi. Ailesi yoğun çalışan insanlardı. Her zaman işten geç saatlerde gelirlerdi ama hiç bir zaman onu evde yalnız bırakmazlardı. Birinin işi olduğu zaman hep diğeri evde olurdu.
Michael, günlerden bir gün uyandığında, bu kez evde yalnız olduğunu fark etti. Tüm odaları aramaya başladı ama ailesi ortalıkta yoktu. O, evde yalnız kalmaktan çok korkardı. Michael’ın kalbi hızla atıyordu. Odanın her köşesindeki gölgeler, karanlıkta dans ediyormuş gibi görünüyordu. Ailesi ani bir iş seyahati için şehri terk etmişti ve Michael’ı tek başına evde bırakmışlardı. Henüz 12 yaşında olan Michael, biraz korkmuş ama aynı zamanda biraz heyecanlıydı. İlk kez evde yalnız kalmıştı. Ailesinin onu neden yalnız bıraktığını anlamıyordu. Ev, iki katlıydı ve bir sürü odası vardı. Korkmasına rağmen cesaretini topladı ve evi gezmeye başladı. Dikkatlice tüm odaları teker teker geziyor ve girdiği tüm odalarda ışıkları yakıyordu. O, aşağı katları gezerken, o sırada evin üst katından tuhaf sesler duyuluyordu. Ya da korkusu Micheal’ın kafsında var olmayan sesler oluşturuyordu. Bir az daha etrafı aradıktan sonra merdivenlerden üst kata çıktı. Üst kat zifiri karanlıktı. Karanlıkta ışığın düğmesini bulamayan Micheal, koridorda dikkatlice yürümeye başladı. Koridorun sonuna yaklaştıkca, sesler artmaya başladı. Sanki birileri fısıldıyordu. En son koridorun sonuna geldi ve koridorun sonunda olan pencerenin perdelerini araladı. Bu sayede ayın beyaz ışıkları, koridoru azda olsa aydınlatıdı. Micheal bu sayede koridoru daha rahat görmeğe başladı. Sonra seslerin yükseldiği son odanın kapısını dikkatlice araladı. O kapıyı açtığı andan itibaren sesler kesildi. Sanki fısıltıyla konuşanlar, Micheal’ın duymasını istemiyordu. Bir süre sessizlik hakim oldu, ancak sonra odanın bir köşesinde solgun bir ışık belirdi. Michael gözlerini ovuşturdu ve gölgenin büyükbabasının hayaleti olduğunu gördü.
Büyükbabası, savaşta yıllar önce kaybolmuştu. Michael onu hatırlıyordu; gür sesi ve sıcak gülümsemesiyle. Ancak karşısında duran figür, bir hayalet gibi solgun ve ürkütücüydü. Büyükbabasının gözleri boş bir bakışla Michael’a dikildi.
“Michael,” diye fısıldadı hayalet büyükbabası. “Beni buraya çağırdılar.”
Michael’ın tüm bedeni titredi. “N-nasıl mümkün?” diye sordu titreyen sesiyle. “Sen... sen yıllar önce savaşta...”
Hayalet büyükbabası soluk bir gülümsemeyle başını salladı. “Evet, o savaşta kayboldum. Ama beni buraya geri getirdiler. Seni görmek için.”
Michael odanın bir köşesine sıkışmış gibi hissetti kendini. “Sen... bana zarar vermek istemiyorsun, değil mi?”
Hayalet büyükbabası yavaşça başını salladı. “Hayır, Michael. Sana zarar vermek için burada değilim. Seni görmek, seninle konuşmak istedim.”
Bu sözler Michael’ı biraz sakinleştirdi. Büyükbabasının hayaleti aniden ürkütücü gelmiyordu ona; sanki bir zamanlar olduğu gibi sıcak bir şekilde onu korumak istiyormuş gibi hissediyordu.
“Seni neden buraya çağırdılar?” diye sordu Michael merakla.
Hayalet büyükbabası karanlıkta belirsizleşti, sonra tekrar netleşti. “Bu evde bir şeyler oluyor, Michael. Bir tehlike hissediyorum. Senin de hissettiğin şeyler var mı?”
Michael kafasını salladı. “Evet... bazen garip sesler duyuyorum. Kapıların kapanması, ayak sesleri...”
Hayalet büyükbabası düşünceli bir şekilde başını salladı. “Bu ev huzursuz bir yer olabilir. Beni buraya çağıranlar, seni korumamı istiyorlar. Senin de hissettiğin bu huzursuzluklar, belki de bir şeylerin işareti olabilir.”
Michael, gözleri hayalet büyükbabasına dikilmiş bir şekilde düşündü. “Ne yapmalıyım? Senin önerin nedir?”
Hayalet büyükbabası yavaşça yaklaştı ve Michael’ın omzuna hafifçe dokundu. “Öncelikle sakin olmalısın. Bu evdeki gizemi çözmek için cesur olmalısın. Ancak dikkatli olmalısın, çünkü bu tür varlıklar bazen tehlikeli olabilir.”
Michael, büyükbabasının öğütlerini dinledi. O gece, hayalet büyükbabasının yönlendirmesiyle evde dikkatle dolaştı. Garip sesler duydu, tuhaf gölgeler gördü, ama hiçbir şey ona zarar vermedi. Hatta bazen, büyükbabasının hayaletinin onu koruduğunu hissetti. Michael, büyükbabasının hayaletiyle birlikte evdeki gizemi çözmeye kararlıydı. Hayalet büyükbabası ona rehberlik ederken, Michael da cesur adımlarla evin her köşesini araştırmaya başladı. İlk başta sadece garip sesler ve gölgelerle karşılaştı, ancak zamanla bu olaylar daha karmaşık bir hal almaya başladı.
Bir gece, Michael odasında kitap okurken birdenbire odanın kapısının kendi kendine açıldığını gördü. Korkuyla geri çekilirken, kapının ardında hiçbir şey bulamadı. Ancak bu olay, evdeki gizemin gerçek olduğunu gösteren bir başlangıçtı. Sonraki günlerde Michael, evin çeşitli odalarında tuhaf olaylar yaşamaya başladı. Eski saatlerin kendiliğinden çalışması, resimlerin duvardan düşmesi, hatta bazen soğuk bir esintiyle karşılaşması gibi olaylar yaşandı. Hayalet büyükbabası, bu olayların evdeki huzursuz ruhların işaretleri olduğunu söyledi.
Böylelikle, Michael, büyükbabasının yönlendirmesiyle evin geçmişini araştırmaya başladı. Eski evrakları karıştırırken, birinci dünya savaşı sırasında yaşanan bazı trajik olaylara dair ipuçları buldu. Eskiden evde yaşayanların savaş sırasında kaybolan veya ölen askerler olduğunu öğrendi. Bu araştırma sırasında, evrakların ve fotoğrafların arasında Michael eski bir günlük buldu. Günlükte, evde yaşayan bir ailenin savaşta kaybolan oğulları için yaptıkları dualar ve umutlar yazılıydı. Michael, bu günlüğü okurken evin atmosferinin değiştiğini hissetti. Etrafında hafif bir ışık huzmesi belirdi ve o anda, evin içindeki hayaletlerin huzursuzluğunu daha derinden hissetti. Büyükbabasıyla birlikte, evin ruhlarına huzur vermek için harekete geçtiler. Michael, ailenin kayıp oğullarını bulmak ve onları ait oldukları yere geri döndürmek için çaba harcadı. Eski günlük ve belgelerle birlikte, evdeki hayaletlerin hikayelerini anlamaya başladılar. Ruhların hepsi savaş sırasında kaybolan insanlara aitti. Hepsi eskiden bu evde yaşayan insanlardı ve savaştan sonra ruhları ailelerini bulmak için bu eve geri dönmüş fakat ailelerini bulamamışlardı. Peki o zaman neden gitmiyorlardı. Belki bir şey bu ruhları burada mahsur tutuyordu.
Evdeki sırları çözmeye çalışırken, Michael yeni ruhla karşılaştı. Ev sahibi ailenin soyundan gelen Elizabeth adında, 14 yaşında genç bir kızdı. O da bu evde mahsur kalan ruhlardandı. Elizabeth, ilk başlarda çok çekingendi. Michael`ın geldiğini gördüğü zaman kaçardı ve çatı katında saklanırdı. Michael onun diğerlerinden farklı olduğunu anlıyordu ve ondan korkmuyordu. Tam tersi ona yardım etmek istiyordu. En sonunda büyükbabasının yardımıyla çatı katına çıkan Michael, Elizabeth`le konuşmak için ışıkları yakmadan karanlıkta ona yaklaştı.
“Sana yardım etmek istiyoruz”- dedi, “Bizden kaçmana gerek yok.”
“Ben Elizabeth, siz kimsiniz ? Beni buraya getiren o, adam sizi görmeden gidin buradan. Yoksa sizide duvara zincirler ve size zarar verir.”
“Memnun oldum Elizabeth. Benim ismim de, Michael. Buda benim büyük babam. Burada bizden başka kimse yok. Büyükbabamda senin gibi bir hayalet. Bizden sana zarar gelmez. Sana yardım etmek istiyoruz. Bu evdemi yaşıyordun ? Nasıl öldüğünü hatırlıyormusun?”
“Ben hayaletmiyim? Öldümmü ben ? Hayır, ben burada yaşamıyordum. Bir keresinde okula giderken otobüse yetişememiş ve yürüyerek gitmeğe başlamıştım. O sırada arabasıyla bir adam bana yaklaştı ve beni okula götüreceğini söyledi. Bende arabsına bindim. Ondan sonra beni zorla buraya getirdi ve bodrum katta duvara zincirledi. Her gün gece saatlerinde yanıma gelirdi ve oyun oynayacağımızı söylerdi. Fakat bu oyunu hiç sevmezdim. Hep canım yanardı. Oyunu bittikten sonra beni karanlıkta yalnız bırakıp üst kata çıkardı. Her gün aynı şeyleri yaşardım.”
“Peki neden şimdi kendi evine gitmiyorsun ?”
“ Bodrumda ki adam izin vermez.”
“Sana yardım ederiz. Bizi bodruma götür.”
Michael ve Elizabeth beraber evin bodrum katına indi. Bodrum katında eski bir sandık buldular. Sandık, ev sahiplerinin savaş sırasında kaybolan oğulları John’un kişisel eşyalarını içeriyordu. Aynı zamanda sandıkda kanlı bir haç vardı. Haç eski bir odundan yapılmıştı ve eskimişti. Bazı yerleri kopmuş ve kanlar içerisindeydi. Bu keşif, evdeki hayaletlerin huzursuzluğunun temel nedenini açığa çıkardı. Acaba ruhları burada mahsur tutan bu haçmıydı.
Michael ve Elizabeth, bu eşyaları dikkatlice incelerken, John’un ruhunun huzursuzluğunun ardındaki sebepleri anlamaya başladılar. John’un ailesinin onu ne kadar çok sevdiğini ve onun kaybının ailenin derin bir yara açtığını gördüler. John’un savaş sırasında yaşadığı korku ve acı, ruhunu huzursuz etmişti ve evdeki diğer hayaletlerle birlikte, bu huzursuzluk evin atmosferini etkiliyordu.
Michael, büyükbabası ve Elizabeth, John’un ruhunu sakinleştirmek için bir plan yapmaya karar verdiler. İlk olarak, John’un eşyalarını özenle düzenleyip onun hatıralarını saygıyla yaşatmaya karar verdiler. Elizabeth, John’un ailesine ait bazı eski fotoğraflar ve mektuplar buldu ve bunları John’un eşyalarıyla bir araya getirerek anlamlı bir koleksiyon oluşturdu. Sonra, Michael ve Elizabeth, John’un hatıralarını evin farklı odalarına serpiştirdiler. John’un en sevdiği yerlerde ve anılarının yoğun olduğu odalarda ona özel bir alan oluşturdular. Bu sayede, John’un ruhu evde daha fazla huzur bulmaya başladı ve huzursuzluğunu bir nebze olsun yatıştırmış oldular. Büyükbabası ise, John’un ruhunun buldu ve doğrudan temas kurarak onunla konuştu ve ona huzur veren sözler söyledi. Ona, ailesinin onu ne kadar çok sevdiğini ve onun hatıralarının her zaman yaşayacağını anlattı. Bu konuşma sırasında, odanın atmosferinde bir sakinlik ve huzur yayıldı. Son olarak, Michael, Elizabeth ve büyükbabası, evin her köşesine John’un ruhuna yönelik birer dua veya iyilik dileği bıraktılar. Bu dualar, John’un ruhunu evdeki huzurun bir parçası haline getirdi ve diğer hayaletlerle birlikte evin atmosferini olumlu yönde etkiledi.
Her şeyin bittiğini ve ruhların huzuru bulduğunu düşünen Michael, beklenmedik bir olayla karşılaştı. Bir gece, odasında uyurken tuhaf bir rüya gördü. Rüyasında, evin bodrum katında karanlık bir varlıkla karşılaştı. Bu varlık, kötü niyetini ve evdeki diğer ruhları rahatsız ettiğini hissettiren bir iblisti. İblisin uzun boynuzları ve sim siyah tüğlerle kaplı bir kürkü vardı. Gözleri kan kırmızısıydı.
Iblis, Michael’ın rüyasında ona yaklaştı ve korkunç bir şekilde gülümsedi. “Bu ev artık senin değil,” dedi soğuk bir ses tonuyla. “Burada yaşayan ruhları avlamak için buradayım.”
Michael tereddütsüz uyanarak yatağında oturdu. Ter içinde kalmıştı ve kalbi hızla atıyordu. Rüyanın gerçek olup olmadığını bilemiyordu ama içinde bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordu. Michael, hemen Elizabeth ve büyükbabasıyla birlikte toplandı. Rüyasını ve rüyadaki iblisin tehdidini anlattı. Büyükbabası ciddi bir ifadeyle Michael’ın yanına oturdu.
“Michael, korkma,” dedi büyükbabası sakin bir ses tonuyla. “Bu evde gerçekten bir iblis var. Geçmişte burada yaşayan ruhları rahatsız ediyor ve bizim burada olmamızı istemiyor. Ama seni korumak için buradayım.”
Elizabeth, korkulu gözlerle Michael’a baktı. “Ne yapacağız?” diye sordu endişeyle.
Büyükbabası düşünceli bir şekilde başını salladı. “Öncelikle iblisi etkisiz hale getirmemiz gerekiyor. Michael, senin cesaretine ve kararlılığına ihtiyacımız var.”
Büyükbabasıyla birlikte, Michael ve Elizabeth iblisi aramak için evin her köşesini araştırmaya başladılar. Garip sesler ve tuhaf gölgelerle karşılaştılar, ancak iblisi doğrudan göremediler. İblis, onları korkutmak için gizleniyor ve zaman zaman tehditkar sesler çıkarıyordu. Michael, büyükbabasıyla birlikte iblisi evin bodrum katında keşfettiler. Iblis, karanlık bir köşede gizlenmişti ve kötü niyetle etrafa bakınıyordu. Michael ve büyükbabası dikkatlice ona doğru yaklaştılar.
“Seni buradan çıkarmak zorundayız,” dedi büyükbabası kararlı bir ses tonuyla. “Bu evdeki huzuru bozmana izin vermeyeceğiz.”
Iblis karanlık bir kahkaha attı. “Siz, ölü birer ruhsunuz, ben ise güçlü bir iblisim,” diye tehdit etti. “Savaşmak istiyorsanız, savaşmaya hazır olun.”
Büyükbabası, Michael’a dönüp cesaret veren bir bakış attı. Michael, kalbi hızla atan bir şekilde iblise doğru adım attı. Elizabeth ise onlara moral vermek için arkalarında durdu. Iblis, güçlü bir şekilde saldırdı ve Michael’ı etkilemeye çalıştı. Ancak Michael, büyükbabasının hayaletinin yardımıyla cesurca iblisle mücadele etti. Büyükbabası, Michael’a yönlendirici ve koruyucu bir kalkan olarak durdu, onu iblise karşı savundu. Michael, evin bodrum katında buldukları eski kanlı haçı elinde tutuyordu.
Büyükbabası sakin bir şekilde konuştu. “Artık burada olamazsın, iblis,” dedi. “Bu evde huzur istemeyen hiçbir varlık barınamaz.”
Michael, elindeki eski kanlı haçla iblise doğru ilerledi. Iblis, karanlık enerjisiyle etrafa saldırdı, ancak büyükbabasının hayaleti ve Elizabeth’in cesaretlendirmesiyle Michael kararlı bir şekilde hareket etti. Kanlı haç, iblisin varlığını zayıflatıyordu. Michael ve büyükbabası, haçı iblise doğru tutarak onu etkisiz hale getirdiler. Iblis, çığlık atarak geri çekildi ve karanlık bir duman haline dönüştü. En son Michael haçın kanlı kısmını iblisin göğsüne sapladı. İblis acı içinde bağırarak toza dönüştü ve yok oldu. Sonunda tamamen yok oldu.
Büyükbabası, Michael’ın omzuna sevecen bir şekilde dokundu. “Çok cesurdun, Michael,” dedi gururla. “Senin gibi bir torunum olduğundan dolayı çok gurur duyuyorum.”
Elizabeth, Michael’a gülümsedi. “Seni tebrik ederim,” dedi. “Bu iblisi evden kovduğumuz için şimdi evdeki huzuru yeniden sağlayabiliriz.”
O sırada aniden bodrumun kapısı açılır ve iki büyük insanın gölgesi görünür. Sonra içlerinden biri aniden bodrumun ışığını yakar. Işık içeriyi aydınlatıyordur. Gelenler Michael`ın annesi ve babasıdır. Michael, mutluluktan havaya zıplar.
“Sonunda geldiniz anne ve baba. Sizi çok özledim. Siz yokken büyükbabamla karşılaştım. Daha doğrusu onun hayaletiyle karşılaştım. Size anlatacak çok şeyim var.” – dedi, Michael.
Babası annesine bakarak, “Sana söyledim burada kimse yok. Kendiliğinden ses duydun.” –dedi
“Hayır, eminim oğlumuzun sesiydi bu. Eminim oğlumuz burada bir yerlerde bizi izliyor. O burada tatlım lütfen inan bana."
“Biliyorum oğlumuz bodrum katda oynamağı çok severdi ama artık o yok. Onu yıllar önce trafik kazasında kaybettik. Keşke olasaydı, tatlım ama yok. Bende onu çok özlüyorum. Senden daha çok hatta.”