Zaman, durduğunu sandığımız anlarda bile aslında akıp gidiyordu. Günler birbirini kovalıyor, hayat bir şekilde kendi yolunu buluyordu. Ama ben... Ben suskundum. Kendi sesime bile yabancılaşacak kadar derin bir sessizliğe gömülmüştüm. Zervan’ın her an bir şey olacakmış gibi tetikte beklemesine, üzerimdeki o korumacı gölgesini bir an bile çekmemesine neden olacak kadar dilsizleşmiştim. Sabahları erkenden kalkıyor, kendimi hemen çocukların yanına atıyordum. Akşama kadar onlarla meşgul olmak, zihnimdeki o uğultuyu susturmanın tek yoluydu. Hevi’yi ise bir an olsun boş bırakmıyordum. Süt annesi onu emzirirken bile başuçlarında bekliyor, sanki gözümü ayırsam o emanet ellerimden kayıp gidecekmiş gibi hissediyordum. Ama evde Hevi’nin yanından benden çok ayrılmayan biri varsa, o da Mervan’dı. Ze

