❗TANITIM❗
"Benden kaçabileceğini mi sandın Hejar?" dedi sesi, hamamın kubbesinde yankılanıp genç kadının üzerine bir kâbus gibi çökerken. "Bu buharın arkasına saklanınca seni bulamayacağımı mı düşündün?"
Hejar gözlerini açtı. Zervan’ın karanlık, aç bakışlarıyla karşılaştığında nefesi boğazında düğümlendi. Artık aralarında ne bir yalan ne de bir engel kalmıştı. İktidarsızlık masalları, berdel yeminleri... Hepsi bu hamamın buharında eriyip gitmişti.
Zervan, elini uzatıp Hejar’ın ıslak saçlarını yüzünden çekti. Parmak uçları Hejar’ın çenesinden aşağı, göğüs kafesine doğru ağır bir işkenceyle süzüldü. "Bana direndiğin her saniye için..." dedi Zervan, sesi daha da derinleşerek. "Bu gece bedelini teninle ödeyeceksin."
Zervan, tek bir hamleyle Hejar’ı belinden kavrayıp göbek taşının tam ortasına, kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe yok olduğunda, Zervan’ın çıplak ve sert göğsü Hejar’ın yumuşak tenine mühürlendi. Hejar, adamın kalp atışlarını kendi göğsünde hissediyordu; vahşi, düzensiz ve hırçın...
Zervan’ın dudakları Hejar’ın boynuna kapandı. Orada nabzın en hızlı attığı yere dişlerini hafifçe geçirdiğinde Hejar’ın ağzından boğuk bir inilti döküldü. Bu bir acı değil, saf bir teslimiyetti. Zervan’ın elleri, Hejar’ın kıvrımlarında bir fatih edasıyla geziniyor, her dokunuşuyla genç kadının bedeninde yangınlar çıkarıyordu.
"Zervan..." diye fısıldadı Hejar, elleri adamın terli sırtına tutunup tırnaklarını etine geçirirken. "Durma..."
Zervan, Hejar’ın bacaklarını ayırıp araya sızdığında, hamamın sıcaklığı bir anda bin dereceye çıkmış gibiydi. Bakışları, Hejar’ın arzuyla kararmış gözlerinden bir saniye bile ayrılmadı. "Bana ait olduğunu söyle," dedi Zervan, sesi bir emir kadar katıydı. "Sadece bu gece değil, sonsuza kadar Kozcu’nun kadını olduğunu söyle."
"Seninim..." dedi Hejar, sesi hıçkırıkla karışık bir tutkuyla titreyerek. "Sadece senin..."
Zervan, Hejar’ı tamamen sahiplendiği o ilk an, hamamın sessizliğini sadece birbirine karışan ağır nefesler ve tenin tene çarparken çıkardığı o ıslak, davetkar ses bozdu. Zervan’ın her hareketi bir fırtına gibi sert, Hejar’ın her karşılığı bir deniz gibi derindi. Sıcak suyun mermerlerden akıp gitmesi gibi, ikisi de birbirinin içinde akıp gidiyordu.
Zervan, Hejar’ın kollarını başının üzerinde sabitleyip onu mermer sekiye daha sertçe bastırdığında, Hejar başını geriye atıp buharın içine sessiz bir çığlık bıraktı. Vücudu yay gibi geriliyor, Zervan’ın her darbesiyle ruhu bedeninden kopup o karanlık tutkuya savruluyordu. Zervan, Hejar’ın dudaklarını vahşi bir açlıkla sömürüyor, genç kadının nefesini bile kendi nefesine katıyordu.
Hamamın içindeki nem, ter ve birbirine karışan ten kokuları havayı iyice ağırlaştırmıştı. Zervan, Hejar’ın kulağına en karanlık fantezilerini fısıldarken, elleri genç kadının bedeninde keşfedilmemiş hiçbir yer bırakmıyordu. Hejar, bu adamın içinde kaybolurken artık bu adamın Hejar’ı olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.
Doruk noktasına ulaştıklarında, Zervan Hejar’ı göğsüne öyle bir sıktı ki, sanki ikisini tek bir vücut yapmak istiyordu. Buharın içinde zaman durdu, dünya durdu. Sadece birbirini tüketen iki insanın, Mardin’in o kızıl akşamında bıraktıkları terli ve yorgun izler kaldı.
Dakikalar sonra, sadece suyun şırıltısı geri döndüğünde, Zervan hala Hejar’ın üzerindeydi. Alınları birbirine yaslanmış, nefesleri hala düzene girmemişti. Zervan, Hejar’ın ıslak alnını öptü ve onu kucağına alıp sıcak kurnanın başına götürdü.
"Savaş bitti Hejar," dedi Zervan, suyu genç kadının omuzlarından aşağı dökerken. "Artık kurban değilsin. Artık bu tahtın da, bu kalbin de tek sahibisin."