BABAMIN GÜNAHIUpdated at Oct 16, 2026, 02:00
"Geri basmıyorsun," dedim, sesimi fısıltının bile altına çekip aramızdaki son milimi de yok ederek.
Sırtı duvara çarptığında kaçacak tek bir santimi bile kalmamıştı ama gözünü bile kırpmadı. Sağ bacağımı iki bacağının arasına sertçe yerleştirip ağırlığımı öne verdim. Göğsü her inip kalktığında göğsüme sürtünüyor, aramızdaki kumaşları bile yakan keskin sıcaklık doğrudan tenime işliyordu.
"Sana bu kapıdan çıkamayacağını söyledim," dedim. Başını hafifçe yukarı kaldırdı. Sıcak nefesi çeneme, oradan dudaklarımın kenarına çarptı. Ne bir geri çekilme vardı ne de gözlerinde teslimiyete dair tek bir kırıntı.
"Sen herkese istediğin gibi hükmetmeye alışmışsın Kozcu," dedi, fısıltısı tenimi yakarak. Dudakları dudaklarıma değecek kadar yakındı; kelimeleri doğrudan ağzımın içine dökülüyordu. "Ama burası senin divanın değil. Ben de diz çöktüreceğin kadınlardan değilim."
Sağ elim duvardan kayıp çıplak boynuna indi. Parmaklarımın altındaki nabzın vahşi bir tempoyla atışını hissettim. Başparmağımı çenesinin keskin kıvrımından yukarı kaydırıp hafifçe aralık duran alt dudağının üzerine bastırdım. Islak ve sıcaktı.
Bedenimi bedenine biraz daha yasladım; kasıklarının hemen üzerindeki baskıyı hissettiğinde gözbebekleri titredi ama bakışını gözlerimden bir an olsun kaçırmadı.
"Tehlikeli oynuyorsun," dedim, sesim boğuk ve karanlık bir fısıltıya dönüştü. Parmaklarım boynunu biraz daha kavradı. Dudağının üzerindeki başparmağımı dişlerinin ucuyla hafifçe ısırdı. Canımı yakmadı; aksine damarlarımdaki bütün kanı tek bir noktaya toplayacak kadar cüretkâr, delice bir kıvılcım çaktı.
"Bana sınır çizemezsin Kozcu," dedi, sesi göğsüme işleyen tahrik edici dinginlikteydi. Gözleri dudaklarıma kilitlendi, nefesi doğrudan nefesime karıştı. "Şahı devirmek için tahtı yakmak gerekiyorsa... Kibriti çakar, külün üstünde de seninle birlikte yanarım."
Mardin’in kan kokan toprağından Karadeniz’in sisli dağlarına uzanan tek bir kurşun, iki yabancının kaderini aynı yatakta mühürledi.
Mervan Kozcu; kontrol edemediği hiçbir şeye eyvallahı olmayan, dokunduğu yeri yakan bir adamdı.
Nilüfer ise teslimiyeti ölümden beter sayan, yangına kasten yürüyen bir yabancı.
Bu, bir mecburiyetin koynunda başlayan; nefretin arzuya, savaşın ise tenin yangınına karıştığı diz çökmeyen iki insanın hikâyesi.