10.Bölüm

2963 Words
“Yarım gerçek, çok kez korkunç bir yalandır.” Karanlık beni yine kendine esir etmişti. Ne zaman aydınlığın kolları arasında huzurla bulunacaktım ben? Ne zaman kendimi bulacaktım? Asıl beni istiyordum. Bir zamanlar kendi hayatı olan Kardelen’i… Karı yarıp geçerek gün yüzüne doğru açamamıştım çiçeklerimi. Çığ gibi üzerime düşen beyaz karın ağırlığı her geçen gün beni daha da eziyordu. Bütün bunların son bulmasını diledim. Her şeyin bir kalemde silinip yeni baştan temiz bir sayfaya yazılmasını istedim. Kaldığım karanlıktan kendimi kurtarmak için kapalı gözlerimi yerime gelen bilincimle yavaşça araladım. Ağır gözlerle etrafı süzerken kimsenin olmadığını gördüm. Yavaşça yattığım yerde oturarak dönen başımın bir süre kendine gelmesine izin verdim. Geçen dakikaların ardından sedyeden ayağa kalkarak hastane terliklerini ayaklarıma geçirdim. Bedenim hissettiği soğuklukla üşümüştü. Sol tarafta duran tuvalete gitmekti amacım. Kolumda ki serum aklıma geldiğinde koluma bakmamla serumun olmadığını fark ettim. Sadece ufak bandaj sarılı tenime göz attığımda diğer yaraları görmemle hızla gözlerimi uzaklaştırdım. Katlanamıyordum bu izlere bakmaya. Birkaç derin soluktan sonra yavaş hareketlerle sol tarafta banyo olduğunu öğrendiğim yere yöneldim. İçeriye girdiğimde yaktığım ışık sayesinde aydınlanan banyoda bakmaya korktuğum yere hafifçe kafamı çevirdim. Aynaya… Boy aynasından gördüğüm yansımamı süzdüm dikkatle ve yavaşça. Tüm bedenimin üzerinde gezindi gözlerim. Kahverengi gözlerimde aradığım yaşam parıltılarını bulamamıştım. Tenim ise bir cesetten farksız derecede soğuk ve beyazdı. Yüzümün yorgunluğumu bu kadar yansıttığını bilmiyordum. Gözümden akan bir damla yaşa aldırmadan aynadaki görüntüme doğru yaklaştım. Elimi aynaya değdirdim yavaşça. Soğuk cama değen tenim ürperdi fakat geri çekmedim. Aynadaki yansımama bakmaya devam ederken sertçe yutkundum. Zihnime bir anda gelen görüntülerle başıma ani bir ağrı saplanmıştı. Dudaklarım arasından acı dolu bir inleme dökülürken zihnimin bana gösterdiği şeyler tıpkı bir filmin parçası gibi akıp gidiyordu. Bir ev. Tanıdık gelen bir yüz. Genç bir erkek. Benim yaşlarımda olmalı. Gülerek bir şeyler anlatıyor. Ne dediğini anımsayamadı zihnim o an. Beraber bir şeylere kahkahalarla gülüyoruz. Bana sarıldığını anımsamamla kokusu zihnimin en derinlerinden bir yerlerden çıkıp geldi. Dudaklarımın arasından bir kelime döküldü istemsizce. Mert… Kimsin sen Mert? Nereden tanıyorum ben seni? Daha da zorladığım hafızama rağmen gerisi gelmedi. Mert… Beni tanıyordu,bende onu. Ona ulaşmalıydım… Sertçe yutkunurken ağrısı geçen başımla kendime geldim. Banyodan çıkmamla odaya Gediz’in girmesi bir oldu. Yüz ifademi görmesiyle kaşları aniden çatılırken hızla yanıma gelerek kolumdan tuttu. Yavaş hareketlerle yatağıma doğru ilerlerken bir yandan yürümem için destek oluyor bir yandan da söyleniyordu. -Ne oldu yine? Betin benzin atmış. Ayrıca habersiz ayağa kalkmaman gerektiğini söylemiştim sana. Gözlerimi dedikleriyle devirirken mırıldandım. -Tamam anne. Bir daha olmaz. -Dalga geçme benimle küçükhanım. Sonunda yatağa geldiğimizde uzanmama yardımcı oldu. -Bugün nasılsın? Ağrılar devam ediyor mu? -Daha iyiyim. Ağrılarım da azaldı hem. Ne zaman çıkacağım ben. Bari bahçeye çıksam Gediz. Çok bunaldım burada. Kısaca bana göz atarak işine geri döndü. Getirdiği yeni serumu takarken bir yandan da konuşuyordu. -Şimdilik olmaz. Birkaç hafta daha dayan sadece. Ama sözüm olsun en kısa sürede en azından bahçeye kadar çıkacağız tamam mı? Kafamı onaylarcasına sallamamla yüzünde memnuniyetini yansıtan bir gülümseme oluştu. Tam ağzımı açıp az önce hafızamın bana hatırlattığı Mert’ten bahsedecektim ki bir anda vazgeçtim. Dün olanlar… Beynim hızla çalışmaya başlarken kaşlarım çatıldı. Dün… Aybars… O gelmişti en son. Buradaydı sonra ben bayılmıştım. Vücudum felç tutmuştu resmen. Burnumun kanadığını da hatırlamam üzerine ifadem iyice ciddileşmiş olacak ki Gediz’in hafif endişe barındıran sesini duydum. -Kardelen. Sana diyorum. -Hı? Yutkunarak kendime gelmeye çalışırken ona hiçbir şeyden bahsetmeme kararı almıştım fakat ikilemdeydim. O bir doktordu. Ona en ince detayına kadar söylemem gerekiyordu. Fakat dün yaşadığım saçma sapan olaydan sonra bir tarafım susturuyordu beni. -İyi misin? Daldın yine. -Yok. Bir şey yok. Sıkıldım biraz ondan öyle şey oldu. Tuhaf hareketlerime ve inanmadığı gözünden okunmasına rağmen inanmış gibi yaptı. Bende daha fazla saçmalamadan susup konuyu değiştirdim. -Ne zaman serum almayı bırakacağım peki? -Şuan normal gıdaya geçmen uygun değil. O yüzden serumla devam etmemiz gerekiyor. Ama dediğim gibi az kaldı. Hafifçe gülümsemekle yetindim. Aklımı kurcalayan başka olaylar vardı çünkü. -Şimdi benim gitmem lazım. Bugün çok yoğun hastane. Ama… İşaret parmağıyla burnumun ucuna hafifçe vurmasıyla dudaklarımda gerçekçi bir gülümseme oluştu. Bu hareketini seviyordum. -Hemen geri döneceğim. Sende uslu bir kız ol ve bir şey olursa beni ya da Sedef hemşireyi çağır. -Tamam. Anlaştık. Yaramazlık yok. Dediklerime hafifçe güldü. Ardından odadan çıktı. Bahsettiği hemşireyi ve onu çağırmam için bir buton vardı hemen sedyenin yanında. Bu bile durumun garipliği için yeterli bir sebepti. Neden sadece ikisi? Bunu düşünürken aklıma dünün görüntüleri düştü. Aybars… O dün buradaydı. Pencereden göz göze geldikten sonra odaya gelmişti. Ama onun sesi… Sesi… Sesi aynı Gediz’di. Ben hayal mi görmüştüm yoksa? Gediz’den başka doktor odaya girmiyordu. Ayrıca onun sesini duymuş olmam kesinlikle hayal olduğunun kanıtıydı. Daha fazla zihnimin bulanmasına izin vermeden az önce hatırladığım şeyi düşündüm. Düşündüm…Düşündüm… İsmi dudaklarımın arasından çıkmıştı. Ne demiştim ben? Nasıl bu kadar çabuk unutabilmiştim ki? Neydi adı,neydi? Gözlerimi kapatmamla aklıma görüntüsü düştü tekrar. Adı ne demiştim? Kendime hayret ettim. B12 eksikliğim mi vardı acaba? Bu unutma hayra alamet değildi çünkü. Daha dakikalar geçmemişti üzerinden. M ile başlayan bir şeydi. Ama neydi? Ağırlaşan bedenimle yine bir şeyler olduğunu anlamam uzun sürmedi. Bedenim. Bedenim kasılıyordu. Sakin kalmaya çalıştım. Ama başardığım söylenemezdi. Gözlerimi sımsıkı kapamamla derin nefesler alıp vermeye başladım. Duyduğum kapı sesiyle içeriye gelenin kim olduğunu görememiştim. Ta ki burnuma dolan kokuya kadar. Gözlerimi hızla açtığımda yardım istemek için açılan ağzım geri kapandı. Aybars… Burnuma dolan koku Gediz’indi ama gördüğüm yine Aybars’tı. Sinirden ve heyecandan ağlamaya başlarken bunun yine hayal olması beni paramparça etmişti. Tuzla buz olmuştu tüm düşüncelerim. Neden böyle oluyordu? Neden Gediz’in kokusu sesi buradayken görüntüsü yoktu. Zihnimin oynadığı bir oyunun içine mi düşmüştüm yine? Tam kurtuldum derken kendimi yine bir kabusun ortasında buluyordum. Başıma saplanan ani fakat keskin ağrıyla acı dolu bir inleme döküldü dudaklarım arasından. Gözyaşlarım hissettiğim acıyla daha da artarken avuçlarımın içine aldığım çarşafı sıkmaya başladım. Canım yanıyordu. Hem fiziksel hem ruhsal. Parçalandığımı hissediyordum ruhumun. O parçalar şimdi her yana dağılmıştı ve ben toparlayıp, bir araya getirecek gücü bulamıyordum kendimde daha fazla. Ellerimin üzerinde hissettiğim dokunuşlarla kapattığım gözlerimi hafifçe araladım. Kısık bakışlarımla kesişen gözler endişeyle yüzümü tarıyordu. -Deniz kızı? Ne yapacağını bilemiyormuş gibi bakarken gücü kalmayan vücudum duyduğu kelimeyle tüm duyduğum acıyı sildi sanki bir anda. Bedenim uyuşmaya başlamasına rağmen tüm gücümü toparlayıp diğer elimi elinin üzerine koyup sıkıca tuttum. Dokunduğum anda tenimin değdiği sıcaklıkla tüm toz bulutu dağıldı gözümün önünden. Hayal değildi… Nasıl olduğunu anlayamıyordum ama değildi… Emin olduğum tek şey karşımda ki Gediz falan değildi. Aybars’tı. Gediz’in kokusuydu burnuma dolan ama bu gözler her ne kadar bir yerlerden tanıdık gelse de Gediz değildi. -Yardım et… Acıyla mırıldandığım kelimeler üzerine elini tuttuğum ellerimi sıkıca kavrayarak hafifçe yüzüme yaklaştı. Gözlerime tuttuğu ışıkla gözlerimi kırpıştırmamla daha da yaklaşarak yeşil gözlerini dikkatle gözlerime dikti. Ve hayretle mırıldandı… -Deniz kızı… Sertçe yutkunurken kafasını birkaç kere inanamazcasına yana salladı. Deniz kızı kelimesini duyan zihnim çırpınıyordu. Beynimin içinde yankılanan sözcük şuan bilincimin kapanmasını engelleyen tek şeydi. Duyduğum tek kelimeye o kadar sıkı tutunmuştum ki tüm gücümle uyumamak için çabalıyordum. Çünkü gidecekti eğer uyursam. Uyursam bir daha onu göremezdim. -Beni duyuyor musun? Titremeye başlayan bedenimden soğuk terler dökülüyordu. Kendi bilincime açtığım bu savaşı asla kaybetmeyecektim bu sefer. -Beni dinle tamam mı? Sadece bana odaklan lütfen. Deniz kızı… Yalvarırcasına çıkan sesi üzerine tüm odağımı ona vermeye çalıştım. -Hayal mi görüyorum? Sesimi kendim bile zor duyuyordum artık. Fakat o beni duymuştu. Elimi tutan eli daha da sıkılaştı. Kafasını olumsuzca iki yana salladı. -Hayır… Hayır hayal falan değil. Buradayım,buradasın. Uyanmışsın. Nasıl fark edemedim bilmiyorum ama uyanmışsın. -Çok uykum var. -Uyanık kalmaya çalış. Ellerini yavaşça benden çekmek için hareketlenmesiyle bırakmadım. Korktuğumu anlamış olacak ki sakinleştirmek istercesine çıktı sesi. -Buradayım. Yanındayım tamam mı? -Korkuyorum. Hafifçe gülümsedi ama endişeli olduğunu hissettiğim bir şekildeydi. -Korkmalısın da. Bu diyaloğu daha önce de tekrarlamıştık. Ama Aybars değil Gediz’le. Algılaması kapanan beynimin bir köşesine attım şimdilik bunu. Tek gücümü uyanık kalmak için kullanmaya çalışıyordum çünkü. İlaç dolabını o kadar hızla karıştırıyordu ki birkaç şişe düşüp kırılmıştı bile. -Acil biri baksın buraya hemen! Sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki bilincim bir an için daha da açıldı. Hızla açılan odanın kapısından sayamadığım kadar ayak sesi duyuyordum. Gözlerimden akan yaşlar verdiğim mücadelenin acısından daha da artıyordu her geçen saniye. Kısılan gözlerim ve bulanıklaşmaya başlayan bakışlarımla gördüğüm kadarıyla odaya sayamadığım kadar doktor ve hemşire girmişti. İçeride bir anda bir kargaşa çıkmıştı sanki. Sürekli koşarak ellerinde bir sürü şeylerle girip çıkan hemşire ve doktorlara yetişemiyordum. Aybars odadakilerle hızla konuşuyordu fakat ne dediğini anlayamıyordum. Bakışlarım tavanda sabitlendi. İnanılmaz bir acı duyuyordum. Tüm bedenimi saran bu acının sanki hiç sonu yokmuş gibi gelmeye başlamıştı. Tırnaklarımı yumruk yaptığım avuçlarımın içine batırırken acısını hissedemiyordum bile çünkü şuan beynimin içinde ki acının yanında bir hiçti. -Aybars… Hıçkırıklarımın arasından zorla çıkan adını istemsizce söylemem üzerine görüş açıma girdi hızla. Yumruk yaptığım ellerimi açmasıyla tırnaklarımın baskısı yok oldu tenimden. Baş parmağıyla batırdığım noktaları hafifçe okşarken birkaç şey mırıldanıyordu fakat benim kulaklarıma ulaşan sesi beynimin süzgecinde takılıp kalıyordu. Birkaç dakika sonra başımdaki ağrı azalmaya başladı. Zihnimdeki sis kalkamaya başlarken düşüncelerim daha da berraklaşmıştı. Ciğerlerime derin bir nefes çekerken hızla açıldı gözlerim. Acılarım dinmişti. Kendine gelmeye başlayan bedenimle yavaşça yutkundum. Soluklarım o kadar derindi ki sanki uzun süre nefesimi tutmuşum da oksijenden mahrum kalmışım gibiydim. Gözyaşlarım istemsizce akmaya devam ederken vücudumun titremesinin de durduğu fark ettim. Sakinleşmiştim. Bitmişti. Az önce ki seslerden eser yoktu. Bir anda ölüm sessizliğine bürünmüştü her yer. Odada çıt çıkmazken gözlerimi tavandan ayırma cesaretim yoktu. Ya hepsi hayalse ya da bilincim kapandıysa ve uyuduysam. Bu düşüncelere kapılmış giderken görüş açıma giren yeşillerle kesişti gözlerim. Öylece bana bakarken bende ona bakıyordum. -Hocam… Arkadan duyduğum genç birine ait olduğunu düşündüğüm bir ses doldurdu odayı. Gözlerini dikmiş öylece bana bakan Aybars’tan ise tek bir ses çıktı. -Hı? Daha sonra başka birine ait bir ses duydum. Bu sefer başka birine aitti. Yaşlı bir erkek sesinin meraklı tınısı doldurdu kulaklarımı. -Aybars hocam… Ne oldu şimdi? Hala gözlerime kilitlenen Aybars ise kafasını hafifçe yana eğerken kaşlarını çattı. -Bilmiyorum hocam… Hızla gelişen olayların şokundan biraz olsun sıyrıldıktan birkaç saniye sonra konuşmak aklıma geldi şükür. -Aybars… Duraksamadan cevap verdi. -Deniz kızı? -Rüya değil dimi bunlar? Hafif pürüzlü çıkan sesime yorgunluğum yansımıştı. -Değil. Beni görüyor musun? Yavaşça başımı salladım. Arkadan hayretle yükselen bir ses duydum. -Hocam adınızı söyledi? -Sessiz olsana Buse! -Ay sustum tamam. -Hocam nasıl oldu ama bu? -Hala inanamıyorum. -Herkes sussun biraz? Aynanda konuşan meraklı sesler bir anda sessizleşti. Odayı tekrar sessizlik kaplarken gözlerim bir an olsun ayrılmıyordu gözlerinden. Deminki koşturmacadan olsa gerek onun da solukları düzensizdi. -Uyandın. Gözlerimi birkaç kez istemsizce kırpıştırırken neden öyle dediğini anlayamamıştım. Ben zaten günler önce uyanmıştım. -Aybars hocam. Arkadan daha önce duyduğum tanıdık ses geldi. Yıldız olmalıydı adı. Yavaşça benden uzaklaşırken gözlerini de çekti en son gözlerimden. Kendisine seslenen kadına hitaben konuştu. -Efendim Yıldız hocam… -Tedavi yolunu hep beraber konuşuruz daha sonra. Şimdilik biz çıkalım siz de gereken muayeneleri yapın daha fazla beklemeden. Kafamı yavaşça sağa çevirdiğimde bir sürü insan olduğunu gördüm. Çoğu şaşkınlıkla ve merakla bakıyordu. Hemşireler,doktorlar… -Tamamdır hocam. Aybars’ın konuştuğu kişiye döndüğünde bakışlarım yaşça büyük bir kadındı. Daha uzman bir doktor olmalıydı. Ardından herkes yavaşça odayı boşaltırken en son adının Yıldız olduğunu hatırladığım kadın samimi ve sıcak bir gülümsemeyle bana döndü. -Hoş geldin Kardelen. Hafif ama içten bir gülümsemeyle karşılık verdim. Kadın en son Aybars’a dönerek hafifçe gülümsedi ve kaşlarını kaldırarak omzuna yavaşça birkaç kez vurdu. -Gözünüz aydın doktor bey. Çıkışta yanıma uğramayı unutma, muayene sonuçlarına bende bakacağım. -Tamam hocam. En son herkesin odadan çıkmasıyla sadece ikimiz kaldık. Bakışlarım Aybars’ı bulurken kollarını birbirine bağlayarak tam karşımda duran duvara hafifçe sırtını dayadı. -Uyandın sonunda deniz kızı… Dediği şeyle sıkıntıyla bir nefes bıraktım. Neler olduğunu anlayamıyordum bir türlü. -Ben zaten günler önceden uyanmıştım. Bir anda ciddileşen ifadesiyle olduğu yerde duruşu dikleşti. -Ne? -Evet. Uyanmıştım. Hafifçe yutkunurken adımları bana doğru yöneldi. -Her gün geldim kontrolün için. Ama bilincin kapalıydı. Başımı olumsuzca iki yana salladım. -Uyanıktım. Ayağa kalktım hatta odanın içinde ki banyoyu bile kullandım. Sesim onu inandırmak istercesine çıkıyordu. İfadesi o kadar ciddiyet duvarlarıyla örülmüştü ki ne düşündüğünü anlayamıyordum. Aklıma gelen şeyle oturur pozisyonu almak için hareketlendim. O da oturmak istediğimi anlamış olacak ki kollarımdan tutarak yavaşça oturmamı sağladı. -Gediz. Evet Gediz biliyor. O ilk anladı uyandığımı. Onunla konuştum günlerdir sadece. Hatta daha bugün. Kaşları çatılırken ifadesi daha da ciddi bir hal aldı. -Gediz mi? Mırıldanmasıyla bana inanmadığını anlamıştım. -Onu çağırırsan söyleyecektir. -Tamam. Şimdi çağıracağım. Sakin ol ama. Dediği şeyle heyecanlandığımı yeni fark etmiştim. Derin bir nefes verirken tam telefonunu çıkardığı sırada odanın kapısı büyük bir hızla açıldı ve içeriye nefes nefese Gediz girdi. Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı ve heyecanla gülümsüyordu. -Aybars. Aybars yönünü Gediz’e çevirirken onunla konuşmaya başladı. -Gediz. Ben de tam sana haber verecektim. -Duyar duymaz geldim. Uyanmış sonunda. Ardından mavi gözlerinde ki büyük parıltıyla bana döndü. -Kardelen. Benim ise girdiğim şoktan ağzım açılmıyordu. Sanki dilim kilitlenmiş gibiydi. Birkaç şey demek için açılıp kapanan ağzımdan ses çıkmıyordu. Bu ses… Gediz’in sesi… Kaşlarım durumun saçmalığıyla çatılırken işin içinden çıkamıyordum. Gelen Gediz’di ama ses onun değildi. Onun sesi değildi… Ne olduğunu anlamıyordum… Aklımı kaybetmiştim en sonunda sanırım. Seslerini mi karıştırmıştım ben? Çünkü Aybars’ın sesi her gün duyduğum sesti ama Gediz’in sesini ilk defa duymuştum. O an aklıma kokusu geldi. Gediz’in sandığım koku aslında Aybars’ındı… Gediz’in ki ise bambaşkaydı. O an tuhaf bir şekilde Gediz bana yabancı gelmeye başlamıştı. Sesi,kokusu daha önce tanımadığım biriydi sanki… Sadece görüntüsü aynıydı o kadar. Beynimin karıştırmış olması olası olabilirdi belki ama Gediz’in dediklerini duyan kulaklarıma inanamadım. İnanmak istemedim… -Hoş geldin Kardelen. Uyandın sonunda. Uyandığıma inanamazcasına,sanki ilk defa görüyormuş gibi bakmasını hayretle izledim. Aybars ise hala ciddi ifadesini korurken bakışları benimle Gediz arasında gidip geliyordu. -Gediz… Dudaklarım arasından çıkan mırıltıyla Gediz’in mavi gözleri beni buldu. -Adımı bilmen bile o kadar mucize bir şey ki. Hala inanamıyorum. -Gediz. Ben günler önce uyandım. İlk sen gördün ya hani söylesene. Bir anda gözlerinde ki parıltının uçup gittiğine şahit oldum. -Ha? Ne dediğimi anlamazcasına bana bakmasıyla sertçe yutkundum. Ben daha fazla konuşamazken sözü Aybars devraldı. Ellerini önlüğünün iki yanında ki ceplere yerleştirirken deli olduğumu düşünmesi kaçınılmazdı. -Gediz… Kardelen daha önce uyanmış. Senin de bunu bildiğini söyledi. Sorgulayan ifadesiyle Gediz’e bakarken ben ise bir şeyler demesini bekliyordum umutla. -Ne? Şimdi ise Gediz’in kaşları çatılmıştı ve yüzünde hayret edercesine bir ifade vardı. -Hayır. Hayır tabi ki de. Günlerdir kontrol ediyoruz ya beraber Aybars. Bilinci kapalıyken nasıl uyansın? Hayal kırıklığı. Hissettiğim tek şey hayal kırıklığı. O kadar derinden bir yerlerden geliyordu ki bu duygu… Sanki somut olarak kalbim parçalanmıştı. Emindim… Uyanmıştım. Konuştuğumuz çoğu şeyi hatırlıyordum. Konuşmamla ikisinin de bakışları bana döndü. -Odaya senle Sedef hemşireden başka kimsenin girmesini istememiştin ya hatta. Bir ailemin olduğundan bile bahsettin. Heyecanla açılan gözlerim ve hızla hareket eden ellerimle bir şeyleri kanıtlamak istercesine çırpınıyordum. Konuştuklarımızı ayrıntısıyla hatırlamaya çalışıyordum. Kopuk kopuk aklıma gelen her şeyi hızla anlatıyordum. Susmamla ellerini sakin olmam için yavaşça havaya kaldırarak temkinli bir şekilde konuştu. Ama bu hareketi beni daha fazla kışkırtmaya yetmişti bile. -Bak. Anlıyorum seni. Ama bunları bilincin açık olduğu için duymuş olmalısın. Adlarımızı bile oradan biliyorsun ya hatta Kardelen. -Hayal falan değildi diyorum. Hissettim. Her şeyi hissettim. Daha o kadar aklım var benim. O kadar delirmedim ben daha. Sinirlenerek söylediklerim üzerine ne diyeceğini bilemeyen bir ifadeyle baktı yüzüme. -Kardelen. Anlıyorum seni ama bak bilinç- Sözünü hızla keserken yanımda ki komodinin üzerinde duran içi boş cam vazoyu hızla elime alarak yere fırlattım. İkisi de bu ani hareketimle birkaç adım geriledi. Parçalanan sürahinin camları odanın her yanına dağılmıştı. Tıpkı ruhum gibi… Çileden çıkmaya başladığımı hissederken sakinliğin sınırını çoktan geçmiştim. Resmen yalan söylüyordu. Yaşamıştım. Hissetmiştim. -Bana aynı şeyleri söyleyip durma. Uyandığımı biliyorsun. Yalan söylüyorsun. Yükselen sesimle hızlanan göz yaşlarıma aldırmadım. Aklımı kaçıracaktım. Belki de çoktan kaçırmıştım. -Sakin ol. Sakince konuşalım. -Bana şunu deme ikide bir. Boğazımı yırtarcasına bağırmamla Aybars bana doğru hareketlendi. -Tamam Gediz sen çık artık. Ama Gediz onu dinlemeyerek cebinden bir iğne çıkardı. -Ne çıkması Aybars. Sakinleştirici uygulamamız lazım. Tam bana doğru bir adım atmıştı ki önüne geçen Aybars bunu engelledi. -Hayır. Sakinleştirici kullanmayacaksın. -Ne hayır? Görmüyor musun? -Benim hastama uygulayacağım tedavi yöntemlerine böyle, bu şekilde müdahale edemezsin. Aybars’ın kararlı ifadesiyle şaşkınca baktı. -Saçmalama Aybars. Ne yapman gerektiği söylettirme bana. -Söylemene gerek yok çünkü biliyorum. Hafifçe kafasıyla kapıyı işaret etti. -Şimdi git Gediz. Hastamla ben ilgilenirim. Gediz ise onaylamazcasına kafasını iki yana sallamakla yetindi ve odadan hızla çıktı. Hala ağlamaya devam ederken duyduğum hayal kırıklığının yanına öfke de yerleşmişti. Ona güvenmemem gerektiğini en başından hissetmiştim. Ben kendimden emindim. Hiç olmadığım kadar hemde… Arkası bana dönük Aybars’ın hala öyle durmasıyla konuşmaya çalıştım. -Deli değilim ben. Ne gördüğümü biliyorum. Yemin ederim. Bana doğru yavaş hareketlerle dönerken tam önümde durdu. Başım önüme düşerken ne desem boş olduğunun farkındaydım. Benim konumum deliler hastanesinde tedavi gören bir yerdeydi. Gediz ise psikiyatrist. Hangimizin sözüne inanırdu bu adam? -Deniz kızı… Bakışlarım hızla onu buldu. -Bana inanmıyorsun… Dediğim şeye bir cevap vermedi. Gözlerinde ki ikilemi görebiliyordum. Ama ben bile kendime inanamıyordum artık. Bu halde onun bana inanmasını beklemem saçmalık olurdu. Hayal dünyasındayken de gerçek zannediyordum çoğu şeyi ama hissetmemiştim. Hiç bu kadar gerçek değildi. Aklıma aniden gelen şeyle bakışlarım gözleri zaten bende olan Aybars’a döndü. -Bana deniz kızı diyorsun. Kafası hafifçe yana eğilirken kaşları çatıldı. -Nedenini bildiğini sanıyordum. Nedenini biliyordum elbette. Denizin dibindesin bunu görebiliyorum ama nefeste alabiliyorsun. Demişti. -Onu biliyorum da. Aybars ben… Ben oradayken. Yani hayal dünyamdayken işte… Dikkatle dediklerimi dinliyordu. -Benimle konuşan sen miydin? İfadesi ciddileşmişti aniden. -Gördüğünü düşünmüştüm… -Evet gördüm. Ama seni değil. Gediz’i. Yani senin sesin, senin kokundu… Ama seni değil Gediz’i görüyordum hep. Zihnim geçmişe gitti bir anda. -Ben hiç başkasıyla konuştum mu? Kafasını olumsuzca iki yana salladı. -Sadece benimle iletişime geçiyordun. Sertçe yutkunurken olanları düşünmeye çalıştım. -Bana bir tek sen deniz kızı diyorsun.En başından beri hem de… Kaşları hafifçe havalandı. -Evet. Bir süre sonra oluşan sessizliği bozdum. -Aklımı kaçırdığımı düşünüyor musun? Omzunu silkti. -Benden daha zeki olduğunu söylemiştim sana. Derin bir nefes bıraktı. -Ne olacak peki şimdi? Titreyen sesime engel olamazken sorum üzerine dudaklarını birbirine bastırdı. Ardından mırıldanarak konuşmaya başladı. -Deniz kızı dipten çıkacak. Özgürlüğüne tamamen kavuşacak artık. Yeşil gözlerine dikkatle bakarken zihnimde oluşan boşluklar doldu birer birer. En başından beri oydu… Aybars… Aslında bana yardım elini uzatan,beni hapsolduğum camdan hapisten çıkaran oydu. Neden Gediz’i gördüğümü bilmiyordum… Ama Gediz değildi. Artık buna emindim. Beni oradan kurtaran ,benimle uyurken konuşan başından beri Aybars’tı. Gediz… Sen bu hikayenin neresindesin peki?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD