Mavi mürekkep elime bulaşmasın diye atarcasına bıraktım kalemi sehpanın üzerine. Battaniyenin altına girip tüm bu korkunç şeylerden uzaklaşmaya çalıştım. Dünden sonra böyle bir şey bekliyordum, son zamanlarda iyice kopmuştuk biz, şaşırmamam gerekirdi. Canımın hiç yanmaması gerekirdi.
Battaniyeyi başıma kadar çekip bir karanlığa hapsettim kendimi. Kapadım Kenan'ın 'Her baktığımda bana nefes oluyor.' dediği gözlerimi. Başaramamıştım ama, gözlerim kapanmıyordu. Sahtekarca olsa da kapatamıyordum gözlerimi. Yalandan da olsa mutluymuşum gibi, hiç umurumda değilmiş gibi yapamıyordum. Oysa ben mutluyum numarasını ne de güzel yapardım eskiden.
İçim acıyordu. Ne ara gelmiştik biz bu aşamaya? Ne ara bu kadar öfkelenmiştik birbirimize? Eve gizli gizli girip boşanma dilekçesi bırakarak kaçmak da ne demekti? Karşıma geçip konuşamaz mıydı? 5 senelik bir geçmişimiz vardı bizim.
3 senelik evliydik biz! Karısıydım ben onun! Düşmanı gibi yaklaşmasına ne gerek vardı? Bu kadar mı öfkeliydi bana? Ben de ona öfkeliydim, hatta şimdi hiç olmadığım kadar öfkeliydim.
Bu dilekçe ilk kimden çıktıysa, pes eden de o olmuş demekti. İyi ki diyorum şimdi kendime; İyi ki yazıp yazıp elimde buruşturduktan sonra evin bahçesine atmışım diyorum. En azından ilk pes eden ben değildim. İş hayatında hiç pes etmeyen sevgili kocam, ilişkimizde pes etmişti. Ben bu pes edişi hak etmemiştim, ben bunları hiç hak etmemiştim.
Şimdi en yalın hâliyle soruyorum kendime, biz ne ara bu hâle geldik? Bu gecenin dünü de vardı elbette. Biz dün neler yaşamıştık hakikaten?
Dün gece
Bazen soruyorum kendime 'Kızım Gülfem, sen cidden ne için avukat oldun?'
Adaleti temsil edecek olma fikri bana çok cazip gelmişti. Lisede derslerim çok iyiydi. Fakir ya da orta sınıf bir ailenin çocuğuysanız eğer derslere asılmak ve çalışmaktan başka çareniz yoktur. Benim de başka bir çarem olmadığı için çok çalışmıştım lisede. Hele son sene ağzımda mürekkeple gezer olmuştum, test kitaplarını yalayıp yutmuştum.
Tercihler geldiğinde hiç erinmeden hukuku seçmiştim. Elim başka hiçbir bölüme gitmemişti. Adalete yön veren insanlardan olmak...Bu sihirli cümle etkisi altına almıştı beni, ben de adalete yön veren o insanlar gibi olacaktım. Neyim eksikti ki canım?
İlk tercihime değil de 2. tercihime yerleşmiştim güzel bir üniversitede eğitim hayatıma başlarken içimdeki heves öyle çoktu öyle çoktu ki adalet temsilcisi olacağıma inanıyordum.
Nah olmuştum tabii.
Müvekkilimin suçlu olduğunu bildiğim halde onu savunmuştum ben, hem de defalarca. Diğer avukatı yalancı çıkartmak için elimden ne gelirse de yapmıştım. İşlerin bazı yerlerde böyle yürüdüğünü de anlamıştım tabii.
Gencecik bir kız olarak içimdeki tüm hevesler staja başlamamla kursağımda kalmıştı bir bir. Kendi açacağım hukuk büromun ismi bile hazırken ben şimdi adaletin a'sından anlamayan bir işgüzar herifin bürosunda deliler gibi çalışıyordum.
Mezun olduktan sonra bir sene çalışır açarım dediğim büromun ismi "Mavi Mürekkep" olacaktı. Şimdi buruk bir gülümseme ile anıyorum gerçekleşmesi gün geçtikçe imkansız hale gelen hayallerimi.
Dilekçe yazmayı bile bilmeyen bir adam bana emir veriyordu! Ben de o emiri elbette ikiletmeden yerine getiriyordum. Haluk Tepebaşı...Meslek hayatıma karabasan gibi çöken adamdan tüm benliğimle nefret ediyordum.
Okurken güzel gelen canım mesleğimden şimdilerde iyice soğumuştum, hayatıma devam etmek için çalışıyordum sadece. Avukatlıktan başka iş yapmamıştım yıllardır, her orta sınıf ailenin çocuğu gibi birçok işte çalışmış olsam da, avukatlığı ezberlediğim için kolayıma geliyordu. Sanırım yanlış yerden ezberlemiştim, yoksa bu berbat kariyerin başka bir açıklaması olamazdı.
Zaten istifa da edemezdim, benim bazı sorumluluklarım vardı. Aileme bakıyordum ben, babama anneme, kız kardeşime...
Maaşımın yarısını direkt onlar için gidiyordu. Bunu ciddi bir yola girdiğimiz ilk gün söylemiştim Kenan'a, hiçbir zaman aileme destek olmama karışmamıştı, hep hoş karşılamıştı. Zaten kendi kazandığım parayı onlar için harcadığım için herhangi bir tepkide bulunmaya hakkı yoktu.
Kafamdan kocamı atmaya çalışarak ayaklandım. Elimdeki dosyayı sıkıca kavrayıp patronumun odasının kapısını alyansımla tıkladım, kapıyı aralayıp içeriye girdiğimde ayaklarını masanın üzerine uzatmış ayı patronum karşıladı beni.
''Gel Gülfem gel.''
Elimdeki dosyayı masasına bırakmak için adımladım, ayakkabılarını çıkardığı için leş gibi kokuyordu odası. Dosyayı bırakırken daha fazla almıştım kokuyu.
''Son dosyayı hazırladım Haluk bey.''
''Ha tamam sonra bakarım.''
Hıhı bakarsın stajyerlere baktıracağını bilmiyoruz sanki, başımı salladım hiçbir şey çaktırmadan, ''Ben çıkıyorum iyi akşamlar.''
Ayaklarını masanın üzerinden indirip bana baktı, ''Nereye çıkıyorsun Gülfem, hayırdır?''
Bileğimdeki saate baktım vakti mi şaşırdım acaba diye yo doğruydu, ''Mesaim sonlandı Haluk bey.''
''Şimdi bir dava geldi benim eski karımın kardeşi karısından boşanmak istiyor, üzerine mal falan var sen halledersin onları. Ben adreslerini atıyorum sana git görüş.''
Söyledikleri resmen beynime kan sıçratmıştı. Sabahtan beri çalışıyordum, zaten başım deli gibi ağrıyordu bu da yetmezmiş gibi patronum olacak vizyonsuz beni çalıştırmaya devam edecekti. Sinirle çattım kaşlarımı.
''Haluk bey 3 davaya girdim, yorgunum bu hâlde nasıl fayda sağlayayım eski kayınçonuza?''
''Adresi mesaj olarak attım Gülfem, sen halledersin inanıyorum.''
''Haluk bey ben evime gideceğim, mesaim bitti.'' diye konuştum kararlılıkla.
Hukuk bürosunda adaletsizliğe uğramak da nedir?
''Peki o zaman,'' dedi baştan ayağa beni süzerek, ''Borcunu nakit öde bu ay, davalardan kesemeyeceğim belli oldu.''
Elimi kolumu bağlayan sebepte buydu işte. Borç almıştım ben bu hanzodan, elim ayağım kırılsaydı da almasaydım! Keşke zamanı geri alsam borç isteyen dilimi sökerdim yerinden. Bir kere işiniz düşmeyegörsün hemen yer yutar sizi. Pislik herif, avukat değil tefeci sanki.
''Nakit olarak ödeyemem bu ay maalesef, sıkışığım.''
Eliyle kapıyı işaret etti, ''O zaman eski kayınçom seni bekliyor. Ev adresini mesaj attım sana.''
''Müvekkillerimle evlerinde görüşmekten hoşlanmadığımı biliyorsunuz.''
''Kocan mı kızıyor?''
''Ne alakası var bir daha bana özel hayatımda alakalı sorular sormayın lütfen.''
''Kenan'ın işleri bayağı iyi gidiyormuş, şu ofise de bir şeyler çizsin söyle. Yabancı değiliz bizden para almaz herhalde.'' dedi pis pis sırıtarak.
Ben kocamın kaleminin senin için oynamasına müsaade eder miyim?
''Haluk bey cidden yorgunum ama ben, bu seferlik Ecem gitse.''
''Gülfem hanım.'' dedi ismimi bastırarak, bu ses tonunu çok iyi tanıyordum, ''Sen benim en iş bilen elemanımsın. Hadi.''
Sinirle gülümsedim, şu an içimdeki sinir öylesine fazlaydı tırnaklarımı bu adamın suratına geçirmemek için çok zor duruyordum. Kanata kanata acıtmak istiyordum. Tüm bu isteklerimin önüne bir taş koyarak sahtekarca tebessüm ettim.
''Hemen gidiyorum Haluk bey.''
İşte bu adama bir şekilde mecbur olmaktan nefret ediyordum, ama mecburdum işte. Geriye dönemeyecek kadar mecburdum. Yaptığım fedakarlıklar cidden beni gittikçe zor bir durumun içine sokar olmuştu. Ben gittikçe bu iğrenç durumun mağlubu oluyordum.
Oysa hep dik başlı olan ben, oysa hiç kimseye eyvallahı olmayan Gülfem Yıldırım şimdi bu herifin elinde oyuncağı olmuştu. Zorunluluklarımdan nefret ediyordum. Tüm bunları Kenan'a anlatsam çok üzülürdü, hatta kahrolurdu. Haluk'un yakasına sarılırdı Onun öfkesinin bu denlisini görmek hiç istemiyordum. O yüzden yine bir yenilmişlik esir aldı beni.
Odasından çıkıp odama adımladım. Bu büro ilk kurulduğundan beri neredeyse burada çalıştığım için tek ayrıcalığım sadece bana ait olan bu yıkık dökük odaydı sanırım. Kendimce adam etmeye çalışmıştım ama küçücük odaydı dört kişi girince nefes sorunu yaşıyorduk.
Hızla evrak çantama gerekli dosyaları doldurdum, evde de çalışmama gereken yığınla dava vardı. Yarın daha adını aklıma kazıyamadığım kadını içkici kocasından boşayacaktım.
Askıdan koyu kahverengi ceketimi alıp odamdan çıktım, karşılıklı masalarda çalışan avukat arkadaşlarımın selamını almaya ya da hoşça kalın demeye bile hiç halim yoktu. Zaten beni de hiç sevmezlerdi, ben de onları sevmezdim zaten. Bu şekilde anlaşıyorduk işte. Ne onlar beni, ne de ben onları...Mis gibi ilişki işte.
Ofisten çıktığımda rüzgâr üşüttü kollarımı. Dolmuş durağına adımlamaya başladım. Birazdan yaşayacaklarımın beni rüzgârdan daha çok üşüteceğini bilmeden yürümeye devam ettim.
Dolmuşta ayakta durmaya çalışırken diğer yandan da telefonumdan gideceğim evin adresine bakıyordum. Semti bilsem de evleri bilmiyordum. Dolmuş tıka basa doluydu yine, ter ve parfüm kokuları birbirine karışmıştı. Midemin ağzıma geldiği bir yolculuk yapıyordum yine.
Kenan'ın bana almak istediği arabayı reddetmiş olmam en çok böyle anlarda koyuyordu bana. O araba altımdayken de direksiyonda oturup asla rahat edemeyeceğimi en iyi ben biliyordum. Kendimi tanıyordum, paramla almadığım hiçbir şeyin içinde rahat edemezdim ben.
Biraz pis bir huydu bu, hayatta yaşamayı zorlaştırıyordu. Bir şekilde yaşıyordum işte. Kenan'ın altındaki araba ise son model bir jeepti. Liseden beri hayran olduğu araba markasına ait yüksek bir jeep almıştı. Arazi aracı bozması diyordum hep, aslında çok hoşuma da gidiyordu. Seviyordum onun zevkini, Kenan zevksiz bir adam değildi, sadece sahip olamadığım her şeye bok atmak gibi bir huyum vardı.
Dolmuştan inip patronumun kayınçosunun evini aramaya başladım. Lüks bit muhitti burası, genelde de müstakil evler vardı. 15 numarayı bulduğumda evin tam önünde durdum. İçeriye girmeden önce çantamdan telefonumu çıkardım. Kenan'a eve geç geleceğime dair mesaj atacaktım ama ondan gelen bir merak mesajı göremeyince vazgeçmiştim bundan. Normalde bugün buluşacaktık, aramamış. Aramayı bırak mesaj bile atmamıştı. Sanırım sevgili kocamın umurunda bile değildim. Bu beni yok sayışları bir bir işleniyordu zihnime.
Telefonumu kapatıp eve girdim bahçeyi geçip zile bastım hemen. Kalem eteğimi ve gömleğimi düzelttim bir yandan da. Kapıyı 40 yaşlarında kel bir adam açmıştı. Yersiz sırıtışından ve beni baştan ayağa süzmesinden onun Haluk beyin eski kayınçosu olduğunu anladım. Nerede alakasız tip varsa zaten bunun akrabasıydı.
''Merhaba ben Gülfem Yıldırım, Tepebaşı Hukuk Bürosundan geliyorum.''
Daha elimi uzatmamıştım ki yanımda duran elini avcuna alıp sıktı, ''Merhaba Gülfem hanım ben Kadri Aydın, Haluk abim sizi tanıyayım diye fotoğrafınızı atmıştı zaten buyurun içeriye.''
Terli avcuna hapsetmişti elimi. Zar zor kurtardım elimi ondan. Yüzüme sahte bir tebessüm koyamayacak kadar sinirliydim, ''İçeriye girmeyelim bahçe çok güzel, burada konuşalım.''
''Tamam senin dediğin gibi olsun Gülfem hanım.''
En azından kapalı duvarlar arasında yalnız kalmayacaktım bu iyi bir şeydi. Haluk beyin akrabası olan insanlara zerre kadar güvenmezdim. Bunlardan her şey beklenirdi.
Bahçe mobilyaları bile altın sarısıydı adamın. Utanmasa kendini de altın sarısına boyardı kesin. Bu görgüsüzlükler deli ediyordu beni. Bu evi görünce Kenan'la yaşadığımız evin her karesinin daha da özel olduğunu anlıyordum.
''Ne içersiniz Gülfem hanım?''
''Su alayım ben.'' diyerek başımdan savurmak istedim.
Kadri bey başını çevirip evindeki yardımcılara bağırdı, ''Su getirin hanımefendi su istiyor bir işe yarayın!"
Resmen bağırdı çalışanlarına, adamın gözümdeki henüz var olmamış değeri eksilere doğru yol alıyordu. Ben de hayretle açılan gözlerimi ondan çekip bahçeye bakındım. Hemen konuya girmek istiyordum. Önce boşanma nedenlerini sordum, karısını aldatmış bu herif son zamanlarda gördüğüm en sık boşanma nedeni aldatmaydı.
Bunu, yüzü zerre kızarmadan bana söylemişti bu arada, adamın yaptığı yanlıştan haberi bile yoktu yani. Umurunda değildi karısı.
''Ben o kadına bir kuruş para kaptırmak istemiyorum, üzerimdeki malları biliyor. O boşanma davası açmadan ben açayım da kurtulayım dedim.''
''Anladım, çocuk var mı peki?''
''6 tane ellerinden öper hepsi okuyor en büyüğü 15 yaşında."
''6 çocuğunuz var çocuklarınız ve annesi nasıl geçinecek peki?''
''Valla onun da anası babası zengin benim parama muhtaç değil, hırs yapar şimdi o benden de para almaya kalkar gözünü seveyim engel ol avukat.''
Başımı salladım, ''Üzerinizdeki malları güvenebileceğiniz birine vereceksiniz, önce hunu halledelim daha sonra resmi olarak boşanma davasını açarız.''
''Benim güvenebileceğim kimsem yok ki.''
''Çocuklarınız?''
''Onlar analarının tarafını tutuyorlar, kötü soy tabii anadan geçmiş.''
Asıl kötü soy sensin be, aldatmışsın bir de laf ediyorsun. Bu herifi savunmak zorunda kalacaktım ben. Ağlaya ağlaya savunacaktım hem de.
Kadri bey kendi değimiyle abdesthaneye gitmek için içeriye geçtiğinde şifre koymadığı telefonunu etrafa çaktırmadan elime aldım. Bana ait fotoğrafları hızla sildim bir değil 5 tane atmıştı çünkü. Hızlıca telefonu yerine koyarken içimden her ikisine de hakaret ediyordum.
Evrakları imzalatıp Kadri beyle konuşmamızı tamamladığımda nihayet kalkabilmiştim.
''Tek celsede biter mi avukat hanım?''
''Daha bunu söylemek için çok erken, henüz karşı tarafın boşanmayı isteyip istemediğini bilmiyoruz. Çekişmeli bir dava da olabilir. Önce malların vekaletini bir başkasına verin ardından karşı tarafa dilekçe gider ve onların da fikrini öğreniriz.''
''Sen çok yaşa avukat hanım, sağ olasın.''
Elini cebine atıp bir tomar para çıkardı, ''Ne kadar bizim borç.''
''Borcunuz yok Kadri bey, siz işlemlere başladığımı eski eniştenize bildirin onunla hesaplaşırız biz.''
''Olur mu öyle ayağıma kadar geldin buraya, bari taksi paranı vereyim.''
''Ben taksi kullanmıyorum.''
''Arabanız mı var ben görmedim?''
''Yok dolmuşa biniyorum ben.''
''Olur mu öyle ben bırakayım sizi evinize.''
''Sağ olun Kadri bey gerek yok, iyi akşamlar.''
Bir süre daha ısrar etse de zar zor kurtulmuştum elinden. Geldiğim çakıl taşlı yolu topuklu ayakkabılarımla arşınlarken dolmuş durağına hızla yürümeye devam ettim. Bileğimdeki saate baktığımda tam 2 saat Kadri beye laf anlatmış olduğumu anladım. Oysa o iki saatte Kenan'la baş başa olabilirdik.
Dolmuş durağına geldiğimde kendimi oturağa zor atmıştım. Esen rüzgar saçlarımı önüme getirirken bileğimdeki tokayla zapt ettim saçlarımı. Telefonumu çantamdan alıp açtım art arda gelen bildirimler heyecanlandırmıştı beni. Kenan mı merak etmişti acaba? Onun tarafından merak edilmeye bu aralar ihtiyacım vardı.
Telefon ekranına baktığımda hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü ondan değil, tüm bildirimler annemdendi. Sesli mesajlarını boş verip hemen aradım. İkinci çalışında açmıştı telefonu.
''Efendim anne?"
''Ne annesi senin gözün kör olmasın Gülfem, sen bizim eve haciz mi getirteceksin?''
Şaşkınlıkla sordum, ''Ne haczi anne, ne diyorsun?''
''Kredinin taksitini ödememişsin! Mesajlar yağıp duruyor!''
Bunu cidden unutmuş muydum? Lanet ederek kalktım oturduğum yerden, ''Anne ben özür dilerim, hemen hallediyorum.'' Neyle halledeceksin acaba sen? Özel hastane masrafını zor ödedin!
''Gerek yok, Kenan oğlum sağ olsun halletti.''
Duyduğum şeyle kan beynime sıçramıştı resmen. Bu benim en nefret ettiğim şeydi, Kenan'ın aile meselelerime karışmasından nefret ediyordum.
Evet o da benim ailem ama ilk günden ona bu konularda hassasım demiştim. Kenan'ın cüzdanında sadece 50 lira varken demiştim hem de. Şimdi limitsiz kredi kartlarına terfi etmesi mi değiştirecekti beni. Hayır ben buydum, değişmezdim de. Berbat bir huy olsa da Kenan benimle, beni bile bile evlenmişti.
Bunun için daha önce çok kavga etmiştik Kenan benim bu konudaki tavrımı çok iyi bilirken, üstelik önceden de deneyimlemişken neden yapmıştı bunu?
''Ne? Anne Kenan mı ödedi?''
''Tabii Kenan ödedi, haciz mi gelseydi Gülfem?''
''Sen haber verdin değil mi? Sen aradın öde diye."
''Sana ulaşamadım, ne yapsaydım Gülfem? Zengin damadım varken hacizlik mi olsaydım?''
Dolmuş gelmişti içeriye girenlerden sonra hemen ben de girdim, akbili basıp arkalara doğru adımlarken her yanım sinir doluydu.
''Anne sana kaç kere dedim bu meselelerden Kenan'a söz etmeyeceksin diye? Kaç kere söyledim haberi olmayacak diye?''
''Aaa bağırma bana kızım, haber vermesem altımızdaki sandalye gidiyordu Gülfem! Gidiyordu!''
''İlk ödenmemiş kredi de ihtar gönderirler, hemen gitmezdi kıymetli sandalyen.''
''İlk değil bu geçen ayda ödenmedi.''
Kaşlarımı çattım sinirle, ''Ne demek ödenmedi, sana geçen ayın kredisini nakit verdim ben anne.''
''Kız kardeşin arkadaşlarıyla geziye gidecek diye aldı o parayı benden, yerine koyarım diye laf etmedim ne bileyim koyamadım işte.''
''Anne ne tatilinden bahsediyorsun? Liseli bir kız 3000 lira tatil parasını ne yapacak?''
''Lükse alışmış kız kardeşin başımızı yakacak haberin olsun.''
''Akşam geliyorum size. Söyle Defne'ye sakın evden çıkmasın sakın!''
''Tamam tamam, hesap sormaya gelmen eksikti bir de.''
Bir umut direnerek, beni tatmin edecek bir cevap almayı isteyerek sordum.
''Kenan'ı para vermesi için zorladın mı anne?''
''Aaaa! Ne zorlayacağım kızım hemen göndermiş zaten, boğazına sarılacak halim yoktu ya.''
Annem daha önce de Kenan'dan para istemişti. Ben bile kocama maddi açıdan sınır koyarken o çok rahat bir şekilde para isteyebiliyordu. Ben buna dayanamıyordum, Kenan benim kocam diye onu sömürmesine asla dayanamıyordum. Annemin birçok huyundan nefret ediyordum. Babama yaşattıklarından da nefret ediyordum!
''Hemen mi gönderdi? Gülfem kızar falan demedi mi?'' Demiş ol sevgilim, lütfen demiş ol...
''Demedi Gülfem, demedi. Sen de bulmuşsun Kenan gibi bir adam daha ne istiyorsun anlamadım ki? Her şeyimize koşuyor sen istemiyorsun. Bir gün bu huyun yüzünden ortada kalacaksın.''
Dolmuş ani fren yaptığında fermuarını kapatmayı unuttuğum evrak çantamdaki dosyalar saçılmıştı otobüsün içine telefonumu omzuma kulağıma kıstırıp eteğime dikkat ederek eğildim ve toplamaya başladım. Bir yandan da sinirimle cebelleşiyordum.
''Kenan benim kocam, finansal kölem değil. Daha önce de seni uyardım anne. Kenan'dan para isteyemezsin, o iyi niyetiyle verse bile almayacaktın, bana söz vermiştin!''
Kenan keşke sen de önce beni arasaydın, keşke.
''Aynı babansın, yersiz gururundan bıktım Gülfem! Babanın gururu vardı da ne oldu? O senin kocan! Senin de, babanın da gururu batsın!''
Annem telefonumu yüzüme kapattığında dosyalarımı alıp yerden kalktım. Üzerime hissettiğim birkaç bakışı umursamadan ayakta durmaya ve sevgili kocamın ofisine gitmeye çalışıyordum.
Nihayet dolmuştan inip Kenan'ın ofisine adımlamaya başladım. Ofisinin ismi 'Respiro' idi. İtalyanca kökenli bir kelimeydi bu. Şimdi bunu boş verip hızlı adımlarla Kenan'ın lüks ofisine girdim.
''Merhaba Gülfem hanım.''
Bu sesi duymayı hiç istemezdim, başımı çevirdiğimde karşılaştığım kadını da hiç görmek istemezdim. Şaşkındım karşımda olduğu için.
''Merhaba Buket, projen bitmemiş miydi?''
''Bitti ama Kenan bey sağ olsun beni ana kadroya dahil etti.''
Yüzündeki gülümseme, mimik ve hareketleri içimdeki sinire bir tüp benzin daha dökmüştü.
''Hayırlı olsun.'' demekle yetindim.
Topuklu ayakkabılarımdan çıkan yüksek sesi önemsemeden sekreterin yanına adımladım. Üzerimdeki bakışlar da çok umurumda olmadı. Sekreterinin masasına koydum evrak çantamı bir hışımla.
''Gülfem hanım hoş geldiniz.''
''Hoş buldum, Kenan odasında mı?''
Şaşkınca bakıyordu yüzüme, ''Ha- hayır Kenan bey toplantıda.''
''Ne zaman çıkar?'' diye sordum sabırsızca.
Sekreterden cevap beklerden Buket girdi araya, her zamanki şımarık tavrıyla.
''Kenan bey için çok önemli bir toplantı, yeni ofis ile alakalı.''
Yeni ofisi ben bilmiyorum daha, sen ne biliyorsun acaba?
''Bilemiyorum vakit belli değil maalesef, bekleyin dilerseniz ne içersiniz.''
İçimdeki öfke o kadar fazlaydı ki bekleyemezdim, ''Bekleyemem.'' diyerek toplantı odasına adımladım.
''Gülfem hanım durun lütfen.'' diye sesleniyordu arkamdan. Şu an hiç durmak istemiyordum.
Toplantı odasının önüne geldiğimde kapıya her zamanki gibi alyansımla tıklayıp bir yanıt beklemeden açtım. Aynı anda üzerime çevrilen gözlerden yalnızca koyu mavi olanla ilgileniyordum. Büyük oval camdan oluşan toplantı masasına oturan kişilerden çektiğim gözlerimi sunum yapan kocama çevirdim. Her zamanki gibi üzerinde ona çok yakışan bir takım elbise vardı. Sunum yaparken gömleklerinin manşetlerini içeriye doğru katlardı, saçları dağılmıştı yorgun görünüyordu. Gözlükleri de ona bugün bir başka yakışıyordu.
Birkaç adım atarak yanıma geldi hemen gözündeki gözlükleri çıkardı, daha net görmüştüm koyu mavi gözlerini. Endişeyle bakıyordu mavi gözleri... ''Gülfem? İyi misin bir şey mi oldu?''
Onun sesinin aksine benim sesimde, safi öfke vardı. Dışarıya yansıyan bu öfkeme engel olamadım.
''Acil konuşmamız lâzım.''
Başını salladı usulca, toplantı masasında bulunan ve pür dikkat beni izleyen kişilere kısa bir bakış attı, ''Toplantı sona erdi.'' diyerek kolunu belime doladı ve beraberce çıktık toplantı odasından.
Kenan'ın odasına geldiğimizde kapıyı hızla kapattım ve karşısına dikildim. Şimdi bu koyu mavi gözlere dalmak zamanı değildi, öfkemi dışarı atma zamanıydı.